Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Üç hayır’ tasmasını, ülkemin çıkarları için kırdım… Tel Aviv’e yönelik gizli ziyaretler yok

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan ülkesindeki geçiş süreci, İsrail’le normalleşme ve Nahda Barajı krizi hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulundu

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Üç hayır’ tasmasını, ülkemin çıkarları için kırdım… Tel Aviv’e yönelik gizli ziyaretler yok

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu. Burhan, Suudi Arabistan’a yönelik devam eden Husi saldırılarının, tüm bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini vurguladı.
Burhan, Sudan’da gerçekleşmesi için uygun ortamı sağlamaya çalışacağı devasa bir Suudi yatırımından bahsetti.
Hartum’un Riyad’a desteğini ve her türlü terör eylemini savuşturmak ve Kızıldeniz’de güvenli seyir sağlamak için istihbarat, güvenlik ve siyasi işbirliğine devam ettiklerini dile getirdi.
Burhan, Riyad’da Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, geçiş hükümetinin genişlemesiyle Sudan’da devam eden siyasi, ekonomik istikrarsızlığını güvenlik boşluğunu kabul ederken, durumun siyasi uyumsuzluk ve parçalanmadan kaynaklandığını söyledi.
Burhan, “Geçen yılın 25 Ekim’inden bu yana geçiş aşamasını tamamlamak için bir yol haritası çizmek amacıyla, her kesimden siyasi ve ulusal güçlerden kardeşlerimize birlikte oturmak için elimizi uzattık” dedi. Burhan, tüm Sudan’ın çıkarlarına duyarlı ulusal ortaklar ile iş birliği içerisinde demokratik geçiş sürecine ve seçim aşamasına geçişin tamamlanmasına olan bağlılığını yineledi.
Hükümetinin sokaklarda gösteri yapan sivillerin öldürülmesi olaylarına karışanlarla ilgili aldığı önlemler hakkında ise Burhan, “Ortaya koyulan uygulamalar var. Çünkü hem resmi kurumlar hem de diğerleri içerisinde, karşı taraflardan bazı kurbanlara yönelik cinayetleri işlediklerinden şüphelenilen çok sayıda tutuklu var. Kasıtlı olarak ya da göstericiler ile diğer taraflar arasındaki çatışmalar sırasında çeşitli şekillerde, bazı protestocuların Sudan sokaklarında öldürülmesinde parmağı olan üçüncü bir taraf kesinlikle var” ifadelerini kullandı. Yürütme ve yasama makamlarının yargı çalışmalarına müdahale etmeyeceklerini vurgulayan Burhan, yargı prosedürlerinin normal şekilde ilerlediğine dikkati çekti.
Mevcut geçiş hükümeti ile sivil bileşen arasındaki ilişkideki çıkmaz hakkında ise Abdulfettah el-Burhan, “Siyasi güçlerin çözüm için fazla seçeneği yok. Ya anlaşıyoruz ya da seçimlerin başlamasını bekliyoruz. Bu güçler bir araya gelip aralarında bir anlayış ve anlaşmaya vardığında, onlarla oturup anlamaya hazır olduğumuzu ilan edeceğiz ya da askeri bileşenin yardımcı olduğu her şeyi sunacağız” şeklinde konuştu. Burhan, Birleşmiş Milletler Sudan Entegre Geçiş Yardımı Misyonu’nun (UNITAMS) ve Afrika Birliği’nin (AfB) önerisinin, Sudan toplumunun birçok kesimi için daha kabul edilebilir olduğunu, öneri etrafında bir araya gelmenin ve onu kapsamlı bir kriz vizyonuna doğru itmenin mümkün olduğunu belirtti.
Her ne kadar planlı seçimlere aday olma niyeti taşımadığını belirtmesine rağmen Abdulfettah el-Burhan, hükümetinin başsız çalışmasının birçok soruna yol açtığını ve Hamduk’un aylar önce ayrıldığı görevine geri dönüşünün pek olası olmadığını ifade etti.
Ülkesinin bazı taraflarca sistematik ve kasıtlı medya çarpıtmalarına ve yanlış bilgilendirmelerine maruz kaldığına dikkati çeken Burhan, Sudan’ın doğusunda yaşananlarla hiçbir bağlantı olmayan Cuba Barış Anlaşması’nı savundu.
Burhan ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizindeki tavrının diyalog ve müzakereye dayandığına dikkat çekti.

İsrail’le normalleşme
Yeni Hartum yönetiminin Tel Aviv’in karşısında “Üç Hayır” ilkesini bozmaya cesaret ettiğini kabul eden Burhan, bu adımın Sudan ve halkının çıkarları için atıldığını söyledi.

Üç Hayır Nedir?
1 Eylül 1967 tarihli Hartum Kararı, Altı Gün Savaşı'nın ardından Sudan'ın başkenti Hartum'da toplanan 1967 Arap Birliği Zirvesi'nin sonunda yayınlandı.
Karar, (üçüncü paragrafta) “Üç Hayır” olarak bilinen sloganı içermesiyle ünlü: “İsrail'le barışa hayır, İsrail'i tanımaya hayır, İsrail'le müzakereye hayır!”
Tel Aviv ve Hartum arasındaki karşılıklı ziyaretlerin de gizli olmadığını savunan Abdulfettah el-Burhan, bunların istihbarat ve bilgi alışverişi amaçlı ziyaretler olmaktan öteye geçmediğini, dolayısıyla bunları ilan etmeye veya gizlemeye gerek duymadıklarını vurguladı.

Nahda Barajı krizi
Burhan, Nahda Barajı krizine bir çözüm konusunda da iyimser konuşurken, meselenin arka planında Hartum ve Cuba arasındaki ilişkiyi bozacak herhangi bir şey olmadığını ifade etti.
İşte Şarku’l Avsat’ın Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;

-Başkent Riyad’a yaptığınız ziyarette Suudi Arabistan - Sudan ilişkilerinin atmosferi hakkında ne hissettiniz?
Tanık olunan tüm zor koşullarda Sudan’ın yanında yer aldığı için Suudi liderliğini selamlıyorum. Suudi Arabistan, genel olarak bölgede ve Sudan düzeyinde çok önemli bir ülke. Kendisi, kardeş ve dost bir ülke ve iyi bir tarihi ilişkilere sahibiz. Suudi Arabistan topraklarındaki Sudanlıların bir milyonu aşmasından dolayı gurur duyabiliriz. Onlar, tüm iyi sıfatları beraberlerinde taşıyor. Kral Selman da onlara seçkin bir topluluk olarak övgüde bulundu. O topraklardaki varlıkları boyunca dürüstlük, güven ve samimiyet yaşadılar. Bu durum, hepimizin gurur duyduğu bir şeydir.

-Ziyaret, Suudi Arabistan Kralı ve Veliaht Prensi ile yapılan görüşmeyle damgasını vurdu. Bu iki görüşmede neler görüştünüz?
Ziyaretin amacı, ilk olarak Suudi Arabistan Sudan’da yaşananlar hakkında bilgi vermek ve ülkeye yönelik tekrarlı Husi saldırılarına karşı Krallık ile tam dayanışmamızı ilan etmekti. Elbette bu saldırıları kınıyoruz, çünkü Krallığın güvenliğini istikrarsızlaştırmanın Sudan’ın güvenliğini ve bölge ülkelerinin güvenliğini istikrarsızlaştırdığından eminiz.
İki görüşme sırasında Suudi Arabistan Kralı’na ve Veliaht Prensi’ne Sudan’daki koşullar hakkında bilgi verdik. Kendilerinden ülkemize ve geçiş dönemine desteklerini sürdürmelerini istedik. Suudi Arabistan, dörtlü (ABD, Birleşik Krallık, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)) aracılığıyla devletler topluluğunda güçlü ve aktif bir varlığın yanı sıra bölgesel ortamında etkinliğe sahiptir. Sudan’a karşı her zaman beyaz ellere sahiptir.

-Toplantı programında mevcut Sudan durumunu ele alan herhangi bir siyasi, ekonomik ve yatırım girişimi yer almıyor mu?
Suudi Arabistan, her zaman Sudan’a yatırım yapmaya hazır. Biz Sudan’da sadece Suudi yatırımını çekecek uygun ortamı sağlamaya ve onu korumak üzere yeterli garantilere ulaşmaya çalışmalıyız. Zira özellikle sermaye, getirileri ve faydaları en üst düzeye çıkaracak şekilde çalışabilmek için güvenli bir ortama ihtiyaç duyuyor. Ama Sudan’daki zor koşullara rağmen Suudi Arabistan yönetimi, Sudan’a sınırı olmayan bir şekilde yatırım yapmaya istekli olduğunu ifade etti. Veliaht Prens, Sudan halkına çeşitli projelerle doğrudan yararlandıkları hizmetler sağlama sözü verdi.

-Deniz trafiğine yönelik güvenlik tehditleri ortasında görüşmeler, Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkelerin anlaşmasını canlandırmak için belirli bir işbirliğine değindi mi?
Sudan ve Suudi Arabistan Krallığı arasında Kızıldeniz’in güvenliği konusunda sürekli bir işbirliği var. İstihbarat ve güvenlik servislerimizi kullanarak birlikte çalışıyoruz. Daha önce iki ülkeye yönelik birçok terör operasyonunu engellemek için de işbirliği yaptık. Dolayısıyla bu durum, iyi iletişim ve işbirliği yoluyla, önemi nedeniyle sürekli bir tartışma konusudur.

Sudan’da demokrasiye geçiş

-Sudan halkı, hala birçok alanda ekonomik kriz ve güvenlik boşluğundan mustarip. Bu durumla mücadele etmek için araçlarınız nelerdir? Bu dengesizlikleri gidermek için planınız nedir?
Şu anda bahsettiğiniz tüm bu siyasi, ekonomik istikrarsızlık ve güvenlik boşluğu tesadüflerin değil, son üç yılda artan eski birikimlerin sonucudur. Elbette siyasi olarak istikrarsız herhangi bir ülke, ekonomik ve güvenlik durumunda kaçınılmaz olarak bir dengesizlik yaşayacaktır. Bu nedenle geçiş aşamasını tamamlama amaçlı bir yol haritası çizmek amacıyla, geçen yılın 25 Ekim’inden bu yana her kesimden siyasi ve ulusal güçlerdeki kardeşlerimize birlikte oturmak için elimizi uzattık.
Bu kürsüden, demokratik dönüşüm sürecine olan bağlılığımızı vurguluyoruz. Seçim aşamasına geçiş sürecini tamamlama ve Sudan’ı ülkenin çıkarları karşısında duyarlı tüm ulusal ortaklarla ‘ortaklık ve işbirliği çerçevesinde’ bir geçiş döneminden ve ardından bir seçim sürecinden geçirme taahhüdümüzü beyan ederiz.

-Mevcut geçiş hükümeti ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ni (ÖDBG) içeren sivil bileşen arasındaki ilişkide çıkmaz var. Geçiş sürecini barışçıl seçimlere ulaştırmak için iki bileşen arasındaki ilişkiyi güçlendirecek gelişmeler var mı?
Farklı bileşenler arasındaki uyumu savunduk ve hala savunuyoruz. Mevcut krizden çıkmanın tek yolunun uzlaşma olduğunu defalarca söyledik. Çözüm için çok fazla seçenek yok. Ya anlaşırız ya da seçimlere kadar bekleriz. Gereken uzlaşının, tüm sivil güçlerin bir araya gelmesi hususunda bir uzlaşı olduğuna inanıyoruz. Bu güçler bir araya gelip aralarında bir anlayış ve anlaşmaya vardığında, onlarla oturup anlamaya hazır olduğumuzu ilan edeceğiz ya da askeri bileşenin yardımcı olduğu her şeyi ona sunacağız.

-UNITAMS ve AfB’nin önerisi, Sudan’ın yeniden birleşim sürecinde ne ölçüde bir atılım sağladı?
UNITAMS ve AfB, ulusal safları bir araya getirmek amacıyla özel bir girişime sahipler. Öte yandan geçiş hükümetinde siyasi güçler arasında bir ayrışma ve siyasi bileşenler arasında güven kaybı olduğu için biz de ulusal birlik çağrısı yapıyoruz. UNITAMS ve Afrika örgütlerinin Sudan toplumunun birçok kesimi için daha kabul edilebilir olduğuna inanıyorum. Bu ise öneri etrafında bir araya gelme ve bir çıkış yolu bulmak için onu kapsamlı bir kriz vizyonuna doğru itme olasılığının mümkün olduğu anlamına geliyor.

-Farklı tarafları birbirine yakınlaştırmaya yönelik girişimler var mı?
Temelde bu girişimler hiç duraksamadı ve hala devam ediyor. Özellikle Sudan’ın çıkarları için çalışma arzuları varsa, herhangi bir tarafla herhangi bir şekilde yakınlaşma sağlamak için her zaman inisiyatif alırız.

-Sudan şu anda fiilen hem Cumhurbaşkanı hem Başbakansız. Bu ikilemle nasıl yüzleşiyorsunuz?
Hükümetin oluşumunun tamamlanmaması, birçok soruna neden oldu. Uzlaşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Bir sonraki aşama için sivil ve siyasi güçler arasında asgari düzeyde bir uzlaşma gerçekleştirebilecek bir başbakanın gelişini bekliyoruz. Biz tek başımıza çalışmak istemiyoruz, bu yüzden siyasi ve ulusal güçlerden izole bir şekilde çalışmak istemediğimizi ilk günlerde söyledik.

-Başbakanlığı devralacak belirli bir isim belirlendi mi?
Henüz değil.

-Buna yaklaşıldı mı?
Bir araya geldiğimizde bu ikilemi aşacağımıza inanıyoruz.

-Dr. Abdullah Hamduk’un başbakanlık görevine geri döndüğü söylentisi ne kadar doğru?
Biz, kendi başımıza bu konuda karar alacak durumda olmadığımız için bu meseleyi tartışmadık. Tüm siyasi ve ulusal güçlerle birlikte bir karar almaya çalışıyoruz.

-Bir başbakan olmadan geçiş hükümetine daha ne kadar liderlik edeceksiniz?
Bu durumun, yakın zamanda biteceğini umuyoruz.

-Seçimler hakkında bir şeyler duyuyoruz. Seçimleri yapmaya yönelik bir istek var mı? Seçim süreci için kurumlar oluşturuldu mu? Ve içinde bulunduğumuz dönemde geçiş hükümetinin barışçıl bir şekilde seçimlere ulaşması için neler yaptınız?
Seçimlerle ilgili olarak, bunlarla ilgili birimler zaten mevcut ve ilgili lojistiğin büyük bir kısmı şu anda mevcut. Yükümlülüklerinin yüzde 80’i Seçim Komisyonu’na ait. Yani eski komisyonu kastediyoruz. Bu nedenle siyasi güçler arasında bir tür ulusal mutabakat oluştuğunda bunun bir veya bir buçuk yıldan fazla sürmeyeceğinden eminim. Ancak Sudan’daki rejimin değişmesi gerektiğinden bahseden bazı seslerin ve bazı siyasi güçlerin sunduğu başka vizyonlar olduğu göz önüne alındığında, siyasi güçler bu konuda ulusal bir uzlaşmaya varırsa ve başkanlık sistemini seçerlerse, seçimlerin uygulanması için gereken çaba kaçınılmaz olarak daha az ve daha hızlı olacaktır.

-Yaklaşan seçimlere aday olma arzunuz var mı?
Şahsen seçimlere aday olmak gibi bir arzum yok.

-Sudan sokakları hâlâ gençlik hareketi ve devrimcilerle dolup taşıyor. Ölümcül mermilerle karşı karşıya kalırlarken, mevcut iktidarın azlini talep ediyorlar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Öncelikle gösterilere çıkan gençlerin, değişimi yaratan gerçek güçler ve geçiş aşamasını inşa etmek için yüksek sese sahip olması gereken gerçek güçler olduğunu vurgulamak isterim. Çünkü Sudan için geçmişte olduğundan farklı bir gelecek görmeden, uzun bir süredir tek başlarına hareket ediyorlar.

-Gösterilerde kurbanların olmasının sorumluluğunu taşıyor musunuz? Yoksa sorumluluğu üstlenen belirli taraflar var mı?
Bu gençlerden bazılarıyla sık sık görüştük ve değişim sağlamak için gösterdikleri çabayı takdir ediyoruz. Ayrıca bu geçiş aşamasında haklarına ve şanslarına etkin bir şekilde ulaşmalarını bekliyoruz. Sudan halkının gösterileri sırasında ölenlerin olmasından üzüntü duyuyoruz. Eminiz ki nihayetinde sorumluluk, fail düzenli kuvvetlerden veya bir başka taraftan olsa da devletindir. Devlet, vatandaşların canlarını alanları tutuklamaya çalışarak bu konudaki görevini yerine getirmelidir.

-Sudan sokaklarında sivil gençlerin öldürülmesinde parmağı olanlar hakkında şu ana kadar ne yapıldı?
Ortaya koyulan uygulamalar var. Çünkü hem resmi kurumlar hem de diğerleri içerisinde, karşı taraflardan bazı kurbanlara yönelik cinayetleri işlediklerinden şüphelenilen çok sayıda tutuklu var.

-Sokaklardaki eylemcilerin saflarına üçüncü bir kişinin sızdığından şüphelenmenizin sebepleri nelerdir?
Kasıtlı olarak ya da göstericiler ile diğer taraflar arasındaki çatışmalar sırasında çeşitli şekillerde, bazı protestocuların Sudan sokaklarında öldürülmesine parmağı karışan üçüncü bir taraf kesinlikle var.

-Halk hala eski rejimin bazı sembol isimlerinin yargılanması için ilan edilen davaları ve kabul edilebilir sonuçları bekliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Sudan, bağımsızlığıyla tanınan eski bir yargı mirasına sahiptir. Yürütme ve egemen makamlar, yargı çalışmalarına hiçbir şekilde müdahale etmeyeceklerdir. Bu nedenle adli işlemler normal seyrinde ilerliyor.

-Kapatılan Yetkilendirme Komitesi’ne ilişkin çekincenizin gerekçeleri nelerdir?
Kapatılan Yetkilendirme Komitesi dosyasını inceleyen ve şu anda araştırılmakta olan ihlalleri tespit eden bir komite var.

İsrail’le normalleşme

-Hartum’un Tel Aviv karşı “Üç Hayır” ilkesini çiğnemenizi Sudan halkı karşısında nasıl haklı gösterebilirsiniz?
Halka, Hartum’un İsrail’e karşı “Üç Hayır” yönelttiği o dönemdeki (1967’deki) Sudan’ın çıkarlarının, Sudan’ın bugünkü çıkarlarından farklı olduğunu söyleyebilirim. Sudan’ın bugünkü çıkarları belli. Biz de ülkenin geleceği için çıkarlar arıyoruz. 

-Hartum ve Tel Aviv arasındaki turlar ve karşılıklı ziyaretler neden bu düzeyde gizli?
Üst düzey ziyaretler yürütülmüyor. Halihazırda gerçekleşen tüm ziyaretler, istihbarat ve bilgi alışverişi amaçlı ziyaretlerdir. İlan edilmesine veya gizlenmesine gerek yoktur.

-Hartum ve Tel Aviv’in normalleşme aşamasına geldiği söylenebilir mi?
Şu anda Hartum ve Tel Aviv arasındaki ilişki, oluşum sürecinde.

-Bu, normalleşmenin kaçınılmaz olduğu anlamına mı geliyor?
Belki bir sonraki hükümet bunu gerçekleştirebilir.

Geçiş Hükümeti’nin uluslararası meşruiyeti

-Mevcut haliyle geçiş hükümetinin, başta ABD ve Avrupa olmak üzere uluslararası bir onay aldığını düşünüyor musunuz?
Sudan’ın bazı taraflarca sistematik ve kasıtlı bir medya çarpıtması ve yanlış bilgilendirme sürecine maruz kaldığı artık herkes tarafından biliniyor. Bunlar, kişisel çıkarlar elde etmek için Sudan’ın çıkarlarına dar partizan bir mercekten bakıyorlar. Ama Sudan’ın kaçınılmaz olarak geri döneceği, çocuklarının ve gençlerinin müreffeh bir gelecek görecekleri kesindir.

-Bazı gözlemciler, Cuba Barış Anlaşması’nın Sudan’a barış getirmediğine inanıyor. Siz, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bence Cuba Barış Anlaşması, Sudan’da barışa birçok katkı sağladı ve hala faydaları bulunuyor. Barış sürecini tamamlama yolunda geriye kalanları başarmak için herkesle birlikte çalışıyoruz.

-Sudan’ın doğusunda yolların kesilmesi nedeniyle yaşananlar, barış anlaşmasındaki bir eksiklikten dolayı değil, değil mi?
Sudan’ın doğusunda yaşananlar, Cuba Anlaşması ile ilgili değil. Daha ziyade bölge halkının ileri sürdüğü taleplerin bir sonucu ve bu taleplerin çoğu meşru kabul ediliyor. Bu talepleri dile getiren birçok grupla diyalog sağlandı ve haklarının verilmesi için bir yol bulunması gerektiği konusunda hemfikiriz.

-Birkaç gün önce Cuba’yı ziyaret ettiniz. Görüşmelerde Abyei meselesi, sınırlar ve kuzeyden petrol pompalama krizi, ne düzeyde ele alındı?
Elbette Güney Sudan, kardeş bir ülke ve bu nedenle onunla ilişkimizin konuşulmasına gerek yok. Biz kuzeyde güneyde kardeşiz. Bu nedenle sınır anlaşmazlıklarına veya Abyei meselesine Hartum ve Cuba arasındaki ilişkileri bozan sorunların çekirdeği olarak bakmıyoruz. Aksine ona bizi bütünleşmeye, kaynaşmaya ve birliğe götüren bir gerçeklik olarak yaklaşıyoruz. Dolayısıyla sınır veya Abyei bölgesi nedeniyle iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar hakkındaki ortaya koyulan her şey, iki ülke arasındaki ilişkiyi doğru şekilde taşımayan konuşmalardır. Entegrasyonumuzu ve birliğimizi geliştiren bir gerçekliğe ulaşmak için, iki ülkede bazı fikirleri ele almaya çalışıyoruz.

Nahda Barajı krizi

-Peki ya Nahda (Hedasi) Barajı’na ilişkin gelişmeler?
İstişare süreci, Nahda Barajı’na ilişkin askıda kalmış sorunlar etrafında dönmeye başladı. Bu istişarelerin, başarıyla taçlanacağını ve paydaşları tatmin edecek bir mutabakata varılacağını umuyoruz.

-Addis Ababa, Sudan geçiş hükümetini son savaşlarında Tigrayları desteklemekle suçladı. İki ülke arasındaki son müzakerelerin sonucu ne oldu?
Etiyopya, bir kardeş ve komşu ülkedir. Aramızda tarihi ve etnik uzantılar ve eski zamanlardan kalma çakışmalar var. Bu nedenle Hartum ve Addis Ababa arasındaki ilişkide diyaloğu ve uzlaşmayı sorunların çözümü için bir yöntem haline getirmek amacıyla var gücümüzle çalışıyoruz.

Ukrayna’nın işgali

-Rusya’nın Ukrayna’yı işgal için başlattığı savaşla ilgili olarak tutumunuz nedir? Sudan üzerinde doğrudan bir ekonomik ve politik etki hissettiniz mi?
Sudan’da her zaman krizlere diyalog ve müzakere yoluyla çözüm aramaktan yanayız. Tabi ki Sudan, küresel ve bölgesel sistemin içinde yer alan diğer ülkeler gibi, jeopolitik ortamında Rus-Ukrayna krizinin yansımalarından nasibini alacaktır.

-Avrupa, kıtlık ihtimalinden ve gıda, enerji ve yakıt kıtlığından bahsediyor. Bu, Afrika kıtası için ne ölçüde yeni bir durum oluşturur?
Tabi ki Afrika, bir zenginlik, doğal kaynaklar ve iş gücü deposudur. Bu nedenle Rusya- Ukrayna krizinin patlak vermesinden sonra dünyanın ilgi odağı olacaktır. Bu nedenle genel olarak mevcut durum, AfB’nin ‘ülkelerinin kaynaklarının herkesin ekonomik ve siyasi çıkarlarını sağlayacak şekilde, nasıl istihdam edileceğine ve bu kaynaklara nasıl yatırım yapılacağına odaklanan’ bir girişim başlatması için yeni bir fırsat sunuyor.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.