Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Üç hayır’ tasmasını, ülkemin çıkarları için kırdım… Tel Aviv’e yönelik gizli ziyaretler yok

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan ülkesindeki geçiş süreci, İsrail’le normalleşme ve Nahda Barajı krizi hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulundu

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Üç hayır’ tasmasını, ülkemin çıkarları için kırdım… Tel Aviv’e yönelik gizli ziyaretler yok

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu. Burhan, Suudi Arabistan’a yönelik devam eden Husi saldırılarının, tüm bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini vurguladı.
Burhan, Sudan’da gerçekleşmesi için uygun ortamı sağlamaya çalışacağı devasa bir Suudi yatırımından bahsetti.
Hartum’un Riyad’a desteğini ve her türlü terör eylemini savuşturmak ve Kızıldeniz’de güvenli seyir sağlamak için istihbarat, güvenlik ve siyasi işbirliğine devam ettiklerini dile getirdi.
Burhan, Riyad’da Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, geçiş hükümetinin genişlemesiyle Sudan’da devam eden siyasi, ekonomik istikrarsızlığını güvenlik boşluğunu kabul ederken, durumun siyasi uyumsuzluk ve parçalanmadan kaynaklandığını söyledi.
Burhan, “Geçen yılın 25 Ekim’inden bu yana geçiş aşamasını tamamlamak için bir yol haritası çizmek amacıyla, her kesimden siyasi ve ulusal güçlerden kardeşlerimize birlikte oturmak için elimizi uzattık” dedi. Burhan, tüm Sudan’ın çıkarlarına duyarlı ulusal ortaklar ile iş birliği içerisinde demokratik geçiş sürecine ve seçim aşamasına geçişin tamamlanmasına olan bağlılığını yineledi.
Hükümetinin sokaklarda gösteri yapan sivillerin öldürülmesi olaylarına karışanlarla ilgili aldığı önlemler hakkında ise Burhan, “Ortaya koyulan uygulamalar var. Çünkü hem resmi kurumlar hem de diğerleri içerisinde, karşı taraflardan bazı kurbanlara yönelik cinayetleri işlediklerinden şüphelenilen çok sayıda tutuklu var. Kasıtlı olarak ya da göstericiler ile diğer taraflar arasındaki çatışmalar sırasında çeşitli şekillerde, bazı protestocuların Sudan sokaklarında öldürülmesinde parmağı olan üçüncü bir taraf kesinlikle var” ifadelerini kullandı. Yürütme ve yasama makamlarının yargı çalışmalarına müdahale etmeyeceklerini vurgulayan Burhan, yargı prosedürlerinin normal şekilde ilerlediğine dikkati çekti.
Mevcut geçiş hükümeti ile sivil bileşen arasındaki ilişkideki çıkmaz hakkında ise Abdulfettah el-Burhan, “Siyasi güçlerin çözüm için fazla seçeneği yok. Ya anlaşıyoruz ya da seçimlerin başlamasını bekliyoruz. Bu güçler bir araya gelip aralarında bir anlayış ve anlaşmaya vardığında, onlarla oturup anlamaya hazır olduğumuzu ilan edeceğiz ya da askeri bileşenin yardımcı olduğu her şeyi sunacağız” şeklinde konuştu. Burhan, Birleşmiş Milletler Sudan Entegre Geçiş Yardımı Misyonu’nun (UNITAMS) ve Afrika Birliği’nin (AfB) önerisinin, Sudan toplumunun birçok kesimi için daha kabul edilebilir olduğunu, öneri etrafında bir araya gelmenin ve onu kapsamlı bir kriz vizyonuna doğru itmenin mümkün olduğunu belirtti.
Her ne kadar planlı seçimlere aday olma niyeti taşımadığını belirtmesine rağmen Abdulfettah el-Burhan, hükümetinin başsız çalışmasının birçok soruna yol açtığını ve Hamduk’un aylar önce ayrıldığı görevine geri dönüşünün pek olası olmadığını ifade etti.
Ülkesinin bazı taraflarca sistematik ve kasıtlı medya çarpıtmalarına ve yanlış bilgilendirmelerine maruz kaldığına dikkati çeken Burhan, Sudan’ın doğusunda yaşananlarla hiçbir bağlantı olmayan Cuba Barış Anlaşması’nı savundu.
Burhan ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizindeki tavrının diyalog ve müzakereye dayandığına dikkat çekti.

İsrail’le normalleşme
Yeni Hartum yönetiminin Tel Aviv’in karşısında “Üç Hayır” ilkesini bozmaya cesaret ettiğini kabul eden Burhan, bu adımın Sudan ve halkının çıkarları için atıldığını söyledi.

Üç Hayır Nedir?
1 Eylül 1967 tarihli Hartum Kararı, Altı Gün Savaşı'nın ardından Sudan'ın başkenti Hartum'da toplanan 1967 Arap Birliği Zirvesi'nin sonunda yayınlandı.
Karar, (üçüncü paragrafta) “Üç Hayır” olarak bilinen sloganı içermesiyle ünlü: “İsrail'le barışa hayır, İsrail'i tanımaya hayır, İsrail'le müzakereye hayır!”
Tel Aviv ve Hartum arasındaki karşılıklı ziyaretlerin de gizli olmadığını savunan Abdulfettah el-Burhan, bunların istihbarat ve bilgi alışverişi amaçlı ziyaretler olmaktan öteye geçmediğini, dolayısıyla bunları ilan etmeye veya gizlemeye gerek duymadıklarını vurguladı.

Nahda Barajı krizi
Burhan, Nahda Barajı krizine bir çözüm konusunda da iyimser konuşurken, meselenin arka planında Hartum ve Cuba arasındaki ilişkiyi bozacak herhangi bir şey olmadığını ifade etti.
İşte Şarku’l Avsat’ın Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;

-Başkent Riyad’a yaptığınız ziyarette Suudi Arabistan - Sudan ilişkilerinin atmosferi hakkında ne hissettiniz?
Tanık olunan tüm zor koşullarda Sudan’ın yanında yer aldığı için Suudi liderliğini selamlıyorum. Suudi Arabistan, genel olarak bölgede ve Sudan düzeyinde çok önemli bir ülke. Kendisi, kardeş ve dost bir ülke ve iyi bir tarihi ilişkilere sahibiz. Suudi Arabistan topraklarındaki Sudanlıların bir milyonu aşmasından dolayı gurur duyabiliriz. Onlar, tüm iyi sıfatları beraberlerinde taşıyor. Kral Selman da onlara seçkin bir topluluk olarak övgüde bulundu. O topraklardaki varlıkları boyunca dürüstlük, güven ve samimiyet yaşadılar. Bu durum, hepimizin gurur duyduğu bir şeydir.

-Ziyaret, Suudi Arabistan Kralı ve Veliaht Prensi ile yapılan görüşmeyle damgasını vurdu. Bu iki görüşmede neler görüştünüz?
Ziyaretin amacı, ilk olarak Suudi Arabistan Sudan’da yaşananlar hakkında bilgi vermek ve ülkeye yönelik tekrarlı Husi saldırılarına karşı Krallık ile tam dayanışmamızı ilan etmekti. Elbette bu saldırıları kınıyoruz, çünkü Krallığın güvenliğini istikrarsızlaştırmanın Sudan’ın güvenliğini ve bölge ülkelerinin güvenliğini istikrarsızlaştırdığından eminiz.
İki görüşme sırasında Suudi Arabistan Kralı’na ve Veliaht Prensi’ne Sudan’daki koşullar hakkında bilgi verdik. Kendilerinden ülkemize ve geçiş dönemine desteklerini sürdürmelerini istedik. Suudi Arabistan, dörtlü (ABD, Birleşik Krallık, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)) aracılığıyla devletler topluluğunda güçlü ve aktif bir varlığın yanı sıra bölgesel ortamında etkinliğe sahiptir. Sudan’a karşı her zaman beyaz ellere sahiptir.

-Toplantı programında mevcut Sudan durumunu ele alan herhangi bir siyasi, ekonomik ve yatırım girişimi yer almıyor mu?
Suudi Arabistan, her zaman Sudan’a yatırım yapmaya hazır. Biz Sudan’da sadece Suudi yatırımını çekecek uygun ortamı sağlamaya ve onu korumak üzere yeterli garantilere ulaşmaya çalışmalıyız. Zira özellikle sermaye, getirileri ve faydaları en üst düzeye çıkaracak şekilde çalışabilmek için güvenli bir ortama ihtiyaç duyuyor. Ama Sudan’daki zor koşullara rağmen Suudi Arabistan yönetimi, Sudan’a sınırı olmayan bir şekilde yatırım yapmaya istekli olduğunu ifade etti. Veliaht Prens, Sudan halkına çeşitli projelerle doğrudan yararlandıkları hizmetler sağlama sözü verdi.

-Deniz trafiğine yönelik güvenlik tehditleri ortasında görüşmeler, Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkelerin anlaşmasını canlandırmak için belirli bir işbirliğine değindi mi?
Sudan ve Suudi Arabistan Krallığı arasında Kızıldeniz’in güvenliği konusunda sürekli bir işbirliği var. İstihbarat ve güvenlik servislerimizi kullanarak birlikte çalışıyoruz. Daha önce iki ülkeye yönelik birçok terör operasyonunu engellemek için de işbirliği yaptık. Dolayısıyla bu durum, iyi iletişim ve işbirliği yoluyla, önemi nedeniyle sürekli bir tartışma konusudur.

Sudan’da demokrasiye geçiş

-Sudan halkı, hala birçok alanda ekonomik kriz ve güvenlik boşluğundan mustarip. Bu durumla mücadele etmek için araçlarınız nelerdir? Bu dengesizlikleri gidermek için planınız nedir?
Şu anda bahsettiğiniz tüm bu siyasi, ekonomik istikrarsızlık ve güvenlik boşluğu tesadüflerin değil, son üç yılda artan eski birikimlerin sonucudur. Elbette siyasi olarak istikrarsız herhangi bir ülke, ekonomik ve güvenlik durumunda kaçınılmaz olarak bir dengesizlik yaşayacaktır. Bu nedenle geçiş aşamasını tamamlama amaçlı bir yol haritası çizmek amacıyla, geçen yılın 25 Ekim’inden bu yana her kesimden siyasi ve ulusal güçlerdeki kardeşlerimize birlikte oturmak için elimizi uzattık.
Bu kürsüden, demokratik dönüşüm sürecine olan bağlılığımızı vurguluyoruz. Seçim aşamasına geçiş sürecini tamamlama ve Sudan’ı ülkenin çıkarları karşısında duyarlı tüm ulusal ortaklarla ‘ortaklık ve işbirliği çerçevesinde’ bir geçiş döneminden ve ardından bir seçim sürecinden geçirme taahhüdümüzü beyan ederiz.

-Mevcut geçiş hükümeti ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ni (ÖDBG) içeren sivil bileşen arasındaki ilişkide çıkmaz var. Geçiş sürecini barışçıl seçimlere ulaştırmak için iki bileşen arasındaki ilişkiyi güçlendirecek gelişmeler var mı?
Farklı bileşenler arasındaki uyumu savunduk ve hala savunuyoruz. Mevcut krizden çıkmanın tek yolunun uzlaşma olduğunu defalarca söyledik. Çözüm için çok fazla seçenek yok. Ya anlaşırız ya da seçimlere kadar bekleriz. Gereken uzlaşının, tüm sivil güçlerin bir araya gelmesi hususunda bir uzlaşı olduğuna inanıyoruz. Bu güçler bir araya gelip aralarında bir anlayış ve anlaşmaya vardığında, onlarla oturup anlamaya hazır olduğumuzu ilan edeceğiz ya da askeri bileşenin yardımcı olduğu her şeyi ona sunacağız.

-UNITAMS ve AfB’nin önerisi, Sudan’ın yeniden birleşim sürecinde ne ölçüde bir atılım sağladı?
UNITAMS ve AfB, ulusal safları bir araya getirmek amacıyla özel bir girişime sahipler. Öte yandan geçiş hükümetinde siyasi güçler arasında bir ayrışma ve siyasi bileşenler arasında güven kaybı olduğu için biz de ulusal birlik çağrısı yapıyoruz. UNITAMS ve Afrika örgütlerinin Sudan toplumunun birçok kesimi için daha kabul edilebilir olduğuna inanıyorum. Bu ise öneri etrafında bir araya gelme ve bir çıkış yolu bulmak için onu kapsamlı bir kriz vizyonuna doğru itme olasılığının mümkün olduğu anlamına geliyor.

-Farklı tarafları birbirine yakınlaştırmaya yönelik girişimler var mı?
Temelde bu girişimler hiç duraksamadı ve hala devam ediyor. Özellikle Sudan’ın çıkarları için çalışma arzuları varsa, herhangi bir tarafla herhangi bir şekilde yakınlaşma sağlamak için her zaman inisiyatif alırız.

-Sudan şu anda fiilen hem Cumhurbaşkanı hem Başbakansız. Bu ikilemle nasıl yüzleşiyorsunuz?
Hükümetin oluşumunun tamamlanmaması, birçok soruna neden oldu. Uzlaşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Bir sonraki aşama için sivil ve siyasi güçler arasında asgari düzeyde bir uzlaşma gerçekleştirebilecek bir başbakanın gelişini bekliyoruz. Biz tek başımıza çalışmak istemiyoruz, bu yüzden siyasi ve ulusal güçlerden izole bir şekilde çalışmak istemediğimizi ilk günlerde söyledik.

-Başbakanlığı devralacak belirli bir isim belirlendi mi?
Henüz değil.

-Buna yaklaşıldı mı?
Bir araya geldiğimizde bu ikilemi aşacağımıza inanıyoruz.

-Dr. Abdullah Hamduk’un başbakanlık görevine geri döndüğü söylentisi ne kadar doğru?
Biz, kendi başımıza bu konuda karar alacak durumda olmadığımız için bu meseleyi tartışmadık. Tüm siyasi ve ulusal güçlerle birlikte bir karar almaya çalışıyoruz.

-Bir başbakan olmadan geçiş hükümetine daha ne kadar liderlik edeceksiniz?
Bu durumun, yakın zamanda biteceğini umuyoruz.

-Seçimler hakkında bir şeyler duyuyoruz. Seçimleri yapmaya yönelik bir istek var mı? Seçim süreci için kurumlar oluşturuldu mu? Ve içinde bulunduğumuz dönemde geçiş hükümetinin barışçıl bir şekilde seçimlere ulaşması için neler yaptınız?
Seçimlerle ilgili olarak, bunlarla ilgili birimler zaten mevcut ve ilgili lojistiğin büyük bir kısmı şu anda mevcut. Yükümlülüklerinin yüzde 80’i Seçim Komisyonu’na ait. Yani eski komisyonu kastediyoruz. Bu nedenle siyasi güçler arasında bir tür ulusal mutabakat oluştuğunda bunun bir veya bir buçuk yıldan fazla sürmeyeceğinden eminim. Ancak Sudan’daki rejimin değişmesi gerektiğinden bahseden bazı seslerin ve bazı siyasi güçlerin sunduğu başka vizyonlar olduğu göz önüne alındığında, siyasi güçler bu konuda ulusal bir uzlaşmaya varırsa ve başkanlık sistemini seçerlerse, seçimlerin uygulanması için gereken çaba kaçınılmaz olarak daha az ve daha hızlı olacaktır.

-Yaklaşan seçimlere aday olma arzunuz var mı?
Şahsen seçimlere aday olmak gibi bir arzum yok.

-Sudan sokakları hâlâ gençlik hareketi ve devrimcilerle dolup taşıyor. Ölümcül mermilerle karşı karşıya kalırlarken, mevcut iktidarın azlini talep ediyorlar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Öncelikle gösterilere çıkan gençlerin, değişimi yaratan gerçek güçler ve geçiş aşamasını inşa etmek için yüksek sese sahip olması gereken gerçek güçler olduğunu vurgulamak isterim. Çünkü Sudan için geçmişte olduğundan farklı bir gelecek görmeden, uzun bir süredir tek başlarına hareket ediyorlar.

-Gösterilerde kurbanların olmasının sorumluluğunu taşıyor musunuz? Yoksa sorumluluğu üstlenen belirli taraflar var mı?
Bu gençlerden bazılarıyla sık sık görüştük ve değişim sağlamak için gösterdikleri çabayı takdir ediyoruz. Ayrıca bu geçiş aşamasında haklarına ve şanslarına etkin bir şekilde ulaşmalarını bekliyoruz. Sudan halkının gösterileri sırasında ölenlerin olmasından üzüntü duyuyoruz. Eminiz ki nihayetinde sorumluluk, fail düzenli kuvvetlerden veya bir başka taraftan olsa da devletindir. Devlet, vatandaşların canlarını alanları tutuklamaya çalışarak bu konudaki görevini yerine getirmelidir.

-Sudan sokaklarında sivil gençlerin öldürülmesinde parmağı olanlar hakkında şu ana kadar ne yapıldı?
Ortaya koyulan uygulamalar var. Çünkü hem resmi kurumlar hem de diğerleri içerisinde, karşı taraflardan bazı kurbanlara yönelik cinayetleri işlediklerinden şüphelenilen çok sayıda tutuklu var.

-Sokaklardaki eylemcilerin saflarına üçüncü bir kişinin sızdığından şüphelenmenizin sebepleri nelerdir?
Kasıtlı olarak ya da göstericiler ile diğer taraflar arasındaki çatışmalar sırasında çeşitli şekillerde, bazı protestocuların Sudan sokaklarında öldürülmesine parmağı karışan üçüncü bir taraf kesinlikle var.

-Halk hala eski rejimin bazı sembol isimlerinin yargılanması için ilan edilen davaları ve kabul edilebilir sonuçları bekliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Sudan, bağımsızlığıyla tanınan eski bir yargı mirasına sahiptir. Yürütme ve egemen makamlar, yargı çalışmalarına hiçbir şekilde müdahale etmeyeceklerdir. Bu nedenle adli işlemler normal seyrinde ilerliyor.

-Kapatılan Yetkilendirme Komitesi’ne ilişkin çekincenizin gerekçeleri nelerdir?
Kapatılan Yetkilendirme Komitesi dosyasını inceleyen ve şu anda araştırılmakta olan ihlalleri tespit eden bir komite var.

İsrail’le normalleşme

-Hartum’un Tel Aviv karşı “Üç Hayır” ilkesini çiğnemenizi Sudan halkı karşısında nasıl haklı gösterebilirsiniz?
Halka, Hartum’un İsrail’e karşı “Üç Hayır” yönelttiği o dönemdeki (1967’deki) Sudan’ın çıkarlarının, Sudan’ın bugünkü çıkarlarından farklı olduğunu söyleyebilirim. Sudan’ın bugünkü çıkarları belli. Biz de ülkenin geleceği için çıkarlar arıyoruz. 

-Hartum ve Tel Aviv arasındaki turlar ve karşılıklı ziyaretler neden bu düzeyde gizli?
Üst düzey ziyaretler yürütülmüyor. Halihazırda gerçekleşen tüm ziyaretler, istihbarat ve bilgi alışverişi amaçlı ziyaretlerdir. İlan edilmesine veya gizlenmesine gerek yoktur.

-Hartum ve Tel Aviv’in normalleşme aşamasına geldiği söylenebilir mi?
Şu anda Hartum ve Tel Aviv arasındaki ilişki, oluşum sürecinde.

-Bu, normalleşmenin kaçınılmaz olduğu anlamına mı geliyor?
Belki bir sonraki hükümet bunu gerçekleştirebilir.

Geçiş Hükümeti’nin uluslararası meşruiyeti

-Mevcut haliyle geçiş hükümetinin, başta ABD ve Avrupa olmak üzere uluslararası bir onay aldığını düşünüyor musunuz?
Sudan’ın bazı taraflarca sistematik ve kasıtlı bir medya çarpıtması ve yanlış bilgilendirme sürecine maruz kaldığı artık herkes tarafından biliniyor. Bunlar, kişisel çıkarlar elde etmek için Sudan’ın çıkarlarına dar partizan bir mercekten bakıyorlar. Ama Sudan’ın kaçınılmaz olarak geri döneceği, çocuklarının ve gençlerinin müreffeh bir gelecek görecekleri kesindir.

-Bazı gözlemciler, Cuba Barış Anlaşması’nın Sudan’a barış getirmediğine inanıyor. Siz, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bence Cuba Barış Anlaşması, Sudan’da barışa birçok katkı sağladı ve hala faydaları bulunuyor. Barış sürecini tamamlama yolunda geriye kalanları başarmak için herkesle birlikte çalışıyoruz.

-Sudan’ın doğusunda yolların kesilmesi nedeniyle yaşananlar, barış anlaşmasındaki bir eksiklikten dolayı değil, değil mi?
Sudan’ın doğusunda yaşananlar, Cuba Anlaşması ile ilgili değil. Daha ziyade bölge halkının ileri sürdüğü taleplerin bir sonucu ve bu taleplerin çoğu meşru kabul ediliyor. Bu talepleri dile getiren birçok grupla diyalog sağlandı ve haklarının verilmesi için bir yol bulunması gerektiği konusunda hemfikiriz.

-Birkaç gün önce Cuba’yı ziyaret ettiniz. Görüşmelerde Abyei meselesi, sınırlar ve kuzeyden petrol pompalama krizi, ne düzeyde ele alındı?
Elbette Güney Sudan, kardeş bir ülke ve bu nedenle onunla ilişkimizin konuşulmasına gerek yok. Biz kuzeyde güneyde kardeşiz. Bu nedenle sınır anlaşmazlıklarına veya Abyei meselesine Hartum ve Cuba arasındaki ilişkileri bozan sorunların çekirdeği olarak bakmıyoruz. Aksine ona bizi bütünleşmeye, kaynaşmaya ve birliğe götüren bir gerçeklik olarak yaklaşıyoruz. Dolayısıyla sınır veya Abyei bölgesi nedeniyle iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar hakkındaki ortaya koyulan her şey, iki ülke arasındaki ilişkiyi doğru şekilde taşımayan konuşmalardır. Entegrasyonumuzu ve birliğimizi geliştiren bir gerçekliğe ulaşmak için, iki ülkede bazı fikirleri ele almaya çalışıyoruz.

Nahda Barajı krizi

-Peki ya Nahda (Hedasi) Barajı’na ilişkin gelişmeler?
İstişare süreci, Nahda Barajı’na ilişkin askıda kalmış sorunlar etrafında dönmeye başladı. Bu istişarelerin, başarıyla taçlanacağını ve paydaşları tatmin edecek bir mutabakata varılacağını umuyoruz.

-Addis Ababa, Sudan geçiş hükümetini son savaşlarında Tigrayları desteklemekle suçladı. İki ülke arasındaki son müzakerelerin sonucu ne oldu?
Etiyopya, bir kardeş ve komşu ülkedir. Aramızda tarihi ve etnik uzantılar ve eski zamanlardan kalma çakışmalar var. Bu nedenle Hartum ve Addis Ababa arasındaki ilişkide diyaloğu ve uzlaşmayı sorunların çözümü için bir yöntem haline getirmek amacıyla var gücümüzle çalışıyoruz.

Ukrayna’nın işgali

-Rusya’nın Ukrayna’yı işgal için başlattığı savaşla ilgili olarak tutumunuz nedir? Sudan üzerinde doğrudan bir ekonomik ve politik etki hissettiniz mi?
Sudan’da her zaman krizlere diyalog ve müzakere yoluyla çözüm aramaktan yanayız. Tabi ki Sudan, küresel ve bölgesel sistemin içinde yer alan diğer ülkeler gibi, jeopolitik ortamında Rus-Ukrayna krizinin yansımalarından nasibini alacaktır.

-Avrupa, kıtlık ihtimalinden ve gıda, enerji ve yakıt kıtlığından bahsediyor. Bu, Afrika kıtası için ne ölçüde yeni bir durum oluşturur?
Tabi ki Afrika, bir zenginlik, doğal kaynaklar ve iş gücü deposudur. Bu nedenle Rusya- Ukrayna krizinin patlak vermesinden sonra dünyanın ilgi odağı olacaktır. Bu nedenle genel olarak mevcut durum, AfB’nin ‘ülkelerinin kaynaklarının herkesin ekonomik ve siyasi çıkarlarını sağlayacak şekilde, nasıl istihdam edileceğine ve bu kaynaklara nasıl yatırım yapılacağına odaklanan’ bir girişim başlatması için yeni bir fırsat sunuyor.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.