Suriye Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmelerinde ‘devletin sembolleri’ tartışma konusu oldu

Hükümet heyeti ‘devletin sembollerine’ dokunulmasının komplonun bir parçası olarak niteledi. Muhalefet heyeti ise bu sembollerin bugün tartışmalı olduğunu ifade etti.

BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)
BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)
TT

Suriye Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmelerinde ‘devletin sembolleri’ tartışma konusu oldu

BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)
BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)

Cenevre’de düzenlenen Suriye Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmelerinde Ahmed el-Kuzberi başkanlığındaki Suriye hükümeti heyetinin sunduğu ve Şarku’l Avsat’ın bir nüshasına ulaştığı ‘devletin sembolleriyle’ ilgili belge, Hadi el-Bahra başkanlığındaki muhalefet heyeti ve muhalefetle bağlantılı sivil toplum temsilcileri ile hükümet heyeti arasında anlaşmazlığa yol açtı.
Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmeleri bugün (cuma) katılımcıların öneri ve yorumlarını yazılı bir şekilde Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Temsilcisi Geir Pedersen’in ofisine sunmasıyla sona erecek. Pedersen 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı doğrultusunda Suriye Anayasası’nda reformların yapılması amacıyla Kuzberi ve Bahra arasındaki görüşmeleri kolaylaştırmaya çalışıyor.
Daha önce Pedersen’in gözetiminde yapılan anlaşma uyarınca, görüşmelerin son gününde üyelerin toplantılarda ele alınan konularla ilgili önerilerini yazılı bir şekilde Pedersen’in ofisine sunmaları gerekiyor. Hükümet heyeti önceki turlarda bunu yapmayı reddetmişti.
Söz konusu anlaşma doğrultusunda heyetlerin her biri; hükümet, muhalefet ve sivil toplum heyetlerindeki katılımcıların tartıştığı anayasa ilkeleriyle ilgili önerilerine yer verdikleri yazılı bir belgeyi oturum başkanlığına sunmak zorunda. Önceki turda önerisini ilk sunan tarafın hükümet heyeti olması dolayısıyla 7’nci turdaki görüşmelere muhalefet heyetinin sunduğu ‘yönetim esaslarıyla’ ilgili öneriyle başlandı.

Yönetim esasları
Bahra’nın sunduğu öneri metninde “Devletin yönetim biçimi, hukukun egemenliğine dayanan, insanlık onuruna ve halkın iradesine saygı duyan, özgür, adil ve dayanışmacı bir toplum inşa etme taahhütlerine tamamen bağlı bir cumhuriyet olmalı. Halkın, siyasi çoğulculuk ve iktidarın barışçıl değişimi kapsamında ulusal ve yerel düzeyde kendisine vekaleten iktidarı kimin yöneteceğini seçme iradesini özgür ve demokratik bir biçimde ifade etmesine izin verecek şekilde anayasada belirlenen seçim araçları üzerinden halk egemenliği uygulanmalı” ifadeleri kullanıldı. Siyasi partilerin, siyasi çoğulculuğun bir dışavurumu olduğu belirtilen belgede, “Partiler kurulacak. Partiler, çalışmalarını düzenleyen ve anayasa hükümleriyle çelişmeyen yasalar çerçevesinde faaliyetlerini özgürce yerine getirecekler” denildi.
Öneri okunduktan sonra söz alan hükümet heyeti üyeleri yaptıkları konuşmalarda öneride geçen terimlere ve önerinin ‘ilke olarak özgürlüğe odaklanmasına’ takıldı. Toplantıda söz alan bir hükümet üyesi, “Metin, partilerin siyasi çalışmayı tekeline alacağı ve bireyler ile bağımsızlara alan kalmayacağı izlenimi uyandırıyor. Uygulanacak yasal kurallar olmadan özgürlük verilmez” ifadesini kullandı.

Devletin kimliği
Kuzberi oturumun ikinci gününde (salı) toplantıya başkanlık etti. Şam’dan gelen sivil toplum temsilcileri ‘devletin kimliği’ ile ilgili bir öneri sundu. Ülkenin resmi adının ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’ olarak kalması teklif edilen öneride “Araplık, Arap halkının tarihi ve coğrafi aidiyeti ve ortak çıkarları ile acılarının hükmettiği medeni bir kültürün kimliğidir. Suriye Arap Cumhuriyeti Arap dünyasının bir parçasıdır. Suriye halkı Arap milletinin bir parçasıdır. Araplık, çeşitlilik ve zenginlikleriyle tüm kültürleri birleştiren ve kucaklayan, tüm kültürlerle etkileşime giren, insanlık medeniyetinin zenginleşmesine katkıda bulunan ve bu ülkenin medeniyetini oluşturan bir medeniyet havzasıdır. Suriye, demokratik bir devlettir. Yasalar, siyasi hayata yön veren parti ve siyasi çoğulculuğu güvence altına alır. Resmi dil, Arapçadır” ifadeleri kullanıldı.
Tartışmalar sırasında bazı katılımcılar ‘Araplığın Arap olmayanların kimlikleri üzerinde bir tahakküm kurmaması gerektiği’ uyarısında bulunarak, ‘metinde Araplığın rolünün tanınmasının diğer bileşenlerin kimlikleri, kültürleri ve dillerinin aleyhine olmasını gerektirmediğini’ ifade ettiler. Bir katılımcı, “Tartışmadaki temel ihtilaf noktası, Araplığın diğer bileşenlerin karşısında belli bir kültür bileşenin kimliği mi yoksa birleştirici bir medeniyet projesi gibi bir kimlik mi olduğudur” dedi.

Devletin sembolleri
Oturumun üçüncü gününde, Kuzberi başkanlığındaki hükümet heyeti, Bahra başkanlığındaki oturuma ‘devletin sembolleri’ ile ilgili önerisini sundu.
Öneri metinde “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin sembolleri yüksek ulusal değerlerini ve güçlü bir medeniyeti temsil etmektedir. Bu semboller Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tarihini, kültürünü ve birliğini ifade etmektedir. Hiçbiri değiştirilemez” denildi.
Metinde öneriler maddeler halinde sıralandı:
1- Suriye bayrağı kırmızı, beyaz ve siyah olmak üzere üç renkten ve her biri 5 uçlu yeşil renkli iki yıldızdan oluşur. Bayrağın şekli dikdörtgen biçimindedir ve eni boyunun üçte ikisidir. Bayrak boyunca üç dikdörtgen eşit bir şekilde yer tutar. Üst kısım kırmızı, orta kısım beyaz ve alt kısım siyah olup, iki yıldız beyaz dikdörtgenin tam ortasında yer alır.
2- Suriye Arap Cumhuriyeti’nin ulusal marşı “Humat ed-Diyar Aleyküm es-Selam”dır.
3- Suriye Arap Cumhuriyeti’nin resmi dili Arapçadır.
4- Suriye lirası, Suriye Arap Cumhuriyeti'nin para birimi ve para biriminin ölçü birimidir.
5- Suriye Arap Cumhuriyeti'nin arması, üzerine Suriye Arap Cumhuriyeti'nin ulusal bayrağının renkleri işlenen bir Arap şahinidir. Şahin, pençeleriyle tuttuğu ve üzerinde Kûfî hatla “Suriye Arap Cumhuriyeti” yazılı bir kuşak taşır. Şahinin altında iki buğday başağı bulunur. Şahin, kuşak ve iki buğday başağı, altın renginde olur. Yazı ve kanatların çizgileri açık kahverengi renginde olur.
Resmi belgenin başındaki ‘değiştirilemez’ ibaresi, geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Ayrıca ‘Anayasa’daki herhangi bir maddenin dokunulmazlığının olup olmadığı meselesi’ tartışıldı.
Muhalifler ‘bu sembollerin bugün tartışmalı bir konumda olduğunu ve Anayasa’ya eklenmesinin halkın büyük bir kesimi tarafından reddedildiğini’ söyledi. Bayrağın anlamı, şekli ve Suriye’nin sembolleriyle ilgili karşı öneriler sunuldu. Katılımcılardan bazıları ‘sembollerin yasalara dahil edilmesi adımının, anayasanın kabul edilmesi ve ilk Suriye Meclisi’nin şeffaf ve adil bir şekilde seçilmesinden sonraki sürece ertelenmesini’ teklif etti.
Oturumun üçüncü günü (çarşamba) devletin sembolleriyle ilgili tartışmalarla geçti. Suriye’nin mevcut ve önceki anayasalarında ve Suriye kültüründe yeri olan ulusal sembollerin tarihi hakkında konuşmalar yapıldı. Hükümet heyetinin bir üyesi, “Bu aşamada sembollere dokunulması sadece vatandaşların güven duygularını tehdit etmekle kalmaz aynı zamanda vatanı hedef almak için sembolleri hedef alan ülkenin birliğine yönelik mevcut komplonun çıkarına olur” dedi.
Buna karşılık olarak muhalifler “Semboller çoğu zaman halka karşı şiddeti meşrulaştırmak için kullanıldı. Ülkenin halkını ve toprağını yeniden birleştirme sürecine girilmesi için anayasa yazım süreci tüm tarafların hassasiyetlerini ve temel güvencelere olan ihtiyaçlarını gözetmelidir” ifadelerini kullandı.

Kamu otoriteleri
Kuzberi ve Bahra dün (perşembe) sabah saatlerinde katılımcılara 7’nci turun son gününde (cuma) takip edilecek çalışma mekanizmasını açıkladı. Zira bu açıklamaya göre tüm üyelerin önerilerle ilgili değişiklik tekliflerini Pedersen’in ofisine sunabileceği bilgisi paylaşıldı. Bu bilgilendirmeden sonra muhalifler ‘kamu otoriteleri’ başlıklı öneri belgesini sundu.
Öneri metninde “Devletin kamu otoriteleri, yasama, yürütme ve yargı otoriteleri arasındaki kuvvetler ayrılığına göre düzenlenir. Yasama, yürütme ve yargı kurum ve kuruluşları yetkilerini anayasanın belirlediği sınırlar içinde kullanır. Bu kurum ve kuruluşların oluşturulması ve görevlerini yerine getirmesi, anayasaya aykırı olmayacak şekilde kanun ve mevzuat hükümlerine tabidir. Ayrıca anayasada ve Suriye devleti tarafından onaylanan uluslararası sözleşmelerde yer alan temel hak ve hürriyetlere saygı duyma ve onları uygulamakla yükümlüdürler” ifadeleri kullanıldı.
Katılımcılar ‘kuvvetler ayrılığının sadece felsefi bir kavramdan ibaret olduğunu’ ve anayasadaki hükümlerin pratikteki uygulaması sırasında otoriteler arasında büyük müdahalelerin olduğuna dikkat çekti. Konuşmacılar yasama ve yürütme ile bu ikisi ile yargı otoritesinin birbirinden ayrılması ve kurumlar arasında dengenin sağlanması gerektiğini vurguladı. Katılımcılardan biri, “Bazı anlarda tartışmalar yaşandı. Ancak saygı çerçevesinde kaldı. Bazen ise pratik fikir alışverişi yapıldı” dedi.



Irak Başbakanı  Zeydi, silahların devlet kontrolüne alınması için 30 Haziran 2027'ye kadar süre verdi

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
TT

Irak Başbakanı  Zeydi, silahların devlet kontrolüne alınması için 30 Haziran 2027'ye kadar süre verdi

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)
Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi (Telegram kanalı)

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi, 1 Ekim 2026'yı devletin kontrolü dışındaki silahlar meselesinin ele alınması için ciddi bir başlangıç olarak belirlerken sürecin en geç 30 Haziran 2027'de tamamlanmasını öngördü.

Zeydi bugün (perşembe) yaptığı açıklamada, “1 Ekim 2026, devletin kontrolü dışındaki silahlar meselesinin ele alınması ve anayasal yükümlülüklere uyulması için ciddi bir başlangıçtır. Açık bir yol haritası ve üzerinde mutabık kalınan, 30 Haziran 2027'yi aşmayacak takvimler doğrultusunda hareket edilecektir” ifadelerini kullandı.

Zeydi, bunun savaş ve barış kararının anayasal makamlara bırakılmasını ve bunun dışında herhangi bir askeri faaliyetin engellenmesini öngören anayasal ilke doğrultusunda yürütüleceğini belirtti.

Irak hükümetinin anayasa doğrultusunda, Irak topraklarında bulunan Iraklı olmayan tüm silahlı grupların silahlarını tamamen teslim etmesini sağlayacağını belirten Zeydi, bunun ülkenin güvenliğinin ve istikrarının korunmasını ve sınırların kontrol altında tutulmasını amaçladığını kaydetti.

Zeydi, “1 Ekim, Irak'ın tam egemenliğe sahip, kurumlarıyla güçlü, anayasa, hukuk ve uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde hareket eden yeni bir aşamaya geçişinin başlangıcını temsil ediyor” dedi.

Irak'ın bölgesel ve uluslararası çevresiyle ortak çıkarlara ve karşılıklı saygıya dayalı dengeli ilişkiler geliştireceğini belirten Zeydi, hükümetin Irak topraklarının ve hava sahasının komşu ülkelerin güvenliğini tehdit edecek herhangi bir eylem için çıkış noktası veya geçiş güzergâhı olarak kullanılmasını engelleme konusunda kararlı olduğunu vurguladı.

Zeydi, Irak'a yönelik saldırılarda herhangi bir ülkenin topraklarının veya hava sahasının kullanılmasını da reddettiklerini belirterek bunun karşılıklı egemenlik, iyi komşuluk ve iç işlerine müdahale etmeme ilkelerine dayandığını ifade etti.

Başbakan, Irak hükümetinin güvenlik kurumlarını desteklemek amacıyla kapsamlı bir hava savunma sistemi satın alacağını belirterek bunun “Irak devletinin tam hava egemenliğini güçlendirmeyi” hedeflediğini söyledi.

Zeydi ayrıca Haşdi Şabi yasasının çıkarılması ve yapının başbakan sıfatıyla silahlı kuvvetler başkomutanının komutası altında güvenlik sisteminin ayrılmaz bir parçası olarak statüsünün belirlenmesi için çalışılacağını açıkladı.

Zeydi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu büyük gün, 1 Ekim 2026'yı ve Irak'taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesi, güçlerinin kara, hava ve deniz yoluyla tamamen ve nihai olarak çekilmesi ve Irak'ın tam ve kapsamlı egemenliğini elde etmesiyle gerçekleşen büyük ulusal başarıyı kutluyoruz.”


Kararlı Azim Irak’tan ayrıldı

Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
TT

Kararlı Azim Irak’tan ayrıldı

Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)

Uluslararası Koalisyon, Bağdat hükümetinin DEAŞ’la mücadelede yardım talep etmesinin ardından yıllardır yürüttüğü “Kararlı Azim” misyonunu Irak’ta sona erdirdi.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), ABD ve koalisyon ortaklarının “Kararlı Azim” operasyonunu tamamladığını ve operasyonun Ürdün’e taşındığını, Iraklı ortaklara istihbarat desteğinin ise sürdürüleceğini açıkladı.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, “Uluslararası Koalisyon’un görevinin sona ermesi, terörle mücadelemizin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine bu, Irak’ın güvenliğin sorumluluğunu tamamen üstleneceği yeni bir aşamaya geçiştir” dedi. Kontrolsüz silahlanma konusunda ise Zeydi, “Hukukun çatısı dışında silah, devlet kurumları dışında güç olmayacak; anayasanın gereği budur” ifadelerini kullandı.

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani de dün, Uluslararası Koalisyon güçlerinin görevlerinin sona ermesinin ardından bölgenin tehdit altında olmadığı konusunda halkına güvence verdi.

Washington’da ise uzmanlar, ABD’nin çekilmenin ardından mevcut aşamada milisleri dağıtmaya ve İran’ın nüfuzunu izole etmeye odaklandığını belirtti.

İran ve müttefiklerinin, son ABD askerlerinin — esas olarak Kürdistan Bölgesi’ndeki Erbil’de bulunan bir hava üssünden — çekilmesini “zafer” olarak nitelendirerek kutlaması dikkat çekti. Bu gelişme, Iraklıların bir bölümünün jeopolitik meydan okumalara ilişkin endişeler taşıdığı bir dönemde yaşandı.


Suriye’de kampsız hayat planı… 10 bin ailenin dönüşü ve 157 kampın kapatılması

Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
TT

Suriye’de kampsız hayat planı… 10 bin ailenin dönüşü ve 157 kampın kapatılması

Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)

Kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte Suriye hükümetinin “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonunu hayata geçirme planı hız kazanıyor. Geçen hafta 500’den fazla yerinden edilmiş aile Halep, İdlib, Hama ve Deyrizor illerindeki memleketlerine dönerken, Acil Durumlar Bakanı Raid es-Salih de iki hafta önce konuyu Birleşmiş Milletler gündemine taşıdı. Salih, uluslararası destek sağlanarak meselenin “yerinden edilmenin finansmanından çözümlerin finansmanına” taşınmasını hedefliyor.

Mart ayında 59 sayılı kararname uyarınca yıkılmış bölgelerde altyapının hazırlanması amacıyla Yüksek Komite’nin kurulmasından ağustos ayı sonuna kadar, kuzey Suriye’deki kamplardan 10 binden fazla aile memleketlerine döndü. Acil Durumlar Bakanlığı Medya ve İletişim İdaresi yetkilileri tarafından “Şarku’l Avsat”a yapılan açıklamada, yaklaşık 157 kampın kapatıldığı, 220 kampın daha kapatılması için hazırlık yapıldığı bildirildi.

İdare, yalnızca 3 bin 344 bölgenin 120’sindeki altyapının yeniden inşası, temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi ve dönen aileler için konut çözümleri sağlanması için gereken finansman ihtiyacının 2 milyar doları aştığını belirtti.

Bu rakam, dönüş bölgelerindeki ihtiyaçların boyutunu ortaya koyuyor. Söz konusu bölgelerin “büyük ölçüde zarar gördüğü ve su, elektrik, kanalizasyon, sağlık, eğitim, belediye hizmetleri ve konut alanlarında kapsamlı yatırımlara ihtiyaç duyduğu” ifade edildi.

En azından kendi toprağımızdayız

Ümmü Muhammed, Hama kırsalındaki Latamne beldesine dönen kafilede yer alan ailelerden biriydi. Aileye dönüşü kolaylaştırmak amacıyla mutfak malzemeleri, battaniyeler ve ulaşım desteği sağlandı.

Ümmü Muhammed, kamptaki çadırdan, yıkılmış evinin yanına kurduğu başka bir çadıra taşındığını anlatıyor. Alternatif bir konut bulunmadığını belirten Ümmü Muhammed, buna rağmen kampta kalmaktan daha iyi olduğunu düşünüyor:

“En azından kendi toprağımızda ve kendi insanlarımızın arasındayız. İşlerimizi yoluna koyup evimizi yeniden inşa edene kadar burada kalabiliriz.”

rgthyu7
Hama kırsalındaki Latamne beldesinde “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonu kapsamında evleri inceleyen ekip. (Latamne Belediyesi)

Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden bu yana memleketlerine dönen ailelerin sayısının 170 bini aştığı tahmin ediliyor. Bu sayı, kuzey Suriye’deki kamplarda yaşayan nüfusun yaklaşık yüzde 64’üne tekabül ediyor. Ancak savaş yıllarında bölgelerin büyük ölçüde tahrip olması nedeniyle dönüş yapılan yerlerin ezici çoğunluğunda hâlâ temel hizmetler bulunmuyor.

Dönenlerin verdiği bilgilere göre aileler mevcut alternatif imkânlarla hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Yerel ve uluslararası kuruluşların sınırlı desteğiyle, yıkılmış evlerin yanına çadır kurulması, kanalizasyon için fosseptik çukurları açılması, su temini amacıyla kuyu kazılması veya yakındaki bir kaynaktan su getirilmesi ve elektrik ihtiyacı için güneş enerjisinden yararlanılması gibi yöntemlere başvuruluyor.

BM’den daha fazla destek talebi

Suriye hükümeti, erken toparlanma ve yeniden rehabilitasyon projelerine Birleşmiş Milletler ve uluslararası ortakların katkısını artırmayı, finansman açığının kapatılmasına destek sağlamayı ve böylece dönüş bölgelerinin hazırlanmasını hızlandırarak güvenli ve sürdürülebilir dönüş için uygun koşulları oluşturmayı hedefliyor. Planın hükümet öncülüğünde, ulusal ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde uygulanması öngörülüyor.

Acil Durumlar Bakanlığı’nın çalışmalarının ana finansörü hâlâ Suriye hükümeti. BM kuruluşları ile uluslararası ve yerel kuruluşlardan da destek geliyor, ancak Bakanlığın Medya ve İletişim İdaresi’ne göre bu destek “ihtiyacın boyutuyla kıyaslandığında sınırlı”.

Acil Durumlar Bakanı Raid es-Salih, kısa süre önce New York’ta BM Genel Kurulu toplantılarına katılan Suriye heyetinde yer aldığı sırada, bakanlığının “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonunu Eylül 2027’ye kadar hayata geçirmek için hazırladığı rakam, istatistik ve çalışmaları sundu.

Genel Kurul toplantıları çerçevesinde düzenlenen bir etkinlikte konuşan Salih, planın amacının altyapı, okullar, sağlık merkezleri, su ve kanalizasyon sistemlerini yeniden inşa etmenin yanı sıra istihdam imkânları sağlayarak “kamplara duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmak” olduğunu söyledi.

Plan kamplar dışındaki yerinden edilmişleri de kapsıyor

Bakanlığın Medya ve İletişim İdaresi’ne göre “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonu, kampların dışında yaşayan yerinden edilmiş aileleri de kapsıyor. Buna kiralık evlerde veya akrabalarının yanında yaşayanlar ile ülke dışında bulunan ve gönüllü olarak memleketlerine dönmek isteyen Suriyeliler de dahil.

cdfvgb
Kuzey Suriye’deki kamplardan yerinden edilmişlerin eşyaları, memleketlerine dönüş için yükleniyor. (Acil Durumlar Bakanlığı)

Ancak bu kişilerin dönüşü için altyapının rehabilite edilmesi, temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi, risklerin ortadan kaldırılması ve geçim kaynaklarına erişim imkânlarının güçlendirilmesi gerekiyor.

Kamplar girişimin mevcut aşamadaki başlangıç noktası ve önceliği olmayı sürdürürken, elde edilecek sonuçların yıllardır şartlar nedeniyle dönemeyen bütün Suriyeliler için dönüşü teşvik eden bir ortam oluşturması bekleniyor.

Halep, İdlib ve Hama’da projeler

Halep, İdlib ve Hama valilikleri bu ay “Kamplar Olmadan Suriye” kapsamında bir dizi kalkınma ve hizmet projesi başlattı. Projelerin değeri Halep’te yaklaşık 9,25 milyon dolar, İdlib’de 8,2 milyon dolar ve Hama’da 7,5 milyon dolar olarak açıklandı.

Bu çalışmalar, hükümetin enkaz kaldırma projesiyle eş zamanlı yürütülüyor. Yıl başından bu yana 3 milyon metreküp enkaz kaldırılırken, yıl sonuna kadar 3 milyon metreküp daha enkazın kaldırılmasına yönelik projelerin kısa süre içinde başlatılması planlanıyor.

Acil Durumlar Bakanlığına göre Şam kırsalındaki Duma ve Deraya kentlerinde enkaz kaldırma ve yönetimi projesi de yürütülüyor. Suudi Arabistan tarafından Kral Selman İnsani Yardım ve Yardım Çalışmaları Merkezi aracılığıyla finanse edilen proje kapsamında yaklaşık 85 bin metreküp enkazın kaldırılması ve geri dönüştürülebilir yaklaşık 30 bin metreküp molozun bu amaçla kurulan uzman birim aracılığıyla geri dönüştürülmesi hedefleniyor.

Projenin, kaynakların yeniden kullanılmasına, çevresel etkinin azaltılmasına ve erken toparlanma sürecinin desteklenmesine katkı sağlaması amaçlanıyor.

Suriye genelinde hâlen yaklaşık 50 milyon metreküp enkaz ve moloz bulunduğu tahmin ediliyor.