İsrail’den gelen Dürzi yardımı Suriye’de protesto edildi

Golan ve Suveyda’da ‘Dürzi yardımına’ karşı gösteriler

Golan Tepeleri bölgesinin Suriye kesiminde yer alan Kuneytra kentinde İsrail üzerinden yardım girişine karşı gösterilerden (Sosyal medya)
Golan Tepeleri bölgesinin Suriye kesiminde yer alan Kuneytra kentinde İsrail üzerinden yardım girişine karşı gösterilerden (Sosyal medya)
TT

İsrail’den gelen Dürzi yardımı Suriye’de protesto edildi

Golan Tepeleri bölgesinin Suriye kesiminde yer alan Kuneytra kentinde İsrail üzerinden yardım girişine karşı gösterilerden (Sosyal medya)
Golan Tepeleri bölgesinin Suriye kesiminde yer alan Kuneytra kentinde İsrail üzerinden yardım girişine karşı gösterilerden (Sosyal medya)

Cebel eş-Şeyh, Kuneytra ve Şam kırsalında yaşayan Sünni Araplar bölgedeki Dürzi azınlık ve Esed rejimiyle koordineli olarak İsrail işgali altındaki Golan tepeleri sınırında protesto gösterisi düzenledi. İsrail’dek, Dürzi azınlık mensupları tarafından Suveyda’daki Cebel el-Arab bölgelerine gönderilen insani yardımı kabul etmediklerini belirten göstericiler, “çocuklarımızı katleden işgale ve teröre desteğe hayır” sloganları attılar.
Esed rejimine bağlı medya organları, Kuneytra, Cebel eş-Şeyh, Şam kırsalı ve Suveyda halkının İsrail’in Kuneytra'da, “insani yardım adı altında sınırı açmayı ve yardımları geçirmeyi reddetmek” için toplandığını bildirdi. Haberlerde, göstericilerin, İsrail'in yıllardır işgal altındaki Golan halkına, ailevi ve insani ziyaretlerin yanı sıra geçiş kapılarını dahi kapattığı bir dönemde, insani yardım kisvesi altında örtülü İsrail normalleşmesinin herhangi bir şekilde kabul edilmesini engelledikleri vurgulandı.
Suriye medyası, yetkililerin, İsrailli Dürzilere Kuneytra geçişinden gıda tedarik etmeyi kabul etmediklerini ve İsrail gıda maddelerini almayı reddettiklerini bildirdi. Şeyh Ali Muaddi başkanlığındaki İsrail Dürzi İletişim Komitesi, bir süre önce Golan’ın Suriye kesiminde yer alan Cebel el-Arab’daki Dürziler için malzeme toplandığını duyurdu. Açıklamada, insani yardımın, 28 Şubat’ta Kuneytra geçiş kapısından Suriye topraklarına nakledileceğini, ancak Şam rejiminin bu malzemeleri almayı reddettiğini açıkladı.
Şam rejimine muhalif Suriyeli Dürziler ise bu yardımların siyasi bir niteliğe sahip olmadığını, Golan ve Filistin Dürziler tarafından yönetildiğini söyleyerek, Suveyda’daki dullar ve yetimler için yiyecek ve kışlık acil durum ekipmanlarının yanı sıra çocukların ihtiyaçlarını içerdiğini bildirdi. Açıklamada, bağış toplama kampanyası liderlerinin Dürziler ve Suriye ile İletişim Komitesi'nden aktivistlerin olduğunu belirtilerek, Suriye makamlarıyla temas halinde oldukları kaydedildi. İsrail'deki Dürzi cemaatinin ruhani lideri Şeyh Muvaffak Tarif, Rusya'ya yaptığı son ziyarette Rus yetkililerden, Suriye yetkililerinin Kuneytra kapısı üzerinden yardım girişini kabul etmeleri için bir çözüm bulmasını talep etmişti.
Suveyda’daki bir sivil toplum aktivisti, İsrail’deki Dürzi Komitesiyle irtibata geçildiğini ve bağış kampanyasının Suriye’deki iç yansımaları hakkında bilgilendirildiğini belirterek, bu yardımın insani nitelikte de olsa aynı dinin insanlarına yönelik olduğunu söyledi. Aktivist ayrıca, Suveyda’nın Suriye’nin bir parçası olduğuna dikkati çekerek, son gösterilerde bağış toplanmasının talep edilmediğini veya gösterilerin açlık sebebiyle düzenlenmediğine dikkati çekerek, daha çok düzgün bir yaşam ve Suriye halkının meşru talepleri için düzenlendiğine atıfta bulundu.
Bugün Dürziler 17.5 milyonluk Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 3'ünü 6,5 milyonluk Lübnan nüfusunun yüzde 6’sını  oluşturuyor. 9 milyonluk İsrail nüfusunun ise yüzde 2’sini oluşturuyorlar.
Dürziler'in büyük çoğunluğu başkent Şam'ın güneyindeki Suveyda vilayetine bağlı sarp bir alan olan Cebel ed-Dürzi'de yaşıyor.
İsrail'de binlerce Dürzi, yaşadıkları köylerde gerçekleştirdikleri protestolarda hükümeti ve uluslararası topluma, Suriye'deki kardeşlerine yardımcı olma çağrısında bulundu.
Birçoğu yüksek mevkilerde olmak üzere yüzlerce Dürzi'nin görev yaptığı İsrail ordusunun Genelkurmay Başkanı, Suriye'nin Golan Tepeleri'nde, bir katliamı önlemek için gerekirse harekete geçeceklerini söyledi. İsrail'deki Dürziler Suriye'deki toplumlarının tehdit altında olduğunu söylüyor.
Esed karşıtı olan Lübnanlı Dürzi lider Velid Canbolat, Suriyeli Dürziler'i muhalifleri desteklemeye çağırdı ve gerçek tehdidin rejimden geldiğini söyledi. Esed'e yanlısı Lübnanlı Dürzi siyasetçi Viam Vahhab ise Canbolat'la tamamen ters görüş bildirdi.



Likud Partisi’nde sorulması yasak o soru gündeme geldi: Netanyahu'nun yerini kim alacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
TT

Likud Partisi’nde sorulması yasak o soru gündeme geldi: Netanyahu'nun yerini kim alacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)

On yıllardır ilk kez, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun liderliğini yaptığı Likud Partisi içinde sağlık durumu, süregelen davalarla bağlantılı hukuki durumu ve son anketlerde düşen popülaritesine yönelik eleştirilerin yükseldiği bir ortamda onun ne zaman çekileceğine ilişkin gayri resmi tartışmalar başladı.

Netanyahu (77), İsrail tarihinin en uzun süre başbakanlık görevini üstlenen ismi. 1996'dan bu yana toplamda yaklaşık 10 yıllık kesinti dönemleriyle ülkeyi yöneten Netanyahu, bu aralarda çoğunlukla bakan ya da muhalefet sıralarında yer aldı.

İsrail merkezli haber sitesi Walla'ya göre "Netanyahu'nun yerini kim alacak?" sorusu geçtiğimiz yıla kadar destekçileri arasında neredeyse tabu niteliği taşıyordu. Hatta müstehcen ve yasak bir soruydu. Onun ayrılması ihtimalini düşünmek bile aralarında panik yaratıyordu. Bu soru henüz Likud Partisi toplantılarında resmi olarak gündeme gelmese de ardı ardına yaşanan gelişmeler son zamanlarda kapalı kapılar ardındaki tartışmalarda bu sorunun sorulmaya başlandığına işaret ediyor.

Netanyahu, önümüzdeki eylül-ekim aylarında yapılması planlanan parlamento seçimlerine yeniden aday olmayı ve hükümet kurabilecek bir çoğunluk ya da koalisyon elde etmek için yarışmayı planlıyor.

Emeklilik ivme kazanıyor

Walla'ya göre bakanlar, Knesset üyeleri, şube başkanları ve önde gelen aktivistler Netanyahu'nun siyasetten çekilmesi, kimin onun yerini alacağı ve bunun ne zaman gerçekleşeceği konularını aralarında tartışıyor.

İsrail’in önde gelen yorumcularından Barak Seri, Netanyahu'nun on yıllardır siyasi sisteme hükmetmesinin ardından emeklilik tartışmalarının ivme kazandığını belirtti.

Seri'ye göre gerekçeler birikmeye devam ediyor. Bunların başında Netanyahu'nun sağlık durumu geliyor. Kalp pili taşıyan, kanser tedavisi gören ve hastaneye sık sık başvuran Netanyahu'nun bu durumu, diğer her şeyden fazla onu zorlayan ve istikrarını sarsan mahkeme süreciyle birleşiyor. Son kamuoyu yoklamalarındaki gerileme de tabloya ekleniyor.

Seri, değerlendirmesinde, “Tüm siyasi sistemde şöyle bir inanç hâkim: Eğer kendi ve Likud Partisi’nin, özellikle de Netanyahu bloğunun popülaritesi artmazsa, bir sabah Netanyahu'nun suçunu kabul eden bir anlaşma imzalayarak siyasetten çekildiği haberini alabiliriz” tespitinde bulundu.

vfbgtynhjy
Netanyahu, kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkeme karşısına çıkarken (Reuters)

İsrail'deki son kamuoyu yoklamaları, Likud Partisi’nin ve Netanyahu'nun birlikte gerilediğini ve bloğunun hükümet kuramayacağını ortaya koydu. Netanyahu ise mahkemede olduğu iki günde de savcılığa sert çıkarak “Bana tuzak kurdular ve düştüm” dedi.

Seri, şöyle yazdı:

“Netanyahu, şu an seçimlere gitmesinin kendisi açısından büyük risk taşıdığını biliyor. Eğer şimdi bir uzlaşma anlaşması talep ederse, özellikle siyasetten çekilmeyi de içermesi halinde, iyi bir anlaşma yapma şansı yüksek olabilir. Ancak seçimlere girip kaybederse yargı mercilerinin ona iyi bir anlaşma sunma güdüsü büyük ölçüde azalır. Çünkü o zaman yalnızca muhalefette bir Knesset üyesine dönüşür ve savcılık ile hükümetin hukuk danışmanı üzerinde herhangi bir baskı aracı kalmaz."

Likud Partisi’nde gerilim

Walla, Likud Partisi’nin gergin bir ortamda olduğunu aktardı. Parti mensupları Netanyahu'nun gerçekte nereye gittiğini bilmiyor. Zira ona bağımlılar ve siyasi kaderleri onun elinde. ‘Netanyahu istifa ederse Likud Partisi seçimlerde saf dışı kalabilir ve çoğu üye evine geri dönmek zorunda kalır, öte yandan seçimlere girerse parti içi ön seçim yapılır’ düşüncesi ise ikileme yol açıyor. Netanyahu, Knesset'te garantili sandalye kazanabilmeleri için Likud listesinde yalnızca 10 aday istiyor. Bu da mevcut Knesset üyeleri ve bakanların büyük bölümünün de evine döneceği anlamına geliyor. Ön seçim meselesi partide ciddi bir iç krize yol açıyor.

cdvfghy
2022 yılında Kudüs’teki bir pazarda Likud Partisi destekçilerinin düzenlediği seçim yürüyüşünden bir kare (AFP)

İsrail gazetesi Yediot Ahronot, ön seçim meselesinin partiyi sarstığını ve Netanyahu'nun bu konuda karar almaya hazırlanmak için istişareler yürüttüğünü yazdı. Netanyahu, Likud yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde ‘ya adayları seçecek bir komite istiyorum (ön seçim olmaksızın) ya da ön seçim ama kendisinin belirleyeceği garantili sandalyeler şartıyla’ dediği aktarıldı.

Gazeteye göre Netanyahu'nun bu hafta konu hakkında karar alması bekleniyor. Netanyahu, yetkililere "Ya düzenleyici komite ya da garantili sandalyeler" dedi.

Likud Partisi içindeki değerlendirmeler, Netanyahu'nun hem listeyi tek başına oluşturmak hem de dahili seçimlere harcanacak milyonlarca şekeli parti kasasında tutmak amacıyla ön seçimleri iptal etme yönünde baskı uyguladığına işaret ediyor. Netanyahu kapalı kapılar ardındaki görüşmelerde ‘zorlama değil uzlaşıya dayalı bir karar alma sürecini’ hedeflediğini öne sürerek alınacak kararın Likud'un üst düzey yetkilileriyle iş birliği içinde şekilleneceğini vurguladı.

sfrgt
Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu, eşi Sara ile birlikte 2022 seçimleri sırasında Kudüs’teki seçim kampanyası merkezinde destekçilerine hitap ederken (AFP)

Gazete, bu meselenin Likud'u sarstığını yazdı. Partinin deneyimli hukuk danışmanı Avukat Avi Halevi, Netanyahu'nun onayını almaksızın ön seçim konusunda Likud'a hukuki temsil sağladığı gerekçesiyle Netanyahu'nun yönelttiği eleştirilerin ardından görevinden istifa etti. Partinin iç denetçisi Avukat Şay Galili ise Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme girişiminin yasadışı olduğunu belirten bir rapor yayımladı. Yediot Ahronot, “Bu süreçte parti içinde ön seçim yanlıları ve karşıtları arasında bir cephe oluşmakta; nüfuzlu ve etkili bir isim olarak bilinen Knesset üyesi David Bitan, Netanyahu aleyhine 'Likud mahkemesine' dilekçe sundu” diye yazdı.

Oyunun kuralları oyun sürerken değişmez

Bitan, Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme girişiminin anayasal bir ihlal olduğunu söyledi ve "Oyunun kuralları oyun sürerken değiştirilemez" dedi.

Bitan, Yediot Ahronot’a verdiği röportajda "Ön seçim olmaksızın Likud silinip gidecek" diye konuştu ve şu argümanı öne sürdü: Netanyahu'yu Likud liderliğine taşıyan ön seçimler olmasaydı, o da zaten Likud'a giremezdi” şeklinde konuştu.

fdvfdb
İsrail parlamentosu Knesset’te düzenlenen oturumdan bir kare (Knesset internet sitesi)

Netanyahu'nun Likud listesinde kişisel garantili sandalyeler elde etme seçeneği hakkında Bitan, “Garantili sandalyeler olmasında herhangi bir sorun yok, asıl soru bunların kaç tane olacağı ve hangi sıralarda yer alacağı” ifadelerini kullandı.

Netanyahu'nun tutumu henüz resmi olarak netlik kazanmasa da İsrail resmi kanalı KAN, dün ilerleyen saatlerde Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme planından vazgeçtiğini bildirdi. Buna göre Netanyahu, bu adımın listede kendisine 8 ile 10 arasında garantili sandalye sağlayacağını ümit ediyor. Ancak Bitan henüz bu talebi kabul etmedi.

Meselenin perşembe günü netlik kazanması bekleniyor. O gün Likud'un anayasa komisyonu, temmuz sonuna kadar yapılması planlanan önümüzdeki ön seçimleri görüşmek üzere toplanacak. Hükümet koalisyonu liderleri ise salı günü Knesset'in feshedilmesi tarihini görüşmek üzere bir araya gelecek. İsrail televizyonu Kanal 12, seçimlerin 20 Ekim 2026'da yapılmasının beklendiğini aktardı.


İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)

İsrail ordusunun kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındığı stratejik vizyon ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yalnızca savaşı değil hükümetinin tüm icraatlarını şekillendiren "kontrollü kaos" siyaseti, İsrail'in giderek Lübnan bataklığına saplandığı ve adeta "Rus ruleti" oynadığı yönünde bir algı oluşturuyor. Bu oyunda oyuncu, silahı her ateşlediğinde ölümle karşı karşıya kalabileceğini bilerek tetiği çekiyor.

Çıkmaza sürüklenen ordu

İbranice yayın yapan medya kuruluşlarının, ordu komutanlığına yakınlığıyla bilinen askeri muhabirleri, hükümetin İsrail ordusunu hem İran tuzağına hem de Lübnan bataklığına sürüklediği konusunda görüş birliği içinde.

Analistlere göre Lübnan konusunda açık hedeflere sahip siyasi bir planın bulunmaması, orduyu son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor.

scthy
İki İsrailli kadın, pazar günü Hayfa'da düzenlenen cenaze töreninde Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askeri için gözyaşı döküyor. (AP)

İsrail ordusu bugün Güney Lübnan'da yaklaşık 600 kilometrekarelik bir alanı kontrol ediyor. Bölgede 60 yerleşim yeri ile gelişmiş teknolojiye sahip geniş bir tünel ağı bulunuyor. Bu tünellerde gıda depoları, silah stokları, sağlık merkezleri, çok sayıda çıkış noktası ve patlayıcı düzeneklerle hazırlanmış pusu alanları yer alıyor.

Gerilla savaşına geçen Hizbullah ise silahlı hücreler aracılığıyla İsrail askerlerine fırsat buldukça keskin nişancı saldırıları düzenliyor.

İsrail ordusu her saldırıya sert karşılık vererek hem bu hücreleri hem de faaliyet gösterdikleri çevreyi hedef alıyor. İsrailli her asker kaybına karşılık 20 ila 30 Lübnanlının öldürüldüğü belirtilse de, Mart ayından bu yana 36 İsrail asker ve subayının hayatını kaybetmesi İsrail kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratıyor.

Ölen askerlerin aileleri arasında, Birinci Lübnan Savaşı dönemini hatırlatan "Daha ne kadar?", "Neden buradayız?", "Çocuklarımız ne uğruna ölüyor?" soruları yeniden dillendirilmeye başlandı.

Bu toplumsal tepki nedeniyle Netanyahu ve hükümet üyelerinin cenaze törenlerine katılmaktan kaçındıkları ifade ediliyor.

Ordunun sesi duyulmuyor

Haaretz gazetesinin askeri yazarı Amos Harel, pazar günü yayımlanan analizinde son olayları değerlendirdi.

Harel, son çatışmalarda Zırhlı Birlikler 52'nci Tabur Komutanı Yarbay Dor Ben Samhon ile tank mürettebatından üç askerin Tebnit köyü yakınlarında, Ali Tahir tepeleri ile Litani Nehri'nin kuzeyinde hayatını kaybettiğini yazdı.

İsrail ordusunun ateşkesten önce Hizbullah'ın yer altındaki komuta merkezi ve füze tesislerini ele geçirmek amacıyla bölgeye girdiğini belirten Harel, ilerleyişin yavaş olduğunu ve ciddi kayıplar verildiğini aktardı.

xcvfbthy
İsrailliler, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze törenine katılıyor. (AFP)

Ordu söz konusu yer altı tesisini Hizbullah'ın stratejik merkezlerinden biri olarak tanımlarken, ABD'li arabulucunun girişimleriyle savaşın son aşamasına yaklaşılmış olsa bile buranın mutlaka hedef alınması gerektiğini savundu.

Harel'e göre bu tablo, İsrail ordusunun bölgede kalmaya devam etmesini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Mart ayında bölgeye girilmesinin zaten tartışmalı olduğunu hatırlatan Harel, fiber optik kablolu insansız hava araçlarına karşı etkili bir çözüm bulunmaması ve ağır ateş gücünün kullanımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle askerleri korumanın son derece zorlaştığını, bunun da ağır can kayıplarına yol açtığını belirtti.

Harel ayrıca bu konuların güvenlik kabinesinde tartışılmadığını ve kamuoyuna da yansıtılmadığını ifade etti.

Genelkurmay'da birçok üst düzey komutanın mevcut savaşın artık hiçbir stratejik amaca hizmet etmediğinin farkında olduğunu yazan Harel, ordunun fiilen ön karakollar kurmak ve Litani Nehri'nin güneyindeki Lübnan köylerini geniş çapta, zaman zaman vahşet boyutuna ulaşan yöntemlerle yıkmakla meşgul olduğunu savundu.

Buna rağmen ordunun siyasi yönetime verdiği mesajın, "Siz emredin, biz uygulayalım" anlayışıyla sınırlı kaldığını; hedefler ve bunlara ulaşma yöntemleri konusunda derinlikli bir tartışma yürütülmediğini dile getirdi.

Bakanlardan tepki

Öte yandan hükümet üyelerinin sert açıklamaları sürüyor.

Bir bakan, öldürülen her İsrail askeri karşılığında bin Lübnanlının öldürülmesi çağrısında bulundu.

Bir başka bakan, Yarbay Ben Samhon'un ölümü nedeniyle üzüntüsünü dile getirirken adını yanlış yazdı.

Üçüncü bir bakan ise hayatını kaybeden kişinin aslında zırhlı birliklerden olmasına rağmen "Golani Tugayı'ndan bir yarbay" için taziye mesajı yayımladı.

frbgfrtb
Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze töreni. (Reuters)

Bazı bakanlar televizyon programlarında, asker cenazelerine kendilerinin değil "kızıl saçlı adamın" (Donald Trump) katılması gerektiğini savundu.

Ancak gerçekte hükümetten hiçbir temsilci tabur komutanının cenazesine katılmazken, eski Başbakan Naftali Bennett törene iştirak etti.

Tebnit ve Mecdel Zun

Maariv gazetesinin askeri yazarı Avi Aşkenazi ise Hizbullah'ın en önemli yer altı merkezlerinden birinin Nebatiye'ye yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Tebnit köyünün altında bulunduğunu yazdı.

İsrail ordusunun yalnızca Tebnit'te değil, batı cephesindeki Mecdel Zun bölgesinde de faaliyet yürüttüğünü belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın burada İsrail'in tamamını tehdit edebilecek stratejik silah sistemlerini barındıran geniş yer altı tesisleri kurduğunu ifade etti.

Bu nedenle İsrail kara birliklerinin söz konusu altyapıyı ele geçirmesinin büyük önem taşıdığını belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın da İsrail ordusunun ilerleyişini durdurmak için yoğun çaba gösterdiğini, İran'ın ise Lübnan dosyasını doğrudan üstlenerek ABD üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ileri sürdü.

"İsrail siyasi olarak hata yapıyor"

Aşkenazi, İsrail'in Lübnan konusunda net bir siyasi vizyon ortaya koymamasını da eleştirdi.

İsrail'in yalnızca toprak ele geçirmek ve ileri karakollar kurmaktan söz ettiğini belirten Aşkenazi, bunun kuzey bölgelerine güvenlik sağlamayacağını savundu.

İsrail ordusunun Lübnan topraklarında bulunmasının, Hizbullah'a karşı ülkenin tamamında serbest hareket etme kabiliyetini kısıtladığını ve askerleri adeta hedef tahtasına dönüştürdüğünü ifade etti.

Aşkenazi'ye göre Netanyahu, aşırı sağ koalisyon ortaklarını kaybetmemek için Lübnan ile üst düzey barış müzakerelerine başlamaktan kaçınıyor.

"İsrail artık bir papağana dönüştü. Bölgeye hiçbir siyasi ufuk sunmuyor. Hükümet içindeki bazı çevrelerin tek sloganı 'Haydi kaosa' oldu. Yargıda, yollarda, emniyette, eğitimde ve ekonomide her yerde düzensizlik hâkim" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail iki kez kaybedebilir"

Yedioth Ahronoth gazetesinin güvenlik editörü Ronen Bergman ise Donald Trump'ın, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri faaliyetlerinin İran ile imzaladığı anlaşmayı tehlikeye attığı kanaatine varması halinde, Tahran'a yeni tavizler verebileceği uyarısında bulundu.

Bergman'a göre bu durumda İsrail hem Lübnan'da ağır kayıplar vermeye devam edecek hem de İran karşısında daha kötü bir anlaşmayla karşılaşabilecek.

Operasyonel sorunların yeni olmadığını belirten Bergman, İsrail'in geçmişteki "güvenlik kuşağı" deneyiminin tekrarına sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.

Yazara göre ordu iki seçenekten birini tercih ediyor: Ya Lübnan'ın tamamında hiçbir kısıtlama olmaksızın kapsamlı bir askeri operasyon yürütmek ya da sınır boyunca dar bir güvenlik kuşağına çekilmek.

Sağ kesimden de eleştiri

Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesinde de benzer eleştiriler yer aldı.

Sağ görüşlü akademisyen Prof. Eyal Zisser, İsrail'in aylardır Lübnan'da dilediği gibi hareket ettiği izlenimi oluştuğunu ancak ülkenin giderek 7 Ekim öncesindeki duruma geri döndüğünü yazdı.

Zisser, Hizbullah'ın ağır darbe almasına rağmen ayakta kaldığını, ateşkes sayesinde yeniden güç toplayıp füze stoklarını yenileyebileceğini belirtti.

İran'ın baskısıyla İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik kuşağından çekilmesi halinde Hizbullah militanlarının yeniden sınır hattına geleceğini savunan Zisser, "Neyin yanlış gittiğini anlamak kadar geleceğe bakıp gerekli dersleri çıkarmak da önemlidir. Sonuçta her askeri operasyonun siyasi kazanıma dönüştürülebilecek bir çıkış stratejisi olmak zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.


Trump, İsrail'in İran'a yönelik büyük ölçekli saldırısını, gerçekleştirilmesine bir saat kala engelledi

Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
TT

Trump, İsrail'in İran'a yönelik büyük ölçekli saldırısını, gerçekleştirilmesine bir saat kala engelledi

Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile varılan anlaşmayı yönetme biçimine yönelik İsrail'deki tepki, son dönemin en yüksek seviyesine ulaştı. İsrail basınında yer alan haberlere göre Washington, Tel Aviv'in İran ile imzalanacak mutabakat zaptını inceleme talebini reddederken, askerî kaynaklardan sızan bilgiler Trump'ın son anda İsrail'in İran'a yönelik kapsamlı bir saldırısını engellediğini ortaya koydu.

Başbakan Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray ile gerilimin daha da artmasını önlemek amacıyla Trump'ı kamuoyu önünde eleştirmekten kaçınsa da kendisine yakın bakanların açıklamaları ile İsrail medyasındaki yorumlar, siyasi ve güvenlik çevrelerinde artan rahatsızlığa işaret ediyor. İsrailli yetkililer arasında, Netanyahu'nun Trump'a neredeyse tamamen dayanan stratejisinin siyasi ve stratejik açıdan ters tepmeye başladığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Şarku’l Avsat’ın İsrail'in Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre Tel Aviv yönetimi, ABD'den İran ile yapılan mutabakat zaptının içeriğini görmek istedi, ancak Washington bu talebi geri çevirdi. İsrail medyası, ABD ile İran arasındaki müzakere sürecinde İsrail'in dışarıda bırakıldığını ve bunun ülkede "büyük hayal kırıklığı" yarattığını bildirdi.

Öte yandan İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Omer Tişler, personeline gönderdiği mesajda, 8'inde İran'a yönelik geniş çaplı bir saldırının planlandığını ancak operasyona bir saatten az süre kala Trump'ın doğrudan müdahalesiyle iptal edildiğini açıkladı.

Tişler mesajında, "Bütün hava kuvvetleri geniş kapsamlı bir bombardıman görevi için havalanmaya hazırdı. İran'ın merkezinde yüzlerce hedef belirlenmişti. Filolara görev detaylarını anlattığımız sırada, kalkıştan yalnızca bir saat önce operasyon durduruldu" ifadelerini kullandı.

The Times of Israel gazetesi de Netanyahu'nun, savaş uçakları kalkış hazırlığında iken Trump'ın İran ile gerilimin artırılmaması yönündeki talimatı üzerine saldırıyı iptal ettiğini yazdı.

İsrailli bazı bakanlar da İran anlaşması nedeniyle Trump'a doğrudan ve dolaylı eleştiriler yöneltti. İsrail Miras Bakanı Amihay Eliyahu, anlaşmadan memnun olmadığını belirterek, "Umarım Trump bizi şaşırtır ve son sözünü gerçekten söylememiştir" dedi. Eliyahu, Trump'a "görevi tamamlaması" ve "tarihin doğru tarafında yer alması" çağrısında bulundu.

Eliyahu ayrıca, "Litani Nehri'ne kadar ilerlemeli ve oradaki her şeyi yerle bir etmeliyiz" ifadelerini kullandı.

Çevre Koruma Bakanı İdit Silman ise İsrail'in Trump ile İran arasındaki anlaşmanın tarafı olmadığını vurgulayarak, Tel Aviv'in "İsrail devleti için doğru olanı yapacağını" söyledi.

Trump'ın Netanyahu üzerindeki baskısına ilişkin soruya Silman, "Arayabilir ve istediğini söyleyebilir" yanıtını verdi. Netanyahu'nun bu baskılara direnmesinden gurur duyduğunu da ifade etti.

İsrail'in fiilen ABD'nin İran'la vardığı mutabakata bağlı olup olmadığı sorusuna ise "Biz bu anlaşmanın tarafı değiliz. Kendini bağlamak isteyen bağlansın" şeklinde cevap verdi.

Silman'ın açıklamaları, İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN'ın, Netanyahu'nun kapalı bir toplantıda "İsrail bu anlaşmanın tarafı değil" dediğini aktarmasının ardından geldi. Yerel medya bu ifadeleri, Washington'un müzakereleri yürütme biçimine yönelik örtülü bir tepki olarak değerlendirdi.

cdfvgth
İsrail ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in geçen mart ayında operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izliyor

Netanyahu daha sonra yaptığı açıklamada, İran ile varılan anlaşmanın ayrıntılarını fiilen bilmediğini söyledi. İsrailli yetkililer ise ABD ile ilişkilerde "ciddi bir kriz" yaşandığını savunarak, Washington'un "İran'ın taleplerine boyun eğdiğini" öne sürdü.

Maariv gazetesi askerî yorumcusu Avi Aşkenazi, İsrail güvenlik kurumlarındaki hayal kırıklığının zirveye ulaştığını yazdı. Aşkenazi, İsrail ordusu, Şin Bet ve Mossad'ın 7 Ekim'den bu yana tüm cephelerde üzerlerine düşeni yaptığını, ancak siyasi liderliğin "felç olmuş ve etkisiz" durumda olduğunu savundu.

Aşkenazi'ye göre bazı güvenlik yetkilileri, Trump'a aşırı bağımlılığın riskleri konusunda daha önce uyarılarda bulunmuştu.

İsmi açıklanmayan bir kaynak, "Donald Trump'a bütünüyle güvenmenin tehlikeli olduğunu söyledik. Kişiliğini ve bir anda sabrını kaybedip tavrını değiştirebileceğini anlattık. Ancak kimse bizi dinlemedi" diyerek, "Trump'ın anlaşmanın tüm maddelerini gerçekten bildiğinden de şüpheliyim" ifadelerini kullandı.

Yedioth Ahronoth yazarı Ben Dror Yemini ise kaleme aldığı makalede, ABD'nin İran karşısında "büyük bir zayıflık" sergilediğini savundu. Yemini, "Söz artık söz değil, güç artık güç değil, ambargo da artık ambargo değil" değerlendirmesinde bulundu.

Anlaşmanın basına sızan maddelerini "bir fantezi" olarak nitelendiren Yemini, "Dünyanın en büyük süper gücünün, tamamen yenilgiye uğradığı varsayılan bir ülke karşısında böylesine ürkütücü bir zayıflık sergilediğine daha önce hiç tanık olmadık" ifadelerini kullandı.