Ukrayna krizi ve yabancı savaşçılar sorunu

Zelenski, ülkesini kurtarmak için ‘uluslararası lejyon’ çağrısı yaptı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında yüzlerce Fransız asker Romanya’ya geçti. (AFP)
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında yüzlerce Fransız asker Romanya’ya geçti. (AFP)
TT

Ukrayna krizi ve yabancı savaşçılar sorunu

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında yüzlerce Fransız asker Romanya’ya geçti. (AFP)
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında yüzlerce Fransız asker Romanya’ya geçti. (AFP)

Emine Hayri
Ukrayna’da halihazırdaki muğlak sahnede paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların hatta dahil olması dışında eksik başka bir şey yok. Birkaç gün önce dünya, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ile büyük bir şaşkınlık yaşadı. Ancak hızlanan olaylar, şaşkınlığın sadece bir ‘meze’ olduğunu ve gelecekte yaşanacakların çok daha sürprizlere gebe olduğunu gösteriyor. Dünyanın birçok ülkesinden gelen benzeri görülmemiş kafa karışıklığı emarelerinden nükleer güçlerin ortaya çıkışıyla ilgili halk korkularına kadar, eski bir komedyen olan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin dünyanın kendisini önce zayıflık ve kafa karışıklığı ardından da benzersizlik, mükemmellik ve kararlılıkla tanımlamasıyla karşı karşıya kaldı. Karışıklıklar ve şaşkınlıklar arttı.

Yabancılara gönüllülüğün kapısını aralamak
Ukrayna’nın dünyanın dört bir yanındaki Ukraynalı olmayan gönüllülere ‘ülkeyi özgürleştirmesi’ için savaş kapısını açma duyurusu, yabancı savaşçıları kabul etmek için yapılan bu genel çağrıya küresel çapta tepkiler gelmesine neden oldu. Zelenski saatler önce Ukrayna’yı seven yabancılara, Ukrayna’yı işgalci Rus güçlerinden kurtarmak için ‘uluslararası lejyona katılmak üzere’ ülkesinin dünya genelindeki büyükelçiliklerine gitme çağrısında bulundu. Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın açıklamasında, liderliğin direnişe katılmak ve küresel güvenliği korumak isteyen yabancıları memnuniyetle karşılayacağı ve tek yapmaları gerekenin ülkeye gelip savunucuların saflarına katılmak olduğu belirtildi. Ayrıca açıklamada şu an ayrı bir yabancı savaşçı biriminin oluşturulduğu ifade edildi. Zelenski, ‘Ukrayna’yı seven yabancıları teşvik etmek için’ yaptığı açıklamada “Bu, sadece bir ülkenin başka bir egemen ülkeyi işgal etmesi meselesi değildir. Bu, tüm Avrupa’ya karşı bir savaşın başlangıcıdır” dedi.  

Üçüncü Dünya Savaşı arenası
Topraklarının Üçüncü Dünya Savaşı arenası ve savaş alevinin başlangıç noktası olacağından korkan Avrupa, bu çağrıdan belki de korkmazken bekledi, çağrıyı sindirdi ve savaşçı gönderimine katılmama çıkmazından kendisini sıyırdı gibi görünüyor. İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, bu çağrıya belirsiz desteğiyle herkesi şaşırtan şu açıklamayı yaptı:
“İngiltere, savaşmak amacıyla uluslararası lejyona katılmak için Ukrayna’ya gitmek isteyenleri destekliyor. Kiev’i savunma ve bu demokrasi savaşına katılma kararı, dileyen herkese kalmış bir karardır.” 
İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace ise ülkesinin Ukrayna’yı destekleyeceğini ve savaşmak için İngiliz birlikleri göndermeyeceğini söyledi. Ancak İngiltere’nin ulaşabileceği her türlü teçhizatla, tüm sokaklarda savaşabilmesi içi Ukrayna’ya destek vereceğini vurguladı.
Şarku’l Avsat’ın Independent arabia’dan aktardığı habere göre Ukrayna’nın resmi açıklamaları, dünyanın birçok ülkesindeki büyükelçiliklerinin Ukrayna’ya gitmek isteyen yabancı savaşçı ordularını almaya başladığını gösteriyor. Açıklamalarda, bu savaşçıların askeri olarak eğitilip silahlandırılacağına dair güvencelere de yer veriliyor.

Savaşçılar ve paralı askerler
Yabancıların savaşçıların saflarına katılmak üzere eğitilmesi ve askeri olarak silahlandırılması, Ukrayna-Rusya krizi ile meydana gelen bir durum değil. Bu yabancıların adı, bazılarını kıskandıracak şekilde doğrudan ‘paralı asker’dir. Encyclopædia Britannica ansiklopedisinde paralı asker, ‘savaşanların amacına veya ideolojisine inanma şartı olmaksızın herhangi bir ülke veya ulus için savaşan, kiralık profesyonel asker’ olarak tanımlanıyor.
Yüzyıllar boyunca dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan birçok savaş, bunun karşısında ordunun yanında savaşan yabancı savaşçıların varlığına tanık olmuştur. Bazen aynı kabileye veya ülkeye mensup yabancı savaşçılar, kendilerini aynı savaşta birbirleriyle savaşırken buldular.
Aynı şekilde tarih kitapları da yabancı savaşçıların aralarında hiçbir tarihsel, ulusal ve hatta ideolojik bağın olmadığı savaşlara karışmalarının yol açtığı büyük felaketlerle dolu. Örneğin Bizans İmparatorluğu tarafından Türklerle savaşmak için kiralanan İspanyol savaşçılar, düşmanı yenmeye yardım ettikten sonra kendilerinden yardım isteyenlere karşı geldiler. Bu İspanyol savaşçılar, bir Bizans şehrine saldırdılar ve Makedonya’ya yönelmeden önce şehirde ve komşu bölgelerde tahribata devam ettiler.

Seyahat etmek zor
Ukrayna’ya seyahat etmek şu an zor ama imkânsız değil. Ukrayna’dan yapılan açıklamalar, Ukrayna makamlarının hava sahasının kapalı olduğunun farkında olduğunu ama sınırı geçmek ve Ukrayna’ya karadan ve muhtemelen denizden girmek için alternatif seyahat rotaları koordine edildiğini gösteriyor.
Medya organlarında çıkan haberlere göre yurt dışında ikamet eden yaklaşık 22 bin Ukrayna vatandaşı, geçen perşembe günü Rus askeri operasyonunun başlamasından bu yana Ukrayna güçlerine yardım etmek veya içeride yaşayanlara katılmak amacıyla sınırı geçti.
ABD merkezli ‘BuzzFeed’ haber sitesinin muhabiri, farklı milletlerden 10 özel harekât gazisinin Polonya’da olduğunu, Ukrayna’yı, Avrupa’yı ve dünyayı savunma çabalarına katılmak için Ukrayna’ya geçmeyi planladıklarını bildirdi.
Grup, tamamı NATO tarafından eğitim almış ve doğrudan muharebe ve terörle mücadele konularında deneyime sahip altı ABD’li, üç İngiliz ve bir Almandan oluşuyor. Aynı şekilde Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın Ukrayna’yı kurtarma çağrısında bulunduğu ‘uluslararası tugayın’ ilk çekirdeği olmayı umut ediyorlar.

Erken çağrı
Ukrayna’daki birçok medya platformu garip bir şekilde , Zelenski’den önce yabancı savaşçılara ‘onu korumak için Kiev’e gitme’ çağrısı yaptı. Geçen ocak ayından bu yana Ukrayna’yı ‘olası Rus saldırganlığına karşı’ savunmak isteyen yabancılara, öngörülen prosedür ve adımları izlemeleri için çağrılar yapıldı. Ukrayna’nın 2014 yılında yaşadığı benzer bir tecrübeyle Ukrayna yararına finansal bağış kapısı açılarak düzenli ordu ve ‘gönüllü oluşumlar’ yararına ayni ve nakdi bağışlar alındı. Bu kez ise bağışlardan elde edilen gelir, Ukrayna ordusunu ve gönüllüleri silahlar, askeri yazılımlar, insansız hava araçları, eğitim ve diğer araçlarla desteklemeye kadar varacak.
Geçen ocak ayının ilk günü yayınlanan yeni Ulusal Direniş Yasası, ‘Ukrayna Bölgesel Savunma Kuvvetleri’ adlı bir oluşumu bir tüzel varlık haline getirdi. Bu varlık, ülkenin savunmasına katılmak isteyen Ukraynalı sivilleri ‘yarı zamanlı’ olarak kabul ediyor.
Aynı şekilde beş yıldır Ukrayna’da yasal olarak ikamet eden ve savunma sürecine askeri olarak katkıda bulunmak ve Rus tehdidini savuşturmak isteyen yabancıları da kabul ediyor. Bilgi ve koşullar ise Facebook’ta yayınlanıyor.
Eğitimli yabancı savaşçılara gelince... Ulusal Muhafızlar’ın yanı sıra Ukrayna’da yasaların izin verdiği aktif askerlik hizmetinde asker olarak Ukrayna silahlı kuvvetlerine katılmak için başvuruda bulunabiliyorlar.
Yasa Ukrayna ordusuna, askerlik pozisyonlarına fiziksel ve zihinsel uygunluk koşullarını sağlayan yabancı kişilerle, yaşları 18 ila 40 arasında olmak kaydıyla hizmet sözleşmeleri imzalama izni veriyor. İstisnai durumlarda yaş, 60’a kadar uzayabiliyor. Bu kişiler, Ukraynalı askerlerle aynı maaşları alıyorlar.

Gizemli ‘Wagner’
Şu an ardına kadar açık olan Ukrayna kapıları, 2014 yılında Kırım ve doğu Ukrayna’daki Rus askeri operasyonlarını hatırlatıyor. Zira paralı askerler ve yabancı savaşçılar, mücadelede önemli bir rol oynamıştı.
Mevcut durumda yabancı savaşçılar veya paralı askerler sistemini yeniden hatırlamak, Rus ‘paramiliter’ örgütü veya özel askeri şirketi olan, bir başka ifadeyle de paralı askerler konusunda uzmanlaşmış Rus örgütü ‘Wagner’den söz etmeyi gerektiriyor. Avrupa Birliği (AB), ‘Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya ve diğerleri gibi ‘unsurlarının savaştığı çatışma bölgelerinde insan hakları ihlalleri yaptıkları’ suçlamaları nedeniyle geçen aralık ayında Wagner’e yaptırımlar uyguladı. AB, yasal statüsünü çevreleyen belirsizliğin grubun soruşturulmasını son derece zorlaştırdığına dikkat çekti.
Wagner’in statüsünü belirleme zorluğu, 2014 yılında doğu Ukrayna’daki Rus yanlısı ayrılıkçıları desteklemek için kurulduğundan beri kâğıt üzerinde var olmadığı anlamına geliyor. Birkaç ülkenin basın ve istihbarat araştırmaları, muhtemelen şirketin ‘Libya’yı istikrarsızlaştırma’ ve ‘ABD seçimlerine müdahale suçlamaları nedeniyle AB ve ABD tarafından yaptırımlara maruz kalan Rusya Devlet Başkanı’na yakın iş adamı Yevgeny Prigozhin tarafından finanse edildiğini gösteriyor.
Rusya Devlet Başkanı geçen yıl kendisine Wagner hakkında sorulan bir soruya, ‘enerji, altın ve değerli taşların çıkarılması ile ilgili çıkarları olan özel bir şirket’ olduğu yanıtını verdi.

Savaşçı şirketler
Uluslararası bir siyaset dergisinin baş editör yardımcısı, ABD işlerinde uzman bir isim olan Amr Abdulati, yabancı savaşçıların ve özel güvenlik şirketlerinin ‘özellikle de Rusya’nın onları birçok çatışma yerinde kullanacağı neredeyse kesinleştikten sonra’ birçok ülke için bir takıntı haline geldiğini söyledi.

Abdulati sözlerini şöyle sürdürdü:
“Avrupa ülkelerinin bu tip savaşçılara yönelik eleştirilerine rağmen Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesine karşı koymak için özel güvenlik şirketlerini kullanması, ‘mevcut kriz durumu ve Avrupa ülkelerinin kendilerini içinde buldukları zor durum’ ortasında son derece pragmatik bir meseledir. Ukrayna’nın yabancı savaşçılar kullanmasına kısmen onay verilmesine rağmen, özellikle de Ukrayna güçlerini desteklemek için asker gönderme konusunda bu ülkeler, Ukrayna’da güçlenecek ve oradan Avrupa’nın geri kalanına yayılacak olan yabancı savaşçılar dikeninin nelere yol açabileceği konusunda büyük korkular yaşıyor.”
Askeri uzmanlığın sivillere devredilmesi, özellikle bazı Batılı ülkelerde artan beyaz milliyetçi eğilimler ve çekişmeler ışığında son derece tehlikeli bir mesele. Bu durum, söz konusu ülkelerdeki iç terör dalgalarının güçlenmesine ve desteklenmesine yol açabilir.

Abdulati konuya dair şu değerlendirmede bulundu:
“Bugün dünyadaki terör meselesi, artık sadece DEAŞ ve El-Kaide gibi örgütlerden kaynaklanmıyor. İç terör operasyonlarından kaynaklanan ölümlerin sayısı, dış emsallerini aşıyor.”

Yabancı savaşçılar tabanını genişletme
Paralı askerler fikrinin modern tarihte şiddet içerikli siyasi ifade biçimine alışık olmayan ülkelerde silahlı muhalefeti güçlendirmesi bekleniyor. Abdulati, Ukrayna’da yabancı savaşçıların kullanılması ilkesine Avrupa desteği ve hatta sessizliğinin, Rusya’nın özel güvenlik şirketlerine olan ağır bağımlılığına karşı sessizliğe yol açacağını vurguladı. Uzman, “Bunlar sırayla gelişebilecek ve yakın bir aşamada ağır silahlar kullanabilecek paramiliter şirketlerdir” dedi.
Öte yandan yabancı savaşçıların ait oldukları toplumsal, eğitimsel ve kültürel geçmişlere dikkati çeken Amr Abdulati “Bu durum, failleri asker olmadığı için hesap sormayı zorlaştıran korkunç ihlallerle sonuçlanabilir” değerlendirmesinde bulundu.  
Yabancı savaşçılar ve paralı askerler konusunda bazı Arap ülkelerinin ve ‘Sovyet işgaline direnmek için Afganistan’daki savaşçıların saflarına katılan’ Arapların derin ve acı deneyimleri bulunuyor. Buna rağmen söz konusu durum, hayatın çehresini ve çok sayıda toplumun dokusunu değiştiren, onlarca yıldır ideolojilerden kaynaklanan deneyimler olarak görülüyor. Arap savaşçıların, ‘savaşa katılarak kazanç sağlama umuduyla ülkelerini yasa dışı yollardan terk etmedikleri müddetçe’ Ukrayna’yı kurtarmak için ‘uluslararası lejyonun bir bölümünü oluşturması’ beklenmiyor. Dini amaçlarla radikal ideolojilere sahip Araplara gelince; onlar Ukrayna’yı ‘kafir Batı’ olarak görüyor.



Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
TT

Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)

Güney Kore ordusu, bugün Kuzey Gapyeong eyaletinde rutin bir eğitim görevi sırasında bir AH-1S Cobra askeri helikopterinin düştüğünü ve iki kişilik mürettebatının hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ordu yaptığı açıklamada, helikopterin saat 11:00 civarında, nedeni henüz netleşmeyen bir şekilde düştüğünü belirtti. İki mürettebat yakındaki bir hastaneye kaldırıldı ancak yaralanmaları nedeniyle hayatlarını kaybetti.

Kaza sonrasında, ordu bu modeldeki tüm helikopterlerin uçuşlarını durdurdu ve kaza nedenini araştırmak üzere bir acil müdahale ekibi oluşturdu. Ordu, eğitim görevinin motor çalışır haldeyken acil iniş prosedürlerinin uygulanmasını içerdiğini belirtti.