Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Üç hayır’ tasmasını, ülkemin çıkarları için kırdım… Tel Aviv’e yönelik gizli ziyaretler yok

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan ülkesindeki geçiş süreci, İsrail’le normalleşme ve Nahda Barajı krizi hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulundu

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Üç hayır’ tasmasını, ülkemin çıkarları için kırdım… Tel Aviv’e yönelik gizli ziyaretler yok

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Burhan (Fotoğraf / Beşir Salih)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan Şarku’l Avsat’a konuştu. Burhan, Suudi Arabistan’a yönelik devam eden Husi saldırılarının, tüm bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini vurguladı.
Burhan, Sudan’da gerçekleşmesi için uygun ortamı sağlamaya çalışacağı devasa bir Suudi yatırımından bahsetti.
Hartum’un Riyad’a desteğini ve her türlü terör eylemini savuşturmak ve Kızıldeniz’de güvenli seyir sağlamak için istihbarat, güvenlik ve siyasi işbirliğine devam ettiklerini dile getirdi.
Burhan, Riyad’da Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, geçiş hükümetinin genişlemesiyle Sudan’da devam eden siyasi, ekonomik istikrarsızlığını güvenlik boşluğunu kabul ederken, durumun siyasi uyumsuzluk ve parçalanmadan kaynaklandığını söyledi.
Burhan, “Geçen yılın 25 Ekim’inden bu yana geçiş aşamasını tamamlamak için bir yol haritası çizmek amacıyla, her kesimden siyasi ve ulusal güçlerden kardeşlerimize birlikte oturmak için elimizi uzattık” dedi. Burhan, tüm Sudan’ın çıkarlarına duyarlı ulusal ortaklar ile iş birliği içerisinde demokratik geçiş sürecine ve seçim aşamasına geçişin tamamlanmasına olan bağlılığını yineledi.
Hükümetinin sokaklarda gösteri yapan sivillerin öldürülmesi olaylarına karışanlarla ilgili aldığı önlemler hakkında ise Burhan, “Ortaya koyulan uygulamalar var. Çünkü hem resmi kurumlar hem de diğerleri içerisinde, karşı taraflardan bazı kurbanlara yönelik cinayetleri işlediklerinden şüphelenilen çok sayıda tutuklu var. Kasıtlı olarak ya da göstericiler ile diğer taraflar arasındaki çatışmalar sırasında çeşitli şekillerde, bazı protestocuların Sudan sokaklarında öldürülmesinde parmağı olan üçüncü bir taraf kesinlikle var” ifadelerini kullandı. Yürütme ve yasama makamlarının yargı çalışmalarına müdahale etmeyeceklerini vurgulayan Burhan, yargı prosedürlerinin normal şekilde ilerlediğine dikkati çekti.
Mevcut geçiş hükümeti ile sivil bileşen arasındaki ilişkideki çıkmaz hakkında ise Abdulfettah el-Burhan, “Siyasi güçlerin çözüm için fazla seçeneği yok. Ya anlaşıyoruz ya da seçimlerin başlamasını bekliyoruz. Bu güçler bir araya gelip aralarında bir anlayış ve anlaşmaya vardığında, onlarla oturup anlamaya hazır olduğumuzu ilan edeceğiz ya da askeri bileşenin yardımcı olduğu her şeyi sunacağız” şeklinde konuştu. Burhan, Birleşmiş Milletler Sudan Entegre Geçiş Yardımı Misyonu’nun (UNITAMS) ve Afrika Birliği’nin (AfB) önerisinin, Sudan toplumunun birçok kesimi için daha kabul edilebilir olduğunu, öneri etrafında bir araya gelmenin ve onu kapsamlı bir kriz vizyonuna doğru itmenin mümkün olduğunu belirtti.
Her ne kadar planlı seçimlere aday olma niyeti taşımadığını belirtmesine rağmen Abdulfettah el-Burhan, hükümetinin başsız çalışmasının birçok soruna yol açtığını ve Hamduk’un aylar önce ayrıldığı görevine geri dönüşünün pek olası olmadığını ifade etti.
Ülkesinin bazı taraflarca sistematik ve kasıtlı medya çarpıtmalarına ve yanlış bilgilendirmelerine maruz kaldığına dikkati çeken Burhan, Sudan’ın doğusunda yaşananlarla hiçbir bağlantı olmayan Cuba Barış Anlaşması’nı savundu.
Burhan ayrıca, ülkesinin Rusya- Ukrayna krizindeki tavrının diyalog ve müzakereye dayandığına dikkat çekti.

İsrail’le normalleşme
Yeni Hartum yönetiminin Tel Aviv’in karşısında “Üç Hayır” ilkesini bozmaya cesaret ettiğini kabul eden Burhan, bu adımın Sudan ve halkının çıkarları için atıldığını söyledi.

Üç Hayır Nedir?
1 Eylül 1967 tarihli Hartum Kararı, Altı Gün Savaşı'nın ardından Sudan'ın başkenti Hartum'da toplanan 1967 Arap Birliği Zirvesi'nin sonunda yayınlandı.
Karar, (üçüncü paragrafta) “Üç Hayır” olarak bilinen sloganı içermesiyle ünlü: “İsrail'le barışa hayır, İsrail'i tanımaya hayır, İsrail'le müzakereye hayır!”
Tel Aviv ve Hartum arasındaki karşılıklı ziyaretlerin de gizli olmadığını savunan Abdulfettah el-Burhan, bunların istihbarat ve bilgi alışverişi amaçlı ziyaretler olmaktan öteye geçmediğini, dolayısıyla bunları ilan etmeye veya gizlemeye gerek duymadıklarını vurguladı.

Nahda Barajı krizi
Burhan, Nahda Barajı krizine bir çözüm konusunda da iyimser konuşurken, meselenin arka planında Hartum ve Cuba arasındaki ilişkiyi bozacak herhangi bir şey olmadığını ifade etti.
İşte Şarku’l Avsat’ın Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;

-Başkent Riyad’a yaptığınız ziyarette Suudi Arabistan - Sudan ilişkilerinin atmosferi hakkında ne hissettiniz?
Tanık olunan tüm zor koşullarda Sudan’ın yanında yer aldığı için Suudi liderliğini selamlıyorum. Suudi Arabistan, genel olarak bölgede ve Sudan düzeyinde çok önemli bir ülke. Kendisi, kardeş ve dost bir ülke ve iyi bir tarihi ilişkilere sahibiz. Suudi Arabistan topraklarındaki Sudanlıların bir milyonu aşmasından dolayı gurur duyabiliriz. Onlar, tüm iyi sıfatları beraberlerinde taşıyor. Kral Selman da onlara seçkin bir topluluk olarak övgüde bulundu. O topraklardaki varlıkları boyunca dürüstlük, güven ve samimiyet yaşadılar. Bu durum, hepimizin gurur duyduğu bir şeydir.

-Ziyaret, Suudi Arabistan Kralı ve Veliaht Prensi ile yapılan görüşmeyle damgasını vurdu. Bu iki görüşmede neler görüştünüz?
Ziyaretin amacı, ilk olarak Suudi Arabistan Sudan’da yaşananlar hakkında bilgi vermek ve ülkeye yönelik tekrarlı Husi saldırılarına karşı Krallık ile tam dayanışmamızı ilan etmekti. Elbette bu saldırıları kınıyoruz, çünkü Krallığın güvenliğini istikrarsızlaştırmanın Sudan’ın güvenliğini ve bölge ülkelerinin güvenliğini istikrarsızlaştırdığından eminiz.
İki görüşme sırasında Suudi Arabistan Kralı’na ve Veliaht Prensi’ne Sudan’daki koşullar hakkında bilgi verdik. Kendilerinden ülkemize ve geçiş dönemine desteklerini sürdürmelerini istedik. Suudi Arabistan, dörtlü (ABD, Birleşik Krallık, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)) aracılığıyla devletler topluluğunda güçlü ve aktif bir varlığın yanı sıra bölgesel ortamında etkinliğe sahiptir. Sudan’a karşı her zaman beyaz ellere sahiptir.

-Toplantı programında mevcut Sudan durumunu ele alan herhangi bir siyasi, ekonomik ve yatırım girişimi yer almıyor mu?
Suudi Arabistan, her zaman Sudan’a yatırım yapmaya hazır. Biz Sudan’da sadece Suudi yatırımını çekecek uygun ortamı sağlamaya ve onu korumak üzere yeterli garantilere ulaşmaya çalışmalıyız. Zira özellikle sermaye, getirileri ve faydaları en üst düzeye çıkaracak şekilde çalışabilmek için güvenli bir ortama ihtiyaç duyuyor. Ama Sudan’daki zor koşullara rağmen Suudi Arabistan yönetimi, Sudan’a sınırı olmayan bir şekilde yatırım yapmaya istekli olduğunu ifade etti. Veliaht Prens, Sudan halkına çeşitli projelerle doğrudan yararlandıkları hizmetler sağlama sözü verdi.

-Deniz trafiğine yönelik güvenlik tehditleri ortasında görüşmeler, Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkelerin anlaşmasını canlandırmak için belirli bir işbirliğine değindi mi?
Sudan ve Suudi Arabistan Krallığı arasında Kızıldeniz’in güvenliği konusunda sürekli bir işbirliği var. İstihbarat ve güvenlik servislerimizi kullanarak birlikte çalışıyoruz. Daha önce iki ülkeye yönelik birçok terör operasyonunu engellemek için de işbirliği yaptık. Dolayısıyla bu durum, iyi iletişim ve işbirliği yoluyla, önemi nedeniyle sürekli bir tartışma konusudur.

Sudan’da demokrasiye geçiş

-Sudan halkı, hala birçok alanda ekonomik kriz ve güvenlik boşluğundan mustarip. Bu durumla mücadele etmek için araçlarınız nelerdir? Bu dengesizlikleri gidermek için planınız nedir?
Şu anda bahsettiğiniz tüm bu siyasi, ekonomik istikrarsızlık ve güvenlik boşluğu tesadüflerin değil, son üç yılda artan eski birikimlerin sonucudur. Elbette siyasi olarak istikrarsız herhangi bir ülke, ekonomik ve güvenlik durumunda kaçınılmaz olarak bir dengesizlik yaşayacaktır. Bu nedenle geçiş aşamasını tamamlama amaçlı bir yol haritası çizmek amacıyla, geçen yılın 25 Ekim’inden bu yana her kesimden siyasi ve ulusal güçlerdeki kardeşlerimize birlikte oturmak için elimizi uzattık.
Bu kürsüden, demokratik dönüşüm sürecine olan bağlılığımızı vurguluyoruz. Seçim aşamasına geçiş sürecini tamamlama ve Sudan’ı ülkenin çıkarları karşısında duyarlı tüm ulusal ortaklarla ‘ortaklık ve işbirliği çerçevesinde’ bir geçiş döneminden ve ardından bir seçim sürecinden geçirme taahhüdümüzü beyan ederiz.

-Mevcut geçiş hükümeti ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ni (ÖDBG) içeren sivil bileşen arasındaki ilişkide çıkmaz var. Geçiş sürecini barışçıl seçimlere ulaştırmak için iki bileşen arasındaki ilişkiyi güçlendirecek gelişmeler var mı?
Farklı bileşenler arasındaki uyumu savunduk ve hala savunuyoruz. Mevcut krizden çıkmanın tek yolunun uzlaşma olduğunu defalarca söyledik. Çözüm için çok fazla seçenek yok. Ya anlaşırız ya da seçimlere kadar bekleriz. Gereken uzlaşının, tüm sivil güçlerin bir araya gelmesi hususunda bir uzlaşı olduğuna inanıyoruz. Bu güçler bir araya gelip aralarında bir anlayış ve anlaşmaya vardığında, onlarla oturup anlamaya hazır olduğumuzu ilan edeceğiz ya da askeri bileşenin yardımcı olduğu her şeyi ona sunacağız.

-UNITAMS ve AfB’nin önerisi, Sudan’ın yeniden birleşim sürecinde ne ölçüde bir atılım sağladı?
UNITAMS ve AfB, ulusal safları bir araya getirmek amacıyla özel bir girişime sahipler. Öte yandan geçiş hükümetinde siyasi güçler arasında bir ayrışma ve siyasi bileşenler arasında güven kaybı olduğu için biz de ulusal birlik çağrısı yapıyoruz. UNITAMS ve Afrika örgütlerinin Sudan toplumunun birçok kesimi için daha kabul edilebilir olduğuna inanıyorum. Bu ise öneri etrafında bir araya gelme ve bir çıkış yolu bulmak için onu kapsamlı bir kriz vizyonuna doğru itme olasılığının mümkün olduğu anlamına geliyor.

-Farklı tarafları birbirine yakınlaştırmaya yönelik girişimler var mı?
Temelde bu girişimler hiç duraksamadı ve hala devam ediyor. Özellikle Sudan’ın çıkarları için çalışma arzuları varsa, herhangi bir tarafla herhangi bir şekilde yakınlaşma sağlamak için her zaman inisiyatif alırız.

-Sudan şu anda fiilen hem Cumhurbaşkanı hem Başbakansız. Bu ikilemle nasıl yüzleşiyorsunuz?
Hükümetin oluşumunun tamamlanmaması, birçok soruna neden oldu. Uzlaşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Bir sonraki aşama için sivil ve siyasi güçler arasında asgari düzeyde bir uzlaşma gerçekleştirebilecek bir başbakanın gelişini bekliyoruz. Biz tek başımıza çalışmak istemiyoruz, bu yüzden siyasi ve ulusal güçlerden izole bir şekilde çalışmak istemediğimizi ilk günlerde söyledik.

-Başbakanlığı devralacak belirli bir isim belirlendi mi?
Henüz değil.

-Buna yaklaşıldı mı?
Bir araya geldiğimizde bu ikilemi aşacağımıza inanıyoruz.

-Dr. Abdullah Hamduk’un başbakanlık görevine geri döndüğü söylentisi ne kadar doğru?
Biz, kendi başımıza bu konuda karar alacak durumda olmadığımız için bu meseleyi tartışmadık. Tüm siyasi ve ulusal güçlerle birlikte bir karar almaya çalışıyoruz.

-Bir başbakan olmadan geçiş hükümetine daha ne kadar liderlik edeceksiniz?
Bu durumun, yakın zamanda biteceğini umuyoruz.

-Seçimler hakkında bir şeyler duyuyoruz. Seçimleri yapmaya yönelik bir istek var mı? Seçim süreci için kurumlar oluşturuldu mu? Ve içinde bulunduğumuz dönemde geçiş hükümetinin barışçıl bir şekilde seçimlere ulaşması için neler yaptınız?
Seçimlerle ilgili olarak, bunlarla ilgili birimler zaten mevcut ve ilgili lojistiğin büyük bir kısmı şu anda mevcut. Yükümlülüklerinin yüzde 80’i Seçim Komisyonu’na ait. Yani eski komisyonu kastediyoruz. Bu nedenle siyasi güçler arasında bir tür ulusal mutabakat oluştuğunda bunun bir veya bir buçuk yıldan fazla sürmeyeceğinden eminim. Ancak Sudan’daki rejimin değişmesi gerektiğinden bahseden bazı seslerin ve bazı siyasi güçlerin sunduğu başka vizyonlar olduğu göz önüne alındığında, siyasi güçler bu konuda ulusal bir uzlaşmaya varırsa ve başkanlık sistemini seçerlerse, seçimlerin uygulanması için gereken çaba kaçınılmaz olarak daha az ve daha hızlı olacaktır.

-Yaklaşan seçimlere aday olma arzunuz var mı?
Şahsen seçimlere aday olmak gibi bir arzum yok.

-Sudan sokakları hâlâ gençlik hareketi ve devrimcilerle dolup taşıyor. Ölümcül mermilerle karşı karşıya kalırlarken, mevcut iktidarın azlini talep ediyorlar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Öncelikle gösterilere çıkan gençlerin, değişimi yaratan gerçek güçler ve geçiş aşamasını inşa etmek için yüksek sese sahip olması gereken gerçek güçler olduğunu vurgulamak isterim. Çünkü Sudan için geçmişte olduğundan farklı bir gelecek görmeden, uzun bir süredir tek başlarına hareket ediyorlar.

-Gösterilerde kurbanların olmasının sorumluluğunu taşıyor musunuz? Yoksa sorumluluğu üstlenen belirli taraflar var mı?
Bu gençlerden bazılarıyla sık sık görüştük ve değişim sağlamak için gösterdikleri çabayı takdir ediyoruz. Ayrıca bu geçiş aşamasında haklarına ve şanslarına etkin bir şekilde ulaşmalarını bekliyoruz. Sudan halkının gösterileri sırasında ölenlerin olmasından üzüntü duyuyoruz. Eminiz ki nihayetinde sorumluluk, fail düzenli kuvvetlerden veya bir başka taraftan olsa da devletindir. Devlet, vatandaşların canlarını alanları tutuklamaya çalışarak bu konudaki görevini yerine getirmelidir.

-Sudan sokaklarında sivil gençlerin öldürülmesinde parmağı olanlar hakkında şu ana kadar ne yapıldı?
Ortaya koyulan uygulamalar var. Çünkü hem resmi kurumlar hem de diğerleri içerisinde, karşı taraflardan bazı kurbanlara yönelik cinayetleri işlediklerinden şüphelenilen çok sayıda tutuklu var.

-Sokaklardaki eylemcilerin saflarına üçüncü bir kişinin sızdığından şüphelenmenizin sebepleri nelerdir?
Kasıtlı olarak ya da göstericiler ile diğer taraflar arasındaki çatışmalar sırasında çeşitli şekillerde, bazı protestocuların Sudan sokaklarında öldürülmesine parmağı karışan üçüncü bir taraf kesinlikle var.

-Halk hala eski rejimin bazı sembol isimlerinin yargılanması için ilan edilen davaları ve kabul edilebilir sonuçları bekliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Sudan, bağımsızlığıyla tanınan eski bir yargı mirasına sahiptir. Yürütme ve egemen makamlar, yargı çalışmalarına hiçbir şekilde müdahale etmeyeceklerdir. Bu nedenle adli işlemler normal seyrinde ilerliyor.

-Kapatılan Yetkilendirme Komitesi’ne ilişkin çekincenizin gerekçeleri nelerdir?
Kapatılan Yetkilendirme Komitesi dosyasını inceleyen ve şu anda araştırılmakta olan ihlalleri tespit eden bir komite var.

İsrail’le normalleşme

-Hartum’un Tel Aviv karşı “Üç Hayır” ilkesini çiğnemenizi Sudan halkı karşısında nasıl haklı gösterebilirsiniz?
Halka, Hartum’un İsrail’e karşı “Üç Hayır” yönelttiği o dönemdeki (1967’deki) Sudan’ın çıkarlarının, Sudan’ın bugünkü çıkarlarından farklı olduğunu söyleyebilirim. Sudan’ın bugünkü çıkarları belli. Biz de ülkenin geleceği için çıkarlar arıyoruz. 

-Hartum ve Tel Aviv arasındaki turlar ve karşılıklı ziyaretler neden bu düzeyde gizli?
Üst düzey ziyaretler yürütülmüyor. Halihazırda gerçekleşen tüm ziyaretler, istihbarat ve bilgi alışverişi amaçlı ziyaretlerdir. İlan edilmesine veya gizlenmesine gerek yoktur.

-Hartum ve Tel Aviv’in normalleşme aşamasına geldiği söylenebilir mi?
Şu anda Hartum ve Tel Aviv arasındaki ilişki, oluşum sürecinde.

-Bu, normalleşmenin kaçınılmaz olduğu anlamına mı geliyor?
Belki bir sonraki hükümet bunu gerçekleştirebilir.

Geçiş Hükümeti’nin uluslararası meşruiyeti

-Mevcut haliyle geçiş hükümetinin, başta ABD ve Avrupa olmak üzere uluslararası bir onay aldığını düşünüyor musunuz?
Sudan’ın bazı taraflarca sistematik ve kasıtlı bir medya çarpıtması ve yanlış bilgilendirme sürecine maruz kaldığı artık herkes tarafından biliniyor. Bunlar, kişisel çıkarlar elde etmek için Sudan’ın çıkarlarına dar partizan bir mercekten bakıyorlar. Ama Sudan’ın kaçınılmaz olarak geri döneceği, çocuklarının ve gençlerinin müreffeh bir gelecek görecekleri kesindir.

-Bazı gözlemciler, Cuba Barış Anlaşması’nın Sudan’a barış getirmediğine inanıyor. Siz, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bence Cuba Barış Anlaşması, Sudan’da barışa birçok katkı sağladı ve hala faydaları bulunuyor. Barış sürecini tamamlama yolunda geriye kalanları başarmak için herkesle birlikte çalışıyoruz.

-Sudan’ın doğusunda yolların kesilmesi nedeniyle yaşananlar, barış anlaşmasındaki bir eksiklikten dolayı değil, değil mi?
Sudan’ın doğusunda yaşananlar, Cuba Anlaşması ile ilgili değil. Daha ziyade bölge halkının ileri sürdüğü taleplerin bir sonucu ve bu taleplerin çoğu meşru kabul ediliyor. Bu talepleri dile getiren birçok grupla diyalog sağlandı ve haklarının verilmesi için bir yol bulunması gerektiği konusunda hemfikiriz.

-Birkaç gün önce Cuba’yı ziyaret ettiniz. Görüşmelerde Abyei meselesi, sınırlar ve kuzeyden petrol pompalama krizi, ne düzeyde ele alındı?
Elbette Güney Sudan, kardeş bir ülke ve bu nedenle onunla ilişkimizin konuşulmasına gerek yok. Biz kuzeyde güneyde kardeşiz. Bu nedenle sınır anlaşmazlıklarına veya Abyei meselesine Hartum ve Cuba arasındaki ilişkileri bozan sorunların çekirdeği olarak bakmıyoruz. Aksine ona bizi bütünleşmeye, kaynaşmaya ve birliğe götüren bir gerçeklik olarak yaklaşıyoruz. Dolayısıyla sınır veya Abyei bölgesi nedeniyle iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar hakkındaki ortaya koyulan her şey, iki ülke arasındaki ilişkiyi doğru şekilde taşımayan konuşmalardır. Entegrasyonumuzu ve birliğimizi geliştiren bir gerçekliğe ulaşmak için, iki ülkede bazı fikirleri ele almaya çalışıyoruz.

Nahda Barajı krizi

-Peki ya Nahda (Hedasi) Barajı’na ilişkin gelişmeler?
İstişare süreci, Nahda Barajı’na ilişkin askıda kalmış sorunlar etrafında dönmeye başladı. Bu istişarelerin, başarıyla taçlanacağını ve paydaşları tatmin edecek bir mutabakata varılacağını umuyoruz.

-Addis Ababa, Sudan geçiş hükümetini son savaşlarında Tigrayları desteklemekle suçladı. İki ülke arasındaki son müzakerelerin sonucu ne oldu?
Etiyopya, bir kardeş ve komşu ülkedir. Aramızda tarihi ve etnik uzantılar ve eski zamanlardan kalma çakışmalar var. Bu nedenle Hartum ve Addis Ababa arasındaki ilişkide diyaloğu ve uzlaşmayı sorunların çözümü için bir yöntem haline getirmek amacıyla var gücümüzle çalışıyoruz.

Ukrayna’nın işgali

-Rusya’nın Ukrayna’yı işgal için başlattığı savaşla ilgili olarak tutumunuz nedir? Sudan üzerinde doğrudan bir ekonomik ve politik etki hissettiniz mi?
Sudan’da her zaman krizlere diyalog ve müzakere yoluyla çözüm aramaktan yanayız. Tabi ki Sudan, küresel ve bölgesel sistemin içinde yer alan diğer ülkeler gibi, jeopolitik ortamında Rus-Ukrayna krizinin yansımalarından nasibini alacaktır.

-Avrupa, kıtlık ihtimalinden ve gıda, enerji ve yakıt kıtlığından bahsediyor. Bu, Afrika kıtası için ne ölçüde yeni bir durum oluşturur?
Tabi ki Afrika, bir zenginlik, doğal kaynaklar ve iş gücü deposudur. Bu nedenle Rusya- Ukrayna krizinin patlak vermesinden sonra dünyanın ilgi odağı olacaktır. Bu nedenle genel olarak mevcut durum, AfB’nin ‘ülkelerinin kaynaklarının herkesin ekonomik ve siyasi çıkarlarını sağlayacak şekilde, nasıl istihdam edileceğine ve bu kaynaklara nasıl yatırım yapılacağına odaklanan’ bir girişim başlatması için yeni bir fırsat sunuyor.



Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci serbest bırakıldı

Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
TT

Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci serbest bırakıldı

Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)

Kataib Hizbullah dün, bir hafta önce Irak'ın başkenti Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson'un, "ülkeyi derhal terk etmesi" şartıyla serbest bırakıldığını duyurdu.

Grubun güvenlik yetkilisi Ebu Mücahid el-Esaf yaptığı açıklamada, serbest bırakma kararının "görevden ayrılan Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani'nin vatansever duruşuna duyulan takdirin bir sonucu" olduğunu belirterek, Kittleson'un "Irak'ı derhal terk edeceğini" vurguladı.

El-Esaf, bu adımın "önümüzdeki günlerde tekrarlanmayacağını ve savaş durumunda koşulların değişebileceğini" ifade etti.

İran'a bağlı silahlı grup, Amerikalı gazetecinin "itirafları" olarak nitelendirdiği kayıtları yayınladı. Kaydın koşullarını doğrulamak zor olsa da Kittleson "Bağdat'taki Amerikan konsolosunun kendisinden Irak'taki Haşdi Şabi Güçleri hakkında bilgi toplamasını istediğini" söyledi.

Geçtiğimiz hafta, başkentin kalbinde kaçırılmasının ardından Kittleson'un serbest bırakılması için Bağdat'ta ortak bir Irak-Amerikan güvenlik operasyonu başlatıldı. Bu olay, bölgesel gerilimlerin ve bunların Irak için güvenlik sonuçlarının arttığı bir dönemde gerçekleşti.

O dönemde Şarku’l Avsat'a konuşan kaynaklar, Irak güvenlik güçlerinin ilgili Amerikan yetkilileriyle birlikte Bağdat'ta kaçıranları bulmak ve Kittleson'ın serbest bırakılmasını sağlamak için yakın iş birliği içinde çalıştığını belirtmişti. Olayın hassasiyeti, siyasi ve güvenlik sonuçları göz önüne alındığında, iki taraf arasında "en üst düzeyde" iletişim kurulduğu ifade edilmişti.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Dylan Johnson da Irak yetkililerinin, Ketaib Hizbullah ile bağlantılı olduğuna inanılan ve kaçırma olayına karışmakla suçlanan bir kişiyi tutukladığını duyurdu.

vdf bf
 Kittleson Suriye krizini yerinde takip etti (Facebook).

ABD Dışişleri Bakanlığı daha önce Kittleson'u güvenlik tehditleri konusunda uyarmış ve serbest bırakılmasının en kısa sürede sağlanması için FBI ile koordinasyon içinde olduğunu belirtmişti.

Gözlemcilere göre bu uyarı, özellikle silahlı grupların artan etkisiyle birlikte Irak'taki kötüleşen güvenlik durumu konusunda Batılı diplomatik misyonlar arasında artan endişeyi yansıtıyordu.

Kittleson, Irak ve bölgesel meseleler konusunda uzmanlaşmış bir gazetecidir. Birçok uluslararası kuruluşla çalışmış olup, haberlerinde silahlı gruplar, Irak-Amerika ilişkileri ve bölgesel güvenlik gelişmelerine odaklanmaktadır.

Silahlı gruplar ve Bağdat ile Washington arasındaki ilişkiler hakkındaki haberleriyle tanınmıştır. Ayrıca, 2014'ten sonra DEAŞ'tan Musul'u geri almak için yapılan savaşların yanı sıra Suriye krizi hakkındaki haberleriyle de dikkat çekmiştir.


Etiyopya ile Eritre arasındaki gerginlik ve olası bir savaşın sinyalleri

Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
TT

Etiyopya ile Eritre arasındaki gerginlik ve olası bir savaşın sinyalleri

Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)

Areig Elhag

Sudan'a komşu yedi ülkenin tamamı Sudan’daki savaşın bedelini her gün ödüyor. Sınırlarında mülteciler, zayıflayan güvenlikleri ve kan kaybeden bir ekonomi... Ancak Etiyopya ve Eritre sadece bedel ödemekle yetinmeyip kendi çıkarları doğrultusunda bu savaşı yönetiyor. Her biri Sudan'ın aleyhine bir tarafı destekliyor. Durumu daha da tehlikeli kılansa bu iki ülkenin önceki savaşlarının yaraları henüz sarılmamış olması ve savaşın yeniden patlak verme olasılığının halen devam etmesi.

En tehlikeli olansa, bu çifte müdahalenin sadece Sudan savaşını beslemekle kalmayıp, daha geniş bir bölgesel çatışmaya da zemin hazırlaması. Bitkin düşmüş Sudan, bu çatışmanın hem kıvılcımı hem de yakıtı olabilir.

Çok yakın bir senaryo var. O da Sudan ve Tigray cephelerinin tek bir bölgesel savaşta birleşmesi. Raporlar, Doğu Sudan'daki Beni Amer kabilesinin, köklü bir tarihsel düşmanlık nedeniyle Eritre'nin yanında Etiyopya'ya karşı savaşmaya hazır olduğunu gösteriyor.

Eğer böyle bir kayma olursa, Addis Ababa duruma seyirci kalmayacak Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) örgütüne daha fazla destek vermesi muhtemel bir tepki olur. Buna karşın HDK, Port Sudan'dan Eritre ve Tigray'e uzanan ikmal hatlarını kesmek için uzun menzilli insansız hava araçlarına (İHA) başvurabilir. Sudan'daki yangın büyürken sınırları da daralıyor.

Etiyopya: Kızıldeniz, sınırlar ve Tigray Savaşı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Etiyopya’nın Sudan’a yönelik tutumu, ülkenin iç kırılganlığı göz önüne alındığında daha net bir hal alıyor. Tigray Savaşı’nın yıprattığı, çok sayıda isyanla karşı karşıya kalan ve iç krizlerini telafi edecek bir deniz çıkışı arayışında olan Etiyopya, bu açıdan bir baskı aracı haline geliyor. Bu açıdan bakıldığında Sudan, bir baskı aracı haline geliyor.

Savaşın başında Etiyopya, topraklarında Sumud İttifakı ve HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hemideti) gibi sivil siyasi güçleri bir araya getirdi. Bunun sonucunda, HDK’nın liderleri, bazı siviller ve Sumud İttifakı içinde yer alan silahlı hareket liderlerinden oluşan bir kurucu hükümetin çekirdeğini oluşturan ‘Addis Ababa Anlaşması’ imzalandı. Bunların arasında savaş öncesinde Sudan hükümetinde ordunun ortakları olanlar da vardı.

Bazı gözlemciler, Abiy Ahmed'in Sudan geçici hükümetinin merkezi olan Port Sudan'ı ziyaret edip, tırmanan gerilimi hafifletmek için Hartum ile Abu Dabi arasında bir arabuluculuk girişimi önerdiğinde, Etiyopya'nın tutumunun değişme aşamasında olduğunu tahmin etmişti. Ancak bu diplomatik işaret, onu izleyen sahadaki hareketlerin, gerçek bir tutumdan ziyade daha geniş bir bağlamda bir manevra olduğunu ortaya çıkardı.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz mart ayı başlarında topraklarının İHA’larla saldırı düzenlenmesi için kullanılmasına izin vererek ‘saldırgan davranışını’ sürdürdüğü gerekçesiyle Etiyopya'yı resmi olarak uyardı ve misilleme hakkını saklı tuttuğunu vurguladı. Bu suçlama, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihinde bir ilk teşkil ediyor.

Etiyopya, Sudan'ın Mavi Nil eyaleti ile Etiyopya'nın Benishangul-Gumuz Bölgesi arasındaki sınır bölgesinde binlerce HDK üyesinin eğitildiği bir kampa ev sahipliği yapıyor. Raporlara göre Etiyopya topraklarından kalkan İHA’lar, Damazin ile Kormek bölgesi arasındaki alanları bombaladı. Bu gelişme, Sudan hükümetini söz konusu açıklamayı yapmaya itti.

Aynı zamanda Etiyopya, Sudan ordusunun yanında savaşan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (TPLF) varlığından endişe duyduğunu iddia ederken taraflar birbirlerini kendi savaşlarına müdahale etmekle suçluyor.

Bu diplomatik işaret, ardından gelen sahadaki gelişmelerin de ortaya koyduğu üzere, gerçek bir tutumun ifadesi olmaktan çok, daha geniş bir bağlamda yapılan bir manevra olduğu kısa sürede anlaşıldı.

Eritre: Açıklanmayan ancak net olan tutum

Buna karşın Eritre, Sudan ordusunu destekleyerek tam tersi bir yönde ilerliyor. Ancak gerçek, bu desteği ‘Sudan halkının yanında durmak’ olarak sunan resmi söylemden daha derin. Sadece rakamlar ve konumlar bile bu katılımın boyutunu ortaya koyuyor. Kaş ve Baraka deltalarının çeşitli noktalarında altı eğitim kampı bulunuyor. Bunlardan üçü Mehib bölgesinde, bir diğeri Kassala eyaletine sınır komşusu olan Tamrat köyü çevresinde ve biri de Sudan sınır şeridindeki Karmayka bölgesinde yer alıyor.

Bu kamplar, Doğu Sudan'dan beş ve Darfur'dan altıncı silahlı grubu barındırıyor. Bunlar arasında Beja grupları, Darfur Valisi Minni Arko Minnawi liderliğindeki SPLM-N’in yanı sıra, Mayıs 2024'te Tamrat topraklarında tamamen Eritre'nin himayesinde ilk konferansını düzenleyen Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Doğu (SPLM-East/Doğu Cephesi) de bulunuyor. Bugün, bu hareketin savaşçılarının sayısı, Beni Amir ve Habab kabilelerinden yaklaşık iki bin kişi olarak tahmin ediliyor. Bu destek, geçen Kasım ayında Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdelfattah el-Burhan'ın güvenlik ve askeri anlaşmalar imzalamak üzere Asmara'yı ziyaret etmesiyle resmi bir siyasi destek buldu.

Bu sistem, geçtiğimiz mart ayında daha tehlikeli bir aşamaya, yani fiili konuşlandırma aşamasına girdi. Kaynaklar, bazı birliklerin Eritre topraklarında üç grup halinde eğitimlerini tamamlamasının ardından, bu birliklerin Ramazan Bayramı'ndan sonra Sudan'a geri dönmesini öngören mutabakatlar olduğunu ortaya çıkardı. Doğu Ortak Kuvvetleri zaten geri dönmüş ve Kordofan operasyonlarına katıldı. Öte yandan beş hareket, şubat ayı sonlarında Doğu Sudan Güçleri Federal İttifakı’nı kurduklarını açıkladı.

fdvf
Port Sudan'da Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM/A) ve Adalet ve Eşitlik Hareketi'nin (JEM) çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında Eritre'ye teşekkür eden bir pankart asıldı, 24 Nisan 2025 (AFP)

Bu tutumun kökenlerini anlamak için, Eritre’nin HDK’nın Sudan’ın doğusunda iki askeri üs kurmaya çalıştığını ve bu proje için Beni Amer ile Bece kabileleri üyelerinin insan kaynağı olarak kullandığını fark ettiği anı hatırlamak gerekir. O andan itibaren Asmara'nın gözünde mesele, komşu ülkedeki bir savaşa taraf olmaktan öte, doğrudan varoluşsal bir tehdit haline geldi.

Sudan'ın doğusunun HDK kontrolü altında olması, bir yandan Etiyopya ile yakın bağları olan, diğer yandan da Kızıldeniz'e doğru askeri kolunu uzatan bir silahlı güce karşı açık sınırlar anlamına geliyordu. Bu denklemde, Sudan savaşı bölgesel bir krizden, tam anlamıyla Eritre’nin ulusal egemenliği meselesine dönüştü.

Eritre’nin rolünden duyulan endişe, desteğin niteliğiyle sınırlı kalmayıp, bu desteğin dayanaklarına ve stratejik hesaplarına da uzanıyor. Zira Eritre, Sudan’ın doğusundan, özellikle de Gedarif bölgesi ve ona komşu sınır bölgelerinden gelen tarım ürünlerine önemli ölçüde bağımlı. Bu bölgelerde yaşanacak herhangi bir güvenlik sorunu veya tarımsal üretimdeki düşüş, ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli bir tarım tabanına sahip olmayan Eritre'nin gıda güvenliğini doğrudan etkileyecek.

Bu ekonomik boyutun yanı sıra, Asmara'nın tutumunu açıklayan daha açık bir siyasi ve güvenlik motivasyonu da söz konusu. Bu da Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki'nin, sınırlarında düşmanlarının veya muhalif hareketlerin sığınağına dönüşebilecek kaotik bir ortamın oluşmasını engelleme çabasından kaynaklanıyor. Afwerki'ye göre sağlam bir Sudan ordusunun varlığı, Sudan devletinin sınırları kontrol edebilen merkezi bir varlık olarak kalmasını garanti eder ve çöküşün Eritre'nin içlerine sıçramasını engeller.

Bu durumun kökenlerini anlamak için, Eritre’nin HDK’nın Sudan’ın doğusunda iki askeri üs kurmaya çalıştığını ve bu proje için Beni Amer ile Bece kabilelerinden insanları ‘insan kaynağı’ olarak kullandığını fark ettiği an hatırlanmalı.

Biriken gerginlik: Kızıldeniz, sınırlar ve çözülmemiş tarih

Burada Sudan’daki nüfuz mücadelesinin, iki ülke arasındaki daha derin bir çatışmanın bir uzantısı olduğu açıkça görülüyor. Afwerki, 2024 yılının eylül ayında Etiyopya’ya karşı ortak düşmanlık duygusuyla Mısır ve Somali ile bir ittifak kurdu ve 2018 ateşkesini tarihin tozlu sayfalarına gömdü. Eritre, geçtiğimiz şubat ayında genel seferberlik emri verirken, Etiyopya sınırlara asker sevk etti ve Abiy Ahmed, Eritre güçlerini ilk kez Tigray'de katliam yapmakla suçladı.

Tüm bunların merkezinde Kızıldeniz yer alıyor. Abiy Ahmed buraya erişimi Etiyopya için ‘bir beka meselesi’ olarak tanımlarken, Eritre ise bunu Assab Limanı üzerindeki egemenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyor. ‘Beka’ ve ‘egemenlik’ kavramları aynı cümlede bir araya geldiğinde uzlaşıya yer kalmaz.

fbfrb
Başkent Hartum'un yaklaşık 420 kilometre doğusunda bulunan Gedarif eyaletindeki Ebu’n-Neja Mülteci Kampı’nda insani yardım almayı bekleyen Sudanlı mülteciler, 6 Şubat 2026

Üç yıllık savaş, tartışmaya yer bırakmayan tek bir gerçeği ortaya çıkardı. Bölgedeki hiç kimse bu savaşı durdurmak istemiyor. Herkes kendi çıkarları doğrultusunda yönetmek istiyor. Afrika Birliği (AfB) irade eksikliği çekiyor. Büyük bölgesel güçler çeşitli derecelerde çatışmayı körüklemeye karışmış durumdayken uluslararası toplum da ekranlarında daha acil görünen başka krizlerle meşgul.

Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi’ne (IGAD) gelince hem Sudan hem de Eritre, IGAD’ı ‘tarafsız olmamakla’ suçladı. Eritre, krizin derinliğini yansıtan bir adım olarak geçtiğimiz yılın sonlarında IGAD’dan çekilirken, Sudan daha önceki bir aşamada katılımını dondurmuştu.

Suçlamanın özü, eski Etiyopya Dışişleri Bakanı Warken Gebeyehu'nun 2019'dan beri IGAD’ın icra sekreteri olarak görev yapması. Bu durum, Etiyopya'nın taraf olduğu bir çatışmada IGAD'ın tarafsızlığını savunmasını zorlaştırırken örgütün olası bir arabulucu olarak güvenilirliğini yitirmesine neden oluyor.

Kaş ve Bereke deltalarında acil düzenlemeler yapılması ve çeşitli noktalarına kampların kurulması ise, Mavi Nil'de eğitim faaliyetleri ve sınırları geçen milis gruplarının bugün, kendi çıkarları, tarafları ve bağımsız bir ivmesi olan sağlam saha gerçeklerine dönüşmüş olması en büyük tehlikeyi oluşturuyor.

Tüm bu gerçekler politikacıların kararlarını beklemiyor, aksine onlardan önce geliyor ve seçeneklerini daraltırken gelecekteki yapılması planlanan herhangi bir uzlaşı, göz ardı edilemeyecek iki köklü sistemle karşı karşıya kalacak ve uzlaşı kağıt üzerinde kalmaktan öteye gidemeyecek.


‘Saldırı öncesi mesaj’... Yerleşimciler neden Filistin’in Hammamat el-Malih bölgesinde Talmud ayinleri gerçekleştirdiler?

5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)
5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)
TT

‘Saldırı öncesi mesaj’... Yerleşimciler neden Filistin’in Hammamat el-Malih bölgesinde Talmud ayinleri gerçekleştirdiler?

5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)
5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik öldürme, darp etme ve mülkleri tahrip etme eylemlerini, Yahudi inançlarına dayandırdıkları ‘toprak hakkı’ iddialarıyla meşrulaştırıyor. Bu yerleşimci yaklaşımının son örneği, pazartesi günü işgal altındaki Batı Şeria’nın Ürdün Vadisi bölgesinde bulunan Hammamat el-Malih’te bazı aşırı sağcı İsraillilerin Talmud ayinleri gerçekleştirmesiyle ortaya çıktı.

Dikkat çeken nokta, Hammamat el-Malih’in tarihi ve çevresel açıdan özel bir bölge olmasına rağmen, İsrail’in Batı Şeria’daki dini bağlantı iddiaları kapsamında daha önce Mescid-i Aksa, Harem-i İbrahim, Yusuf ve Rahel’in kabirleri ile Gerizim ve Ebal dağları gibi alanlarla birlikte anılmamış olması.

Yerleşimciler, önceki saldırılarda bazı kısımlarını ele geçirdikten sonra Hammamat el-Malih’e zorla girdiler. İnsan hakları örgütü Al-Bidar, yerleşimcilerin ‘kuzey Ürdün Vadisi’ndeki hassas topraklar üzerinde kontrol sağlama çabalarının devam ettiğini gösterir şekilde provokatif Talmud ayinleri yaptığını’ bildirdi.

Kanlı bir mesaj ve ardından gelen saldırılar

Bu, yerleşimcilerin Ürdün Vadisi’ndeki diğer bölgelerde daha önce de Talmud ayinleri gerçekleştirdiği ilk olay değil. İnsan hakları örgütü Al-Bidar’ın genel koordinatörü Hasan Melyahat, “Dini ayinler, Filistinlilere derhal bölgeyi terk etmeleri gerektiğine dair kanlı bir mesaj içeriyor” dedi.

Melyahat, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu uygulama, yerleşimcilerin bölge üzerindeki hak iddialarını meşrulaştırmak için dini bir araç olarak kullanıldığı söylenebilecek sömürgeci bir politik davranıştır. Hedeflenen bölgeyi ‘arındırılmış Yahudi toprakları’ olarak ilan ediyorlar ve Arapların buradan gitmesi gerektiğini savunuyorlar” ifadelerini kullandı.

Melyahat’a göre, yerleşimciler daha önce Ma’rajat ve Ras el-Ain bölgelerinde Talmud ayinleri yapmış, ardından dramatik ibadetlerde bulunmuş ve bu eylemler ‘ailelerin bölgeden ayrılmasına yol açan kanlı saldırılara’ dönüşmüştü.

Melyahat, “Bu ayinlerin ardından şiddetli saldırılar gözlemledik. İnsanlar çocuklarıyla birlikte kaçmak zorunda kaldı. Yerleşimci ritüelleri, ilan edilmemiş kanlı bir mesaj niteliğinde” dedi. Ayrıca bu ayinlerin öncesinde veya sonrasında, Arapların bölgeye yaklaşmasını yasaklayan dini fetvalar verildiğini vurguladı.

Hammamat el-Malih hakkında ne biliyoruz?

Hammamat el-Malih, 15 Bedevi yerleşim birimini barındıran el-Malih Vadisi’nde bulunuyor. Bazı sakinler bölgeyi terk etmiş olsa da çoğunluk hâlâ burada yaşamaya devam ediyor. El-Malih Vadisi’nin hedef alınması tesadüfi değil; bu, Ürdün Vadisi’nde kontrol sağlama amacını taşıyan eski ve planlı bir stratejinin parçası.

El-Malih Vadisi, Tubas kentinin 13 kilometre doğusunda yer alıyor. Filistinliler için Osmanlı döneminden beri bir turizm bölgesi olarak biliniyor ve bölgede ‘Osmanlı Oteli’ adıyla tanınan tarihi bir otel bulunuyor. Bu otel, Filistin’in en eski oteli olarak kabul ediliyor.

vdsv
Filistin’deki en eski Osmanlı oteli olarak bilinen el-Malih Oteli (Filistin Turizm Bakanlığı)

Resmî Filistin raporlarına göre, Osmanlı sultanları yolculukları sırasında burada dinlenirdi. Bölgede ayrıca tarihi bir değirmen bulunuyor. Bölge, sıcak su kaynaklarıyla hem gezinti hem de tedavi amacıyla gelen turistlerin uğrak noktasıydı.

Filistin Ulusal Bilgi Merkezi’ne göre, Ürdün Vadisi’nin kuzeyindeki el-Malih Vadisi, sıcak iklimi ve mineral açısından zengin sıcak kaynaklarıyla öne çıkıyor. Vadide 450 Filistinli aile yaşıyor. Bölge, sıcak su kaynaklarının yanı sıra 7 bin dönümlük ormanlık alan ve doğal ağaçlıklarla kaplı.

Mineral açısından zengin sıcak su, Ayyad ve Eyyub kaynaklarından kaya yamaçlarından akarak el-Malih Vadisi’ne ulaşıyor. Burada soğuk Um Tayun kaynağı ile birleşiyor, el-Farisiye arazilerinden geçerek doğuya, Um Aşiş Köprüsü’ne kadar ilerliyor ve nihayetinde suları Ürdün Nehri’ne karışıyor.

Su kaynaklarının tahribatı

Hammamat el-Malih, geçmişte Filistinli gezginler ve yabancı turistler tarafından dinlenme ve tedavi amacıyla ziyaret edilen doğal bir turizm merkeziydi.

Bölgede oteller ve su değirmenleri bulunuyor ve izleri hâlâ görülebiliyordu. Ancak İsrail işgal yönetimi, 1967’den itibaren bölge ve kaynakları üzerindeki kontrolünü hızla pekiştirdi; askeri kamp ve yerleşim birimleri kurdu, suya el koymak ve birçok kaynağı kurutmak amacıyla derin kuyu kazdı ve bölgeyi yerel halktan boşalttı.

Filistinli insan hakları ve çevre örgütlerine göre, 1973 yılında işgal yönetimi, sıcak mineral su kaynaklarının etrafına 20 metre derinliğinde beton dökerek kaynakları tahrip etmeye ve akışını engellemeye çalıştı. Sonuç olarak, mineral suların aktığı vadi kurak bir hale dönüştü ve eskiden büyüleyici manzaralara sahip olan bölge, artık neredeyse terk edilmiş bir alan haline geldi. Bölge şimdi sadece çobanlar tarafından kullanılıyor.

sdvds
 Vadi el-Malih bölgesindeki kaynaklar (Filistin Ulusal Bilgi Merkezi)

İsrail merkezli insan hakları örgütü B’Tselem, Hammamat el-Malih’in önemine dikkat çekti. Örgüte göre, İsrail 1967’de Batı Şeria’yı işgal ettikten sonra, Hammamat el-Malih’in kuzeyine yaklaşık 1 kilometre uzaklıkta bir eğitim kampı kurdu ve bölge halkına geniş alanları kapattı.

B’Tselem’in verilerine göre, 7 Ekim 2023’ten itibaren bölgedeki durum kötüleşti, yerleşimci saldırıları arttı. Bölgedeki Bedevi yerleşim birimlerinin çevresine iki yerleşimci üssü kuruldu: Ağustos 2024’te Hammamat el-Malih’in yaklaşık 1 kilometre doğusuna bir üs ve Şubat 2025’te bölgenin yaklaşık 4 kilometre batısına başka bir üs inşa edildi.

Bu iki üsten gelen yerleşimciler, neredeyse her gün bölge halkını ve çevresindeki yerleşimleri sıkıştırıyor ve saldırıyor.

Bedevi topluluklarının sürülmesi

Ürdün Vadisi’ne yönelik saldırılar, 7 Ekim sonrası başlayan yoğun bir tırmanışın parçası olarak özellikle Filistinli Bedevi halkını hedef alıyor. Melyahat, “Yaşananlar tesadüfi değil; amaç, Batı Şeria’daki belirli bölgelerde tam kontrol sağlamak” dedi.

Melyahat, “Orta Batı Şeria ve Ürdün Vadisi’ni özellikle iki nedenle hedef alıyorlar: Birincisi, Batı Şeria’yı kuzey ve güneye ayırarak coğrafi bir bağlantı kurmayı hedefleyen tehlikeli ‘A-1 Projesi’. Bu proje, bir Filistin devletinin kurulmasını engellemeyi amaçlıyor. İkincisi ise, Ürdün sınırı üzerinde güvenlik kontrolü sağlamak, Batı Şeria’yı dış dünyadan izole etmek ve su kaynaklarını ele geçirerek tarım alanlarını geliştirmek suretiyle ekonomik ve demografik hakimiyet kurmak” ifadelerini kullandı.

 sdf
 İsrailli yerleşimciler, Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuruyor. (WAFA)

Batı Şeria’daki 212 Bedevi yerleşim birimi, 2019’dan bu yana çeşitli tacizlerle karşı karşıya. Ancak 7 Ekim sonrası durum, organize saldırılara ve bir dizi yasal kararın uygulanmasına dönüştü. Bugüne kadar Ürdün Vadisi’ndeki bazı yerleşim birimlerinden onlarca aile zorla çıkarıldı; ayrıca Orta Batı Şeria’daki Ma’ale Adumim yerleşimi yakınlarındaki 18 Bedevi yerleşimi, derhal tahliye edilme riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

Son haftalarda yerleşimcilerin Bedevi yerleşim birimlerine ve Batı Şeria’nın diğer bölgelerine yönelik saldırılar gerçekleştirdiği gözlendi. Bu saldırılar arasında öldürme girişimleri, ev ve araç yakma, mülk tahribi, tehdit ve Filistinlilerin zorla göç ettirilmesi yer alıyor.