Hamaney’in müdahalesinin ardından milletvekillerinin müzakere heyetine yönelik eleştirileri azaldı

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyeleri, DMO’nun ABD ve Avrupa ülkelerinin yaptırım listelerinden çıkarılmasında ısrar ediyorlar

Ali Hamaney’in internet sitesinde yayınlanan İran Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nın geçtiğimiz Salı günü üst düzey yetkililer arasında düzenlenen toplantıdan yan yana durdukları bir fotoğraf
Ali Hamaney’in internet sitesinde yayınlanan İran Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nın geçtiğimiz Salı günü üst düzey yetkililer arasında düzenlenen toplantıdan yan yana durdukları bir fotoğraf
TT

Hamaney’in müdahalesinin ardından milletvekillerinin müzakere heyetine yönelik eleştirileri azaldı

Ali Hamaney’in internet sitesinde yayınlanan İran Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nın geçtiğimiz Salı günü üst düzey yetkililer arasında düzenlenen toplantıdan yan yana durdukları bir fotoğraf
Ali Hamaney’in internet sitesinde yayınlanan İran Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nın geçtiğimiz Salı günü üst düzey yetkililer arasında düzenlenen toplantıdan yan yana durdukları bir fotoğraf

İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney’in geçtiğimiz Salı günü, Avusturya’nın başkenti Viyana’da nükleer anlaşmayı canlandırmak amacıyla yapılan müzakerelere katılan İran heyetinin diğer tarafların ‘abartılı talepleri’ karşısında ‘iyi bir şekilde direndiğini’ belirterek övmesinin ardından, İran Şura Meclisi’nden müzakere heyetine yönelik sert eleştirilerin yönü değişti. Öte yandan İran’ın resmi basını milletvekillerinin iki hafta boyunca baskı yaptığı İranlı diplomatları destekleyen bir kampanya başlattı.
İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Mahmud Abbaszade Mişkini, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın Tesnim Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, Viyana’daki müzakerelerin Şubat ayı ortalarında ‘iyi bir noktaya’ ulaştığını söyledi. Şubat ayı ortalarında taraflar arasındaki anlaşmazlıkların yüzde 80'inin sözlü olarak çözüldüğünü belirten Mişkini, İran'ın tüm taraflar için de bir kazan-kazan anlaşması arayışı içerisinde olduğunu ancak Batılı ülkelerin, özellikle de ABD’nin, müzakereleri gerçekçi olmayan bahanelerle gündeminden uzaklaştırdıklarını söyledi. Mişkini, Batı ülkelerine atıfla “Daha fazla ayrıcalık elde etmek amacıyla oyuna başvurdular” dedi.
Anlaşmanın uygulanmasına yönelik garantilerin müzakerelerde öne çıkan konular arasında yer aldığını ifade eden Mişkini, “Amerikalılar bu konuda direniyorlar, bu yüzden müzakereler durdu. Bugün, müzakerelerin sonuçları Batılı ülkelerin alacakları karara bağlı. Top onların sahasında. Amerikalılar, yaptırımları kaldırmak ve yapılan anlaşmalara uymak için anlaşmanın uygulanacağına dair garantileri sağlamalı” ifadelerini kullandı.
Tahran ile Washington arasında yaklaşık bir yıldır bazen ara verilerek devam eden dolaylı görüşmeler geçtiğimiz haftalarda sekteye uğradı. Her iki taraf da geriye kalan meselelerin çözülememesinin sorumlusu olarak karşı tarafı suçladı. Washington'ın DMO’yu ABD'nin  ‘yabancı terör örgütleri’ (FTO) listesinden çıkarıp çıkarmayacağı müzakerelerin öne çıkan konuları arasında yer alırken Washington, Tahran’ın İran sınırları dışında görev yapan DMO’nun yurt dışı kolu Kudüs Gücü'nün faaliyetlerinin neden olduğu bölgedeki gerilimi azaltma konusunda vereceği garantiler karşılığında DMO'yu FTO’dan çıkarmayı düşünüyor.
Viyana’daki müzakerelerin başarısız olması durumunda İran'ın alternatif seçeneklere başvuracağı konusunda uyaran Mİşkini, “Batılılar oyunu bozarlarsa, ciddiyet ve iyi niyet göstermez ve müzakere masasını devirirlerse, bu durumda değerlendireceğimiz başka seçeneklerimiz de var” şeklinde konuştu. İran'ın santrifüj üretimi alanında kaydettiği ilerlemeyi, ABD ile nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan dolaylı müzakerelere bağlayan Mişkini, “Yeni nesil santrifüjlerin üretiminde geçtiğimiz yıllarda dikkat çekici bir ilerleme kaydettik. Bu gelişme, müzakere heyetinin bir takım takas taleplerinde bulunmalarını sağladı. Nükleer programımızdaki gelişmelerin ardından Batılılar müzakere talebinde bulundular. Bugün İran ve müzakere heyeti avantajlı konumda” yorumunda bulundu.
Mişkini, geçtiğimiz Cuma günü, ‘Didban İran’ adlı haber sitesine yaptığı açıklamada ise İran ve Viyana’daki müzakerelere katılan tarafların, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) güvenlik kameralarının kayıtlarına nasıl erişeceği ve Tahran’ın 23 Şubat’tan itibaren askıya aldığı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamında uygulanan Ek Protokol çerçevesindeki faaliyetleri nasıl doğrulayacağı konusunda henüz bir anlaşmaya varmadığını belirtti.
Mişkini, dün, yine aynı haber sitesine yaptığı açıklamada, DMO’nun ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yaptırımlar listesinden çıkarılmasının İran'ın şartlarından biri olduğunu vurgulayarak “Sadece DMO’ya değil, DMO’nun listedeki (FTO) tüm uzantılarına uygulanan yaptırımlar kaldırılmalı” diye konuştu.
İran’ın ‘haksız’ olarak nitelediği tüm yaptırımların kaldırmasının ardından UAEA’nın tüm hassas faaliyetleri doğrulamasına izin vereceğinin altını çizen Mişkini, bunun kendilerinin doğal hakları olduğunu, İran’a uygulanan yaptırımlar nedeniyle kendilerine ne ilaçların ne de ilaç üretmek için gereken malzemelerin verildiğini söyledi.
İranlı Milletvekili sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD’nin ve Avrupa’nın haksız, yasadışı ve mantıksız bir şekilde yaptırım uyguladığı tüm devlet kurumlarına yönelik yaptırımları kaldırmaya çalışıyoruz. Özel ve ek ayrıcalıklar aramıyoruz ama artık bize baskı yapmamalarını istiyoruz. Tüm devlet kurumlarına uygulanan yaptırımları kaldırmak istiyoruz. DMO da bu kurumlardan biri.”
Mişkini, bu açıklamaları, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın geçtiğimiz Pazartesi günü, İran Meclisi’nin Viyana’daki müzakere taraflarınca müzakereler geçtiğimiz Mart ayının başlarında durmadan önce oluşturulan 27 sayfalık taslağa yönelttiği eleştirilerin ardından, diplomatik kurumlar ile Meclis arasında yaşanan gerilimi azaltmak amacıyla Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyelerini kabul etmesinin ardından yaptı. O sıra İran kırmızı çizgilerden geri adım atıldığı yönündeki suçlamalarla karşı karşıya kaldıktan Dışişleri Bakanlığı, daha sonra böyle bir taslağın olduğuna dair haberleri görmezden gelirken Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'ye yakın sert muhafazakar çizgideki bazı milletvekilleri, taslaktan bazı detayları yayınladılar.
Öte yandan İran’ın resmi basını, muhafazakar kesimden yetkililer ve sosyal medya kullanıcıları tarafından yayılan eleştirilerin aksine, nükleer anlaşma müzakerelerine katılan İran heyetini destekleyici bir kampanya başlattı. Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyeleri, özellikle İran rejiminde son sözün sahibi olan Dini Lider Ali Hamaney'in geçtiğimiz Salı günü İran’ın müzakere heyetine yönelik eleştirilere müdahale ederek, ‘müzakere heyetinin karşı tarafın abartılı taleplerine direnmesinden duyduğu memnuniyeti’ ifade etmesinin ardından durumu sakinleştirmeye devam ettiler. Hamaney, Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve selefi eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve 2015 yılında nükleer anlaşma için yapılan müzakerelerde İran heyetine başkanlık yapan eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif liderliğindeki üst düzey yetkililerin katıldığı toplantı öncesi yaptığı konuşmada, “Ülke adına planlar hazırlamak için nükleer müzakereleri beklemeyin ve ilerleyin” dedi. İran’ın Dini Lideri, “Müzakereler olumlu, yarı olumlu ya da olumsuz sonuçlara ulaşsa da işinizin aksamasına izin vermeyin. Müzakere heyeti, müzakerelerin gidişatı hakkında Cumhurbaşkanı ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ni bilgilendirir, kararlar alır ve ilerler” ifadeleri kullandı.
Ulusal Güvenlik ve Dış Poltika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedai, dün İran'ın resmi haber ajansı IRNA’ya yaptığı açıklamada, “Rehberin tavsiyeleri çerçevesinde içerideki meseleleri müzakerelerle ilişkilendirmemeliyiz” şeklinde konuştu. Muktedai, bir önceki hükümetin müzakere yoluyla engelleri ve sorunları gündeme getirdiğini iddia ettiğini, ancak hükümetin görev süresi sonunda, karşı tarafın yükümlülüklerine uymadan bir takım sözler verdiklerini anladıklarını ifade etti.
İran’ın müzakere heyetinin Batılıları sinirlendirdiğini söyleyen İsfahan Milletvekili Muktedai, bununla birlikte nükleer dosyanın yönetimine ilişkin içeride de bir takım tutarsızlıklar olduğunu vurguladı. Viyana’daki nükleer anlaşma müzakerelerinin milli bir mesele olduğunu belirten Muktedai, “Bu mesele partizan bir konu olarak görülmemeli. Hepimiz, ülke çıkarların korunması, düşmanlara taviz verilmemesi ve tüm devlet kurumlarının tek ses olması için müzakere heyetini desteklemek için çaba göstermeliyiz. Hakaret olmadan performansa yönelik eleştiri, müzakere heyetinin gücünü artıracaktır” dedi. Müzakere heyetinin, ‘İran’ın kırmızı çizgilerinden geri adım attığı’ iddialarını yalanlayan Muktedai, “Müzakere heyeti, en üst makamdan verilen emirleri yerine getiriyor” yorumunda bulundu.
IRNA Haber Ajansı’na konuşan Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Milletvekili Şehriyar Haydari ise müzakere heyetinin her müzakere turundan sonra Komisyon’a rapor verdiğini belirtirken Dışişleri Bakanlığı'nın heyetle ‘iyi işler’ yaptığını vurguladı. Müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini, ancak ‘ABD’nin uydurduğu marjinal sorunlar’ olduğunu belirten Haydari, “Ukrayna'daki gelişmeler, müzakerelerin seyrini bir dereceye kadar etkiledi” dedi. İranlı Milletvekili, İran’a uygulanan ekonomik yaptırımlar kaldırılana kadar müzakerelerin devam etmesini umduğunu ifade etti.
Buna karşın İran'ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı, bazı milletvekillerine Hamaney'in müzakereler sonuçlanıncaya kadar müzakerelerin ülkenin iç işleriyle ilişkilendirilmemesini istemesinin nedenlerini sordu. Meclis kararlarının uygulanmasını denetleyen 90. Madde Komisyonu üyelerinden Milletvekili Mahmud Nebeviyan, bu soruya, “Batılılar, ekonomiyi müzakerelere bağlamakta ısrar ettiler” yanıtını verdi. Nebeviyan, uluslararası basının Viyana’daki müzakerelere olan ilgisinin İran ekonomisini müzakerelere bağlı kalmaya mahkum etmeye yönelik olduğunu öne sürdü.
Nebeviyan, yaklaşık iki hafta önce, DMO’ya yakın Fars Haber Ajansı’nda anlaşma taslağının detaylarını içeren bir makale yayınlamış ve mevcut hükümeti, önceki hükümetin müzakerelerdeki stratejisini sürdürmek ve İran’ın kırmızı çizgilerinden ödün vermekle suçlamıştı.
Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyelerinden Milletvekili İbrahim Rızai ise “Amerikalılar, İran halkının bugün müzakere masasında diplomatlarımızı destekleyen sakin tutumundan korkuyorlar. Bu yüzden halkımızın bu ruh halini bozmak ve ekonomiyi müzakerelere bağımlı hale getirmek istiyorlar” şeklinde konuştu. Halkı ve yetkilileri ABD basının eleştirilerine aldanmamaları çağrısında bulunan Rızai, “ABD'nin yeniden anlaşmadan çekilmeyeceğine dair garantiler almayı ve doğrulama sürecini uygulamayı içeren özel stratejiye göre ilerlemek zorundayız” ifadelerini kullandı.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.