Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora: Güçlü bir lider gücünü başkasından kiralamaz

Eski Lübnan Başbakanı, Independent Arabia’ya konuştu: “Anayasa değişiklikleri, çoğunluk sağlanmadan kabul edilemez”

Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)
Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)
TT

Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora: Güçlü bir lider gücünü başkasından kiralamaz

Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)
Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)

Velid Şukayr
Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora, Suudi Arabistan’ın Beyrut Büyükelçisi Velid el-Buhari ve Kuveyt’in Beyrut Büyükelçisi Abdul Al el-Kaani’nin Beyrut’a geri dönüşünü ‘önemli ve gerekli bir adım’ olarak nitelendirirken, iyiliği temsil eden Ramazan ayının başlamasıyla Körfez ülkelerinin Lübnan’ı kucaklamak üzere geri dönme arzusunun bir göstergesi olduğunu dile getirdi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Sinyora gazeteye verdiği röportajda, Başbakan Necib Mikati’nin Körfez ülkeleri ile ilişkileri olumsuz etkileyen açıklamaları reddetme taahhüdüne ilişkin yaptığı açıklamaya dikkati çekti. Sinyora, bu tavra bağlı kalmanın önemli olduğunu vurguladı. Eski Başbakan ayrıca, tavırlarda Lübnan’a, Arap ülkeleriyle olan çıkarlarına ve Lübnanlıların bu ülkelerdeki çıkarlarına zarar verici bir bozulmaya geri dönmeme gerekliliğine vurgu yaptı.
Fuad Sinyora, “Arapların Lübnan’daki yokluğu nedeniyle Lübnan’a yüklenen yüklerin boyutu ve yeniden kucaklaşmasının önemini hissettiği bir aşamadan geçtik” dedi.
IMF ile bir anlaşmanın gecikmesi, büyük miktarda paranın boşa harcanmasına neden oldu
Eski Başbakan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yapılan ilk anlaşmaya dair, “Bu, son derece gerekliydi ve çok daha önce yapılması önemliydi. 6 Ocak 2021’de, yani 15 ay önce IMF ile anlaşarak doğru tedavideki her gecikmenin, Lübnan için günden güne ek acılara ve maliyetlere yol açacağını söylediğimi hatırlıyorum. Olan da buydu. Zorlu bir dönem için kurtarılabilecek büyük miktarda rezerv boşa gitti. Ancak birçok politikacının popülist davranışları bu büyük israfa ve daha fazla acıya yol açtı” ifadelerini kullandı.
Sinyora, “Anlaşma, hükümetin ve parlamentonun kararlarını gerektiriyor ki bu kararların uygulanması, yeniden güven ve yeni iş fırsatları sağlamak için Lübnan’daki ekonomik faaliyet açısından elverişli bir ortam oluşturacak. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılarak ekonomi finansmanında ve kamu maliyesinin iyileştirilmesinde rol oynamak için ve daha iyi beslenmeyi güvence altına almak ve Lübnanlıların yüklerini hafifletmek amacıyla başta elektrik olmak üzere kamu reformunun bir adımı olarak bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına katkı sağlayacaktır. Anlaşma, ekonomideki bozulmaları ortadan kaldırmak, yönetimin iyileştirilmesine katkıda bulunmak, yolsuzlukla mücadele etmek ve sorumluluklarda verimliliği ve liyakati yeniden sağlamak için döviz kurunu birleştirmeye yönelik bir adımdır. Bu ise IMF’nin teknik yardımı ile yapılabilir” dedi.
Eski Başbakan, Körfez büyükelçilerinin geri dönüşlerinin ve IMF ile yapılan anlaşmanın, son derece önemli gelişmeler olduğunu söylerken, “Ancak geleceğe olan güveni yeniden tesis etmek ve daha iyisi için değişikliklere kapı açmak amacıyla bu iki durumdan faydalanmalıyız” şeklinde konuştu.

İyi hal belgesi
Parlamento seçimlerinden önce gerekli adımların uygulanması olasılığı konusunda ise Sinyora, reformların yıllar önce tamamlanmış olması gerektiğini vurguladı.
Fuad Sinyora, “Bunu Maliye Bakanı, sonra Başbakan, sonra da 9 yıl boyunca milletvekili olduğum yıllarda söyledim. Bu reformların, doksanlarda, iki binli yılların ilk on yılında ve ardından ikinci on yılında gerçekleşmesi gerekiyordu. Ancak ister enflasyonunun sınırlandırılması açısından, isterse de mali ve ekonomik reformlar açısından olsun, reform yapma konusundaki kronik yetersizlik bunu engelliyordu” dedi.
Eski Başbakan, “Okuyucular için bu düşüşe nasıl geldiğimizi anlatan iki kitap yayınladım. Kaçınmayı sağlayabilecek koşullar, Hizbullah ve ona bağlı mezhep ve milis partilerinin devlete dayattıkları ve kararına el koydukları büyük hegemonya nedeniyle ve zorlu uygulamalarla yok oldu. Artık durumun düzgün bir şekilde yönetilebileceğine dair bir güven yok. Hizbullah, bu binanın kontrolünü tamamen ele geçirdi ve tarafların bu binadan bir daire almalarını sağlayarak, kazanımlar, faydalar ve imtiyazlar elde etti. Ama Hizbullah, kontrol edemeyeceği hiçbir karar alınmasın diye bu binaya el koydu. Fırsatları kaçırdık ve reformlar yapmadık. Objektiflik açısından milletvekillerinin, alınması gereken kararları vermeye hazır olduklarından şüpheliyim” dedi.
Başbakan Mikati’nin ‘IMF ile yapılan anlaşmanın, bağışçı ülkelerin Lübnan’a yardım etmesi için bir vize olduğu’ yönündeki açıklamasına dair ise Sinyora, “Lübnan’ı ziyaret eden, ancak size kendi kendinize yardım etmeniz gerektiğini söyleyen bir arkadaş ya da kardeş yoktu. Kardeş ve arkadaşların niyetleri sonradan ortaya çıktı. Lübnan, bu ciddi adımlara başladığında birçok taraf, IMF ile yapılan anlaşmaya dayanarak ülkeye yardım etme niyeti ve arzusunu ortaya koyacak. Bu, finansal durumu iyileştirme olasılığı hakkında bir iyi hal belgesidir ve kardeş ve diğerlerinin Lübnan’a yardıma katkıda bulunması yolunda bir başlangıç olacaktır” ifadelerini kullandı.

İran ve Hizbullah, Yemen’e müdahale ettiğini itiraf etti
Yemen’deki savaşta dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Suudi Arabistan’ın Yemen İstişareleri Konferansı’na sponsor olması sonrasında Yemen Devlet Başkanı Abdurabbu Mansur el-Hadi, yetkilerini Husilerle müzakere etmekle görevli bir başkanlık konseyine devretti. Hizbullah ve İran’ın bu savaşa müdahale etmekle suçlandığı göz önüne alındığında bunun, Lübnan’a yansımaları nelerdir ve bu Suudi Arabistan- İran temaslarındaki ilerlemenin bir sonucu mudur?
Sinyora, soruya yanıt verirken, “Onlar suçlanmıyor. Aksine müdahaleyi ikisi de kabul etti. Askeri teknolojilerin Husiler tarafından üretilmediği hiç kimse için bir sır değil. Bunlar, İran ve Hizbullah tarafından tedarik edilmiştir ve bu tarafların üretimidir. Yangınları söndürmek için gösterilen her türlü çaba takdire şayandır. Ayrıca Yemen savaşının sonuçlarını ele almak ve tüm Yemenlileri kucaklamak da takdire şayandır. Özellikle de Suudi Arabistan’ın Yemen’e ilerlemesi için finansal olanaklar sağlama konusundaki arzusu göz önüne alındında Suudi Arabistan’ın Riyad Konferansı’na katılanlarla işbirliği içinde attığı adımın iyi olduğu kanaatindeyim. Bu, savaşın ve müdahalelerin devam etmesi nedeniyle yaşanan büyük kayıplara son verme gerekliliğinin gerçek anlamda kavrandığı ileri görüşlü bir adımdır” değerlendirmesinde bulundu.
Ancak bu adım, İran’dan bir yanıt alacak mı? Bu çerçevede eski Başbakan, “Tahran, bu girişimden faydalanmak isterken büyük bir çıkara sahip. Zira aksi taktirde Yemen bataklığına daha da batacak ve içinde bulunduğu bataklıklardan çıkamayacak. Bununla birlikte müzakerelerin ulaştığı noktanın detaylarına sahip değilim. Arap dünyası ile İran arasındaki bitmeyen, coğrafi bir gerçek olan bu ateşi söndürmek için cesarete sahip olmalıyız. Bunun için bir çözüm bulmalıyız, ama aşk tek taraflı olamaz. Bu durum, hem Arap grubunun hem de İran’ın egemenliğine ve bağımsızlığına tam saygıya dayanmalıdır” şeklinde konuştu.
Fuad Sinyora ayrıca, “İran kesinlikle ateşi tutuşturmaya ve Arap dünyasına ve Irak, Suriye ve Yemen’e müdahale etmeye devam edemez. Geçen günlerin de kanıtladığı gibi İran ve Arap taraflarının bunu yapmasına ihtiyaç var. Biz komşuyuz. Bu nedenle birçok şeyi paylaşıyoruz, ama iyi bir tek taraflı ilişki tarzında değil. Emeklerin, paraların ve enerjilerin yakılmasına ve sadece savaşa tanık olan nesillerin değil, kin ve düşmanlığın öğretildiği gelecek nesillerin de yok olmasına yol açan bu alevden bölgeyi kurtarmak için iki tarafın da doğru bir ilişki kurması gerekmektedir” açıklamasında bulundu.

Lübnan’ın pusulasını düzeltmek için
Riyad konferansının ‘Yemenlilere 3 milyar dolar yardımda bulunarak’ olanak sağladığı duruma benzer şekilde Lübnan’ın Arap yardımı elde etmek amacıyla siyasi bir çözüm için ulusal bir konferansa ihtiyacı olup olmadığı sorulduğunda ise Sinyora, şu ifadelerle yanıt verdi: “Lübnan’ın kendisini doğru yola sokmak, pusulasını ve Arap ülkeleriyle ilişkisini düzeltmek, Arap pusulasını düzeltmek ve güçlü bir cumhurbaşkanının teorisinde etkisiz olduğu kanıtlanan uygulamalar nedeniyle sarsılan ve bozulan iç mekânın onarılması için bir konferansa ihtiyacı yok. Çünkü Cumhurbaşkanı kaslarıyla değil, aklıyla, kararlılığıyla ve herkesi kucaklamasıyla güçlüdür. Kendi mezhebinde güçlü değil, aksine tüm Lübnan bileşenlerinde güçlüdür. Bu da onu, tüm anayasal kurumların üzerinde, herkes tarafından kabul edilebilir ve herkesi kucaklayabilir kılıyor”.
İç ve dış dengelerde bozulmaya yol açan kötü deneyimlerden dersler çıkarma çağrısı yapan Sinyora, eldeki tüm fırsatların çarçur edildiğini ve Lübnanlıların yoksulluğa sürüklendiğini vurguladı.
Fuad Sinyora, “Lübnan, anayasasına, yargının bağımsızlığına, kabiliyetine, liyakatine ve Lübnanlıların devletlerle ilişkilerindeki çıkarlarına saygı duymaya geri dönmeli ve kaçırılan Lübnan devletini geri kazanmalıdır” dedi.

Kaçırılan fırsatlara tekrar ulaşamama
Eski Başbakan, Lübnan’ın son 30 yılda 1996’da Lübnan’ın Dostları Konferansı’nda, ardından Paris 1- 2- 3 konferanslarında, Stockholm, Viyana ve CEDRE (Sedir) konferanslarında Arap kardeşlerinden ve arkadaşlarından yaklaşık aldığı 33 milyar dolar değerindeki mali yardım taahhütlerine dikkati çekerken, “Ancak fırsatlar kaçtı ve yalnızca küçük bir kısmından yararlanıldı. Çünkü kronik bir reform yetersizliği var” dedi.

Tüm pozisyonlara geldim ve aday olmayı düşünmedim
24 Şubat’ta Sinyora, Sünni Lübnanlılara aday göstererek, oy kullanarak ve listelerin oluşturulmasına katkıda bulunarak seçimlere katılma çağrısı yaptı. Peki özellikle Sünni toplum ve Müstakbel Hareketi kitleleri arasında ‘seçimlere katılma isteksizliğinden’ sonra çağrısı ne ölçüde karşılık buldu?
Bu çerçevede Sinyora, yaptığı açıklamada “Seçim yasasının kötü olduğuna, toplumda ve siyasi sistemde daha fazla bozulmaya yol açtığına olan inancımla birlikte Lübnanlıların seçimlere katılmaktan uzak durmasının doğru olmadığına inanıyorum. Bu, Lübnanlıların bir görevidir. Böylece iradeleri, palavracılar tarafından tahrif edilmeyecek veya itibarları zedelenmeyecektir” dedi.
Sinyora, “Aday olmak aklıma bir an bile gelmedi. Ama ben kimseye bedava hediye verecek biri değilim. Durumu takip ediyorum. Son güne kadar, yasaların izin verdiği şekilde bunu yapacağım. İsteseydim aday olurdum ama bu benim istediğim bir şey değil. Yaptıklarım, çok zor koşullardan geçen bir ülkeye borçlu olduğum şeylerin sadece küçük bir kısmı. Bu hakların bir kısmını ancak, halkı ve Sünnileri bu seçimlere yoğun bir şekilde katılmaya davet ederek kullanabilirim. Böylece vatandaşların iradeleri tahrif edilmez ve başkalarının yağmalamaya çalıştığı gevşek bir ülke haline gelmezler” ifadelerini kullandı.
Lübnanlıları ‘geri çekilmemeye ve kayıtsız kalmamaya’ teşvik etmeye çalışan Fuad Sinyora, İmru’l-Kays’ın ‘Ya kral olmaya çalışırız ya da ölürüz’ sözünü hatırlattı. Eski Başbakan, İman Ali’nin de ‘Bir şeyden korkarsanız, içine girin, çünkü korumanızın şiddeti, korktuğunuzdan daha büyüktür’ sözünü dile getirdi.

Hariri ile aynı teşhisi koyuyorum
Sinyora, eski Başbakan Saad Hariri’nin ‘emekliye ayrılma’ kararına rağmen kendisi ile Müstakbel Hareketi liderliği arasında ‘listelerin oluşturulmasına’ ilişkin bir tutarsızlık yaşandığı söylentilerine de değindi. Bu çerçevede Sinyora, “Bayrağını taşıdığım için gurur duymama ve Başbakan Refik Hariri döneminden beri partiye bağlı kalmama rağmen Müstakbel’in hiçbir zaman üyesi olmadım. Benim yaptığım ve Saad Hariri’nin dile getirdiği şey, yani Lübnan’ın yeniden canlanmasındaki rolünü oynamasını engelleyen bu müdahaleye ilişkin ortaya koyduğu tavır, kendisine acı verenlere karşı durmaktır. O ve ben, Lübnan devletinin kaçırılması sorunuyla ilgili aynı teşhisi koyduk. Bu nedenle Başbakan Hariri, siyasi faaliyetlere katılımını askıya almaya karar verdi. Bahsettiği gibi inzivaya çekilmesine neden olan koşulları, İran ve Hizbullah’tan kaynaklanan sebepleri anlıyorum. Ama siyasi ve ulusal eylemde bulunanların doldurması için arenayı boş bırakamayız. Ben, devam ediyorum ve Başbakan Hariri, tüm deneyimlerden yararlanarak Lübnan’a dönmeye ve siyasi çalışmalara katılmaya karar verdiğinde, onun yanında olacağım” değerlendirmesinde bulundu.
Seçim sürecine katılma hedefiyle çelişen ve Hizbullah’ın Hariri’nin Sünni arenaya uzanma konusundaki isteksizliğinden yararlanacağını gösteren tahminler hususunda ise Siyora, bunun ‘bozgun çıkarıcı bir çağrı’ olduğunu vurguladı. Fuad Sinyora, “Umutsuzluğun ve umudun insanın vicdanında doğduğuna inanıyorum. Umut ve eylemden başka bir şeyimiz yok. Yenilgiyi ve teslim olmayı nasıl kabul edebiliriz? Bu benim sözlüğümde yok ve Lübnanlıların sözlüğünde de yok” dedi.

Uzlaşı demokrasisi ve Hizbullah’ın kontrol reçetesi
Halkın, Lübnan Kuvvetleri Partisi ile olan ilişkisini memnuniyetle karşılaması hususunda ise Sinyora, “Lübnan’daki her bölgenin kendi koşulları vardır” dedi.
Lübnan’ın siyasette kuralsız bir halde olmadığını ifade eden eski Başbakan, temel uyuşmazlıklar ve alt uyuşmazlıklar arasında ayrım yapma çağrısında bulundu. Sinyora, “Çünkü meşgul olmak, alt uyuşmazlıklara dalmak ve temel uyuşmazlıkları görmekten kaçınmak, kötü bir iştir, yenilgi ve kayba doğru hızlı bir reçetedir. Bizler, Arap, bağımsız ve egemen Lübnan’a inananlar, her konuda net bir duruşa sahip olmalı, ittifaklarımızı bu ilkeler temelinde inşa etmeli ve neyin gerekli neyin ikincil olduğunu ayırt etmeliyiz. İkinci uyuşmazlıklarla dikkati dağıtmak ve birincil uyuşmazlıklara dikkat etmemek bir oyalamadır, çaba kaybıdır ve genel bir kayba yol açar. Temsilciler Meclisi’nde Lübnan’ın Arap kimliğini, bağımsızlığını, devletinin restorasyonunu, demokratik sistemini, serbest ekonomisini ve bireysel inisiyatifi savunan egemen bir ekip oluşturulmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Sinyora, bir sonraki parlamentonun çoğunluk değil, dağınık bloklar içereceği beklentisini ‘uzlaşı demokrasisi hakkında bu kötü teorilere yol açan kötü seçim yasasına’ bağlarken, bunun Lübnan’ı kontrol etmek için Hizbullah tarafından benimsenen bir reçete olarak nitelendirdi.
Fuad Sinyora, “Hizbullah’ın ve ona bağlı partilerin mecliste üçte iki çoğunluğu veya çoğunluğu elde etmesini engellemenin neden önemini anlamalıyız. Bu durum, tüm egemenler tarafların büyük çabalarını ve bu çabaları tüm Lübnanlıların yararına birleştirmelerini gerektiriyor” dedi.

Pandora’nın kutusunu açmak yerine, anayasayı uygulamak zorundayız
Yeni parlamentonun görevinin yeni cumhurbaşkanını seçmek olduğunu söyleyenler gibi, görevinin ise Lübnanlılar arasında yeni bir siyasi anlaşma sağlamak olduğunu düşünenler de var. Bu çerçevede Sinyora, parlamentonun görevinin, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın seçilmesinden sonra yaşanan korkunç deneyimlerden yararlanarak yeni bir cumhurbaşkanı seçmek olduğunu vurguladı. Fuad Sinyora, “Cumhurbaşkanı, bilgeliği ve anayasaya ilişkin ön görüsü ile güçlüdür, başkalarından kiralayıp kendi kasları olduğunu iddia ettiği şeylerle değil. Cumhurbaşkanının seçilmesi, Lübnan için yeni bir başlangıç ​​olması yolunda yeni parlamentonun ana rolüdür. Lübnanlılar arasında yeni bir anlaşma üzerinde çalışmaya gelince halk, acı çekti ve kaçışı olmayan yeni bir Pandora’nın kutusunu açmak istemiyor” dedi.
Eski Başbakan, “Lübnan’ın ihtiyacı olan şey, anayasanın hızla uygulanmasıdır. Ruhlar sakinleştikten sonra, zorunlu olması muhtemel değişiklikleri aramak mümkündür. Ama bu, şu an hakimiyet altında yapılamaz. Anayasa değişikliğine yönelik diyaloglar, bu hâkimiyet ortasında gerçekleşemez. Geçtiğimiz yıllarda, kararları doğrulanmayan birçok diyalog oturumu gerçekleştirdik ve ortaya koyduğumuz maddelerin hiçbiri uygulanmadı. Dolayısıyla yeni diyaloglara değil, anayasanın uygulanmasına geri dönülmesine ve Taif Anlaşması’nın uygulanmasının tamamlanması taahhüdüne ihtiyacımız var. Diğer her şey zaman kaybıdır ve cehennemin kapılarını tekrar aralamaktır” şeklinde konuştu.
Fuad Sinyora’ya göre Hizbullah, muhaliflerinin sloganlarını ve hegemonyasını, ABD’nin İsrail ile normalleşme planının arkasındaki etken olarak görüyor. Bu çerçevede Sinyora, “Lübnanlılar açısından İsrail bir düşmandır. İşleri karıştırmaktan ve Lübnanlıları vatansever ve hain olarak sınıflandırmaktan vazgeçsinler. Kan testi bitti. Ben bu açıklamayı 17 yıl önce yaptım. Kimse, Lübnan halkının geri kalanından daha vatansever olduğunu iddia edemez. Lübnanlıların dayanışmasını yeniden sağlamamız lazım. Lübnan’ın Filistinliler haklarını aldıktan sonra İsrail ile imza atan son ülke olacağını söylemiştim. İnsanlara akıl vermeyi ve Lübnan’ın pozisyonunu çarpıtmayı bırakalım. Şimdiye kadar insanların emeklerini boşa harcamış, yeteneklerini ve başarılarını heder etmiş olmak yeterli. Lübnan, Arap Barış Girişimi’ne bağlı” dedi.

Viyana Anlaşması
ABD’nin yaptırımlara ilişkin müsamahası hakkında rapor edilenler ortasında Viyana Anlaşması’nın İran’ın nüfuzu lehine ve Lübnan’ın zararına olacağına dair korkular mevcut. Bu korkular karşısında Sinyora, “Unutmamak gerekiyor ki İran’a, Arap işlerine müdahalesini sürdürme ve kontrol ettiğini söylediği Arap ülkelerinde, yani Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan’a müdahalesine onay verilmedi” dedi.
Fuad Sinyora ayrıca, Lübnan cumhurbaşkanlığının gelecek Haziran ayında gerçekleşeceğini duyurduğu Papa Francis’in Lübnan ziyaretinin ‘Lübnan halkı için bir umut mesajı’ taşıdığını söylerken, bu ziyaretin her zaman memnuniyetle karşılandığını dile getirdi.



Hizbullah, Tahran’a destek amacıyla çatışmaya müdahil olmayacağı taahhüdünü yineledi

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, hükümetin görüşüldüğü oturum sırasında (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, hükümetin görüşüldüğü oturum sırasında (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
TT

Hizbullah, Tahran’a destek amacıyla çatışmaya müdahil olmayacağı taahhüdünü yineledi

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, hükümetin görüşüldüğü oturum sırasında (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, hükümetin görüşüldüğü oturum sırasında (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

Lübnanlılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın ara seçimlerin ardından İran’a “ağır bir darbe” indirme tehdidini hayata geçirmekte ısrar etmesi durumunda Hizbullah’ın nasıl bir tutum alacağını merak ediyor. Lübnan’daki örgütün bu kez İran’a destek vermeme taahhüdüne bağlı kalıp kalmayacağı, yoksa geçen mart ayında yaşananları tekrarlayarak yeniden çatışmaya müdahil olup olmayacağı tartışılıyor. Hizbullah, mart ayında İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in İsrail tarafından öldürülmesine misilleme olarak İsrail’e altı roket fırlatmıştı. Örgüt, bu saldırıdan önce Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’ye çatışmaya müdahil olmayacağı yönünde güvence vermişti.

Hizbullah, İran’a destek amacıyla müdahale etmeyecek

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Hizbullah, savaş çıkması hâlinde bu kez İran’a destek amacıyla çatışmaya müdahil olmayacağını Berri’ye yeniden bildirdi. Berri de bu bilgiyi Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a iletti.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade ise Beyrut’a gerçekleştirdiği son ziyaret sırasında, Şii ikilisinin siyasi çevresinde yer alan bir grup milletvekiline, ABD’nin Trump’ın tehdidini hayata geçirerek İran’a saldırması durumunda Tahran’ın Hizbullah’tan müdahale etmesini istemeyeceğini söyledi. Hatibzade, İran’ın saldırıya karşı koyabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirterek, “İran’ın hedeflerine ulaşmasını engellemek için hazırlık sürecinde önemli mesafe katettik” mesajını verdi.

Lübnanlı milletvekili kaynaklar, Hatibzade’nin Hizbullah ile İsrail arasındaki güç dengesizliği nedeniyle örgütten yardım istenmeyeceği konusunda net konuştuğunu belirtti. Kaynaklara göre Hatibzade, Hizbullah’ın çatışmaya katılmasının savaşın seyrini değiştirmeyeceği görüşünü dile getirdi.

Kaynaklar, Hatibzade’nin milletvekilleriyle görüşmesinde İran’ın Lübnan’daki hassas durumun farkında olduğunu ve Hizbullah’tan kendisini dengesi eşit olmayan bir çatışmanın içine sokmasını istemeyeceğini söylediğini belirtti. Bu yaklaşımda, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Cumhurbaşkanı Avn ile yaptığı telefon görüşmesinde ilettiği uyarının da etkili olduğu belirtildi. Avn, söz konusu uyarıyı Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’a da aktarmıştı.

Kaynaklar, Hizbullah’ın bu kez çatışmaya katılması hâlinde kendi toplumsal tabanının tepkisini göğüslemekte zorlanabileceğine dikkat çekti. Örgütün bu nedenle Berri’nin arkasında konumlanma konusunda temkinli davrandığı ifade edildi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın güneydeki güvenlik bölgesini genişleterek Güney Lübnan’dan Beyrut’un güney banliyölerine kadar uzanabilecek saldırılar düzenleme ve yaklaşık bir milyon Şii’yi yerinden etme tehdidinde bulunduğu hatırlatıldı. Hizbullah’ın ise yerinden edilenlere maddi yardım sağlayarak barınma ihtiyaçlarını karşılamaya ve üzerindeki baskıyı hafifletmeye çalıştığı belirtildi.

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade’yi geçen hafta Beyrut’ta kabul etti (AP).
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade’yi geçen hafta Beyrut’ta kabul etti (AP).

Kaynaklar, Hizbullah’ın mart ayında İran’a destek amacıyla çatışmaya müdahil olma kararını tekrarlaması durumunda Şii kamuoyunun sessiz kalmayacağını vurguladı. Örgütün bu adımı, Berri’ye verdiği sözü tutmaması nedeniyle geçen sefer de Lübnan Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Selam karşısında Meclis Başkanı’nı zor durumda bırakmıştı.

Berri’ye, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın müdahale edilmeyeceği yönündeki güvencesi, Kasım’ın siyasi yardımcısı Hüseyin Halil ile Berri’nin siyasi yardımcısı Milletvekili Ali Hasan Halil arasındaki doğrudan iletişim üzerinden iletilmişti.

Savaşa katılım, Şii ikilisi arasında yeni bir krize yol açabilir

Kaynaklar, Kasım’ın müdahale etmeme taahhüdünü yerine getirmemesinin Şii ikilisi içinde bir güven krizine neden olduğunu ve bu krizin kamuoyuna yansıdığını belirtti.

Bu gelişme, Hizbullah içinde kararları kimin aldığına ilişkin soruları da gündeme getirdi. Özellikle İran Devrim Muhafızları’nın örgüt üzerindeki etkisi dikkate alındığında, nihai kararların Tahran tarafından verilip verilmediği tartışılmaya başlandı.

Kaynaklara göre Hizbullah yönetimi, roket saldırısıyla ilgisi olmadığını ilgili taraflara, özellikle Berri’ye bildirmişti. Ancak örgüt, İsrail’in misilleme yapmasını önlemek amacıyla Washington’un devreye girmesine imkân sağlayabilecek bir açıklama yayımlamaktan kaçındı.

Buna rağmen Berri, Hizbullah’ın askerî medya birimi tarafından yayımlanan ve Hamaney’in öldürülmesine misilleme olarak roketlerin fırlatılmasını üstlenen açıklama karşısında şaşkınlık yaşadı. Söz konusu gelişmenin ardından İsrail, işgal alanını Litani Nehri’nin güneyinden Nebi Şit Kalesi ve çevresindeki yerleşimlere kadar genişletti.

Berri ile Kasım arasında doğrudan iletişim bulunmuyor

Kaynaklar, Berri’nin Hizbullah ile ilişkilerinin eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah döneminde daha yakın olduğunu söylediğine dikkat çekti. Berri, Nasrallah ile doğrudan iletişim kurabildiğini ve Nasrallah’ın Lübnan sahası ile bölgedeki direniş eksenine ilişkin kaygılarını İran yönetimine aktararak karşılık bulmasını sağlayabildiğini belirtmişti.

Ancak Lübnan’da devam eden güvenlik sorunları ve İsrail’in Hizbullah’ın siyasi ve askerî kadrolarına yönelik suikastlarının artması nedeniyle Berri ile Kasım arasında doğrudan iletişim kurulamadığı ifade edildi. İki taraf arasındaki temaslar, yardımcıları arasındaki günlük görüşmelerle sınırlı kaldı.

Kaynaklar, bu durumun iki lider arasında anlaşmazlıkların önüne geçebilecek siyasi uyumun gelişmesini zorlaştırdığını belirtti. Berri ile Nasrallah arasındaki ilişkide ise bu tür bir uyumun daha güçlü olduğu kaydedildi.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Hasan Nasrallah ve Mücteba Hamaney ile birlikte, Nasrallah ve Haşim Safiyüddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünde (AP)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Hasan Nasrallah ve Mücteba Hamaney ile birlikte, Nasrallah ve Haşim Safiyüddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünde (AP)

Şii ikilisi arasında siyasi birlikte yaşama dönemi

Kaynaklara göre Şii ikilisinin iki lideri arasındaki ilişki, farklılıkların korunmasına dayalı bir tür siyasi birlikte yaşama çerçevesinde ilerliyor. Amaç, iki tarafın destekçileri arasında gerilim yaşanmasını önlemek. Bununla birlikte, geçmişte zaman zaman karşılıklı sürtüşmelerin yaşandığı da ifade edildi.

Kaynaklar, Berri’nin Hizbullah yönetimiyle ilişkileri hakkındaki açıklamalarının yalnızca iki tarafın destekçilerine değil, diğer siyasi aktörlere de mesaj niteliği taşıdığını belirtti. Berri’nin, diğer siyasi güçlerin Şii ikilisini tek bir parti gibi görerek onunla uzlaşmanın imkânsız olduğu yönünde hareket etmesi yerine, ortak bir zeminde buluşması gerektiğini savunduğu ifade edildi.

Berri’nin ziyaretçilerine, Lübnan’ın bugün iki düşmanla karşı karşıya olduğunu söylediği belirtildi: İsrail işgali ve mezhepçilik. Bu nedenle iç cephenin güçlendirilmesine, siyasi gerilimin önlenmesine ve Lübnanlılar arasındaki ayrılıkların derinleşmemesine öncelik verilmesi gerektiğini vurguladığı ifade edildi.

Berri’nin, İsrail işgaline karşı direnişin uzun sürebileceğini belirterek, bütün taraflara uzlaşma çağrısı yaptığı da kaydedildi. Ona göre ulusal birliğin güçlendirilmesi ve siyasi söylemde mezhepçi yaklaşımlardan uzak durulması gerekiyor.

Kaynaklar, Berri’nin hem söylem hem de uygulama bakımından Hizbullah’tan ayrıştığını belirtti. Berri’nin hükümetin devamlılığını desteklediği ve gerektiğinde iç barışı korumak için adım atmaktan kaçınmadığı ifade edildi. Bu yaklaşımın, hükümeti devirmek amacıyla sokak gösterilerinin kullanılmasına karşı çıkmasında ve Hizbullah’ı Cumhurbaşkanı Avn ile diyaloğa teşvik etmesinde görüldüğü kaydedildi.

Kaynaklara göre Berri, İsrail ile doğrudan müzakereleri desteklemese de Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Selam ile iletişim kurması bakımından Hizbullah’tan farklı bir çizgi izliyor. Berri’nin tehdit ve ihanet suçlamalarına dayalı siyasi yöntemleri reddettiği, Hizbullah’ın Ali Tahir tepelerinin Lübnan ordusunun konuşlanmasını kolaylaştıracak şekilde boşaltılması çağrılarına karşılık vermemesini eleştirdiği belirtildi.

Berri’nin ayrıca Hizbullah’ın Gazze’ye ve İran’a destek amacıyla çatışmalara katılmasına karşı çıktığı, kendisine yakın bakanların silahların devletin tekelinde toplanmasını desteklediği ve Hizbullah’ın askerî ve güvenlik kanadının faaliyetlerinin yasaklanmasını savunduğu aktarıldı. Berri’ye yakın milletvekillerinin hükümete üçüncü kez güvenoyu verdiği, buna karşılık Hizbullah milletvekillerinin oturumu terk ettiği hatırlatıldı.

Beyrut’un Bişara Huri bölgesinde motosikletlerle düzenlenen gösteriye katılan Hizbullah destekçileri (Merkeziye)
Beyrut’un Bişara Huri bölgesinde motosikletlerle düzenlenen gösteriye katılan Hizbullah destekçileri (Merkeziye)

Beyrut’un Bişara Huri bölgesinde motosikletlerle

Kaynaklar, diğer siyasi kanadın Berri ile yakınlaşmaya çalışmamasını da eleştirdi. Berri’nin, Hizbullah ile doğrudan temasın kesildiği bir dönemde olası bir uzlaşmanın sağlanabilmesi için önemli bir aktör olduğu vurgulandı.

Arap ve yabancı temsilcilerin Beyrut ziyaretlerinde Berri ile görüşmekte ısrar etmesinin nedeni, onun Hizbullah adına sınırsız bir yetkiye sahip olması değil, Lübnan’ın siyasi yapısındaki konumu ve Şii siyasi dengelerindeki etkisi olarak açıklandı. Berri’nin özellikle Lübnan’ın öncelikli meselelerinde Hizbullah’tan farklı bir yaklaşım sergilediği ifade edildi.

Bu farklılaşmanın son örneklerinden biri olarak, Dahr el-Baydar’da ele geçirilen patlayıcıların soruşturma tamamlanana kadar Adalet Divanı’na sevk edilmesi meselesi gösterildi. Hükümet içinde gerilime neden olan bu konuda Berri ve milletvekillerinin, Hizbullah’ı gözeterek herhangi bir tutum almaktan kaçındığı belirtildi.

Geriye şu soru kalıyor: Hizbullah, İran’a destek amacıyla çatışmaya müdahil olmama taahhüdüne bağlı kalacak mı, yoksa İran Devrim Muhafızları’nın baskısıyla geçen mart ayındaki tutumunu tekrarlayacak mı?


Taiz’de Husilerin sivillere yönelik saldırıları ağır can kayıplarına yol açtı

Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
TT

Taiz’de Husilerin sivillere yönelik saldırıları ağır can kayıplarına yol açtı

Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)

Yemen’in Taiz vilayeti, Husilerin devam eden askerî saldırısıyla karşı karşıya. Yerleşim bölgeleri ve köylere yönelik bombardıman sürerken, sivillerin hareket özgürlüğü ve temel ihtiyaç maddelerine erişimi üzerindeki kısıtlamalar da ağırlaşıyor. İnsan hakları raporları, yüzlerce sivilin öldüğünü veya yaralandığını, yüzlerce kişinin kaçırıldığını ve yüzlerce ev ile aracın zarar gördüğünü ortaya koyuyor.

Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, Husilerin vilayetteki sivillere ve sivil varlıklara yönelik gerçekleştirdiğini belirttiği bin 891 suç ve ihlali, 1 Eylül’den 22 Ekim’e kadar olan dönemi kapsayan “Taiz... Kanlı İşgal ve Sistematik Öldürme” başlıklı raporunda belgeledi.

Bu bilanço, ağın 24 saat içinde 21 yeni suç ve ihlali daha kayda geçirdiği ve yerleşim bölgelerine yaklaşık 213 mühimmat atıldığını bildirdiği bir zamanda açıklandı.

Husilerin Taiz’e düzenlediği roket saldırısının ardından evlerinin enkazı arasında yürüyen kent sakinleri (AP)
Husilerin Taiz’e düzenlediği roket saldırısının ardından evlerinin enkazı arasında yürüyen kent sakinleri (AP)

52 günlük dönemi kapsayan rapora göre ihlaller sonucunda 7’si bebek olmak üzere 38 çocuk, 27’si kadın olmak üzere 212 sivil hayatını kaybetti. Yaralanan 319 sivilin 29’unu çocuklar, 46’sını ise kadınlar oluşturdu.

Raporda ayrıca 23 kişinin sahada infaz edildiği, beş toplu katliam yaşandığı ve 314 kişinin kaçırılma ya da zorla kaybedilme vakasına konu olduğu belirtildi. Kaçırılanlar arasında, aileleri üzerinde baskı kurmak amacıyla rehin tutulan 14 çocuk da bulunuyor. Öte yandan, hükümet güçleriyle bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişileri aramak amacıyla 516 eve baskın düzenlendiği kaydedildi.

Geniş çaplı hasar

İnsan hakları kuruluşunun açıkladığı veriler, sivil mülklere verilen zararın boyutunu da gözler önüne seriyor. Bombardımanlarda 356 evin zarar gördüğü, bunlardan 98’inin tamamen yıkıldığı ve üç evin daha patlayıcılarla havaya uçurulduğu belirtildi. Ayrıca 131 sivil araç hasar gördü, vatandaşlara ait 36 araç ve ulaşım aracı yağmalandı.

Ağın belgelediği son olaylarda 2 çocuk hayatını kaybetti, aralarında iki kadının da bulunduğu üç sivil yaralandı. Dört kişi kaçırılarak bilinmeyen yerlere götürüldü. Üç eve baskın düzenlenip yağmalanırken yedi ev zarar gördü; bunlardan ikisi tamamen yıkıldı.

Hayatını kaybeden çocuklardan Ammar Yasir eş-Şureyhi’nin ağın aktardığına göre Husiler tarafından Sabr bölgesindeki Akme köyünde bulunan evinden kaçırıldığı, daha sonra ise öldürülmüş hâlde bulunduğu belirtildi.

Taiz kentinde cuma namazının ardından Husiler aleyhine slogan atan kent sakinleri (Reuters)
Taiz kentinde cuma namazının ardından Husiler aleyhine slogan atan kent sakinleri (Reuters)

Rapora göre bombardıman ve keskin nişancı saldırıları Kahlan ve Şakab köylerine, Eski Havalimanı Mahallesi’ne, Dıbab, Mihal ve Necd Kasim bölgelerine kadar uzandı.

Sabr el-Mevadim ilçesine bağlı Kahlan köyünde havan mermilerinin iki eve isabet ettiği, evlerin eşyalarının zarar gördüğü ve bazı hayvanların telef olduğu bildirildi. Hedef alınan ailelerden birinin üyeleri arasında yaralanan olmadığı kaydedildi.

Sivilleri hedef alan kapsamlı saldırılar

Saldırıların sonuçları can kayıpları ve maddi yıkımla sınırlı kalmadı. Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, raporun kapsadığı dönemde Husilerin yaklaşık 9 bin 876 mühimmat kullandığını, 3 Eylül’den bu yana vilayet üzerindeki kuşatmayı sıkılaştırdığını ve yasa dışı 26 kontrol noktası ile kontrol bariyeri kurduğunu bildirdi.

Raporda ayrıca Heyce el-Abd yolu üzerindeki bir geçidin patlatıldığı ve Taiz’i Lahic vilayeti üzerinden Aden’e bağlayan ana yolun kesildiği ifade edildi.

Husiler gıda, ilaç, yakıt, oksijen tüpleri ve içme suyunun bölgeye girişini engellemekle suçlandı. Yardım konvoyları ve ticari sevkiyatların yanı sıra kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların ve çocuk aşılarının ulaştırılmasının da aksatıldığı belirtildi.

İnsan hakları ağı, hastanelerin, kanser tedavi merkezlerinin ve diyaliz ünitelerinin jeneratörlerini çalıştırmak için gereken yakıtın engellenmesinin hastaların hayatını tehlikeye attığı uyarısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın Ağ’dan aktardığına göre saldırılar ve kuşatma nedeniyle vilayette yaklaşık 280 bin kişi yerinden edildi.

Taiz’de Husilerin saldırısına uğrayan bir ambulans (AFP)
Taiz’de Husilerin saldırısına uğrayan bir ambulans (AFP)

Raporda ayrıca biri özel, dördü devlet okulu olmak üzere beş okulun operasyon merkezine, silah deposuna ve hapishaneye dönüştürüldüğü öne sürüldü. Üç ambulansın, üç sağlık tesisi ve hastanenin saldırılarda hedef alındığı, beş sağlık çalışanının hayatını kaybettiği kaydedildi.

Ağ, başka bir başlık altında Husilerin Maafir ilçesine bağlı Samika bölgesinde, toplumun en dezavantajlı kesimlerinden gençleri kültürel ve askerî eğitim programlarına katılmaları için teşvik ettiğini ve ardından vilayetin güneyindeki cephelere göndermeyi amaçladığını bildirdi. Kuruluş, özellikle çocukların silahlı gruplara katılmaya zorlanması ve en savunmasız kesimlerin istismar edilmesi konusunda uyarıda bulundu.

Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, Taiz’in afet bölgesi ilan edilmesini, bombardımanın durdurulmasını, kuşatmanın kaldırılmasını, yolların açılmasını ve insani yardımların ulaştırılmasının güvence altına alınmasını istedi.

Yemen Kadınları Güçlendirme Vakfı ise kadınların, çocukların ve sağlık çalışanlarının korunması, bağımsız soruşturmalar yürütülmesi ve ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesi çağrısında bulundu.


Etiyopya’daki Megech Barajı, Mısır’a akan Nil sularını etkiliyor mu?

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
TT

Etiyopya’daki Megech Barajı, Mısır’a akan Nil sularını etkiliyor mu?

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Etiyopya hükümeti tarafından dün yapılan açıklamada, kalkınma amacıyla inşa edilen yeni bir barajın açılışı duyuruldu. Söz konusu açılış, Kahire ile Addis Ababa arasında Rönesans Barajı konusundaki derin görüş ayrılıklarının ve yeni baraj yapımlarına yönelik itirazların sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

Megech adıyla bilinen barajın ‘su akışlarını etkilemediği’ yönündeki değerlendirme Kahire tarafından 2013 yılında dile getirilmişti.

Etiyopya Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Başbakan Abiy Ahmed’in, ‘tarihi Gondar şehri ve çevresi için önemli bir kalkınma adımı’ olarak nitelendirilen Megech Sulama Barajı Projesi’nin resmi açılışını gerçekleştirdiği bildirildi.

Dışişleri Bakanlığı verilerine göre, 185 milyon metreküp depolama kapasitesine sahip barajın, 17 bin hektardan fazla tarım arazisine sulama imkanı sağlaması, on binlerce çiftçinin yararlanmasını ve Gondar ile çevre şehirlere güvenilir temiz içme suyu temin etmesi bekleniyor.

Abiy Ahmed, projenin kentsel tarımı geliştirerek yeni ekonomik fırsatlar yaratacağını ve gençler için istihdam olanağı sunacağını ifade etti.

Mısır makamlarından açılışa ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak dönemin Mısır Sulama Bakanı Muhammed Abdulmuttalib Aralık 2013’te yaptığı açıklamada, Mısır’ın teknik incelemelerine dayanarak Etiyopya’nın Tana Gölü’nün kuzeydoğusundaki Gondar şehri yakınlarında inşa ettiği Megech Barajı projesinin Nasır Gölü’ne ulaşan su akışını etkilemediğini ve barajın yalnızca içme suyu ile sulama amaçlı olduğunu belirtmişti.

Mısır Eski Sulama Bakanı Hüsam Megazi de dün yaptığı açıklamada, söz konusu barajın Mavi Nil havzasının ve Nil Nehri güzergahının dışında yer aldığını doğruladı. Megazi, Mısır’ın su kaynaklarının bu barajdan kesinlikle etkilenmediğini ve Mısır’ın su payı üzerinde herhangi bir yansımasının bulunmadığını vurguladı.

Megazi ayrıca, Mavi Nil üzerinde mevcut olan tek barajın Rönesans Barajı olduğunu ve bu barajın Mısır üzerinde kesin bir etkisi bulunduğunu kaydetti.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Kahire Üniversitesi Jeoloji ve Su Kaynakları Profesörü Abbas Şaraki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu baraj, Amhara eyaletindeki Tana Gölü havzasında yer alan küçük barajlardan biri. Depolama kapasitesi milyarlarca değil, yaklaşık 185 milyon metreküp civarında. Bu durum onu, temel amacı yaklaşık 40 bin dönümlük arazinin sulanmasında kullanılmak üzere sınırlı miktarda su tutmak olan küçük bir baraj yapmakta” ifadelerini kullandı.

Etiyopya’nın baraj projelerini artırması ve bunun Kahire ile ilişkilere yansımalarına değinen Şaraki, “Projeler Mısır’ın su kaynaklarını etkilemediği ve tam bir koordinasyon içinde yürütüldüğü sürece Kahire bunlara karşı çıkmaz” değerlendirmesinde bulundu.

Şaraki, “Ancak Mısır’ın veya başka bir ülkenin kaynaklarına bir etkisi varsa, önceden istişare ve koordinasyon yapılması şart” diyerek, Kahire’nin daha önce defalarca dile getirildiği üzere kalkınmaya karşı olmadığını vurguladı.

Etiyopya’nın Megech Barajı adımı, Mısır ile Rönesans Barajı konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğü bir dönemde atıldı. Kahire ile Addis Ababa arasında yaklaşık on yıl boyunca yürütülen müzakereler, 2023 yılında tekrar başlatılmadan önce 3 yıl süreyle askıya alınmış, ancak Etiyopya’nın bir anlaşmaya varmayı reddetmesi üzerine 2024 yılında yeniden dondurulmuştu.

Şarku’l Avsat’ın resmi haber ajansı MENA’dan aktardığına göre yetkili bir kaynağın demecine göre geçtiğimiz ağustos ayında Mısır, su konusunun ‘milli güvenlik ve kırmızı çizgi’ olduğunu yineleyerek, ‘Nil üzerinde yeni barajların inşasını reddettiğini’ bildirmişti. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de o dönemde Nil Nehri dosyası ve Rönesans Barajı krizindeki gelişmeler karşısında ‘meşru müdafaa hakkının’ kullanılabileceğini ifade etmişti.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Sulama Bakanı Hani Suveylem, geçtiğimiz günlerde Mısır Forumu kapsamındaki bir oturumda yaptığı açıklamada, Mısır devletini Etiyopya barajının risklerinden ve alınabilecek tek taraflı önlemlerin etkilerinden korumak amacıyla geçmiş dönemlerde Mısır tarafından çabalar sarf edildiğini belirterek; su arıtma tesislerinin kurulduğunu, kanal betonu kaplama projeleri ile Yeni Delta Projesi gibi çeşitli adımların hayata geçirildiğini ifade etti.

Suveylem o dönemde, “Nil Havzası sadece Etiyopya’dan ibaret değil; çözümler mevcut ancak tüm tarafların bu yönde gerekli niyeti göstermesi gerekmektedir” vurgusunda bulundu.

Etiyopya’nın barajlara ilişkin devam eden adımları karşısında Mısır’ın su haklarını korumasını güvence altına alacak seçeneklere ilişkin değerlendirmede bulunan Megazi, Mısır’ın bağlayıcı bir anlaşmanın gerekliliğini vurgulayarak görüşünü ortaya koyduğunu, bu hususun uluslararası platformlarda gündeme getirildiğini ve Mısır’ın bunu her fırsatta dile getirmekten çekinmediğini belirtti. Megazi, Mısır’ın diplomasi yolunu defalarca izlediğini ve Mavi Nil üzerinde başka bir barajın inşasına izin vermeyeceğini net bir şekilde ilan ettiğini vurguladı.

Şaraki ise yeni barajın doğrudan Mavi Nil yatağı üzerinde yer almadığını, Mavi Nil Havzası’na bağlı küçük kollardan biri olan küçük bir nehir üzerinde inşa edildiğini kaydetti. Şaraki, doğrudan Mavi Nil üzerinde yer alan ve Mısır’ın karşı çıktığı, henüz yapımına başlanmamış planlanan diğer üç barajın aksine, bu barajın depolama kapasitesinin küçüklüğü ve havzadaki küçük barajlardan biri olması sebebiyle Mısır’ın su payı üzerindeki etkisinin neredeyse yok denecek kadar az ve çok zayıf olduğunu vurguladı.