Kadirov'un ataları Vanlı mı? Tarihçi Prof. Ortaylı: Urartular Çeçen'dir; Dede: Tüm veriler Kafkasya'yı işaret ediyor

Ermenilerin Kürtlerin ve Türklerin paylaşamadığı Urartuların dilinin Çeçence ile olan benzerliği iki halkın aynı kökenden geldiği iddialarına neden olmuştu. Tarihçi Prof. Dr. Ortaylı da bu iddiayı dillendirenlerden

Çeçen lider Kadirov, Rusya Devlet Başkanı Putin ile (Reuters)
Çeçen lider Kadirov, Rusya Devlet Başkanı Putin ile (Reuters)
TT

Kadirov'un ataları Vanlı mı? Tarihçi Prof. Ortaylı: Urartular Çeçen'dir; Dede: Tüm veriler Kafkasya'yı işaret ediyor

Çeçen lider Kadirov, Rusya Devlet Başkanı Putin ile (Reuters)
Çeçen lider Kadirov, Rusya Devlet Başkanı Putin ile (Reuters)

Rusya Federasyonu'na bağlı özerk bir cumhuriyet olan Çeçenistan'ın başkanı Ramazan Kadirov, sık sık kendisinden bahsettirmeyi başaran bir lider.
Son olarak Rusya'nın Ukrayna'ya başlattığı saldırıya askeri güçlerini göndererek destek vermesiyle gündeme geldi.
Kadirov'a bağlı güçlerin tersine bir kısım bağımsızlık yanlısı Çeçen de Ukrayna saflarında yer alıyor.
Bu durum Kafkasya'nın savaşçılığıyla bilinen halkı Çeçenlere dair merakı artırdı.
Çeçenler, 1990'lı yıllarda Rusya'ya karşı verdikleri bağımsızlık savaşıyla dünya genelinde tanınmıştı.
Kuzey Kafkasya halklarından Çeçenler, tarih boyunca birçok istilaya karşı vatanlarını korumaya çalıştı.

Doğu Anadolu'nun güçlü devleti Urartular ile Çeçen bağı keşfedildi
Independent Türkçe'nin özel haberine göre, Çeçenlerin kökenleriyle ilgili en yaygın iddia Kafkasya'nın yerli halklarından biri oldukları yönünde.
Ancak Kafkasya'dan daha güneyde bugünkü Türkiye sınırları içerisinde yer alan Van'da Urartulara ait tarihi kalıntılarda yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bazı veriler, Çeçenleri yakından ilgilendiren iddiaların ortaya atılmasına neden oldu.
Türkiye'de tarih derslerinin vazgeçilmez konularından olan Urartular, M.Ö. 9'uncu yüzyıldan M.Ö. 6. yüzyılın başlarına kadar bugünkü Van merkezli güçlü bir devlet kurmuşlardı.
En geniş zamanlarında Türkiye'nin doğu ve güneydoğu bölgeleri, bugünkü Ermenistan ile İran'ın kuzeybatısı ve Suriye'nin kuzeyini kapsıyorlardı.
İran'dan gelen Medlerin saldırısıyla M.Ö. 590 yılında devletleri yıkılan Urartuların birçoğunun bugünkü Ermenistan sınırları içinde kalan Teişebaini Kalesi yönüne doğru göç ettiği yönünde iddialar var.

Ermeniler, Kürtler ve Türkler, yıllarca Urartuları paylaşamadı
Bunlardan dolayı Doğu Anadolu'da hak iddia eden Ermenilerden kimi tarihçiler kökenlerinin Urartulardan geldiğini iddia etti.
Buna dayanak olarak gösterdikleri en büyük gerekçe de Ermenilerin Urartular devleti yıkıldıktan sonraki yıllarda aynı bölgelerde tarih sahnesine çıkmaları.
Buna karşın Kürtleri Urartulara dayandıran hatta Urartuların Türk olduğunu öne sürenler de oldu.
Ancak Urartuların çivi yazısıyla yazdıkları tabletlerin deşifresi ile günümüzdeki dillerle olan benzerliği incelenmeye başlandıkça en çok Kuzey Kafkasya'da yaşayan Çeçen ve İnguş dilleri ile benzer olduğu iddiaları ortaya atıldı.
Bu nedenle Urartular ile Çeçenlerin aynı kökenden geldikleri iddiaları da bilim çevrelerinde dillendirilmeye başlandı.

Ortaylı: Urartular Çeçen'dir
Bu görüşü dile getirenlerden biri de tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı.
2020 yılı içerisinde YouTube yüklenen bir seminerinde Ortaylı, Urartuların Çeçen olduğunu iddia etti. 
Ortaylı burada şunları söylüyor: 
"Van bölgesinde Urartuların kazısı yapılıyor. Ermeniler 'bizim atamız' diyordu. Sorun çözüldü. Kazının yakınlarında bir Çeçen köyü var. Burada bir Çeçen bekçi var. Çeçen çivi yazısı okununca adam ısrarla 'bu bizim dilimiz' diyor. Urartu çivi yazısı öğrendikten sonra okunan metinlerde bugün hakikat ortadadır. Urartular, Çeçen'dir. Çeçenler, Kafkasya'nın kuzeyinde yaşayan bir millet. Ya güneye sızmıştır ya da devletleri yıkılınca orada tutunamayıp kuzeye mi dönmüştür. Çeçenistan'a dönmüştür. Bu çok açıktır. Bu gibi göçler hep vardır. Bu gibi toplu milli göçler içinde Türkler en sonucu ve en tazelerden biridir."

"Dil çok az değişmiş"
Konuyla ilgili aradığımız Ortaylı, seminerdeki iddialarını tekrar ederek Urartuca ve Çeçen dili arasındaki benzerliğin anlaşıldığını söyledi.
"Çünkü dil çok az değişmiş" diyen Ortaylı, "Çeçenlerin ahfadı Urartular. Ancak Çeçenler mi Kafkasya'dan gelmiş yoksa Urartular mı gitmiş o net değil. Günümüzde Türkiye'de yaşayan Çeçenler ise 19'uncu yüzyılda Kafkasya'dan göç ederek gelenlerdir" diye konuştu. 

"500 ortak kelime var"
Çeçenya (Çeçenistan) ile Kafkasya üzerine araştırmalar yapan ve kendisi de Çeçen olan Taylan Han'a da Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın iddiasını sorduk.
Bu konuyla alakalı araştırmalar yapıldığını ve hali hazırda yapılmış araştırmaların da olduğunu söyleyen Han, Urartuca – Çeçence ortak kelimelerin yer aldığı 500 kelimelik bir sözlüğün olduğunu da kaydetti.
Çeçenya tarafında da Ortaylı'nın iddialarına benzer görüşleri dile getiren tarihçiler olduğunu aktaran Han, "Çeçenler ile Urartuların aynı kavim olduğunu ancak Çeçenlerin bugünkü Çeçenya'da otururken, Urartuların bu coğrafyada yaşadıkları ifade ediliyor. Ancak atalık konusunda net bir şey yok. Yani kim kimin atası noktasında net bilgi yok. Tabii bunlar teori. Kesin bir şey yok" ifadelerini kullandı. 

"İddianın Ermeni tezlerini çürütmek için Türklerce dillendirildiğine inanan Çeçenler de var"
Han, bunun yanında Çeçenler arasında Urartular ile aynı halk oldukları iddiasına inanmayarak, bunun Ermenilerin Urartuların soyundan geldikleri iddiasını çürütmek için Türklerce ortaya atıldığını öne sürenlerin de olduğunu belirtti.

"Urartular hakkında tüm veriler Kafkasya'yı işaret ediyor"
Turkish DNA Project Grubu, DNA araştırmalarını yakından takip ediyor.
Yapılan araştırmalarda hangi halkın, hangi toplulukla yakın akraba olduğu gibi çıkan sonuçları sitelerinde de paylaşıyorlar. 
Projenin iletişim sorumlusu Türkolog Denizcan Dede'ye "Yapılan DNA araştırmalarında Çeçen-Urartu bağlantısına dair verilere ulaşıldı mı" sorusunu yönelttik.
Dede, Çeçenlere dair bir DNA araştırmasının olmadığını kaydederek şöyle konuştu:
"Erzurum, Kars ve Urartuların merkezi Van tarihte Kafkasya'nın etkisi altında, bir nevi devamı. Urartuların olduğu bölge hep Kafkas kültürünün devamı. Urartular hakkında elimizde genetik veri yok. Ancak Urartular hakkında tüm görünen veriler dil dahil olmak üzere Kafkasya'yı işaret ediyor. Çünkü bulundukları alanlara göçler Paleolitik Çağ'dan beri hep Kafkasya yönünden geliyor."

"Urartular, Kafkas haklarından birinin atası"
Urartuların Çeçenlerin atası olduğu konusunun hala tartışmalı olduğunu hatırlatan Dede, "Bugünkü Kafkas halklarından birinin atası ama hangisi olduğunu bilmiyoruz. Ancak oradan geldikleri kesin. İlk Çağ'da Urartuların yaşadığı alan Trans Kafkasya'nın devamı. Halen de kültür olarak öyle aslında" diyerek sözlerini tamamladı.

"Urartucayı çözmek için Çeçence sözlüklerden faydalandı"
Ortaylı'nın seminerdeki konuşmasında Çeçen bekçi diye bahsettiği kişi Van-Hakkari arasındaki Çavuştepe'deki Urartulara ait Çavuştepe Kalesi'nde 58 yıl boyunca bekçilik yapan Mehmet Kuşman.
İşi sırasında Urartuca öğrenmeye merak salan Kuşman, ciddi çabalar sonucu bu dili çözüyor ve dünya genelinde konuşabilen 38 kişiden biri oluyor.
Ortaylı, konuşmasında "Çeçen bekçi" dese de Kuşman aslında bir Kürt.
Ancak Urartucayı çözmek için bu dil ile çok yakın olduğu Çeçence ve İnguş dillerinden faydalandığını hatta bunun için bir sözlük aldığını verdiği röportajlarda açıklamıştı.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.