Ukrayna krizi ve yabancı savaşçılar sorunu

Zelenski, ülkesini kurtarmak için ‘uluslararası lejyon’ çağrısı yaptı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında yüzlerce Fransız asker Romanya’ya geçti. (AFP)
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında yüzlerce Fransız asker Romanya’ya geçti. (AFP)
TT

Ukrayna krizi ve yabancı savaşçılar sorunu

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında yüzlerce Fransız asker Romanya’ya geçti. (AFP)
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında yüzlerce Fransız asker Romanya’ya geçti. (AFP)

Emine Hayri
Ukrayna’da halihazırdaki muğlak sahnede paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların hatta dahil olması dışında eksik başka bir şey yok. Birkaç gün önce dünya, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ile büyük bir şaşkınlık yaşadı. Ancak hızlanan olaylar, şaşkınlığın sadece bir ‘meze’ olduğunu ve gelecekte yaşanacakların çok daha sürprizlere gebe olduğunu gösteriyor. Dünyanın birçok ülkesinden gelen benzeri görülmemiş kafa karışıklığı emarelerinden nükleer güçlerin ortaya çıkışıyla ilgili halk korkularına kadar, eski bir komedyen olan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin dünyanın kendisini önce zayıflık ve kafa karışıklığı ardından da benzersizlik, mükemmellik ve kararlılıkla tanımlamasıyla karşı karşıya kaldı. Karışıklıklar ve şaşkınlıklar arttı.

Yabancılara gönüllülüğün kapısını aralamak
Ukrayna’nın dünyanın dört bir yanındaki Ukraynalı olmayan gönüllülere ‘ülkeyi özgürleştirmesi’ için savaş kapısını açma duyurusu, yabancı savaşçıları kabul etmek için yapılan bu genel çağrıya küresel çapta tepkiler gelmesine neden oldu. Zelenski saatler önce Ukrayna’yı seven yabancılara, Ukrayna’yı işgalci Rus güçlerinden kurtarmak için ‘uluslararası lejyona katılmak üzere’ ülkesinin dünya genelindeki büyükelçiliklerine gitme çağrısında bulundu. Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın açıklamasında, liderliğin direnişe katılmak ve küresel güvenliği korumak isteyen yabancıları memnuniyetle karşılayacağı ve tek yapmaları gerekenin ülkeye gelip savunucuların saflarına katılmak olduğu belirtildi. Ayrıca açıklamada şu an ayrı bir yabancı savaşçı biriminin oluşturulduğu ifade edildi. Zelenski, ‘Ukrayna’yı seven yabancıları teşvik etmek için’ yaptığı açıklamada “Bu, sadece bir ülkenin başka bir egemen ülkeyi işgal etmesi meselesi değildir. Bu, tüm Avrupa’ya karşı bir savaşın başlangıcıdır” dedi.  

Üçüncü Dünya Savaşı arenası
Topraklarının Üçüncü Dünya Savaşı arenası ve savaş alevinin başlangıç noktası olacağından korkan Avrupa, bu çağrıdan belki de korkmazken bekledi, çağrıyı sindirdi ve savaşçı gönderimine katılmama çıkmazından kendisini sıyırdı gibi görünüyor. İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, bu çağrıya belirsiz desteğiyle herkesi şaşırtan şu açıklamayı yaptı:
“İngiltere, savaşmak amacıyla uluslararası lejyona katılmak için Ukrayna’ya gitmek isteyenleri destekliyor. Kiev’i savunma ve bu demokrasi savaşına katılma kararı, dileyen herkese kalmış bir karardır.” 
İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace ise ülkesinin Ukrayna’yı destekleyeceğini ve savaşmak için İngiliz birlikleri göndermeyeceğini söyledi. Ancak İngiltere’nin ulaşabileceği her türlü teçhizatla, tüm sokaklarda savaşabilmesi içi Ukrayna’ya destek vereceğini vurguladı.
Şarku’l Avsat’ın Independent arabia’dan aktardığı habere göre Ukrayna’nın resmi açıklamaları, dünyanın birçok ülkesindeki büyükelçiliklerinin Ukrayna’ya gitmek isteyen yabancı savaşçı ordularını almaya başladığını gösteriyor. Açıklamalarda, bu savaşçıların askeri olarak eğitilip silahlandırılacağına dair güvencelere de yer veriliyor.

Savaşçılar ve paralı askerler
Yabancıların savaşçıların saflarına katılmak üzere eğitilmesi ve askeri olarak silahlandırılması, Ukrayna-Rusya krizi ile meydana gelen bir durum değil. Bu yabancıların adı, bazılarını kıskandıracak şekilde doğrudan ‘paralı asker’dir. Encyclopædia Britannica ansiklopedisinde paralı asker, ‘savaşanların amacına veya ideolojisine inanma şartı olmaksızın herhangi bir ülke veya ulus için savaşan, kiralık profesyonel asker’ olarak tanımlanıyor.
Yüzyıllar boyunca dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan birçok savaş, bunun karşısında ordunun yanında savaşan yabancı savaşçıların varlığına tanık olmuştur. Bazen aynı kabileye veya ülkeye mensup yabancı savaşçılar, kendilerini aynı savaşta birbirleriyle savaşırken buldular.
Aynı şekilde tarih kitapları da yabancı savaşçıların aralarında hiçbir tarihsel, ulusal ve hatta ideolojik bağın olmadığı savaşlara karışmalarının yol açtığı büyük felaketlerle dolu. Örneğin Bizans İmparatorluğu tarafından Türklerle savaşmak için kiralanan İspanyol savaşçılar, düşmanı yenmeye yardım ettikten sonra kendilerinden yardım isteyenlere karşı geldiler. Bu İspanyol savaşçılar, bir Bizans şehrine saldırdılar ve Makedonya’ya yönelmeden önce şehirde ve komşu bölgelerde tahribata devam ettiler.

Seyahat etmek zor
Ukrayna’ya seyahat etmek şu an zor ama imkânsız değil. Ukrayna’dan yapılan açıklamalar, Ukrayna makamlarının hava sahasının kapalı olduğunun farkında olduğunu ama sınırı geçmek ve Ukrayna’ya karadan ve muhtemelen denizden girmek için alternatif seyahat rotaları koordine edildiğini gösteriyor.
Medya organlarında çıkan haberlere göre yurt dışında ikamet eden yaklaşık 22 bin Ukrayna vatandaşı, geçen perşembe günü Rus askeri operasyonunun başlamasından bu yana Ukrayna güçlerine yardım etmek veya içeride yaşayanlara katılmak amacıyla sınırı geçti.
ABD merkezli ‘BuzzFeed’ haber sitesinin muhabiri, farklı milletlerden 10 özel harekât gazisinin Polonya’da olduğunu, Ukrayna’yı, Avrupa’yı ve dünyayı savunma çabalarına katılmak için Ukrayna’ya geçmeyi planladıklarını bildirdi.
Grup, tamamı NATO tarafından eğitim almış ve doğrudan muharebe ve terörle mücadele konularında deneyime sahip altı ABD’li, üç İngiliz ve bir Almandan oluşuyor. Aynı şekilde Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın Ukrayna’yı kurtarma çağrısında bulunduğu ‘uluslararası tugayın’ ilk çekirdeği olmayı umut ediyorlar.

Erken çağrı
Ukrayna’daki birçok medya platformu garip bir şekilde , Zelenski’den önce yabancı savaşçılara ‘onu korumak için Kiev’e gitme’ çağrısı yaptı. Geçen ocak ayından bu yana Ukrayna’yı ‘olası Rus saldırganlığına karşı’ savunmak isteyen yabancılara, öngörülen prosedür ve adımları izlemeleri için çağrılar yapıldı. Ukrayna’nın 2014 yılında yaşadığı benzer bir tecrübeyle Ukrayna yararına finansal bağış kapısı açılarak düzenli ordu ve ‘gönüllü oluşumlar’ yararına ayni ve nakdi bağışlar alındı. Bu kez ise bağışlardan elde edilen gelir, Ukrayna ordusunu ve gönüllüleri silahlar, askeri yazılımlar, insansız hava araçları, eğitim ve diğer araçlarla desteklemeye kadar varacak.
Geçen ocak ayının ilk günü yayınlanan yeni Ulusal Direniş Yasası, ‘Ukrayna Bölgesel Savunma Kuvvetleri’ adlı bir oluşumu bir tüzel varlık haline getirdi. Bu varlık, ülkenin savunmasına katılmak isteyen Ukraynalı sivilleri ‘yarı zamanlı’ olarak kabul ediyor.
Aynı şekilde beş yıldır Ukrayna’da yasal olarak ikamet eden ve savunma sürecine askeri olarak katkıda bulunmak ve Rus tehdidini savuşturmak isteyen yabancıları da kabul ediyor. Bilgi ve koşullar ise Facebook’ta yayınlanıyor.
Eğitimli yabancı savaşçılara gelince... Ulusal Muhafızlar’ın yanı sıra Ukrayna’da yasaların izin verdiği aktif askerlik hizmetinde asker olarak Ukrayna silahlı kuvvetlerine katılmak için başvuruda bulunabiliyorlar.
Yasa Ukrayna ordusuna, askerlik pozisyonlarına fiziksel ve zihinsel uygunluk koşullarını sağlayan yabancı kişilerle, yaşları 18 ila 40 arasında olmak kaydıyla hizmet sözleşmeleri imzalama izni veriyor. İstisnai durumlarda yaş, 60’a kadar uzayabiliyor. Bu kişiler, Ukraynalı askerlerle aynı maaşları alıyorlar.

Gizemli ‘Wagner’
Şu an ardına kadar açık olan Ukrayna kapıları, 2014 yılında Kırım ve doğu Ukrayna’daki Rus askeri operasyonlarını hatırlatıyor. Zira paralı askerler ve yabancı savaşçılar, mücadelede önemli bir rol oynamıştı.
Mevcut durumda yabancı savaşçılar veya paralı askerler sistemini yeniden hatırlamak, Rus ‘paramiliter’ örgütü veya özel askeri şirketi olan, bir başka ifadeyle de paralı askerler konusunda uzmanlaşmış Rus örgütü ‘Wagner’den söz etmeyi gerektiriyor. Avrupa Birliği (AB), ‘Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya ve diğerleri gibi ‘unsurlarının savaştığı çatışma bölgelerinde insan hakları ihlalleri yaptıkları’ suçlamaları nedeniyle geçen aralık ayında Wagner’e yaptırımlar uyguladı. AB, yasal statüsünü çevreleyen belirsizliğin grubun soruşturulmasını son derece zorlaştırdığına dikkat çekti.
Wagner’in statüsünü belirleme zorluğu, 2014 yılında doğu Ukrayna’daki Rus yanlısı ayrılıkçıları desteklemek için kurulduğundan beri kâğıt üzerinde var olmadığı anlamına geliyor. Birkaç ülkenin basın ve istihbarat araştırmaları, muhtemelen şirketin ‘Libya’yı istikrarsızlaştırma’ ve ‘ABD seçimlerine müdahale suçlamaları nedeniyle AB ve ABD tarafından yaptırımlara maruz kalan Rusya Devlet Başkanı’na yakın iş adamı Yevgeny Prigozhin tarafından finanse edildiğini gösteriyor.
Rusya Devlet Başkanı geçen yıl kendisine Wagner hakkında sorulan bir soruya, ‘enerji, altın ve değerli taşların çıkarılması ile ilgili çıkarları olan özel bir şirket’ olduğu yanıtını verdi.

Savaşçı şirketler
Uluslararası bir siyaset dergisinin baş editör yardımcısı, ABD işlerinde uzman bir isim olan Amr Abdulati, yabancı savaşçıların ve özel güvenlik şirketlerinin ‘özellikle de Rusya’nın onları birçok çatışma yerinde kullanacağı neredeyse kesinleştikten sonra’ birçok ülke için bir takıntı haline geldiğini söyledi.

Abdulati sözlerini şöyle sürdürdü:
“Avrupa ülkelerinin bu tip savaşçılara yönelik eleştirilerine rağmen Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesine karşı koymak için özel güvenlik şirketlerini kullanması, ‘mevcut kriz durumu ve Avrupa ülkelerinin kendilerini içinde buldukları zor durum’ ortasında son derece pragmatik bir meseledir. Ukrayna’nın yabancı savaşçılar kullanmasına kısmen onay verilmesine rağmen, özellikle de Ukrayna güçlerini desteklemek için asker gönderme konusunda bu ülkeler, Ukrayna’da güçlenecek ve oradan Avrupa’nın geri kalanına yayılacak olan yabancı savaşçılar dikeninin nelere yol açabileceği konusunda büyük korkular yaşıyor.”
Askeri uzmanlığın sivillere devredilmesi, özellikle bazı Batılı ülkelerde artan beyaz milliyetçi eğilimler ve çekişmeler ışığında son derece tehlikeli bir mesele. Bu durum, söz konusu ülkelerdeki iç terör dalgalarının güçlenmesine ve desteklenmesine yol açabilir.

Abdulati konuya dair şu değerlendirmede bulundu:
“Bugün dünyadaki terör meselesi, artık sadece DEAŞ ve El-Kaide gibi örgütlerden kaynaklanmıyor. İç terör operasyonlarından kaynaklanan ölümlerin sayısı, dış emsallerini aşıyor.”

Yabancı savaşçılar tabanını genişletme
Paralı askerler fikrinin modern tarihte şiddet içerikli siyasi ifade biçimine alışık olmayan ülkelerde silahlı muhalefeti güçlendirmesi bekleniyor. Abdulati, Ukrayna’da yabancı savaşçıların kullanılması ilkesine Avrupa desteği ve hatta sessizliğinin, Rusya’nın özel güvenlik şirketlerine olan ağır bağımlılığına karşı sessizliğe yol açacağını vurguladı. Uzman, “Bunlar sırayla gelişebilecek ve yakın bir aşamada ağır silahlar kullanabilecek paramiliter şirketlerdir” dedi.
Öte yandan yabancı savaşçıların ait oldukları toplumsal, eğitimsel ve kültürel geçmişlere dikkati çeken Amr Abdulati “Bu durum, failleri asker olmadığı için hesap sormayı zorlaştıran korkunç ihlallerle sonuçlanabilir” değerlendirmesinde bulundu.  
Yabancı savaşçılar ve paralı askerler konusunda bazı Arap ülkelerinin ve ‘Sovyet işgaline direnmek için Afganistan’daki savaşçıların saflarına katılan’ Arapların derin ve acı deneyimleri bulunuyor. Buna rağmen söz konusu durum, hayatın çehresini ve çok sayıda toplumun dokusunu değiştiren, onlarca yıldır ideolojilerden kaynaklanan deneyimler olarak görülüyor. Arap savaşçıların, ‘savaşa katılarak kazanç sağlama umuduyla ülkelerini yasa dışı yollardan terk etmedikleri müddetçe’ Ukrayna’yı kurtarmak için ‘uluslararası lejyonun bir bölümünü oluşturması’ beklenmiyor. Dini amaçlarla radikal ideolojilere sahip Araplara gelince; onlar Ukrayna’yı ‘kafir Batı’ olarak görüyor.



Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
TT

Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla

Abdullah Faysal Al Rabah

Amerikan başkanlığı, özünde, devletin bürokratik kurumları ile siyasi tarihe iz bırakmayı amaçlayan kişisel bir iradeyle somutlaşan başkanın bireysel vizyonu arasında sürekli bir mücadeleyi temsil eder. Bu mücadele sadece bir görüş ayrılığı değildir; aksine, özünde iki güç tarzı arasındaki bir rekabeti yansıtır. O güçler de hassas kurumsal kâr ve zarar hesaplarına dayanan rasyonel, yasalcı bir güç ile gelenekleri yıkmaya ve hesaplı riskler alma yoluyla gerçekliği yeniden şekillendirmeye eğilimli karizmatik bir güçtür.

Donald Trump döneminde, denge açıkça ikinci tarz lehine kaymış gibi görünüyor. Zira Washington, on yıllardır dış politikasını karakterize eden stratejik temkinlilik alanından, ABD'nin yüksek çıkarlarını ve sınırlarını yeniden tanımlayan proaktif, şok edici eylemler alanına geçiş yapmış bulunuyor.

Bugün Amerikan dış politikasında tanık olduğumuz değişim, Beyaz Saray'daki başkanın kimliğindeki değişiklikle sınırlı değil; istihbarat ve saha risklerinin değerlendirilme biçiminde ve tolerans sınırlarında yapısal bir devrimi yansıtıyor. Önceki yönetimler başarısızlığın sonuçlarından ve bunun başkanın siyasi geleceği ve ulusun prestiji üzerindeki etkisinden korkarken, mevcut yönetim jeopolitik çıkmazı kırmanın temel yolu olarak şok taktiklerini benimseyerek yüksek riskli bir kumar oynamaya daha yatkın görünüyor. Bu makale, Amerikan başkanlığının elini kolunu bağlayan geçmişteki başarısızlıklar ile küresel güç dengesinde ulusal çıkar kavramını yeniden şekillendiren mevcut başarılar arasında derinlemesine bir tarihsel karşılaştırma yaparak bu doktrini çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Başarısızlığın acısı ve Kennedy ile Carter'ın gölgeleri

Büyük Amerikan istihbarat operasyonları tarihi, on yıllarca Washington’daki politika yapıcılarının bilincini şekillendiren sert derslerin ağır bir kaydını sunmaktadır; zira ABD'nin yaşadığı kayıplar başkanlar üzerinde derin bir olumsuz etki bırakmıştır. 1961'e geri döndüğümüzde, John F. Kennedy'nin aslında selefi Dwight Eisenhower'ın yönetimi sırasında formüle edilmiş bir istihbarat planını miras alıp uyguladığını, ancak Küba'daki Domuzlar Körfezi çıkarmasının başarısızlığının bedelini hem iç hem de uluslararası alanda kendisinin ödediğini görüyoruz. Bu operasyonun başarısızlığı sadece sahada askeri bir geri adım değil, Soğuk Savaş'ın zirvesinde Amerikan başkanlığının prestijine doğrudan bir darbe oldu. O dönemde istihbarat hesaplarında yapılan bu hata, Kennedy'yi dünya önünde utanç verici bir savunma pozisyonuna soktu ve daha sonra Sovyetleri Küba Füze Krizi'nde Washington'un sınırlarını test etmeye cesaretlendirdi.

sdvds
Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında patlak veren gösterilerde Kübalı ve Amerikalı Castro destekçileri ile muhalifleri arasında çıkan çatışmalar, New York, 19 Nisan 1961 (AFP)

Aynı dramatik sahne, 1980'de Tahran'daki Amerikalı rehineleri kurtarmak için düzenlenen Kartal Pençesi Operasyonu sırasında Jimmy Carter’ın da başına geldi. Bu sadece teknik olarak başarısız bir girişim değil, aynı zamanda askeri ve bürokratik kurumun değişen saha koşullarına uyum sağlayamaması durumunun bir tezahürüydü. Tabas çölündeki enkaz görüntüleri, liderliğin başarısızlığının bir simgesi haline geldi. Carter, vatandaşlarını korumakta başarısız olan bir süper gücü yöneten zayıf bir başkan olarak görüldü ve bu da Ronald Reagan karşısında ezici bir yenilgi almasına neden oldu. Bu tarihi başarısızlıklar, “istihbarat başarısızlığı kompleksi” olarak adlandırılabilecek bir durum yarattı ve bu da sonraki birçok başkanın, siyasi ve ahlaki yıpranma tuzağından korkarak, cesur saha operasyonları yerine karmaşık diplomatik çözümleri tercih etmesine yol açtı.

Trump dönemindeki yaklaşım, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdıBuna karşılık, Trump'ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu kaçırma operasyonu, başarısızlık mirasıyla dolu bu tarihi kalıbı kırdı. Trump'ın giriştiği macera, Domuz Körfezi veya Kartal Pençesi Operasyonu kadar felaketle sonuçlanabilecek bir başarısızlık potansiyeli taşıyordu. Amerikan can kayıpları veya operasyonun başarısızlığı, siyasi kaderine Kennedy ve Carter'ın peşini bırakmayan aynı gölgeyi düşürebilirdi. Buna karşılık operasyonun başarısı, modern istihbarat hesaplarının doğruluğunda temel bir değişimi ortaya koydu; bu hesaplar artık önceki on yıllarda mevcut olanlardan çok daha fazla teknolojik araca ve insan kaynağına sahip. Bu nedenle Trump, hızlı ve nokta bir vuruşla başarısızlık korkusunun üstesinden gelmeyi seçti ve oynadığı kumarı Latin Amerika'daki güç dengesini yeniden şekillendiren stratejik bir başarıya dönüştürdü.

Gece Yarısı Çekici ve nükleer egemenliğin riskleri

Taktik operasyonlardan varoluşsal krizlerle başa çıkmaya geçiş, 1962 Küba Füze Krizi ile 2025'te zirveye ulaşan İran nükleer programı krizi arasında neredeyse kaçınılmaz bir karşılaştırmayı gerektiriyor.

dsfvdf
1961 Nisan'ında Küba'nın güney kıyısındaki Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında yaklaşık 1500 Castro karşıtı müttefikin Playa Giron plajına çıkarma yapmasının ardından ele geçirilen ABD yapımı silahların yanında duran bir Küba askeri (Reuters)

Kennedy döneminde, ABD yönetimi, tam teşekküllü bir nükleer çatışmaya kaymayı önleyecek dikkatlice ayarlanmış bir çevreleme politikasıyla krizi yönetmeye çalışarak ince bir çizgide yürüdü. Amaç, karşılıklı olarak füzeleri geri çekme anlaşmasında olduğu gibi, doğrudan çatışmaya başvurmadan ulusal güvenliği garanti altına alacak, itibarı koruyacak bir uzlaşmaya varmaktı.

Trump dönemindeki yaklaşımsa, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdı. Washington artık kademeli çevreleme veya kırılgan izleme anlaşmaları arayışında değil; bunun yerine, düşmanın niteliksel gücünü felç ederek tehdidin kökünü kurutma stratejisine geçiş yaptı. Askeri doktrindeki bu niteliksel değişim, Harry Truman'ın çatışmanın tüm seyrini değiştirecek kesin bir eylem olarak, Japonya'ya karşı nükleer silah kullanma kararını aldığı zamanki yaklaşımını hatırlatıyor.

2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen, hesaplı riskin, ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor

Trump'ın bu bağlamdaki maceraları, Truman'ın izlediği savunmacı maceracılığa benzetilebilir; her ikisi de uzun ve maliyetli bir yıpratma savaşını, geri dönüşü zor olacak yeni bir gerçeklik dayatan şok edici bir eylemle sona erdirmeyi amaçladı. Truman, yıkıcı bir dünya savaşını sona erdirmek ve Japonya'ya yapılacak bir kara işgalinde yüz binlerce Amerikan askerinin kaybını önlemek için nükleer silah kullanma yoluna gitti. Buna karşılık Trump, İran nükleer tehdidini etkisiz hale getiren ve Ortadoğu'da on yıllardır süren, ABD Hazinesine milyarlarca dolara mal olan jeopolitik yıpranmaya son veren yeni bir stratejik gerçekliği dayatmak için Gece Yarısı Çekici Operasyonunu düzenledi. Her ikisi de, beklemeye daha fazla tahammülü kalmayan yüksek Amerikan çıkarları adına siyasi ve kurumsal tabuları yıktı.

Ancak aralarındaki temel fark, Truman'ın kesin bir zafer ve konvansiyonel teslimiyetle sonuçlanan deklare edilmiş ve kapsamlı bir savaş bağlamında hareket etmesi, Trump'ın ise resmi bir teslimiyeti beklemeden düşmana stratejik felci dayatmayı ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan gri çatışmalar alanında hareket etmesidir. Bu durum, istihbarat hesaplarının başarısını, öngörülemeyen bir bölgesel felakete doğru kaymayı önlemede çok önemli bir unsur haline getiriyor.

Obama'nın mirasından kopuş ve 2026 gerilimi

 İran dosyasındaki 2026 gerilimi ile 2015 anlaşması arasındaki karşılaştırma, uluslararası ilişkilerde gücün rolüne dair anlayışta derin bir uçurumu açığa çıkarıyor. Obama, gücü diplomatik süreci desteklemek için son çare olarak görürken, Trump onu nükleer tehdidi kökünden ortadan kaldıran yeni bir diplomatik gerçekliği dayatmak için birincil, hatta bazen tek araç olarak ele alıyor. Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında yapılması beklenen İstanbul görüşmeleri hazırlıklarıyla aynı zamana denk gelen bu tarihi değişim, ABD'yi, çözümsüz krizleri çözmek için kararlı eylemi tercih edilen yöntem olarak gören, küresel hiyerarşinin tepesinde kalmanın bedeli olarak hesaplı bir risk sayan Harry Truman mirasına geri döndürüyor.

fd
ABD'nin 33. Başkanı Harry Truman (1884-1972), 1945'te başkent Washington'da medyaya hitap ediyor (AFP)

Sosyolojik bir bakış açısıyla, Amerikan siyasi figüründe, ortak çıkarları koordine etmeye çalışan uluslararası yöneticiden, müzakere masasına oturmadan önce hegemonyayı dayatmayı ve sahadaki gerçekliği değiştirmeyi amaçlayan ulusal lidere doğru bir dönüşüm gözlemliyoruz. Bu değişim, Amerikan siyasi kurumunun ulusal çıkar kavramını anlama biçimindeki bir değişikliği yansıtıyor. Tavizlerden kaynaklanan geçici istikrar artık amaç değil; aksine, nihai hedef, kalıcı üstünlüğü garanti eden kesin bir stratejik zaferdir. Bu tırmandırmada istihbarat hesaplarının hassasiyeti, teknik bilgi toplamanın ötesine geçerek, nokta saldırıların düşman başkentlerindeki güç yapılarına yönelik etkisini anlama yoluyla düşmanların davranışlarının analizini de içerecek şekilde genişledi.

Sonuç olarak, 2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen hesaplı riskin, hızlanan teknolojik ve nükleer silahlanma yarışının ortasında ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor.

Karizmatik liderliğin sosyolojisi ve ulusal çıkarlar

Bu değişim, liderliğin sosyolojik boyutunu dikkate almadan anlaşılamaz. Trump, istihbarat ve askeri bürokrasiye meydan okuyan ve onu büyük hedeflere engel olarak gören bir lider modelini yeniden canlandırıyor. Kennedy ve Carter örneklerinde, kurum başkanı kontrol etti ve emellerinin sınırlarını belirledi; bu da sonuçta sorumluluğun dağılmasından kaynaklanan başarısızlıklara yol açtı. Trump döneminde ise karar alma merkezileştirildi ve maceracı kişiliğiyle iç içe geçmiş olsa da, bu durum istihbarat kuruluşunu, liderliğin direktiflerini desteklemek için en doğru değerlendirmeleri sağlamak zorunda kaldığı bir konuma getiriyor.

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi

Bu liderlik tarzı, ABD'nin yüksek çıkarları kavramını temelden değiştiriyor; uzun vadeli kurumsal uzlaşmanın ürünü olmak yerine, başkan tarafından dayatılan ve tüm sorumluluğunu üstlendiği stratejik bir vizyon haline geliyor. Trump'ın Maduro'yu devirmedeki veya “Gece Yarısı Çekici” ile rakiplerinin nükleer yeteneklerini felç etmedeki başarısı, karmaşık diplomatik vaatlerden ziyade somut sonuçları tercih etme eğiliminde olan Amerikan kamuoyunun gözünde bu liderlik tarzının meşruiyetini güçlendiriyor. Ancak sürdürülebilirlik soruları devam ediyor. Hesaplar ne kadar hassas olursa olsun, bir macera her zaman bir maceradır ve can kayıpları -eğer meydana gelirse- karizmatik bir kahramanı bir anda istenmeyen bir başkana dönüştürebilir.

Peki sonra ne olacak?

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, geleneksel kurumların rutininden çok uzak, şok edici eylemlere ve hızlı sonuçlara dayalı yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi. Bununla beraber bu yaklaşım, uluslararası düzenin geleceği için büyük zorlukları da içinde taşıyor. Proaktif maceraları gerçekleştirirken istihbarat hesaplarının doğruluğuna aşırı güvenmek, geçmişte büyük çatışmaları önleyen güvenceleri zayıflatabilir.

cdvfdv
Eylül 1945'te çekilen bir arşiv fotoğrafı, daha sonra tarihi bir dönüm noktası olarak korunan, Atom Bombası Kubbesi olarak bilinen Hiroşima Bölgesel Sanayi Geliştirme Binası'nın kalıntılarını gösteriyor (AFP)

Bugün dünya, Washington'un egemenlik ve güç kavramlarını yeniden tanımlamasını izliyor; artık mesele sadece çıkarları korumakla ilgili değil, tarihin seyrini saatler içinde değiştiren nokta operasyonlarla bunları dayatmakla ilgili.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Trump yönetiminin 2026'da benimsediği kesin sonuç doktrini, uluslararası topluma yeni bir gerçeklik sunuyor; burada stratejik ihtiyat zayıflıkla eş anlamlı hale gelirken, maceracılık, istenen sonuçlara ulaşıldığı ve önceki başkanları deviren ağır insani kayıplardan kaçınıldığı sürece, siyasi dehanın bir işareti olarak görülüyor.

ABD'nin sadece krizleri yönetmekle kalmayıp, onları tasfiye etmeye çalıştığı tarihi bir dönüm noktasındayız. Bu, hem fırsatlar hem de tehlikelerle dolu ve istihbarat camiasının, oyunun kurallarının sonsuza dek değiştiğini fark eden rakiplere karşı doğruluğunu koruyabilme yeteneğine bağlı bir süreçtir.


İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin ‘nükleer haklarına’ bağlılığını yineleyerek diyaloğa hazır olduklarını, ancak ‘baskı ve dayatmalara boyun eğmeyeceklerini’ söyledi. Pezeşkiyan, ABD ve Avrupa ülkelerini ‘baskı politikaları’ izlemek ve nükleer çerçevenin ötesine geçen şartlar dayatmakla suçladı.

Pezeşkiyan, 1979 Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla Tahran’daki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, ‘hegemon güçler’ olarak nitelediği ABD ve bazı Avrupa ülkelerini eleştirdi. Söz konusu ülkeleri devrimin ilk günlerinden bu yana İran’ı zayıflatmaya çalışmakla suçlayan Pezeşkiyan, ‘kışkırtma, ayrılık çıkarma ve darbe planları’ iddiasında bulundu.

İran’da devrimin yıl dönümü etkinlikleri, resmî kurumların geniş çaplı çağrı ve seferberliğiyle başladı. Devlet televizyonu, ülke genelindeki kutlamaları aktarırken, Tahran’da bulunan Azadi Meydanı’ndaki ana töreni canlı yayımladı. Törende Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), balistik füzeler, Paveh seyir füzesi ve Şahid tipi kamikaze insansız hava aracını (İHA) sergiledi.

dv ds
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen devrimi anma töreninde balistik füzeler sergilendi. (EPA)

Devrimin yıl dönümü, bölgede karşılıklı tehditler ve artan askerî gerilim eşliğinde, müzakere sürecini yeniden canlandırmaya yönelik bölgesel ve uluslararası diplomatik girişimlerin yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor.

Pezeşkiyan konuşmasında, Umman arabuluculuğunda yürütülen nükleer müzakerelere odaklandı. İran’ın nükleer silah edinme hedefi olmadığını savunan Pezeşkiyan, ülkesinin uluslararası hukuk ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) çerçevesinde denetim mekanizmalarına tabi olmaya hazır olduğunu söyledi. İran’ın barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkına sahip olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, bu hakkın ‘müzakereye açık olmadığını’ ifade etti ve Tahran’ın ‘uluslararası hukuk çerçevesinde’ ve egemenlik ilkelerini aşmadan diyaloğa hazır olduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, olası müzakerelerin liderlik ve rejim kurumları tarafından belirlenen ‘kırmızı çizgiler’ çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini kaydederek, İran’ın ‘siyasi ve ekonomik baskılara boyun eğmeyeceğini’ dile getirdi. Washington ve bazı Avrupa başkentlerinin inşa ettiğini söylediği ‘güvensizlik duvarının’ hızlı bir uzlaşıyı engellediğini öne süren Pezeşkiyan, ABD’nin ‘aşırı taleplerinin’ görüşmelerin ilerlemesini zorlaştırdığını savundu. Ayrıca ‘hegemon güçleri’, müzakere kapsamını nükleer dosyanın ötesine taşımaya çalışmakla suçladı.

Pezeşkiyan, İran’ın mevcut zorlukları ‘ulusal dayanıklılıkla’ ve Dini Lider Ali Hamaney’in rehberliğinde aşacağını belirtti. Bu ifadeler, söz konusu dosyada nihai kararın ülkenin üst düzey liderliğinin yönlendirmeleriyle uyumlu olacağı mesajı olarak değerlendirildi.

xcsdvfgr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törene katılan İranlılar (AP)

Pezeşkiyan, ilgili açıklamalarında ülkesinin uluslararası izolasyonu kırmak amacıyla çok taraflı platformlardaki angajmanını ve ‘ortaklıklarını genişletmeyi’ hedeflediğini belirtti. İran’ın BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi oluşumlara katıldığını hatırlatan Pezeşkiyan, Avrasya Birliği ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) gibi bölgesel çerçevelerde iş birliğinin güçlendirildiğini ifade etti. Bu adımların Batı ile gergin seyreden ilişkiler karşısında kısmi bir alternatif sunduğunu ve İran’ın pazarlarını genişletmesine, yaptırımların etkisini hafifletmesine imkân tanıdığını söyledi.

Pezeşkiyan, komşu ülkelerle ilişkilerin öncelikli olduğunu vurgulayarak, İslam ülkeleri ve bölge devletleriyle bağların geliştirilmesinin dış politikanın temel eksenini oluşturduğunu ve stratejik bir tercih olduğunu dile getirdi. Çeşitli bölge başkentleriyle temas ve koordinasyon içinde olduklarını belirten Pezeşkiyan, bölgesel sorunların ‘bölge ülkeleri tarafından ve dış müdahale olmaksızın’ çözülmesi gerektiğini savundu.

Buna karşın, Tahran’ın somut bir ekonomik açılım sağlamasının, nükleer dosyadaki gelişmelere ve Batı yaptırımlarına bağlı olmaya devam ettiği değerlendiriliyor. Yaptırımlar, ülkenin mali ve yatırım alanındaki hareket alanını belirleyen temel unsur olmayı sürdürüyor.

Devrimin yıl dönümü kutlamaları, bir ay önce yaşanan ve insan hakları örgütlerine göre binlerce kişinin öldüğü ya da yaralandığı geniş çaplı protestoların ardından geldi. Söz konusu gösteriler, güvenlik güçlerinin kapsamlı müdahalesiyle bastırılmıştı.

Pezeşkiyan, son protestolara da değinerek hükümetin ‘barışçıl itirazı memnuniyetle karşıladığını’ ve bunu meşru bir hak olarak gördüğünü, ancak ‘şiddet, sabotaj ve yabancı müdahale çağrılarını’ kabul etmediğini söyledi. Son olayları ‘acı verici’ olarak niteleyen Pezeşkiyan, can kayıpları ve zararların yaşandığını ifade etti.

İran’ın İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana dış baskılar ve zayıflatma girişimleriyle karşı karşıya kaldığını savunan Pezeşkiyan, hegemon güçleri iç krizleri istismar ederek ülkenin istikrarını hedef almakla suçladı. Bu politikaların İran halkının özgüvenini sarsmayı ve ülkenin ilerleyişini engellemeyi amaçladığını ileri sürdü.

Ulusal birliğin korunmasının, gerek yaptırımlar gerek iç gerilimler karşısında öncelik taşıdığını belirten Pezeşkiyan, hükümetin zarar gören herkese karşı sorumlu olduğunu ifade etti. İç bölünmelerin derinleştirilmesinin ‘yalnızca ülkenin düşmanlarına hizmet edeceği’ uyarısında bulundu.

dfrfr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törenden (AP)

Pezeşkiyan, ekonomik yetersizlikler nedeniyle özür dileyerek hükümetin toplumsal hoşnutsuzluğa yol açan ekonomik ve sosyal sorunları çözmek için çalıştığını söyledi. Vatandaşların yaşam koşullarının iyileştirilmesinin hükümet için ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, ülkenin artan mali baskılar, düşen alım gücü ve enerji, bankacılık ve dış ticaret sektörlerini etkileyen Batı yaptırımlarıyla karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekti.

Son günlerde yetkililer, yıl dönümü etkinliklerine katılım çağrılarını artırarak medya ve organizasyon kampanyalarını yoğunlaştırdı. Resmi makamlar, söz konusu günü ‘dış baskı ve tehditlere karşı bir mesaj’ olarak nitelendirirken, son dönemde yaşanan protestolar bağlamında da etkinliklerin mevcut zorluklar karşısında rejime yönelik halk desteğini yansıttığını belirtti.

Devlet medyası, hükümetin organize ettiği yürüyüşlere katılan bakanlar, milletvekilleri ve güvenlik yetkilileri ile kamuoyunda tanınan isimlerin görüntü ve videolarını yayımladı.


Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
TT

Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov bugün yaptığı açıklamada, Batı'nın Grönland'daki askeri varlığını güçlendirmesi halinde, Moskova'nın askeri önlemler de dahil olmak üzere “karşı önlemler” alacağını söyledi.

Lavrov, Rus parlamentosunda yaptığı konuşmada, “Grönland'ın militarize edilmesi ve Rusya'ya karşı askeri kapasite oluşturulması durumunda, askeri ve teknik önlemler de dahil olmak üzere uygun karşı önlemleri alacağız” dedi.

Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ikinci dönemine başladığından beri, güvenlik nedenleriyle Washington'un Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan mineral zengini stratejik adayı kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.

Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile ABD'nin etkisini artırmak için bir “çerçeve” anlaşması yaptığını açıkladıktan sonra, geçen ay Grönland'ı ele geçirme tehdidinden vazgeçti.