İsrail’deki siyasi dengesizlik iktidar krizi doğurdu

Fotoğraf (AP_Arşiv)
Fotoğraf (AP_Arşiv)
TT

İsrail’deki siyasi dengesizlik iktidar krizi doğurdu

Fotoğraf (AP_Arşiv)
Fotoğraf (AP_Arşiv)

İktidar koalisyonunun Knesset (parlamento) Bloğu Başkanı Idit Silman'ın istifası, İsrail siyasi sahnesindeki tuhaflıklara ışık tutuyor. Bennett'in liderliğini yaptığı radikal sağcı Yamina partisinden milletvekili Silman, hükümetin sağ kanat fikirlerinden sürekli olarak geri adım atmasına artık dayanamadığını vurgulamıştı. Ancak bu gelişme, sağda kesimdeki durumu iyileştirmek yerine daha kötü bir hale getirecek.
Nitekim Silman, başında kendi partisinin bulunduğu bu hükümetin ve ideolojik akımının düşme riskini artırarak ona zarar vereceğini biliyor. İstifasının, ekonomik ve siyasi kaos yolunda teşkil edeceği tüm zararlarla birlikte üç yıl içinde beşinci kez seçim düzenlenmesi olasılığını artıracağının da farkında. Yeni bir seçim düzenlendiği taktirde koalisyon anlaşması gereğince Bennett'in istifa edeceğini, yerine liberal merkezi akım lideri Yair Lapid'in geçeceğini elbette ki biliyor. Böylece iktidarı acımasız rakibine devretmiş olması, sağ kesime asla hizmet etmiyor.
Fakat İsrail’de siyaset bu şekilde işliyor. Bu gibi garip davranışlar İsrailliler için şaşırtıcı değil. Silman'ın attığı bu adım da ‘siyasette sabiteler yoktur’ ilkesine dayalı bir yaklaşımın parçası niteliğinde. Mevcut durumda İsrail'deki iktidar krizinin sona ermediği, aslında yenilendiği anlaşılıyor.
Birkaç ay önce milletvekili Amichai Chikli de Yamina Partisi’nden muhalefete geçiş yapmıştı. Böylece daha savunmasız bir hale gelmiş olan Bennett hükümetinin 120 sandalyeli parlamentoda artık 60 sandalyesi var. Rakibi de aynı sayıda sandalyeye sahip. Bu nedenle herhangi bir istifa hükümetin çökmesine yol açabilir. Peki daha kendi içindeki birliği koruyamayan bir parti, devleti nasıl koruyabilir? Anketlere göre İsraillilerin yalnızca yüzde 10'u Bennett’in iktidara uygun bir adam olduğunu düşünürken muhalefet lideri Binyamin Netanyahu ise yüzde 52 oranında destek görüyor.
Ancak Bennett, şu anda karşı karşıya olduğu duruma rağmen, dayanıklılığı hakkında iyimser mesajlar gönderiyor. Bugün iktidarda kalmasını sağlayacak birçok seçenek var. Ancak İsrail'i hükümet krizlerinden kurtarmak işe yaramaz.
Bu yöndeki ilk seçenek 60 sandalyeli mevcut koalisyonunu olduğu gibi tutmak. Ancak koalisyon İslami Hareket’in yanı sıra radikal sağdan radikal sola 8 farklı parti ile garip bir şekilde kurulduğu için bu hususta peki çok sorun ile karşılaşılabilir. Bir yandan onun ve partisindekilerin istediği, diğer yandan koalisyondaki ortaklarının istediği yasaları çıkarmakta ciddi sıkıntılar var. Zirâ Bennett ve partisindekilerin çıkarmak istediği yasalar ve diğerlerininkiler farklılık gösteriyor. Bennett’ın partisi diğer bir milletvekili Nir Orbach’ı da kaybedebilir. Aşırı sağ aktivistler dün Orbach’ın evinin önünde protesto düzenleyerek aslında dönmesini, “terörizmi destekleyen sol hükümetten” çekilmesini talep etti. Nitekim Silman da bu tür baskı ve tehditlere maruz kalmış, polise bu yöndeki tacizlerle ilgili onlarca şikayette bulunmuştu. Dolayısıyla bu sorunun üzerine durulması gerekiyor.
İkinci seçenek ise Bennett'ın dinci partileri koalisyona dahil etmeyi başarması yönünde. Bu Bennett için ideal çözüm olabilir. Zirâ kendisi ve diğer bakanlar dini partilerle sürekli temas içerisinde bulunuyor. Genel bütçe onaylandığı dönemde bu partileri Netanyahu'dan ayırmayı başarmışlardı.
Üçüncü seçenekte bugün parlamentoda 54 sandalyeye sahip Netanyahu'nun yeni bir koalisyon kurmayı başarma olasılığı yer alıyor. Ancak Eymen Avde başkanlığındaki Ortak Arap Listesi Bloğu, radikal sağın dahil olduğu veya Netanyahu başkanlığındaki bir hükümeti desteklemiyor. Savunma Bakanı Benny Gantz liderliğindeki Mavi - Beyaz İttifakı (Kahol Lavan) ise Netanyahu için bu amaca hizmet edebilir. Ancak böyle bir durumda Netanyahu, başbakanlıktan feragat etmek zorunda kalacak.
Netanyahu Gantz'a böyle bir öneri sunmuş, kendisini dönem süresince başbakan olarak kabul edeceğini söylemişti. Başbakan olmak istemediği için teklifi reddeden Gantz ise Netanyahu’nun imzaladığı hiçbir anlaşmaya artık güvenmiyor. Likud ve dini partilerden müttefikleri, özellikle de Bennett ve bazı bakanlarla anlaşmazlık içinde olduğu bilinen Gantz'ın fikrini değiştirme olasılığı üzerine duruyor.
Diğer yandan dördüncü seçeneğe bakıldığında hükümet söz konusu ikileme bir çözüm bulamadığı için düşebilir, böylece bir başka seçime gidilebilir. Böyle bir durumda seçimlerden sonra yeni bir hükümet kurulana dek Lapid başbakanlık görevini devralacak. Ancak siyasi krize çözüm bulunmasını sağlayacak sonuçlar vaat etmeyen anketler, Netanyahu başkanlığında seçimlere girildiği taktirde Likud'un yükselişe geçeceğini gösteriyor. Ancak hükümet kuramayacak, mevcut koalisyon ise 6 ila 9 sandalye kaybedecek. Böylece partilerin ittifaklarını bozmaları veya altıncı ya da yedinci seçimlere gitmeleri gerekecek.
Dolayısıyla sağ kalacak olan iktidar krizi, bu yönde bir çözüm sunan herkese çifte atacak. Diğer yandan İran ve vekillerine karşı savaş gibi stratejik nitelikte savaşlar yönetilmesi veyahut İbrahim Anlaşmaları’nın pekiştirilip artırılması, silahlı operasyonlara karşı çıkılması ise hükümetin uzun süre dayanmasını sağlayabilir.



İran'a yönelik baskı neden Çin için de sorun oluşturuyor?

Görsel: Axel Rangel García
Görsel: Axel Rangel García
TT

İran'a yönelik baskı neden Çin için de sorun oluşturuyor?

Görsel: Axel Rangel García
Görsel: Axel Rangel García

Xiaotong Yang

İki haftalık ateşkesin süresi dolmak üzereyken dünya nefesini tutmuştu. Savaşın yeniden başlaması ve hatta daha da genişleyerek devam etmesi tehlikesinin artmasıyla birlikte umutlar, Tahran ile Washington'ın kalıcı bir barış anlaşmasına varmasına ya da en azından ateşkesin uzatılmasına bağlandı. Ancak İranlı ve ABD’li diplomatlar aynı gün İslamabad'a gitmeye hazırlanırken bile taraflar ikinci bir müzakere turunun yapılma ihtimaline ilişkin çelişkili sinyaller vermeyi sürdürdü. Ardından karar anı geldi ve dünya derin bir nefes aldı. Görüşmeler gerçekleşmemişti, ama savaş da yeniden başlamamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, popülaritesi en düşük seviyelerine gerilerken ve ara seçimler kapıya dayanmışken Pakistan’ın sunduğu çıkış yolunu kabul ederek ateşkesi süresiz uzattı. Trump, kendini kurtarmak için çaresiz bir girişimle işi İran hükümetinin ‘tehlikeli biçimde bölündüğünü’ ve müzakerelere yeniden başlamadan önce iç uzlaşıya varması için ona zaman tanıdığını söylemeye kadar götürdü.

İran her zamankinden daha birleşik

Yakından bakıldığında Trump'ın iddiasının çürüdüğü görüldü. Geçtiğimiz yılki 12 günlük savaştan sonra bile, ABD ve müttefiki İsrail'in müzakereleri İran'ı aldatmak ve saldırıdan önce savunmasını düşürmek için kullandığı dönemde dahi İran katı muhafazakârlar ile ılımlılar arasında bölünmüş durumdaydı. Ancak bu durum, kırktan fazla İranlı üst düzey yetkilinin hayatını kaybettiği ABD/İsrail-İran savaşının ardından değişti. Söz konusu yetkililerin pek çoğu kanlı İran-Irak Savaşı'nı bizzat yaşamıştı. Bu yüzden kan dökülmesini önlemek için taviz vermeye daha yatkındılar.

Bu ılımlı isimlerin öldürülmesi yalnızca katı muhafazakarların iktidara giden yolunu açmakla kalmadı, onları daha da katılaştırdı. Bununla birlikte intikam alma duygusu, Tahran'daki karar alıcıların basiretini köreltmedi. Halen İran'ın güçlü ve zayıf yönlerine ilişkin gerçekçi bir değerlendirme yapabiliyorlar.

Bunun sonucunda İran bugün her zamankinden daha birleşik görünüyor ve ‘üç hayır’ etrafında kenetleniyor. Bunlar; savaşa hayır, barışa hayır, müzakereye hayır. Savaşa hayır; çünkü güç dengesinin aleyhine bozulması, savaş yeniden başlarsa İran'ın umut edebileceği en iyi sonucun ağır bir zafer olduğu anlamına geliyor. Barışa hayır; çünkü dış varoluşsal tehditlerin ortadan kalkması iç çalkantıları yeniden gündeme taşıyacak ve bu durum İran hükümeti için tehlike oluşturuyor. Müzakereye hayır; çünkü Trump müzakere masasında ABD'nin savaş alanında elde edemediği şeyleri talep etmeye devam ediyor.

Çin dahil olmak üzere savaşın kazananı olmadı

Bu yüzden Trump kendini zor bir çıkmazın içinde buluyor. Bir yanda savaşa geri dönmek, İran ile yıkıcı karşılıklı saldırıların yeniden başlaması anlamına geliyor. Örneğin ABD, Huzistan eyaletindeki petrol tesislerini vurursa İran Yenbu, Fuceyra ya da başka yerlerdeki Washington'ın müttefiklerine ait tesisleri hedef alarak misilleme yapıyor. Öte yandan mevcut durumun sürmesi, İran'ın hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürmesi anlamına geliyor. Daha da önemlisi bu durum, ABD'nin müttefiklerini veya çıkarlarını korumaktan aciz ‘kağıttan bir kaplan’ olduğu mesajı veriyor.

İran'ın Çin gemilerinin serbestçe geçebileceğini teyit etmesine karşın Hürmüz Boğazı'nın kapanması, Washington'dan çok Pekin'e zarar verdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran ile ABD arasındaki müzakerelerin çıkmaza girmesi ve bu çıkmazın devam etmesiyle birlikte pek çok çevre, ‘yeni bir Soğuk Savaş dönemi’ içindeki ABD ile rekabette olan Çin'in tek bir kurşun sıkmadan savaşın beklenmedik galibi olduğunu öne sürdü. Ancak Çin, savaşın ekonomik yansımalarını karşılamaya daha hazır görünse de savaştan hasarsız çıkamadı.

Küresel ekonominin birbiriyle bağlantılı yapısı, İran'a ait tek bir Şahid tipi insansız hava aracının (İHA) Suudi Arabistan üzerinde uçmasının Çin'deki petrol fiyatlarını yukarı itmesine yetebileceği anlamına geliyor.

İran üzerindeki baskı arttıkça Çin, nüfuzunu yitiriyor

Daha da kötüsü, petrol fiyatlarındaki yükselişin etkileri hafifletilebilir. Zira Çin'in Rusya ile yakın ilişkileri ve yenilenebilir enerji alanındaki ilerlemesi bu görevi kolaylaştırıyor. Küresel talebin gerilemesi bile kontrol altına alınabilir. Çünkü Çin, savaş patlak vermeden önce büyük ekonomilerden ayrışmaya hazırlanmaya çoktan başlamıştı. Ancak Çin'in İran üzerindeki nüfuzunu yitirmesi bambaşka bir mesele.

vfd
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin'in Pekin kentinde gerçekleştirdikleri görüşme sırasında, 2 Eylül 2025 (Reuters)

Trump, savaşın bir tür ‘Venezuela 2.0’ versiyonu olacağını, yani Amerikan askeri gücünün sergilenmesinin ardından İran'ın teslim olacağını öngörüyordu. Ancak İran zayıflamış olsa da yenilgiye uğratılamadı.

ABD'den doğrudan intikam alma kapasitesinden yoksun kalan İran, gelişigüzel ve ayrım gözetmeksizin vurmaya başladı. Örneğin İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması, dost ve düşman ayrımı yapmaksızın herkesi etkileyen çift taraflı bir silah niteliği taşıyordu. Hatta bu hamlenin İran'ın düşmanlarından çok Çin dahil olmak üzere dostlarını vurduğu söylenebilir.

Trump, ABD'nin Körfez'den petrol ithal etmediği gerekçesiyle boğaza ihtiyaç duymadığını ileri sürüyor. Bununla birlikte boğazın kapanması ABD'ye dolaylı yoldan ve sınırlı biçimde zarar verdi. Müttefiklerinin petrol ihracatını ve ithalatını sekteye uğrattı ve küresel petrol fiyatlarını yükseltti.

Öte yandan İran'ın Çin gemilerinin serbestçe geçebileceğini teyit etmesine karşın Hürmüz Boğazı'nın kapanması Washington'dan çok Pekin'e zarar verdi. Bunun temel nedeni, Çin'in Körfez ülkelerinden petrol ithalatına bağımlı olması. Üstelik bu ithalat her zaman Çin gemileriyle yapılmıyor.

Sorun, geminin sahibi olan tarafın takibinin güçlüğüyle daha da karmaşık bir hal alıyor. Günümüzde gemilerin büyük çoğunluğu kendi ülke bayrakları yerine ‘kolaylık’ sağladığı bilinen bayraklar taşıyor. Bunun sonucunda pek çok Çin gemisi, Çin malı veya Çin'e giden yük taşıyan gemilerle birlikte boğazın her iki tarafında mahsur kaldı.

İran, askeri açıdan ezici biçimde üstün olan düşmanlarına karşı sınırlı misilleme araçlarıyla yüzleşirken Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiyi rehin almayı elindeki tek pratik seçenek olarak değerlendiriyor.

Daha da endişe verici olansa İran’ın ABD'nin savaş tazminatı ödemeyeceğini anlayınca Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden ücret almayı planlıyor olması. Çin, İran'ın bu ‘dayatılmış savaşa’ sürüklenmesinden dolayı buna sempatiyle yaklaşsa da savaştan sorumlu bir taraf değil ve İran'ın yeniden inşa maliyetlerini karşılamayı da düşünmüyor. Pekin'in bakış açısından boğazdan geçen her petrol varilinden alınan bir dolar bile fazla. Dolayısıyla Çin, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasına itiraz etti ve Tahran'ı sivil gemilerin geçişine bir an önce izin vermeye çağırdı. Ancak Pekin'in itirazları karşılık bulmadı. Zira savaş yalnızca İran'da sert çizgililerin iktidara giden yolunu açmakla kalmayıp ülkeyi ‘devleti olan bir orduya’ dönüştürdü.

İran ekonomisi onlarca yıl geriye savrulurken ülke varoluşsal bir savaş vermektedir. Bir zamanlar İran'da gölge bir hükümet konumunda olan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ön plana çıktı. İktidarda kalmakta kararlı olan DMO, kendini İran'ı kalıcı bir savaş halinde tutmaya adamış görünüyor.

cgfrb
İran’ın eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve eski Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile beraberlerindeki heyet, Pekin'de Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping ve diğer hükümet yetkilileriyle görüşürken, 14 Şubat 2023 (AFP)

Durumu daha da karmaşık hale getiren nokta ise İran'ın artık çok daha zayıf bir konumda bulunuyor olması. Askerî açıdan ezici biçimde üstün olan düşmanlarına karşı sınırlı misilleme araçlarıyla yüzleşen Tahran, Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiyi rehin almayı elindeki tek pratik seçenek olarak değerlendirirken buna boğulmakta olan bir kişinin saman çöpüne tutunması gibi sarılıyor. Bu sıfır toplamlı bakış açısıyla itiraz eden herkes, İran'ın en büyük ticaret ortağı bile olsa, ona karşı duran biri olarak algılanıyor.

Diplomasi hâlâ tek seçenek

Öte yandan Çin henüz diplomasiden vazgeçmedi. Pekin'in görüşüne göre İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması bir Gordion düğümü olmadığından bunu kaba kuvvet çözmeye çalışmak sorunu daha da kötüleştirir. Dolayısıyla Çin, Bahreyn'in Körfez ülkeleri adına sunduğu ve İran'ı Hürmüz Boğazı'nı açmaya çağıran Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararına karşı oy kullandı. Çin'in atasözünün dediği gibi, sorunu ancak onu yaratan çözebilir.

Krizin arkasında, ABD ve İsrail'in başlattığı yasadışı ve ahlaki temelden yoksun savaş yatıyor. Dolayısıyla onu çözme sorumluluğu da onlara ait. Uluslararası toplumun amacı bu savaşın bedelini para veya kan pahasıyla ödemek değil, onları iyi niyetle müzakere masasına geri dönmeye zorlamak olmalı.


ABD yapay zekayı kontrol için harekete geçti

Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)
Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)
TT

ABD yapay zekayı kontrol için harekete geçti

Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)
Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, yeni yapay zeka modellerinin daha piyasaya sürülmeden devlet denetiminden geçirilmesini planladığı bildirildi.

​New York Times'ın (NYT) Amerikalı yetkililere ve görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı habere göre, Trump yönetimi başkanlık emri yayımlayarak bir yapay zeka çalışma grubu oluşturmayı düşünüyor. 

Teknoloji sektörünün yöneticileri ve devlet görevlilerinin bu grupta bir araya gelerek muhtemel denetim prosedürlerini ele alması isteniyor. 

Beyaz Saray yetkililerinin geçen hafta Anthropic, Google ve OpenAI yöneticileriyle görüşerek bu planları aktardığı belirtiliyor.

Amerikan gazetesi, bu hamlenin Anthropic'in yeni yapay zeka modeli Mythos'a dair endişelerin dile getirildiği bir dönemde gelmesine dikkat çekti.

Siber güvenlik uzmanları, henüz halkın kullanımına açılmayan bu sistemin, çok karmaşık siber saldırıların gerçekleştirilmesini sağlayabileceği uyarısında bulunuyor. 

Uzmanlara göre Mythos'un kodlama kabiliyeti, kritik güvenlik açıklarını ortaya çıkarma konusunda eşsiz bir yeteneğe sahip ve benzersiz riskleri de beraberinde getiriyor. 

Beyaz Saray haberle ilgili yaptığı yorumda iddiaları ne doğruladı ne de yalanladı:

Herhangi bir politika duyurusu doğrudan başkandan gelecektir. Muhtemel başkanlık emirlerine dair iddialar, varsayımdan ibarettir.

Şimdiye kadar yapay zeka konusunda müdahalecilikten uzak bir yaklaşım benimseyen Trump yönetiminin artık güvenlik odaklı bir adım atmaya hazırlanması dikkat çekiyor. 

Trump, selefi Joe Biden'ın imzaladığı yapay zeka kararnamesini ikinci döneminin ilk gününde iptal etmişti. 

Yapay zeka sistemlerine yapılan güvenlik testlerinin sonuçlarının, bu modeller kullanıcılara sunulmadan önce devletle paylaşılmasını öngören kararnameyi geçersiz kılan Trump, şirketlerin daha özgür hareket etmesine olanak sağlamıştı. 

Özellikle teknoloji girişimcileri için daha az bürokrasi ve daha fazla fırsat anlamına gelen bu hamle, bazı sektör temsilcileri tarafından övülmüştü.

Ancak Biden'ın kararnamesinin ulusal güvenlik, ekonomi ve kamu sağlığını korumayı amaçladığını hatırlatan uzmanlar da olmuştu.

Independent Türkçe, NYT, Reuters


"Los Angeles kundakçısı", Luigi Mangione'den etkilenmiş

Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)
Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)
TT

"Los Angeles kundakçısı", Luigi Mangione'den etkilenmiş

Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)
Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)

Kaliforniya eyaletindeki Los Angeles şehrinin Palisades bölgesinde 7 Ocak 2025'te etkisini hissettiren orman yangınını başlatmakla suçlanan Jonathan Rinderknecht, ABD'de gündem oldu. 

Savcıların mahkemeye sunduğu belgelere göre 30 yaşındaki zanlı, ABD'nin önde gelen sağlık sigortası şirketlerinden UnitedHealthcare'in Üst Yöneticisi (CEO) Brian Thompson'ın 4 Aralık 2024'te New York'un ortasında öldürülmesiyle ilgili yargılanan Luigi Mangione'den etkilenmiş. 

Uber şoförlüğü yapan sanığın otomobiline 31 Aralık 2024'te binen yolcular, Rinderknecht'i aracı tehlikeli biçimde kullanıp Mangione ve kapitalizm hakkında öfkeli tiratlar atan biri diye tanımladı. 

Savcılar, sorguya alınan Rinderknecht'in "Biri niye Palisades'de yangın çıkarır?" sorusunu "Birileri bizi köleleştiren zenginlere duyduğu hınçtan dolayı yapmış olabilir" diye yanıtladığını bildirdi. 

dsvferb
Yangınlara çok meraklı olduğu internet geçmişinde görülen Rinderknecht'in yolcularına bir ilişkisinin bitmesinden ve yılbaşı planlarının iptalinden de şikayet ettiği aktarılıyor (AP)

Rinderknecht'in 1 Ocak'ta ağaç köklerinde başlattığı yangının bir hafta sonra alevlendiği iddia ediliyor. 

8 Haziran'da mahkemeye çıkması planlanan zanlıysa suçlamaları reddediyor. 

Avukatları, yetkililerin itfaiyenin müdahaledeki yetersizliğini gizlemek için Rinderknecht'i günah keçisi ilan ettiğini savunuyor.

Bir itfaiyecinin 2 Ocak'ta yangının tam olarak sönmediğini belirterek şefini uyardığı vurgulanıyor. 

Ekimde tutuklanan Rinderknecht hüküm giyerse 5 ila 45 yıl hapis cezası alacak. 

31 Ocak'a kadar etkisini sürdüren yangın, Pacific Palisades ve Malibu'daki 12 kişinin ölümüne neden olmuştu. 

Yargı sürecindeki Luigi Mangione ise sağlık sigortası şirketlerinin karşılamadığı tedaviler için binlerce dolar ödemek zorunda kalan ya da bu sistemi kabul edilemez bulan bazı Amerikalılar tarafından, hakkındaki cinayet suçlamalarına rağmen destekleniyor.

Independent Türkçe, New York Times, AP