Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora: Güçlü bir lider gücünü başkasından kiralamaz

Eski Lübnan Başbakanı, Independent Arabia’ya konuştu: “Anayasa değişiklikleri, çoğunluk sağlanmadan kabul edilemez”

Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)
Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)
TT

Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora: Güçlü bir lider gücünü başkasından kiralamaz

Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)
Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)

Velid Şukayr
Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora, Suudi Arabistan’ın Beyrut Büyükelçisi Velid el-Buhari ve Kuveyt’in Beyrut Büyükelçisi Abdul Al el-Kaani’nin Beyrut’a geri dönüşünü ‘önemli ve gerekli bir adım’ olarak nitelendirirken, iyiliği temsil eden Ramazan ayının başlamasıyla Körfez ülkelerinin Lübnan’ı kucaklamak üzere geri dönme arzusunun bir göstergesi olduğunu dile getirdi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Sinyora gazeteye verdiği röportajda, Başbakan Necib Mikati’nin Körfez ülkeleri ile ilişkileri olumsuz etkileyen açıklamaları reddetme taahhüdüne ilişkin yaptığı açıklamaya dikkati çekti. Sinyora, bu tavra bağlı kalmanın önemli olduğunu vurguladı. Eski Başbakan ayrıca, tavırlarda Lübnan’a, Arap ülkeleriyle olan çıkarlarına ve Lübnanlıların bu ülkelerdeki çıkarlarına zarar verici bir bozulmaya geri dönmeme gerekliliğine vurgu yaptı.
Fuad Sinyora, “Arapların Lübnan’daki yokluğu nedeniyle Lübnan’a yüklenen yüklerin boyutu ve yeniden kucaklaşmasının önemini hissettiği bir aşamadan geçtik” dedi.
IMF ile bir anlaşmanın gecikmesi, büyük miktarda paranın boşa harcanmasına neden oldu
Eski Başbakan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yapılan ilk anlaşmaya dair, “Bu, son derece gerekliydi ve çok daha önce yapılması önemliydi. 6 Ocak 2021’de, yani 15 ay önce IMF ile anlaşarak doğru tedavideki her gecikmenin, Lübnan için günden güne ek acılara ve maliyetlere yol açacağını söylediğimi hatırlıyorum. Olan da buydu. Zorlu bir dönem için kurtarılabilecek büyük miktarda rezerv boşa gitti. Ancak birçok politikacının popülist davranışları bu büyük israfa ve daha fazla acıya yol açtı” ifadelerini kullandı.
Sinyora, “Anlaşma, hükümetin ve parlamentonun kararlarını gerektiriyor ki bu kararların uygulanması, yeniden güven ve yeni iş fırsatları sağlamak için Lübnan’daki ekonomik faaliyet açısından elverişli bir ortam oluşturacak. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılarak ekonomi finansmanında ve kamu maliyesinin iyileştirilmesinde rol oynamak için ve daha iyi beslenmeyi güvence altına almak ve Lübnanlıların yüklerini hafifletmek amacıyla başta elektrik olmak üzere kamu reformunun bir adımı olarak bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına katkı sağlayacaktır. Anlaşma, ekonomideki bozulmaları ortadan kaldırmak, yönetimin iyileştirilmesine katkıda bulunmak, yolsuzlukla mücadele etmek ve sorumluluklarda verimliliği ve liyakati yeniden sağlamak için döviz kurunu birleştirmeye yönelik bir adımdır. Bu ise IMF’nin teknik yardımı ile yapılabilir” dedi.
Eski Başbakan, Körfez büyükelçilerinin geri dönüşlerinin ve IMF ile yapılan anlaşmanın, son derece önemli gelişmeler olduğunu söylerken, “Ancak geleceğe olan güveni yeniden tesis etmek ve daha iyisi için değişikliklere kapı açmak amacıyla bu iki durumdan faydalanmalıyız” şeklinde konuştu.

İyi hal belgesi
Parlamento seçimlerinden önce gerekli adımların uygulanması olasılığı konusunda ise Sinyora, reformların yıllar önce tamamlanmış olması gerektiğini vurguladı.
Fuad Sinyora, “Bunu Maliye Bakanı, sonra Başbakan, sonra da 9 yıl boyunca milletvekili olduğum yıllarda söyledim. Bu reformların, doksanlarda, iki binli yılların ilk on yılında ve ardından ikinci on yılında gerçekleşmesi gerekiyordu. Ancak ister enflasyonunun sınırlandırılması açısından, isterse de mali ve ekonomik reformlar açısından olsun, reform yapma konusundaki kronik yetersizlik bunu engelliyordu” dedi.
Eski Başbakan, “Okuyucular için bu düşüşe nasıl geldiğimizi anlatan iki kitap yayınladım. Kaçınmayı sağlayabilecek koşullar, Hizbullah ve ona bağlı mezhep ve milis partilerinin devlete dayattıkları ve kararına el koydukları büyük hegemonya nedeniyle ve zorlu uygulamalarla yok oldu. Artık durumun düzgün bir şekilde yönetilebileceğine dair bir güven yok. Hizbullah, bu binanın kontrolünü tamamen ele geçirdi ve tarafların bu binadan bir daire almalarını sağlayarak, kazanımlar, faydalar ve imtiyazlar elde etti. Ama Hizbullah, kontrol edemeyeceği hiçbir karar alınmasın diye bu binaya el koydu. Fırsatları kaçırdık ve reformlar yapmadık. Objektiflik açısından milletvekillerinin, alınması gereken kararları vermeye hazır olduklarından şüpheliyim” dedi.
Başbakan Mikati’nin ‘IMF ile yapılan anlaşmanın, bağışçı ülkelerin Lübnan’a yardım etmesi için bir vize olduğu’ yönündeki açıklamasına dair ise Sinyora, “Lübnan’ı ziyaret eden, ancak size kendi kendinize yardım etmeniz gerektiğini söyleyen bir arkadaş ya da kardeş yoktu. Kardeş ve arkadaşların niyetleri sonradan ortaya çıktı. Lübnan, bu ciddi adımlara başladığında birçok taraf, IMF ile yapılan anlaşmaya dayanarak ülkeye yardım etme niyeti ve arzusunu ortaya koyacak. Bu, finansal durumu iyileştirme olasılığı hakkında bir iyi hal belgesidir ve kardeş ve diğerlerinin Lübnan’a yardıma katkıda bulunması yolunda bir başlangıç olacaktır” ifadelerini kullandı.

İran ve Hizbullah, Yemen’e müdahale ettiğini itiraf etti
Yemen’deki savaşta dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Suudi Arabistan’ın Yemen İstişareleri Konferansı’na sponsor olması sonrasında Yemen Devlet Başkanı Abdurabbu Mansur el-Hadi, yetkilerini Husilerle müzakere etmekle görevli bir başkanlık konseyine devretti. Hizbullah ve İran’ın bu savaşa müdahale etmekle suçlandığı göz önüne alındığında bunun, Lübnan’a yansımaları nelerdir ve bu Suudi Arabistan- İran temaslarındaki ilerlemenin bir sonucu mudur?
Sinyora, soruya yanıt verirken, “Onlar suçlanmıyor. Aksine müdahaleyi ikisi de kabul etti. Askeri teknolojilerin Husiler tarafından üretilmediği hiç kimse için bir sır değil. Bunlar, İran ve Hizbullah tarafından tedarik edilmiştir ve bu tarafların üretimidir. Yangınları söndürmek için gösterilen her türlü çaba takdire şayandır. Ayrıca Yemen savaşının sonuçlarını ele almak ve tüm Yemenlileri kucaklamak da takdire şayandır. Özellikle de Suudi Arabistan’ın Yemen’e ilerlemesi için finansal olanaklar sağlama konusundaki arzusu göz önüne alındında Suudi Arabistan’ın Riyad Konferansı’na katılanlarla işbirliği içinde attığı adımın iyi olduğu kanaatindeyim. Bu, savaşın ve müdahalelerin devam etmesi nedeniyle yaşanan büyük kayıplara son verme gerekliliğinin gerçek anlamda kavrandığı ileri görüşlü bir adımdır” değerlendirmesinde bulundu.
Ancak bu adım, İran’dan bir yanıt alacak mı? Bu çerçevede eski Başbakan, “Tahran, bu girişimden faydalanmak isterken büyük bir çıkara sahip. Zira aksi taktirde Yemen bataklığına daha da batacak ve içinde bulunduğu bataklıklardan çıkamayacak. Bununla birlikte müzakerelerin ulaştığı noktanın detaylarına sahip değilim. Arap dünyası ile İran arasındaki bitmeyen, coğrafi bir gerçek olan bu ateşi söndürmek için cesarete sahip olmalıyız. Bunun için bir çözüm bulmalıyız, ama aşk tek taraflı olamaz. Bu durum, hem Arap grubunun hem de İran’ın egemenliğine ve bağımsızlığına tam saygıya dayanmalıdır” şeklinde konuştu.
Fuad Sinyora ayrıca, “İran kesinlikle ateşi tutuşturmaya ve Arap dünyasına ve Irak, Suriye ve Yemen’e müdahale etmeye devam edemez. Geçen günlerin de kanıtladığı gibi İran ve Arap taraflarının bunu yapmasına ihtiyaç var. Biz komşuyuz. Bu nedenle birçok şeyi paylaşıyoruz, ama iyi bir tek taraflı ilişki tarzında değil. Emeklerin, paraların ve enerjilerin yakılmasına ve sadece savaşa tanık olan nesillerin değil, kin ve düşmanlığın öğretildiği gelecek nesillerin de yok olmasına yol açan bu alevden bölgeyi kurtarmak için iki tarafın da doğru bir ilişki kurması gerekmektedir” açıklamasında bulundu.

Lübnan’ın pusulasını düzeltmek için
Riyad konferansının ‘Yemenlilere 3 milyar dolar yardımda bulunarak’ olanak sağladığı duruma benzer şekilde Lübnan’ın Arap yardımı elde etmek amacıyla siyasi bir çözüm için ulusal bir konferansa ihtiyacı olup olmadığı sorulduğunda ise Sinyora, şu ifadelerle yanıt verdi: “Lübnan’ın kendisini doğru yola sokmak, pusulasını ve Arap ülkeleriyle ilişkisini düzeltmek, Arap pusulasını düzeltmek ve güçlü bir cumhurbaşkanının teorisinde etkisiz olduğu kanıtlanan uygulamalar nedeniyle sarsılan ve bozulan iç mekânın onarılması için bir konferansa ihtiyacı yok. Çünkü Cumhurbaşkanı kaslarıyla değil, aklıyla, kararlılığıyla ve herkesi kucaklamasıyla güçlüdür. Kendi mezhebinde güçlü değil, aksine tüm Lübnan bileşenlerinde güçlüdür. Bu da onu, tüm anayasal kurumların üzerinde, herkes tarafından kabul edilebilir ve herkesi kucaklayabilir kılıyor”.
İç ve dış dengelerde bozulmaya yol açan kötü deneyimlerden dersler çıkarma çağrısı yapan Sinyora, eldeki tüm fırsatların çarçur edildiğini ve Lübnanlıların yoksulluğa sürüklendiğini vurguladı.
Fuad Sinyora, “Lübnan, anayasasına, yargının bağımsızlığına, kabiliyetine, liyakatine ve Lübnanlıların devletlerle ilişkilerindeki çıkarlarına saygı duymaya geri dönmeli ve kaçırılan Lübnan devletini geri kazanmalıdır” dedi.

Kaçırılan fırsatlara tekrar ulaşamama
Eski Başbakan, Lübnan’ın son 30 yılda 1996’da Lübnan’ın Dostları Konferansı’nda, ardından Paris 1- 2- 3 konferanslarında, Stockholm, Viyana ve CEDRE (Sedir) konferanslarında Arap kardeşlerinden ve arkadaşlarından yaklaşık aldığı 33 milyar dolar değerindeki mali yardım taahhütlerine dikkati çekerken, “Ancak fırsatlar kaçtı ve yalnızca küçük bir kısmından yararlanıldı. Çünkü kronik bir reform yetersizliği var” dedi.

Tüm pozisyonlara geldim ve aday olmayı düşünmedim
24 Şubat’ta Sinyora, Sünni Lübnanlılara aday göstererek, oy kullanarak ve listelerin oluşturulmasına katkıda bulunarak seçimlere katılma çağrısı yaptı. Peki özellikle Sünni toplum ve Müstakbel Hareketi kitleleri arasında ‘seçimlere katılma isteksizliğinden’ sonra çağrısı ne ölçüde karşılık buldu?
Bu çerçevede Sinyora, yaptığı açıklamada “Seçim yasasının kötü olduğuna, toplumda ve siyasi sistemde daha fazla bozulmaya yol açtığına olan inancımla birlikte Lübnanlıların seçimlere katılmaktan uzak durmasının doğru olmadığına inanıyorum. Bu, Lübnanlıların bir görevidir. Böylece iradeleri, palavracılar tarafından tahrif edilmeyecek veya itibarları zedelenmeyecektir” dedi.
Sinyora, “Aday olmak aklıma bir an bile gelmedi. Ama ben kimseye bedava hediye verecek biri değilim. Durumu takip ediyorum. Son güne kadar, yasaların izin verdiği şekilde bunu yapacağım. İsteseydim aday olurdum ama bu benim istediğim bir şey değil. Yaptıklarım, çok zor koşullardan geçen bir ülkeye borçlu olduğum şeylerin sadece küçük bir kısmı. Bu hakların bir kısmını ancak, halkı ve Sünnileri bu seçimlere yoğun bir şekilde katılmaya davet ederek kullanabilirim. Böylece vatandaşların iradeleri tahrif edilmez ve başkalarının yağmalamaya çalıştığı gevşek bir ülke haline gelmezler” ifadelerini kullandı.
Lübnanlıları ‘geri çekilmemeye ve kayıtsız kalmamaya’ teşvik etmeye çalışan Fuad Sinyora, İmru’l-Kays’ın ‘Ya kral olmaya çalışırız ya da ölürüz’ sözünü hatırlattı. Eski Başbakan, İman Ali’nin de ‘Bir şeyden korkarsanız, içine girin, çünkü korumanızın şiddeti, korktuğunuzdan daha büyüktür’ sözünü dile getirdi.

Hariri ile aynı teşhisi koyuyorum
Sinyora, eski Başbakan Saad Hariri’nin ‘emekliye ayrılma’ kararına rağmen kendisi ile Müstakbel Hareketi liderliği arasında ‘listelerin oluşturulmasına’ ilişkin bir tutarsızlık yaşandığı söylentilerine de değindi. Bu çerçevede Sinyora, “Bayrağını taşıdığım için gurur duymama ve Başbakan Refik Hariri döneminden beri partiye bağlı kalmama rağmen Müstakbel’in hiçbir zaman üyesi olmadım. Benim yaptığım ve Saad Hariri’nin dile getirdiği şey, yani Lübnan’ın yeniden canlanmasındaki rolünü oynamasını engelleyen bu müdahaleye ilişkin ortaya koyduğu tavır, kendisine acı verenlere karşı durmaktır. O ve ben, Lübnan devletinin kaçırılması sorunuyla ilgili aynı teşhisi koyduk. Bu nedenle Başbakan Hariri, siyasi faaliyetlere katılımını askıya almaya karar verdi. Bahsettiği gibi inzivaya çekilmesine neden olan koşulları, İran ve Hizbullah’tan kaynaklanan sebepleri anlıyorum. Ama siyasi ve ulusal eylemde bulunanların doldurması için arenayı boş bırakamayız. Ben, devam ediyorum ve Başbakan Hariri, tüm deneyimlerden yararlanarak Lübnan’a dönmeye ve siyasi çalışmalara katılmaya karar verdiğinde, onun yanında olacağım” değerlendirmesinde bulundu.
Seçim sürecine katılma hedefiyle çelişen ve Hizbullah’ın Hariri’nin Sünni arenaya uzanma konusundaki isteksizliğinden yararlanacağını gösteren tahminler hususunda ise Siyora, bunun ‘bozgun çıkarıcı bir çağrı’ olduğunu vurguladı. Fuad Sinyora, “Umutsuzluğun ve umudun insanın vicdanında doğduğuna inanıyorum. Umut ve eylemden başka bir şeyimiz yok. Yenilgiyi ve teslim olmayı nasıl kabul edebiliriz? Bu benim sözlüğümde yok ve Lübnanlıların sözlüğünde de yok” dedi.

Uzlaşı demokrasisi ve Hizbullah’ın kontrol reçetesi
Halkın, Lübnan Kuvvetleri Partisi ile olan ilişkisini memnuniyetle karşılaması hususunda ise Sinyora, “Lübnan’daki her bölgenin kendi koşulları vardır” dedi.
Lübnan’ın siyasette kuralsız bir halde olmadığını ifade eden eski Başbakan, temel uyuşmazlıklar ve alt uyuşmazlıklar arasında ayrım yapma çağrısında bulundu. Sinyora, “Çünkü meşgul olmak, alt uyuşmazlıklara dalmak ve temel uyuşmazlıkları görmekten kaçınmak, kötü bir iştir, yenilgi ve kayba doğru hızlı bir reçetedir. Bizler, Arap, bağımsız ve egemen Lübnan’a inananlar, her konuda net bir duruşa sahip olmalı, ittifaklarımızı bu ilkeler temelinde inşa etmeli ve neyin gerekli neyin ikincil olduğunu ayırt etmeliyiz. İkinci uyuşmazlıklarla dikkati dağıtmak ve birincil uyuşmazlıklara dikkat etmemek bir oyalamadır, çaba kaybıdır ve genel bir kayba yol açar. Temsilciler Meclisi’nde Lübnan’ın Arap kimliğini, bağımsızlığını, devletinin restorasyonunu, demokratik sistemini, serbest ekonomisini ve bireysel inisiyatifi savunan egemen bir ekip oluşturulmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Sinyora, bir sonraki parlamentonun çoğunluk değil, dağınık bloklar içereceği beklentisini ‘uzlaşı demokrasisi hakkında bu kötü teorilere yol açan kötü seçim yasasına’ bağlarken, bunun Lübnan’ı kontrol etmek için Hizbullah tarafından benimsenen bir reçete olarak nitelendirdi.
Fuad Sinyora, “Hizbullah’ın ve ona bağlı partilerin mecliste üçte iki çoğunluğu veya çoğunluğu elde etmesini engellemenin neden önemini anlamalıyız. Bu durum, tüm egemenler tarafların büyük çabalarını ve bu çabaları tüm Lübnanlıların yararına birleştirmelerini gerektiriyor” dedi.

Pandora’nın kutusunu açmak yerine, anayasayı uygulamak zorundayız
Yeni parlamentonun görevinin yeni cumhurbaşkanını seçmek olduğunu söyleyenler gibi, görevinin ise Lübnanlılar arasında yeni bir siyasi anlaşma sağlamak olduğunu düşünenler de var. Bu çerçevede Sinyora, parlamentonun görevinin, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın seçilmesinden sonra yaşanan korkunç deneyimlerden yararlanarak yeni bir cumhurbaşkanı seçmek olduğunu vurguladı. Fuad Sinyora, “Cumhurbaşkanı, bilgeliği ve anayasaya ilişkin ön görüsü ile güçlüdür, başkalarından kiralayıp kendi kasları olduğunu iddia ettiği şeylerle değil. Cumhurbaşkanının seçilmesi, Lübnan için yeni bir başlangıç ​​olması yolunda yeni parlamentonun ana rolüdür. Lübnanlılar arasında yeni bir anlaşma üzerinde çalışmaya gelince halk, acı çekti ve kaçışı olmayan yeni bir Pandora’nın kutusunu açmak istemiyor” dedi.
Eski Başbakan, “Lübnan’ın ihtiyacı olan şey, anayasanın hızla uygulanmasıdır. Ruhlar sakinleştikten sonra, zorunlu olması muhtemel değişiklikleri aramak mümkündür. Ama bu, şu an hakimiyet altında yapılamaz. Anayasa değişikliğine yönelik diyaloglar, bu hâkimiyet ortasında gerçekleşemez. Geçtiğimiz yıllarda, kararları doğrulanmayan birçok diyalog oturumu gerçekleştirdik ve ortaya koyduğumuz maddelerin hiçbiri uygulanmadı. Dolayısıyla yeni diyaloglara değil, anayasanın uygulanmasına geri dönülmesine ve Taif Anlaşması’nın uygulanmasının tamamlanması taahhüdüne ihtiyacımız var. Diğer her şey zaman kaybıdır ve cehennemin kapılarını tekrar aralamaktır” şeklinde konuştu.
Fuad Sinyora’ya göre Hizbullah, muhaliflerinin sloganlarını ve hegemonyasını, ABD’nin İsrail ile normalleşme planının arkasındaki etken olarak görüyor. Bu çerçevede Sinyora, “Lübnanlılar açısından İsrail bir düşmandır. İşleri karıştırmaktan ve Lübnanlıları vatansever ve hain olarak sınıflandırmaktan vazgeçsinler. Kan testi bitti. Ben bu açıklamayı 17 yıl önce yaptım. Kimse, Lübnan halkının geri kalanından daha vatansever olduğunu iddia edemez. Lübnanlıların dayanışmasını yeniden sağlamamız lazım. Lübnan’ın Filistinliler haklarını aldıktan sonra İsrail ile imza atan son ülke olacağını söylemiştim. İnsanlara akıl vermeyi ve Lübnan’ın pozisyonunu çarpıtmayı bırakalım. Şimdiye kadar insanların emeklerini boşa harcamış, yeteneklerini ve başarılarını heder etmiş olmak yeterli. Lübnan, Arap Barış Girişimi’ne bağlı” dedi.

Viyana Anlaşması
ABD’nin yaptırımlara ilişkin müsamahası hakkında rapor edilenler ortasında Viyana Anlaşması’nın İran’ın nüfuzu lehine ve Lübnan’ın zararına olacağına dair korkular mevcut. Bu korkular karşısında Sinyora, “Unutmamak gerekiyor ki İran’a, Arap işlerine müdahalesini sürdürme ve kontrol ettiğini söylediği Arap ülkelerinde, yani Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan’a müdahalesine onay verilmedi” dedi.
Fuad Sinyora ayrıca, Lübnan cumhurbaşkanlığının gelecek Haziran ayında gerçekleşeceğini duyurduğu Papa Francis’in Lübnan ziyaretinin ‘Lübnan halkı için bir umut mesajı’ taşıdığını söylerken, bu ziyaretin her zaman memnuniyetle karşılandığını dile getirdi.



YPJ’nin Suriye'deki rolü ne olacak? Şam yönetimiyle müzakereler sürüyor

Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)
Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)
TT

YPJ’nin Suriye'deki rolü ne olacak? Şam yönetimiyle müzakereler sürüyor

Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)
Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)

Kadın Koruma Birlikleri (YPJ), Suriye savaşı sırasında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) saflarında savaştı ve ülkenin kuzey ve doğusunun geniş bölümünde DEAŞ'ın bölgeden çıkarılmasına yardımcı oldu.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığı habere göre Beşşar Esed'in 2024'ün sonlarında devrilmesi ve silahlı muhalif saflarda yer alan İslamcı savaşçıların öncülüğündeki yeni hükümetin göreve gelmesinden beri birliklerin geleceği belirsizliğini koruyor.

fgthy
SDG Lideri Mazlum Abdi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile birlikte 25 Ağustos 2026'da Şam'daki Halk Sarayı'nda televizyondan yayımlanan konuşma öncesinde, (AFP)

Yeni yönetim, daha önce dağınık ve bağımsız şekilde faaliyet gösteren silahlı grupları devlet kurumlarına entegre etmeye çalıştı. Geçen hafta SDG, kendisini resmen feshettiğini açıklarken, lideri Mazlum Abdi Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın danışmanı olarak atandı. SDG'nin bazı mensupları da Savunma Bakanlığı'na katıldı.

Ancak yeni Suriye Savunma Bakanlığı'nda kadın savaşçılar yer almıyor. YPG lideri Newroz Ahmed, geçen hafta Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile yaptığı görüşmelerde, kendisine kadın savaşçılarının orduda yerinin olmayacağının bildirildiğini söyledi.

gthyju
Newroz Ahmed, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Reuters'a röportaj verirken - 31 Ağustos

Ahmed, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'daki bir askeri üste Reuters'a yaptığı açıklamada, “Orduya katılmak istedik, çünkü güçlerimiz kendilerini bir tugay veya bağımsız bir tabur şeklinde düzenli biçimde korumalarını sağlayacak deneyim ve yeterliliğe sahip” dedi. Ahmed, “Temel şartımız, bu gücün düzenli bir yapı içinde olması, farklı yerlere dağıtılmaması ve küçük gruplar halinde konuşlandırılmamasıydı. Bu öneriyi reddettiler” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı'nda rol mü?

YPG, şu anda örgütlü bir savaş gücü olarak varlığını sürdürmesini sağlayacak alternatif formül bulmak amacıyla Suriye İçişleri Bakanlığı ile görüşmeler yürütüyor.

Görüşmeler, yeni yönetimin on yılı aşkın süren iç savaşın sona ermesinin ardından Suriye'nin güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırdığı bir dönemde gerçekleşiyor.

İçişleri Bakanlığı bünyesinde hâlihazırda turizm polisi aracılığıyla kadın personel bulunuyor. Bu yılın başlarında, görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklar, Suriye merkezi yönetiminin, YPG’li kadın savaşçıların İçişleri Bakanlığı'na bağlı bu kadın birimine katılmasını önerdiğini belirtmişti.

Ancak kaynaklar, YPJ’nin bu öneriyi reddettiğini doğrularken, birlik sözcüsü de kendilerine böyle bir teklif yapıldığını yalanladı.

Newroz Ahmed, Reuters'a yaptığı açıklamada, “Kadın Koruma Birlikleri”nin bunun yerine İçişleri Bakanlığı'na bağlı özel operasyon güçlerine katılmayı önerdiğini söyledi. Ahmed, bu birimin kendi güçlerinin yetenekleriyle daha fazla örtüştüğünü ve erkeklerin ağırlıkta olduğu güvenlik güçlerinde kadınların temsilinin artırılmasına katkı sağlayabileceğini belirtti.

gh
YPJ mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında - 22 Ağustos (Reuters)

Ahmed, “İçişleri Bakanlığı ile konuyu görüştüğümüzde, güçlerimizde bin 500'den fazla kadın savaşçı bulunduğunu söyledik ve bu gücün tamamının entegre edilip edilmeyeceğini sorduk” dedi. Ahmed, yanıtı “önümüzdeki günlerde” almayı beklediğini ifade etti.

Suriye Savunma ve İçişleri bakanlıkları, görüşmeler hakkında Reuters'ın sorularını henüz cevaplamadı. Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Nureddin el-Baba ise cuma günü Rudaw'a yaptığı açıklamada, “Kadın Koruma Birlikleri” mensubu kadın savaşçıların bakanlık saflarında memnuniyetle karşılanacağını söyledi, ancak üstlenecekleri muhtemel role ilişkin ayrıntı vermedi. El-Baba ayrıca birliklerin Suriye'nin tamamında konuşlandırılacağını ve tek bir coğrafi bölgeyle sınırlandırılmayacağını ifade etti.

JPJ’nin geleceği meselesi, bu gücü çatışma yıllarında büyük mücadelelerle elde edilen siyasi ve toplumsal kazanımların sembolü olarak gören çok sayıda Kürt kadın açısından daha geniş önem taşıyor.

JPJ mensubu 20 yaşındaki Josko Siyager, “Kadınları her zaman zayıf olarak görüyorlar... Biz gücümüzü erkeklerden almıyoruz, mevcut devletten de almıyoruz... Elbette özel bir statümüzün olmasını istiyoruz ve bu konuda ısrar ediyoruz” dedi.

YPG’ye bağlı bir birliğe komuta eden 31 yaşındaki Binaber Baran ise Suriye anayasasının bu güçlerin rolünü açıkça güvence altına alması gerektiğini düşünüyor. Baran, “Bugüne kadar hiçbir zaman birilerinin bizi savunmasını beklemedik... Biz kadınlar kendimizi savunduk” ifadelerini kullandı.


Cezayir, Tanezruft Çölü'ndeki askeri kışlayı uyuşturucu kaçakçıları için cezaevine dönüştürüyor

Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)
Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)
TT

Cezayir, Tanezruft Çölü'ndeki askeri kışlayı uyuşturucu kaçakçıları için cezaevine dönüştürüyor

Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)
Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)

Cezayir, hayat şartları açısından dünyanın en zorlu bölgelerinden biri olan Tanezruft Çölü'nde bulunan bir askeri kışlayı, uyuşturucu kaçakçıları için yüksek güvenlikli cezaevine dönüştürecek. Karar, Cezayir Cumhurbaşkanlığı tarafından dün açıklandı.

Karar, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun başkanlığında düzenlenen Yüksek Güvenlik Konseyi toplantısında alındı. Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, yeni cezaevinin “uyuşturucu baronları ve satıcılarına” tahsis edileceği belirtildi ancak başka ayrıntı verilmedi.

Yetkililer ayrıca, birçok ülkede bulunan kurumlara, örneğin ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi'ne (DEA), benzer şekilde uyuşturucuyla mücadele konusunda uzmanlaşmış bir güvenlik birimi kurulmasına karar verdi.

Açıklama, yaklaşık 46 milyon nüfusa sahip, Akdeniz'e kıyısı bulunan ve yaklaşık 6 bin 400 kilometrelik kara sınırına sahip Cezayir'de uyuşturucu kaçakçılığındaki artış konusunda yetkililerin uyarılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde geldi.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Uyuşturucuyla Mücadele ve Bağımlılık Dairesi'nin verilerinden aktardığına göre Cezayir'de uyuşturucu bağımlılarının sayısı 2024 yılında 3 milyonu aştı.

Yetkililer düzenli olarak geniş çaplı uyuşturucu operasyonları ve ele geçirmeler gerçekleştirildiğini duyuruyor. 21 Ağustos'ta, psikotropik bir madde olan pregabalin içeren 10 milyondan fazla kapsülün yanı sıra 33 kilogramdan fazla kokain ele geçirildiği açıklandı. Operasyon, rekor miktarda uyuşturucunun ele geçirildiği bir baskın olarak nitelendirildi.

Cezayir'in Mali sınırında, ülkenin güneybatı ucunda bulunan Tanezruft, neredeyse tamamen ıssız bir çöl bölgesi. Yaz aylarında sıcaklıkların 50 santigrat dereceyi aşabildiği bölge, Sahra Çölü'nün en izole ve zorlu kesimlerinden biri olarak kabul ediliyor.


Lübnan, Suriye kıyılarında güvenliği sabote etmeye yönelik planı engelledi

Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)
Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)
TT

Lübnan, Suriye kıyılarında güvenliği sabote etmeye yönelik planı engelledi

Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)
Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)

Lübnan, Suriye kıyılarında güvenliği sabote etmeye yönelik bir planı, Esed rejiminin kalıntıları ile Hizbullah'a bağlı faaliyet gösteren bir güvenlik ağını çökerterek engelledi.

Yargı kaynakları, “Şarku’l Avsat”a yaptıkları açıklamada, ağın üyelerinden 5 kişinin (3 Suriyeli ve 2 Lübnanlı) gözaltına alındığını bildirdi. Kaynaklara göre ağ, Suriye'den savaşçıları kuzey sınırı üzerinden Lübnan'a sokuyor, ardından bu kişileri Beyrut'un güney banliyölerine ve daha sonra Baalbek-Hermel bölgesindeki bir eğitim kampına götürüyordu.

Kaynaklar, gözaltına alınanlar arasında eski Suriye rejimindeki güvenlik birimlerinden birinin sorumluluğunu üstlenmiş olan Suriyeli Albay Menaf Ali Safi'nin de bulunduğunu belirtti.

Kaynaklar ayrıca ağın elinde el bombaları, makineli tüfekler ve keskin nişancı tüfeklerinin de bulunduğu silah ve mühimmatın ele geçirildiğini belirtti.

Gözaltına alınanların, “Hacı Alaa” olarak bilinen bir kişinin yönetimindeki Hizbullah mensupları ve kadroları tarafından eğitildiklerini kabul ettikleri kaydedildi. Şüpheliler, eğitimlerin kamuoyuna açıklanan amacının “mevcut Suriye güçlerinin Lübnan'ın Bekaa bölgesine yönelik olası bir saldırısına karşı hazırlık yapmak” olduğunu öne sürdü.

Kaynaklar, ağın eski Suriye ordusunda tümgeneral olan Muhammed Cabir tarafından yönetildiğini vurguladı. Moskova'da bulunan Cabir'in, devrik Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'e yakınlığıyla bilindiği ifade edildi.