Ukrayna savaşı üzerinden ABD-Çin denklemi: Odak nokta Tayvan meselesi

ABD’li diplomat: Washington’ın Moskova’ya yönelik yaptırımları ‘yıkıcı olmalı’

Tayvan’da Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimini protesto eden göstericiler. (Reuters)
Tayvan’da Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimini protesto eden göstericiler. (Reuters)
TT

Ukrayna savaşı üzerinden ABD-Çin denklemi: Odak nokta Tayvan meselesi

Tayvan’da Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimini protesto eden göstericiler. (Reuters)
Tayvan’da Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimini protesto eden göstericiler. (Reuters)

ABD’nin, gelecekte Tayvan'a yönelik bir hamle yapmak ve Ukrayna savaşını yakından takip eden Çin ile kararlı bir şekilde başa çıkmak için askeri olarak yeterli gücü elinde bulundurduğundan emin olması gerekiyor. Pekin ise, Rusya'nın askeri anlamda nasıl bir performans sergilediğini yakından izliyor.  
Rusya, Ukrayna'daki askeri harekatıyla ABD ve Batı üzerindeki baskıyı artırırken, Washington, Çin'e karşı koymaya ve Tayvan'da benzer eylemlerde bulunmasının önüne geçmeye odaklanmış durumda.  
ABD’nin eski Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Wes Mitchell, ABD merkezli National Interest dergisine yaptığı açıklamada, Putin’in Ukrayna işgali girişimi ile kararlı bir şekilde mücadele edilmemesinin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Tayvan’ı işgal etme hususunda motive edeceğini söyledi.
Mitchell şunları kaydetti:  
“Rusya gibi Çin de son birkaç yılını, ABD’nin Irak ve Balkanlardaki saldırılarından çıkardığı dersleri de dikkate alarak ordusunu modernize etmekle geçirdi. Bu derslerin ne kadar değerli olduğu Ukrayna savaşında bir kez daha kanıtlanmış oldu. Öncelikle, ABD ve müttefikleri Ukrayna’ya yardım ederek, Rusya gibi tehlikeli bir rakibin dahi düşman topraklarında uzun süreli çatışmalarda ciddi kayıplar vereceğini ve ağır bedeller ödeyebileceğini gösterdi. Çin, aynı senaryonun Tayvan’da da tekrarlanabileceğini değerlendiriyor. İkincisi, Pekin, Rusya'nın yaptırımların gölgesinde nasıl bir ekonomik performans sergileyeceğini de yakından takip ediyor. Nitekim Tayvan’ı işgal etmeye çalışırsa ciddi yaptırımlara maruz kalacağı yönünde uyarılmıştı. Çin, Rusya'nın emtiaya dayalı ekonomisinden çok daha büyük ölçüde, finans ve ticari akışlarda küresel ekonomi ile iç içedir. 
ABD ve müttefikleri, Rusya gibi ikinci derece bir ekonomik güce uyguladığı yaptırımlarda belirgin bir etki sağlayamazsa, Çin, kendisine karşı yaptırımların daha az etkili olacağı sonucu çıkarabilir. ABD ve müttefikleri Ukrayna'daki macerası nedeniyle Putin’e yeterince acı çektirebilirse, Şi büyük olasılıkla, Tayvan'ın en azından öngörülebilir gelecekte böylesi bir riske değmeyeceği sonucuna varacaktır.”
ABD’nin Avrupa'yı korumaya yönelik gösterdiği çabayı, Asya için göstermeyeceğini düşünenlerin yanıldığını belirten Mitchell, Başkan Joe Biden'ın Rusya’nın işgal girişiminden önce "Büyük güçler aldatmaz" dediğini hatırlattı ve benzer yaptırımları Çin’e uygulamaktan çekinmeyeceğini söyledi. Mitchell, ABD’nin Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’ya ‘yıkıcı yaptırımlar’ uygulayacağını söylemişken, hafif yaptırımlarla yetinmesinin söz konusu olmayacağını, aksi takdirde güvenilirliğinin zedeleneceğini belirtti. ABD liderliğindeki küresel finans sisteminin büyük ölçekli saldırganlığı cezalandırmadaki güvenilirliğinin son yıllarda tehlikede olduğuna işaret eden eski diplomat, ABD’nin bu güvenilirliği yeniden kanıtlamak için tek bir şansının olduğunu, bunun da Ukrayna olduğunu vurguladı. Ukrayna savaşındaki tek olumlu tarafın, ABD ve müttefiklerinin ortak bir kararlılıkla benzer saldırganlıklara karşı sert bir tutum sergileyeceğinin kanıtlanması olduğuna işaret eden Wes Mitchell, bu müşterek tavrın, Tayvan’ı işgal etmeyi planlayan Çin için caydırıcı olacağını öngördü. Putin’in gaddarca saldırganlığının, Avrupa’da savunma yükünün paylaşılmasının gerekliliğinin kavranmasına yardımcı olduğunu, Almanya’nın önümüzdeki yıllarda Rusya’dan daha fazla savunma harcaması yapmayı planlamasının bu durumu teyit ettiğini söyledi. (Almanya savunma harcamalarını 110 milyar dolara çıkaracak, bu rakam Rusya’da 62 milyar dolar.) Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını arttırması nedeniyle ABD, mevcut konvansiyonel güçlerinin çoğunu Çin'i caydırmak için kullanabilecek.  

Ukrayna, Rusya'nın savaş kabiliyetini ciddi şekilde sınırlandıracak  
Ukrayna savaşının Rusya’nın savaş kabiliyetini yakın vadede zedeleyeceğini öngören Mitchell şu değerlendirmede bulundu:
“Ukrayna savaşının seyrinden bağımsız olarak şu tespit yapılabilir; Rus ordusu, bu savaşta kolayca yerine koyamayacağı çok sayıda nitelikli mühimmatını kullanmış olacak. Rus ekonomisi de sermayenin tükenmesi ve yatırım kaybı nedeni ile önümüzdeki yıllarda gerileme yaşayacak. Elbette Rusya ciddi bir tehdit olmaya devam edecek, ancak Avrupa’nın askeri gücü artarken, Rusya’nın uzun bir toparlanma sürecine ihtiyacı olacak. Dolayısıyla Ukrayna savaşı, ABD stratejisi açısından oldukça büyük bir önem barındırıyor. Avrupa savunma hamlelerinin meyvelerini vereceği birkaç yıla kadar, Çin’in Tayvan’ı işgal etme riski devam edecektir. ABD ve müttefikleri, Başkan Biden’ın ‘aşamalı yaptırım’ anlayışını terk ederek, Rusya’ya karşı ‘azami baskı’ politikalarını arttırarak sürdürmelidir. Pekin şimdilerde, ABD ve müttefiklerinin Ukrayna savaşına dolaylı müdahalelerini izleyerek, Tayvan’da ne tür bir direnişle karşılaşacağını ve ‘aşamalı yaptırımlarla’ nasıl başa çıkacağını hesap etmektedir.
Şarku'l Avsat'ın National Interest kaynaklı haberine göre, Mitchell ayrıca, “ABD, Rusya'nın enerji sektörüne yaptırım uygularken bunu Avrupalılarla işbirliği içinde gerçekleştirmelidir. Böylelikle Çinlilere, Washington ve müttefiklerinin, büyük ölçekli saldırganlığı durdurmak için bedel ödemeye hazır olduğu mesajı verilecektir. Askeri olarak da aynı mantık büyük ölçüde geçerlidir. Güç kullanımını abartan Putin’e en büyük ders Ukrayna sahasında verilebilir. ABD, Ukrayna’ya istihbarat ve silah yardımı yaparak, Rusya’nın muharebe yeteneklerini zayıflatacaktır. Ayrıca ABD, Asya'daki askeri gücünü zayıflatmadan, NATO’ya ait çok sayıda etkili silahı Rusya sınırlarına kalıcı olarak konuşlandırabilir. ABD şu anda kararlı ve güçlü bir şekilde Ukrayna’nın yanında durmalıdır. Bu hem Avrupa’da savunma alanında önemli etkiler doğuracak, hem de uzun vadede Asya’da bir savaşın önlenmesine yardımcı olacaktır” ifadelerini kullandı.



Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
TT

Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)

Sağır el-Haydari

El Kaide’nin Sahel bölgesindeki kolu olan Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin’in (CNIM) finans başkent Bamako'ya doğru ilerlediği ve Burkina Faso ve Nijer gibi ülkelere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde, DEAŞ ile ilişkiler belirleyici bir dönüm noktasına ulaştı. Her iki taraf da Afrika Sahel bölgesinde önemli aktörler olarak kendilerini kanıtlamak için zamana karşı yarışıyor.

DEAŞ, üyelerinin Mali'de düzenledikleri bir pusuda, CNIM’e bağlı Sahra Bölgesi Emiri Ebu Yahya gibi El Kaide'nin önde gelen isimlerini ortadan kaldırmayı başardıklarını duyurdu.

DEAŞ ile El Kaide arasındaki rekabet, Mali, Burkina Faso ve Nijer gibi Afrika Sahel ülkelerinde yaşanan ciddi güvenlik krizlerinin ortasında yaşanıyor ve her iki taraf da bu durumdan yararlanmaya çalışıyor.

Üç daire

DEAŞ ve El Kaide'nin faaliyetleri, Afrika'nın Sahel bölgesini her yıl binlerce kişinin hayatını kaybettiği gerçek bir ‘terör yuvası’ haline getirdi.

Afrika meseleleri uzmanı ve siyasi araştırmacı Sultan Elban, Sahel bölgesinde El Kaide ile DAEŞ arasındaki rekabetin, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir çatışmaya dönüştüğünü, ancak sahada bunun ideolojik bir anlaşmazlıktan çok insan gücü ve kaynaklar üzerinde bir yarış halini aldığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Elban genel olarak bakıldığında CNIM'in El Kaide'nin Afrika Sahel'deki kolunu temsil ettiğini ve özellikle Burkina Faso, Mali ve Nijer'de en yaygın ve sosyal olarak en köklü örgüt olduğunu, askeri üslere karmaşık saldırılar düzenleme, insansız hava araçları ve patlayıcı cihazlar kullanma ve çok sayıda savaşçıyı seferber etme konusunda gelişmiş operasyonel kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Buna karşın DEAŞ’ın Afrika Saheli’nin bazı bölgelerinde, özellikle Mali'nin kuzeyindeki Minaka bölgesinde daha agresif göründüğünü söyleyen Elban, Nijer, Burkina Faso ve diğer bölgelerin büyük bir kısmını kontrol ettiğini, ancak yerel olarak daha az köklü ve ulusal ordular ile CNIM'in çifte direnişiyle karşı karşıya kaldığını kaydetti. CNIM, 2020'den bu yana Mali ve Burkina Faso'nun merkezi bölgelerinden bu örgütü kovmayı başardı ve sonraki yıllarda da genişlemesini engellemişti.

evfrv
El Kaide'nin CNIM lideri Iyad Ag Ghali'ye bağlı birkaç şubesi bulunuyor (AP)

El Kaide'nin şu anda Afrika Sahel bölgesindeki en önemli yapısal güç olduğunun altını çizen Elban, DEAŞ’ın ise belirli bölgelerde en ölümcül güç olduğunu ve kitlesel katliamlara ve halkı terörize etmeye daha yatkın olduğunu vurguladı. İki örgüt arasındaki rekabetin üç alanda yoğunlaştığını belirten Elban’a göre bunlardan birincisi, sınır geçişleri ve kaçakçılık rotalarının kontrol edilmesi, ikincisi, köylerde ve kırsal alanlarda tahkim ve yargı yetkisinin dayatılması ve üçüncüsü, merkezin önünde, yani Suriye ve Afganistan'ın önünde ve hatta Sahel'deki yerel sıcak noktaların önünde, küresel cihadın tekelleştirilmesi.

Kayıpların telafisi

Afrika'nın Sahel bölgesindeki ülkeler, son yıllarda bazı askeri darbelere tanık oldu. Bu darbeler sonucunda, güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme sözü veren askeri konseyler iktidara geldi. Ancak, özellikle Ensaruddin gibi radikal grupların yeni bölgelere doğru ilerleme kaydetmeleri bakımından bu konseylerin çabaları eleştirilmeye devam ediyor.

Nijeryalı güvenlik araştırmacısı Issa Mounkaila, gerçekte, El Kaide’nin yıllardır Afrika'nın Sahel bölgesini tekelinde tuttuğunu ve bu bölgenin El Kaide için Afganistan gibi ülkelerde yaşadığı başarısızlıkların ardından güvenli bir sığınak haline geldiğini söyledi.

Aynı durumun DAEŞ için de geçerli olduğunu belirten Mounkaila, DAEŞ'in şu anda Afrika kıyılarına, nüfuz kazanmanın kolay olduğu bir güvenlik kırılganlığı bölgesi olarak geri döndüğünü ve DAEŞ'in şu anda Suriye, Irak ve Libya'daki kayıplarını telafi etmeye çalıştığını söyledi. Mounkaila’ya göre bu telafi, ancak El Kaide'nin kontrolündeki bölgelerin aleyhine olabilir. Nijeryalı uzman ayrıca, DEAŞ’ın merkezi düzeyde net bir liderlik kaybına uğraması ve örgütün bölgedeki nüfuzunu ve hedeflerini yönetme planına ilişkin belirsizlikler göz önüne alındığında, El Kaide'nin hala üstünlüğünü koruduğuna inanıyor.

Denge El Kaide lehine değişiyor

El Kaide, CNIM gibi kendisine bağlı örgütler aracılığıyla, Rusya ve daha önce Fransa ile ittifak kuran Afrika Sahel'deki askeri konseylere karşı çıkıp kendi saflarına katılmaya çağıran videolar yayınlamaya devam ediyor.

Öte yandan ise DEAŞ, haftalık dergisi en-Nebe'de savaşın sürdürülmesi çağrısında bulunurken, El Kaide'ye karşı saldırılar başlattığını da açıklayarak iki grup arasındaki çatışmanın şiddetlendiğini gösteriyor.

Elban, iki taraf arasındaki çatışmanın geçmişi çerçevesinde, özellikle 2020'den bu yana Çad ve Burkina Faso arasındaki sınır üçgeninde, ara sıra ateşkeslerle birlikte, sınırlı çatışmalardan açık savaşa kadar çeşitli aşamalardan geçtiğini söyledi.

sddvd
Burkina Faso terör örgütlerinin yayılmasını önlemeye çalışıyor (Reuters)

Elban, her iki örgütün de kontrol ve finansman mekanizmalarına sahip olduğunu, özellikle de vergilerle, bu örgütleri kontrol ettikleri bölgelerde devlete paralel vergi otoriteleri haline getirdiğini, yönetim boşluğundan ve ekonomik çöküşten faydalanarak vergi uygulayıp zekat topladıklarını söyledi. Çobanların hayvanlarına el konulduğunu ve yerel pazarlarda veya Moritanya, Senegal ve başka yerlerdeki pazarlarda satıldığını da sözlerine ekledi.

İki örgüt arasında ince farkın El Kaide'nin gelirlerinin bir kısmını yoksulları destekleyerek ve anlaşmazlıkları çözerek yargı alternatifi olarak kendini dayatacak şekilde belirli bölgeleri kayırma eğiliminde olması olduğuna dikkati çeken Elban, El Kaide’nin bazen de imajını iyileştirmek ve meşruiyetini pekiştirmek için insani yardım kuruluşlarının çalışmalarına göz yumduğunu, DEAŞ’ın ise daha nefret dolu bir yaklaşım sergileme eğiliminde olduğunu ve sosyal kabul görme konusunda endişelenmediğini vurguladı.

Bölge ülkelerinin bazılarının ordu tarafından yönetilmesi ve mevcut kırılganlık bakımından ağlar ve yerel entegrasyon açısından dengelerin El Kaide lehine kaydığına işaret eden Elban, ancak DEAŞ’ın savunmasız bölgelerde hedefli saldırılar düzenleme ve katliamlar gerçekleştirme yeteneğini üst düzeyde tuttuğunu belirtti.


İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
TT

İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin Umman’a ulaşmasının ardından Tahran, diplomatik çabalara yönelik ‘yıkıcı baskı ve etkiler’ konusunda uyarıda bulundu. Bu uyarı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, ABD-İran müzakerelerine odaklanması beklenen görüşmeler için Washington’a yapacağı ziyaretten hemen önce geldi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün düzenlenen haftalık basın toplantısında, “Görüşme yaptığımız taraf ABD’dir ve bölgeyi olumsuz etkileyen yıkıcı baskılardan bağımsız hareket etme kararı onlara aittir… Siyonist rejim, bölgede barışa yol açacak herhangi bir diplomatik girişimi sürekli olarak engellemeye çalıştı” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonuna konuşan Bekayi, ülkesinin ABD ile yürüttüğü müzakerelerde hızlı bir sonuca ulaşmayı hedeflediğini ve gecikmeye gitmek istemediğini belirtti.

Bekayi, geçtiğimiz hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin karşı tarafın ‘ciddiyetini’ ölçmek için gerçekleştirildiğini aktarırken, mevcut müzakerelerin ne kadar süreceği veya ne zaman sonuçlanacağının öngörülemediğini kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Laricani’nin Maskat’ta Umman Sultanı Heysem bin Tarık ve Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile bir araya gelmesi bekleniyor.

Laricani dün yaptığı açıklamada, ziyaretin bölgesel ve uluslararası son gelişmeler ile İran-Umman ekonomik iş birliğini ele alacağını söyledi.

Ziyaret, Washington ile Tahran arasında birkaç gün önce yapılan ve ABD’nin güç kullanma ihtimalini gündeme getirdiği müzakerelerin ardından gerçekleşiyor.

Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı olmasını, füze programı gibi diğer konuların tartışılmamasını istiyor.

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Bakan Bedr Abdulati’nin İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi yaparak bölgesel gelişmeleri ele aldığını bildirdi.

Açıklamada, Arakçi’nin Abdulati’yi yakın zamanda Umman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ABD-İran müzakerelerinin gelişmeleri hakkında bilgilendirdiği belirtildi. Görüşmede Abdulati, ülkesinin bu müzakerelere ve gerilimi azaltmaya yönelik tüm çabalara tam destek verdiğini ifade etti.

Açıklamaya göre Abdulati, ABD ve İran arasındaki müzakere sürecinin barışçıl ve uzlaşmacı bir çözüme ulaşana kadar sürdürülmesinin önemini vurguladı. Ayrıca, bu hassas dönemde ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığın aşılması gerektiğini belirterek, bölgedeki gerilimi önlemenin en temel yolunun diyalog olduğunu kaydetti.


Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)

Birleşmiş Milletler dün yaptığı açıklamada, Washington'ın geçen hafta birkaç hafta içinde ilk ödemeyi yapacağına dair verdiği sözün ardından, Amerika Birleşik Devletleri'nin ödenmemiş bütçe borçlarını ne zaman ödeyeceğine dair ayrıntıları beklediğini belirtti.

BM sözcüsü Stéphane Dujarric basın toplantısında, “Verileri gördük ve açıkçası, Genel Sekreter bu konu hakkında bir süredir Büyükelçi (Mike) Walts ile temas halinde” dedi. “Bütçe Kontrol Birimimiz Amerika Birleşik Devletleri ile temas halinde ve bazı göstergeler sağlandı. Ödemenin kesin tarihini ve taksitlerin büyüklüğünü öğrenmeyi bekliyoruz” ifadesini kullandı.

Genel Sekreteri António Guterres, 28 Ocak'ta üye devletlere yazdığı bir mektupta, 193 üyeli örgütün aidatların ödenmemesi nedeniyle “yaklaşan mali çöküş” riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, örgütün mali durumu hakkında uyarıda bulundu.

cvfthyj
ABD Başkanı Donald Trump, New York'taki Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmanın ardından eliyle jest yapıyor (AFP)

Başkan Donald Trump döneminde Washington, Birleşmiş Milletler'in sistemlerini reforme etmesini ve bütçesini azaltmasını talep ederek birçok cephede çok taraflılıktan çekildi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Waltz cuma günü verdiği demeçte, "Çok yakında kesinlikle bir ilk ödeme göreceksiniz" dedi. "Yıllık aidatlarımızın önemli bir ilk ödemesi olacak... Nihai miktarın henüz belirlendiğini sanmıyorum, ancak birkaç hafta içinde belli olacak" ifadesini kullandı.

Birleşmiş Milletler yetkilileri, ABD'nin uluslararası örgütün bütçesine ödenmesi gereken aidatların %95'inden fazlasından sorumlu olduğunu söylüyor. Şubat ayı itibarıyla Washington'ın 2,19 milyar dolar borcu bulunuyordu; buna ilave olarak mevcut ve geçmiş barış koruma misyonları için 2,4 milyar dolar ve BM mahkemeleri için 43,6 milyon dolar daha ödenmesi gerekiyordu.

BM yetkilileri, ABD'nin geçen yılki düzenli bütçe için aidatlarını ödemediğini, bu nedenle 827 milyon dolar, cari yıl için ise 767 milyon dolar borcu olduğunu, geri kalanının ise önceki yıllardan kalan borçlardan oluştuğunu ifade etti.