Savaş filmleri... Gerçeğin acısı, hayal gücünün ufkunu yener

Masumların trajik hikayeleri eserlerin hammaddesini oluşturuyor ve Ukrayna'daki çatışmaları konu alan ilk filmin sahibi Sean Penn

Jojo isimli bir çocuk maruz kaldığı kafa karıştırıcı bir durumun ardından Hitler hakkındaki düşüncelerini yeniden gözden geçirdi (Filmin resmi Instagram hesabı)
Jojo isimli bir çocuk maruz kaldığı kafa karıştırıcı bir durumun ardından Hitler hakkındaki düşüncelerini yeniden gözden geçirdi (Filmin resmi Instagram hesabı)
TT

Savaş filmleri... Gerçeğin acısı, hayal gücünün ufkunu yener

Jojo isimli bir çocuk maruz kaldığı kafa karıştırıcı bir durumun ardından Hitler hakkındaki düşüncelerini yeniden gözden geçirdi (Filmin resmi Instagram hesabı)
Jojo isimli bir çocuk maruz kaldığı kafa karıştırıcı bir durumun ardından Hitler hakkındaki düşüncelerini yeniden gözden geçirdi (Filmin resmi Instagram hesabı)

Hamide Ebu Humeyle
Avrupalılar, geleneksel anlamda savaşın bittiğini ve birçok tarihi savaşı belgeleyen uzun bir sanat eseri listesi üzerinden ekranda dramatik bir çerçeve içinde kullanılan bu görüntülerin takibinin kötü bir hafıza meselesi olarak kalacağını düşündüler. Esas olarak birinci ve ikinci dünya savaşlarına odaklanıldı. Böylece bütün bir nesil, esas olarak görüntü yönetmenleri tarafından yüksek profesyonellik ve dürüstlükle yapılan ‘savaşlara dönüş yok’ mesajı veren çekimlerle birçok duygu ve gözyaşıyla bağlantılı olaylar hakkında fikir sahibi olabildi.
Ancak politikacılar her zaman herkesi şaşırtırlar. Güvenli ve emin bir kıtanın korkunç sahnelerini tekrarlarlar. Fakat bir film şeridinde değil, sonuçları mülteciler, göçe zorlanmış insanlar ve Ukrayna'yı yakan Rus silahlarının ateşinden kaçanlar olan somut bir gerçeklik aracılığıyla...

Sean Penn, savaşın kalbinde
Tüm bunların ortasında, Amerikalı yıldız Sean Penn, üzerinde çalışmakta olduğu yeni belgesel filmi aracılığıyla, bu kez doğrudan ve mekânda çekim yapabilmek için Ukrayna'daki çatışma cephesine gitti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Sean Penn gerçeğe olabildiğince yaklaşmaya, hayal etmeye gerek duymadan mücadelenin kendisini yaşamaya ve tüm acımasızlığıyla kaydetmeye çalıştı. Savaş bugün psikolojik değil gerçek ekipman ve silahlarla gerçekleşiyor. Bridge of Spies, Thirteen Days, Miracle gibi önemli filmlerde belgelenen Soğuk Savaş gibi kapalı odaların duvarları arasında geçmiyor.
Rus ordusunun Ukrayna topraklarındaki savaşı canlı yayınlanıyor. Yakın gelecekte beklenen filmler daha trajik görünen insan hikayelerini anlatacak. Yeterli zaman ve mekan genişliği söz konusu değil. Çünkü görüntüleri haber ekranlarına aktaran kameraların lensleri tarafından nefes nefese bir takip söz konusu.
Sinematik savaş sahneleri, sosyal medyada var gücüyle yayılıp çok hızlı bir şekilde gerçek görüntüler yükleniyor. Öte yandan dünya sineması ikinci ve üçüncü dünya savaşları hakkında çoğu ödül alan eserler üretmeyi bırakmadı.

Savaş filmleri ödül kazandı
Bunlardan en öne çıkanı yakın dönemde Sam Mendes'in 2019 yılında gösterime giren ‘1917’ filmi olabilir. Olaylar İngiliz askerlerinin neredeyse imkansız görevi etrafında dönmektedir. Bu askerler, ülkelerinin kuzey Fransa'daki güçlerine, şiddetli bir savaş sırasında yakın bir Alman saldırısı konusunda uyarıda bulunmakla görevlendirildiler.
Alışılmadık bir çekim tarzına ve yüksek bir sanatsal seviyeye sahip olan bu film, üç dalda Oscar, yedi dalda BAFTA ve daha birçok ödül kazandı. Film ekibi, Birinci Dünya Savaşı'ndaki gibi zorlu savaşlarla ilgili olsa bile, şiirsel bir sanat eseri yapmak için zamana ve hayal gücüne sahipti.
2019 yılında gösterime giren Taika Waititi'nin yönettiği, Scarlett Johansson imzalı ‘Jojo Rabbit’ filmi de olumlu eleştiriler ve ödüller aldı. Filmin hikayesi, Nazi fikirlerini benimseyen bir çocuk olan Jojo'ya eşlik eden kurgusal ‘Hitler’ etrafında dönüyor. İkinci Dünya Savaşı savaşları sırasında annesinin evde bir Yahudi kızı saklamasına şaşıran Jojo, Hitler'in onu vatansever olmamakla suçladığını hayal ettiğinde kafası karışmış görünür ve masum çocuk düşüncelerini gözden geçirir.
Savaş sayfası kapanalı onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen savaş filmlerinde bile her zaman hayal gücüne yer vardır. Fakat Ukrayna-Rusya davasındaki anlık durum takipleri, tüm hayal ufkunu kapattı.
Asker akrabalarıyla vedalaşan Ukraynalı kadınlar, Steven Spielberg tarafından yönetilen Oscar, Altın Küre ve BAFTA ödüllü ‘Er Ryan'ı Kurtarmak’ (Saving Private Ryan) filmindeki genç James Francis Ryan'ın annesine daha çok benziyor. Filmde Yüzbaşı John H. Miller’e (Tom Hanks) çok önemli bir görev verilir. Söz konusu görev, savaşta üç kardeşini kaybeden annesine geri dönebilmesi için Er Ryan’ı (Matt Damon) kurtarmaktır.
İzleyici, İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden önce, kuzey Fransa'da Almanlara karşı yürütülen Normandiya savaşını, kanlı savaşların şiddetinin hakim olduğu kliplerle, duygularla dolu insani bir bakış açısıyla izliyor. Kendilerini zorunlu bir çatışmanın içinde bulan askerlerin fedakarlıkları, hayatta kalma umutları her an tükenirken, sıralarını bekleyerek arkadaşlarının cesetlerinin yanlarına düştüğünü izlemelerine neden olur.

Zor anlar ve insan onuru
Tom Hanks, iki yıl önce ‘Greyhound’ filminde Komutan Ernest Krause rolünü oynamıştı. 1942 yılında U-boat isimli bir denizaltıda konuşlanmış Alman askerlerine karşı Müttefik gemileriyle deniz çatışmalarına girer. Filmin senarist ve yapımcılığını Tom Hanks üstleniyor. Denizaltının hikayesine gelince, 1981'de gösterilen ‘Das Boot - The Boat’ da dahil olmak üzere sinema eserlerinde defalarca sunuldu.
Steven Spielberg, trajedilerin insani yönlerine dikkat çekmeyi tercih ettiğini birçok çalışmasıyla kanıtlamıştır. Başrolünü Liam Neeson'ın oynadığı 1993 yapımı ‘Schindler’s List’ filminde görüldüğü gibi, savaşın çirkin yüzüne rağmen insan onuruna ışık tutmaya çalışır. Alman iş adamı Oskar Schindler’in tüm gücüyle Polonya Yahudilerini Hitler'in baskısından ve işkence kamplarından kurtarmaya çalıştığı filmde, tüm servetini buna adar. Gerçek olaylara dayanan film yedi dalda Oscar ödülü kazandı.
Savaş filmleri, Müttefiklerin Alman ordusundan kaçmak için Fransız kıyılarından 30 bin askerin tahliyesinin öyküsünü anlatan ‘Dunkirk’te diyalogdan çok görüntü ve jestleri ön plana çıkaran Christopher Nolan da dahil olmak üzere dünyanın önde gelen yönetmenlerinin favori türlerinden biridir. Kahramanlar, kendilerini ve arkadaşlarını kurtarmak için defalarca denemeler yaptıktan sonra zor zamanlar geçirirler. Sadece gözleriyle mücadele ederler ve etraflarında ceset birikmesinden dolayı umutsuzluk ruhlarını ele geçirir.
Gerçek şu ki, birinci ve ikinci dünya savaşlarında insanlığın yaşadığı o zor dönemi anlatan, dünyanın dört bir yanında gösterilen filmlerden her birinin farklı bir bakış açısı vardı. Bazıları Müttefik kampına övgüde bulunurken, diğerleri Alman bakış açısını haklı çıkarıyor. Tıpkı ülkelerin haber platformlarının içinde bulundukları her kampı anlatmak için yarıştığı gibi.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.