Batı Afrika'da neler oluyor?

Fransa’nın bölgedeki başarısızlığı, bölgesel ve uluslararası düzeyde rekabet eden güçlerin Kıta’ya uygun bir şekilde girmelerine zemin hazırlıyor gibi görünüyor.

Batı Afrika birçok bölgesel ve uluslararası değişikliklerden rahatsız (AFP)
Batı Afrika birçok bölgesel ve uluslararası değişikliklerden rahatsız (AFP)
TT

Batı Afrika'da neler oluyor?

Batı Afrika birçok bölgesel ve uluslararası değişikliklerden rahatsız (AFP)
Batı Afrika birçok bölgesel ve uluslararası değişikliklerden rahatsız (AFP)

Emani et-Tavil
Batı Afrika ya da diğer adıyla Sahel ülkeleri, bazıları uluslararası olaylarla yani uluslararası sistem düzeyindeki güç dengeleriyle ilişkili olmak üzere istikrarlarını ve güvenliklerini tehdit eden çeşitli düzeylerdeki bölgesel değişikliklere tanık oluyor.
Değişikliklerin yaşandığı bu bölgesel ortamın başta petrol ve madenler olmak üzere doğal kaynakların bolluğuna rağmen ekonomilerinin zayıflığının Batı Afrika ülkeleri arasında büyük ve kapsamlı bir ikilemi temsil ettiği söylemek yanlış olmaz. Belki de bu ikilemin, özellikle Batı ülkelerine ait uluslararası şirketlerin çıkarlarıyla bağlantılı seçkinler arasında sosyal adaletten yoksun politikaların bir sonucu olarak devlet kurumlarındaki kırılgan yapının ortaya çıkmasında da önemli bir faktör olduğu söylenebilir. Sahel ülkelerinin çoğunluğu yoksulluk, eğitimsizlik ve hastalık gibi sorunlarla boğuşuyor. Bu ortam da iki durumun ortaya çıkmasında başrol oynuyor. Bunlardan ilki, Mali'de iki askeri darbenin gerçekleşmesi ile bölgenin her geçen gün artan genç nüfusunun aşırılık yanlısı örgütlerin kucağına itilmesi. Yine bölge ülkelerinden Gine, Burkina Faso ve son olarak Gine-Bissau'daki başarısız askeri darbe girişimleri oldu. Tüm bu darbe girişimleri Batı Afrika’yı darbelerin merkezi haline getirirken siyasi istikrarsızlığı da körükledi.
Afrika’nın tüm taraflar için stratejik öneminin uluslararası kuruluşlardaki, özellikle Birleşmiş Milletler'deki (BM) oy ağırlığı da dahil olmak üzere bir çok meselede öneminin arttığı bir dönemde uluslararası toplum, Batı Afrika ülkeleriyle etkileşim konusunda yoğun bir rekabet içinde. Afrika ülkeleri, bir bütün olarak 193 uluslu BM üyeliğinin dörtte birinden fazlasını oluşturduğundan hassas meselelerin ele alınışında belirleyici bir rol üstleniyorlar. Burada Afrika’nın bu oy ağırlığının, örneğin Arap-İsrail çatışması sırasında İsrail'in ırkçı bir devlet olarak sınıflandırılması ve ardından 1979 yılında Camp David Anlaşması’nın imzalanmasından sonra Tel Aviv'in Afrika Kıtası’ndaki ülkelerle ilişkileri yeniden kurma becerisiyle bu sınıflandırmadan çıkarılmasında önemli bir rol oynadığın belirtmekte fayda var. 

Zenginlik ve yoksulluk dengeleri
Afrika şu an 300 milyon varil olarak tahmin edilen, küresel düzeyde petrol rezervlerinin yüzde 9'una ve yüzde 70'ini ürettiği altın rezervlerinin yüzde 40'ına sahip. Bu büyük doğal kaynaklar, uluslararası toplumda Afrika rekabeti için bir başka neden olarak ön plana çıkıyor.
Bu çerçevede küresel düzeyde yayınlanan ekonomik raporlara göre Kıta’nın birçok bölgesinde jeolojik araştırmalar modern tekniklerle yapılmadığından bu oranların daha fazla olması muhtemel. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı analiz haberine göre söz konusu raporlar, kristalin ve bileşimlerinde yüksek oranlarda çeşitli mineraller içeren kayalar olan metamorfik minerallerin (başkalaşım kayaçları) jeolojik bir bileşimini içerdiğini belirtilen Afrika Sahel bölgesiyle ilgili yapılan bilimsel araştırmalara dayanıyor. Buna göre Afrika, altyapı yatırım planlarını karşılamak için yıllık yaklaşık 100 milyar dolara sahip olması şartıyla, gelecekte dünya sanayisi için ana kaynak olacaktır. Aynı zamanda 2013-2063 Afrika Birliği Planı’nda Afrika Kıtası, umut verici bir gelişme elde etmek için hedeflenen on ana alandan biri.
Bu bağlamda Fransa’nın Batı Afrika yaklaşımları, büyük ülkelerin kaynak ve nüfuz arayışındaki stratejileri arasında gerginlik yaratırken, Batı Afrika bölgesindeki mevcut etkileşimler, istikrar ve büyüme arayışındaki Afrika’nın yerel hırslarını körüklüyor. Başta Fransa olmak üzere büyük ülkeler kendilerini terörle mücadele ve ülkelerin istikrarını korumak için Batı Afrika ülkelerinin destekleyicisi olarak sunuyorlar. Ancak Fransa’nın onlarca yıldır süregelen bu yaklaşımları başarısız olmuş gibi görünüyor.
Eski sömürgeciler, Kızıldeniz’de Cibuti'den başlayıp Atlantik Okyanusu'ndan Moritanya'ya kadar uzanan bir kuşakla Kıta’nın kuzeyindeki ülkelerle eski kolonileri olan Batı Afrika ülkeleri için daha fazla kırılganlık ve zayıflık üretti. Paris, bu doğrultuda iki mekanizma benimsedi. Bunlardan ilki Batı Afrika'daki bazı ülkelerle askeri ittifaklar kurarak doğrudan askeri müdahalede bulunmaktı. Fransa, ilk önce 2013 yılında Kırmızı Kelebek Operasyonu ve aynı yıl Mali'de Barkhane Operasyonu’nu başlatarak Orta Afrika'ya askeri olarak müdahil oldu. Ancak 2021 yılındaki saha başarısızlığının yanı sıra yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının genel olarak Batı ekonomileri üzerindeki olumsuz etkisinin ardından askeri faaliyetlerin maliyetleri baskı yarattı. Bu baskılar, bölgedeki silahlı örgütler tarafından esir alınan Fransa vatandaşlarının serbest bırakılması için terör örgütlerine fidye ödemeyi kabul etme noktasına geldi ve iki operasyonu da sona erdirmek zorunda kaldı.
Askeri ittifaklara gelince; G5 Sahel ülkeleri (Çad, Nijerya, Nijer, Burkina Faso, Moritanya ve Mali) ile kurulan ittifak, Körfez’in kısmi finansman desteği ile yaklaşık 5 bin silahlı unsurdan oluşan bir askeri güçle kurulmuştu.
Batı Afrika'daki yüksek düzeyde güvenlik tehditlerini göz önünde bulundurursak, Paris’in yaklaşımları doğrudan istikrar düzeyini yükseltmek açısından bir başarısızlıkla sonuçlandı.
Fransa’nın Batı Afrika'da başarısız olmasının üç nedeni olduğunu düşünüyorum. Birincisi, özellikle nüfusun büyük bir yüzdesinin Müslüman olduğu ülkelerde, bir yabancıya karşı direniş kavramlarının güçlenmesini ve desteklenmesini körükleyen doğrudan askeri müdahale seçeneğine gitmesiydi. Askeri müdahale, aşırılık yanlısı örgütleri harekete geçiren provakatif bir uyarı oldu ve askeri olarak bir araya gelme güdüsünü harekete geçirdi. Bu da bize Nijerya'dan başlayarak G5 Sahel ülkelerine yayılan Boko Haram gibi aşırılık yanlısı başlıca örgütlerin sahip olduğu üst düzey imkanları ve DEAŞ ve El Kaide'nin Batı Afrika ülkelerinde kendilerine yeniden yer bulmalarının nedenini açıklıyor.
İkinci neden ise, Batı Afrika ülkelerinden teröre karşı birlikte hareket ettiği müttefiklerine karşı samimiyetsiz olması ve bazı durumlardan kaçınmasıdır. Bu, G5 mekanizmasının insan faktörü açısından bir takım sınırlamalar getirmesinin yanı sıra, Batı Afrika ülkelerinin ordularından ayrı kuvvetler olacak şekilde tasarlanmasından kaynaklandı. Bu durum, Batı Afrika ülkelerinin ordularının terörizm karşısında finansman, silahlanma ve askeri-teknik yetenekler açısından zayıflamasına neden oldu. Belki de Fransa, terörizm karşısında Batı Afrika ülkelerinin ordularını gerçekten desteklemenin bu ülkeler için Fransa kaynaklı istenmeyen bir güç yaratabileceğinden ve bunun da devlet kurumlarının Fransa’nın o ülkenin doğal kaynaklarıyla ilgili arzularına karşı koyma yeteneği elde etmesini sağlamasından çekiniyordu.
Üçüncü nedene gelirsek; eski sömürgeciden, özellikle de eski sömürgecinin ülkelerinin zenginliklerini sömürme huyundan vazgeçmesi gerektiğini düşünen genç Afrikalı seçkinlerin yeni eğilimlerinde gözlemlenebilir. Bu belki de G5 Sahel ülkelerinin 2019 yılında, Afrika’nın zenginliğini sömürmek için bir mekanizma ve sömürgeci ülkelerin buradaki nüfuzunun devam etmesi için bir adres olarak kullanılan Fransız bankacılık sisteminden çekilmesini açıklıyordur.
Paris'in demokratik değerleri korumadaki güvenilirliği ise Mali'deki askeri darbeyi reddederken ve ona karşı baskı uygularken bir süre önce uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Çad'ın eski Cumhurbaşkanı İdris Debi'nin oğlu Muhammed İdris Debi İtno’nun Çad'da iktidarı ele geçirmek için uyguladığı anayasal darbeyi kabul etmesinden sonra ciddi şekilde şüpheye neden oldu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Afrika'da demokrasiyi desteklemek için bir fon kurma ya da sonuncusu Sivil Toplum Örgütleri Konferansı da olmak üzere Paris'in 2021 yazında Batı Afrika ülkelerinden gençlerle bir araya gelinen konferanslara ev sahipliği yapma gibi çabaları, Fransa’nın Batı Afrika'daki nüfuzunu sürdürmek için son çırpınışları olarak görülüyor.
Batı Afrika’da hakim bir güç olan Fransa ile bölge ülkeleri arasındaki etkileşim başarı getirmezken üstüne bir de terör örgütlerinin sayısında ve imkanlarında bir artışla sonuçlandığını gösteriyor. Bunun sonucunda çok sayıda insanın yaşamını yitirdiği veya zarar gördüğü terör eylemleri de arttı. Polislerin ve askerlerin hedef alındığı terör eylemlerinde artış oldu. Örneğin Mali’de Mart 2020’de gerçekleşen terör eyleminde 157 kişi öldü. Saldırının sorumluluğunu, Dana Ambassago adlı terör örgütü üstlendi.
Aynı yıl Kamerun’da gerçekleştirilen ve Boko Haram'ın üstlendiği saldırıda 101 kişi yaşamını yitirdi. Burkina Faso’da 2015 yılında yaşanan şiddet olaylarında artış yaşandı. Kasım 2021'de bir hafta içinde düzenlenen iki terör saldırısında 53 polis öldü. Geçtiğimiz ocak ayındaki askeri darbenin nedenlerinden biri olarak güvenlik güçlerinin verdiği kayıpların sayısının fazla olması gösterildi.

Uluslararası dengelerdeki değişiklikler
Fransa’nın bölgedeki başarısızlığı, bölgesel ve uluslararası düzeyde rekabet eden güçlerin Kıta’ya uygun bir şekilde girmelerine zemin hazırlıyor gibi görünüyor. Örneğin Batı Afrika ülkelerinin askeri yeteneklerine yönelik doğrudan güvenlik desteğinin olmaması, Rusya'nın Wagner şirketi ile Mali'ye girmesine katkıda bulundu. Oysa bu, Fransa’nın Batı Afrika'daki varlığının en önemli dayanak noktasıydı.
Türkiye’nin 2005'i “Afrika yılı” ilan etmesi, Ankara’nın bölgeye nüfuzu için uygun bir zemin hazırladı. Ayrıca Afrika Birliği (AfB), 2008 yılında Türkiye'yi stratejik ortak ilan etti. Aynı yıl 49 Afrika ülkesinin katılımıyla Türkiye ile Afrika arasındaki ilk iş birliği zirvesi İstanbul'da yapılırken, son ortaklık zirvesi de geçtiğimiz aralık ayında Batı Afrika ülkelerinin çoğunluğunun katılımıyla yine İstanbul'da gerçekleşti.
Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ile Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) arasındaki iş birliği anlaşması imzalandı. Ayrıca Doğu Afrika Topluluğu (EAC) ile de bir iş birliği anlaşması imzalanırken, 2008 yılında Ankara'nın Afrika Kalkınma Bankası (AfDB) ve Afrika Kalkınma Fonu'na (AfDB) üyelik başvuruları da onaylandı.
Bu yüzden Mali, Batı ülkelerinin genel olarak Batı Afrika ülkeleri üzerindeki nüfuzlarının simgesi ve lideri olarak görülen Fransa'nın geleneksel nüfuzuna karşı öncü bir devlet olabilir. Fransa’nın Bamako Büyükelçisi’nin geçtiğimiz ocak ayının sonlarında Mali'den sınır dışı edilmesinin ardından Afrika kamuoyunun söylemlerinin, gelecekteki güç dengesinin doğasına ilişkin birçok sembolik boyuta sahip olduğu da unutulmamalı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.