Körfez ülkeleri Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmeyi başarabilecek mi?

Bölge, yeni, daha hoşgörülü bir gündem arayışında olan değişim ekseninin yükselişine tanık oluyor.

Suudi Arabistan'ın el-Ula kentindeki Körfez zirvesi toplantılarından bir kare (AFP)
Suudi Arabistan'ın el-Ula kentindeki Körfez zirvesi toplantılarından bir kare (AFP)
TT

Körfez ülkeleri Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmeyi başarabilecek mi?

Suudi Arabistan'ın el-Ula kentindeki Körfez zirvesi toplantılarından bir kare (AFP)
Suudi Arabistan'ın el-Ula kentindeki Körfez zirvesi toplantılarından bir kare (AFP)

İnci Mecdi
2020’nin Ramazan ayı boyunca MBC Grubu, bölgede türünün ilki olan ve bir Arap ülkesinde Ummu Harun adlı bir Yahudi ebenin karşılaştığı zorlukları ele alan yeni bir dizi yayınlamıştı.
O dönemde, Arap dünyasındaki izleyiciler ve eleştirmenler, senaryosu iki Bahreynli tarafından yazılan, BAE-Kuveyt ortak yapımı olan ve saygın Kuveytli kadın aktris Hayat el-Fahd’in başrolde olduğu dizi konusunda ikiye bölünmüşlerdi. Bir grup, dizi yapımcılarını İsrail- Arap normalleşmesinin propagandasını yapmakla suçlarken, diğer bir grup, dizinin bölgede farklı dinlere mensup vatandaşların barış içinde yaşamlarına dair önemli bir mesaj sunduğunu ifade ederek övmüştü.
İsviçre’nin Basel şehrindeki Dijital Yayıncılık Enstitüsü’nün dergisinde yayınlanan "Arapçılık? Ortadoğu'da Yeni Bir Model Mücadelesi" başlıklı bir araştırma makalesine göre, Ummu Harun dizisi, Körfez'de ortaya çıkan ve son yıllarda bölgeye hakim olan bazı eski doktrinlere meydan okumaya çalışan yeni bir söylemin parçasıydı. Makale, bölgede modernleşmeyi benimseyen, etnikçi ve mezhepçi siyaseti varoluşsal bir tehdit olarak gören ve kalkınma ekseni olarak adlandırılan yeni, yükselen bir eksene işaret etti. Hem Şii hem de Sünni aşırılıkçı unsurların başını çektiği direniş ekseni karşısında, yeni "değişim/kalkınma ekseni" Ortadoğu'nun çehresini değiştirmeye çalışan alternatif bir vizyon sunuyor. Bu vizyon ise radikalliği varoluşsal bir tehdit olarak gören, Ortadoğu'nun çehresini değiştirmeye çalışan alternatif bir vizyon sunan bir dizi Körfez ülkesinin öncülük ettiği bir grup aktör tarafından temsil ediliyor.

Değişim ekseni
Makale, geleneksel Arap başkentlerinin hızlı gerileyişine paralel olarak, ekonomik, siyasi ve medyatik etkisi nedeniyle Körfez bölgesinin daha önemli bir ses olarak öne çıktığını söylüyor. Makalenin yazarları Hüseyin Ebu Bekir ve Nir Poms, Körfez önderliğindeki bu yeni eksenin nasıl yükseldiğini ve bölgedeki önceliklerin radikal bir şekilde yeniden ayarlanması yoluyla daha hoşgörülü bir Ortadoğu için yeni bir gündemin nasıl formüle edildiğini açıklıyorlar.
Makalenin yazarları, Eylül 2020'de imzalanan İbrahim anlaşmalarının, Ortadoğu'da büyüyen değişim kampı tarafından desteklenen daha olgun bir modelden yola çıkan bu yeni söyleme ışık tutulmasına yardımcı olduğunu söylüyorlar. Bahsi geçen kamp, ​​bölgeyi yeniden tanımlamaya çalışan ve bölgenin yalnızca etnik, dini ve kabilesel ayrımlara göre değil, aksine aynı zamanda geçmişi restore etmenin ve yeni bir gelecek yaratmanın acil bir ihtiyaç olduğuna inananlara göre de kategorize edilebileceğini vurgulayanlardan oluşuyor. Yazarlar, Körfez devletlerinin yanı sıra birkaç başka ülkenin, bu yeni modelin ana savunucuları olduğuna, çatışma ve savaşın sardığı bir bölge için yeni bir vizyon yaratmaya çalıştıklarına dikkat çekiyorlar.
Bu idealizm, kabile siyasetinin ve vekalet savaşlarının sürdüğü Yemen, Libya, Lübnan veya Suriye gibi yerlerden çok uzak gibi görünse de, makaleye göre, gençlerin yanı sıra bölgede tehlikeli olarak gördükleri eğilimi sürekli olarak yeniden yönlendirmeye çalışan bazı seçkinler arasında yankı buldu. 21. yüzyılın Ortadoğu'su eskisinden daha genç ve eğitimli. Bölge nüfusunun yüzde 65'inden fazlası 30 yaşın altında ve değişime hazır. Bazı Arap ülkelerindeki sokak protestolarıyla başlayan ve bazı Arap ülkelerinin çöküşüyle ​​sona eren son kaotik 10 yıl, Hizbullah ve İran'ın vekilleri gibi direniş politikalarının ve silahlı mücadelenin destekçilerinin zayıflama sebebiydi.
Ne var ki direniş artık içe döndü. Makale, direniş gruplarının ve onları bastırmaya yönelik karşı mücadelenin Suriye'de - Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne göre - yarım milyondan fazla insanın, Libya, Irak, Lübnan ve Yemen'de ise yüz binlerce insanın ölümüne neden olduğunu söylüyor. Yeni model ise direnişi artık siyasi kurtuluşun bir anahtarı olarak değil, daha iyi bir geleceğe ulaşmanın önündeki bir engel olarak görüyor.
Bu gelişmeler, bölgedeki birçok kişinin düşüncesinde bir değişime yol açtı. Yarım yüzyıldan bu yana ilk kez, Arap dünyasındaki yöneticiler, yönetilenler ve liderlerden oluşan yeni bir ittifak, kökleri 20. yüzyılın ortalarına uzanan Arap siyasi düzeninin durgunluğuna meydan okuyor. Bu yeni fikirlerin direniş ekseninin tamamını alt etmesi pek olası olmasa da, meydan okuyan, Arap ve Ortadoğu siyasetini değiştiren yeni bir kamp oluşturdukları açıkça ortada.

Gençlerin yeni öncelikleri
Makale, eğitimli gençlerden oluşan yeni Arap neslinin yeni öncelikleri olduğuna işaret ediyor. Dini aşırılık azaldı ve 2019'da yapılan bir anket, Arap gençliğinin yüzde 79'unun dini kurumlarda reform yapılması gerektiğine inandığını, güvenlik ile ekonominin en önemli öncelik haline geldiğini gösterdi. Gençler artık Körfez'e daha olumlu bakıyor. Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nden araştırmacı David Pollock, on yıllık kamuoyu yoklamalarını analiz ettikten sonra şu sonuca varıyor: “Arap kamuoyunun mevcut gidişatı, giderek ılımlılık olarak adlandırılabilecek bir yöne, dini aşırılığın reddine, İran'ın hegemonik hırslarına ve vekillerine karşı çıkmaya, İsrail ile bir tür normalleşmeyi kabullenmeye, kamusal yaşamın birçok alanında ezici ideolojik hareketler yerine ilerlemek için pratik adımlar arayışında olmaya doğru ilerliyor.”
Daha da önemlisi, anketler, söylemler ile politikaların pratik uygulamalarını yöneten yaşlı neslin, bu davranışsal eğilim açısından genç neslin çok de gerisinde olmadığını gösteriyor. Makale, bu gerçeğin hiçbir yerde Körfez ülkelerindeki kadar belirgin olmadığını söylüyor. Körfez gençleri Arap dünyası gençleri arasında en eğitimlisi ve Dünya Ekonomik Forumu'na göre, Körfez ülkelerinde eğitimli kadınların oranı dünyanın en gelişmiş ülkelerinden bazılarıyla eşit oranda. Ayrıca BAE, dünyadaki üniversite mezunu kadınların en yüksek yüzdesine ev sahipliği yapıyor. Körfez gençleri, ülkelerinin küresel ekonomi ile artan bağı ve daha güçlü entegrasyonu nedeniyle Arap dünyasındaki diğer gençlere nispeten küresel olarak daha fazla uyumlular.
Eğitim, uluslararası bağlantılar ve seyahat kısıtlamaları olmadan yurtdışındaki fırsatları takip edebilmenin yanı sıra ekonomik başarı bileşimi, Körfez gençliği arasında ideolojik arayışların ötesinde bireysel beklentiler yarattı. Körfez liderleri de bunu görüp anladılar ve Ortadoğu'daki genç nesil ile daha uyumlu bir vizyon sunmaya çalıştılar. Bu eğilimi liderlerin kamuoyu yoklamalarını giderek daha fazla analiz etmeleri ve bunları yönetim stratejilerine dahil etmeleri gerçeği aracılığıyla gözlemlemek mümkün. Makale, popüler algının aksine, Arap monarşilerinin vatandaşlarının görüşlerini ciddi şekilde dikkate aldığını belirtiyor. Örneğin, Suudi Arabistanlı yöneticiler, kamuoyunun tutumunu anlamak ve ele almak için Kral Abdulaziz Ulusal Diyalog Merkezi'ne giderek daha fazla güveniyorlar.

Kozmopolit Körfez
Makale, Arap entelektüel yaşamının Kahire ve Şam gibi geleneksel başkentlerden yeni başkentlere geçişinden de bahsediyor. Ayrıca, uzun süredir milliyetçi düşünürlerin ve Arap solunun kalesi olan bu başkentlerden yenilerine geçişin, coğrafi bir geçişten daha fazlası olduğunu, yeni, modern ve kozmopolit Körfez şehirlerinin, daha önce Doğu'nun Paris'i sayılan Beyrut ile bölgenin kültür başkenti Kahire'de yerleşik olan altın kültür çağının şu anki merkezi haline geldiğini belirtiyor. Bu geçiş, Arap dünyasındaki çağdaş söylemi geçmişin yüklerinden ve İsrail ile olan savaşlardan kurtarmaya çalıştı. Dubai, Abu Dabi ve Riyad, sistemli medeniyet merkezleri olmasalar da, küresel bir ulusal kimlik inşa etmeyi amaçlayan bir deneyin özüdürler.
Araplar, direniş siyasetinden acilen uzaklaşmaya ihtiyaç olduğunun farkında. Bu bağlamda makale, eskisini dağıtmanın başlangıcı olarak Arap gündeminin yeniden formüle edildiğine ve bunun da İran Devrim Muhafızları, Hizbullah, Hamas ve Müslüman Kardeşler'in ya da direniş adı verilen eksenin dayandığı ideolojiyi sarstığına dikkat çekiyor.
Makale, Arap basınında bu yeni yaklaşımı benimseyen çeşitli yazılara atıfta bulunuyor. Örneğin, Kuveyt merkezli El-Ceride gazetesinin yayınladığı Şii yazar Halil Haydar’ın İran'ın bölgedeki bazı gruplar aracılığıyla oynadığı yıkıcı rol konusunda uyaran makalesine dikkat çekiyor. Şii yazar makalesinde şöyle diyor; “Arap dünyasındaki hukukçuların, anayasa uzmanlarının ve akademisyenlerin Hizbullah’ın Lübnan devletinin yasalarını ve anayasasını hiçe saymasının, görmezden gelmesinin, özgürlüklere yönelik tehditlerinin yasallığını az veya çok sorgulamamış olmaları gerçekten üzücüdür. Nihayetinde açıkça yabancı bir ülkeye bağlı olduğunu deklare eden Lübnanlı bir örgütten ibaret olan Hizbullah’ın, devletten daha güçlü bir orduya, herhangi bir açık yasal denetime tabi olmayan siyasi bir güce ve güvenlik kurumlarına, Lübnan’ın tamamını istediği zaman yıkıcı bir savaşa sürükleme kapasitesine sahip olmasını, ne yazık ki güçlü ve yüksek bir sesle eleştirmediler.”
Suudi Arabistanlı yazar Mişari Zeydi de Şarkul Avsat gazetesinde Halil Haydar ve Arap entelektüellerin suçu başlığı ile yayınlanan makalesinde Haydar'ın söz konusu makalesinden bahsederek, Muhammed Hasaneyn Heykel gibi bazı eski yazarların, yalnızca Humeyni'ye hizmet eden seküler direniş teolojisi adını verdiği olgunun oluşumundan sorumlu sayıldıklarını ifade etti.
İsviçre merkezli bilimsel dergide yayınlanan makalenin yazarları, bölgede yeni seslerin yükseldiğini ve Arap milliyetçiliği döneminden bu yana ilk kez yöneticilerin çıkarlarının, entelektüellerin fikirlerinin ve sokağın ihtiyaçlarının birleştiğini söylüyor. Bir başka makaleyi, Şarkul Avsat gazetesinin eski yazı işleri müdürü Suudi Arabistanlı gazeteci Tarık Alhomayed’in makalesini buna delil gösteriyor. Tarık Alhomayed bu makalede şöyle diyor; “Bugün bölgemiz, Avrupa veya Amerikan politikalarına bakılmaksızın, egemen devlet kavramının pekiştirilmesine şiddetle ihtiyaç duymaktadır. Bölge, çıkarların diline ve siyasi rasyonaliteye öncelik vermelidir."

Arap dünyasının Körfezleşmesi
Son 20 yılda Körfez'in hızlı modernleşmesi, bölgesel bir dönüşümün parçasıydı. Kahire, Bağdat, Beyrut ve Şam gibi geleneksel Arap başkentlerinin hızlı düşüşüne kıyasla, yükselen Körfez şehirleri daha güvenli ve daha modern hale geldi. Bu nispeten yeni süreç, Batılı bilim adamları tarafından "Arap dünyasının Körfezleşmesi" olarak tanımlandı. Körfez, Arap Ortadoğu'sunda "siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri olarak" merkeze yerleşti. Yazarlar Ebu Bekir ve Poms, Abu Dabi, Riyad ve Doha, Arap siyasetinin baskın başkentlerine dönüştüklerinden Arap devlet sisteminin stratejik ağırlığının artık Körfez bölgesine kaydığının bir sır olmadığını söylüyorlar. Ancak Doha, Mısır, Ürdün, Fas ve hepsinden önemlisi İsrail'i içeren daha büyük bir bloğa öncülük eden Körfez mutabakatının dışında kaldığı için bu tartışmanın dışında tutuluyor.
Yeni bölgesel ve Arap medyasının ortaya çıkışı, Körfez'in Arap dünyasındaki etkisine katkıda bulunan "Körfezleşme" sürecinin ana ve karmaşık ayaklarından birini oluşturuyor. Üç Körfez başkenti (Riyad Al Arabiya, Doha Al Jazeera, Abu Dabi Sky News kanalları aracılığıyla) Arap haberlerine ve medyasına giderek daha fazla hükmediyor. Basın alanında, Suudi Arabistan, BAE ve Katar son birkaç on yılda en büyük Arap gazetelerinin çoğunu satın alabildi ve bu da, son derece gelişmiş bağımsız Körfez medya kuruluşlarının ortaya çıkışını sağlayarak yeni söyleme bir fırsat sundu. Makalenin yazarlarına göre, Körfez ve Suudi Arabistan’ın yeni rotalar oluşturma çabaları sistematik, uzun vadeli ve muhtemelen değişen bir bölgesel söylem için net bir stratejik gündeme dayanacak.
Arap Baharı eski kısıtlamaları ortadan kaldırırken yenilerini de yarattı; ABD dış politikasına güvensizlik, İran tehdidi ve Sünni İslamcılığın yükselişi. Doğal olarak, bu yeni tehditler Körfez yöneticilerini artık pasif aktörler olarak kalamayacaklarına, bölgesel zorluklar karşısında Arap stratejilerini şekillendirmede dizginleri ele almalarının, İran'ın başını çektiği direniş eksenine dayalı eski modelden uzaklaşmanın stratejik bir gereklilik olduğuna ikna etti.
Makale, Washington'a yönelik güvensizliğin arkasında yatan dört Amerikan politikasını da sıralıyor; Ocak 2011 devrimi sırasında Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'ten Amerikan desteğinin çekilmesi, Müslüman Kardeşler'in iktidarı ele geçirmesine yönelik örtülü onay, Suriye rejiminin ciddi uluslararası hukuk ihlalleri nedeniyle cezalandırılmaması ve en önemlisi de, İran ile ilgili olarak hararetle tartışılan 2015 nükleer anlaşması.  Körfez'in bu tür politikalara şiddetle karşı çıkması ve ABD dış politika kurumunu hareket tarzını değiştirmeye ikna edememesi, ABD'nin artık bir zamanlar olduğu gibi müttefik olmadığı çıkarımını destekledi. Bu nedenle, Körfez yöneticileri, öncelikler listesinde büyük stratejik değişiklikler gerektiren, İsrail ile stratejik ittifaklar kurmanın yanı sıra geniş kapsamlı dini, yasal ve sosyal reformlara teşvik eden ABD'den bağımsız bir stratejinin inşasına başlamak zorunda kaldılar.



Suudi Arabistan Savunma Bakanı, Dünya Savunma Fuarı'nda bazı mutabakat zaptları ve anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman, Slovakya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Robert Kalinak ile savunma alanında iş birliği için mutabakat zaptı imzalarken (SPA)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman, Slovakya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Robert Kalinak ile savunma alanında iş birliği için mutabakat zaptı imzalarken (SPA)
TT

Suudi Arabistan Savunma Bakanı, Dünya Savunma Fuarı'nda bazı mutabakat zaptları ve anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman, Slovakya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Robert Kalinak ile savunma alanında iş birliği için mutabakat zaptı imzalarken (SPA)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman, Slovakya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Robert Kalinak ile savunma alanında iş birliği için mutabakat zaptı imzalarken (SPA)

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'daki Dünya Savunma Fuarı'nda bazı mutabakat zaptları ve anlaşmalar imzalarken dost ve kardeş ülkelerin savunma bakanları ve üst düzey yetkilileriyle savunma ve güvenlik endüstrisinin geleceğini görüştü.

Prens Halid bin Selman, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda şunları yazdı:

“Kral Selman bin Abdulaziz’in himayesinde ve onun adına, kardeş ve dost ülkelerden gelen sayın konukların huzurunda Dünya Savunma Fuarı'nın açılışını yapmaktan büyük mutluluk duydum. Bu etkinlik, Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed Bin Selaman’ın savunma ve güvenlik sektöründeki küresel gelişmelere ayak uydurma vizyonunu somutlaştırıyor.”

Prens Halid bin Selman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünya Savunma Fuarı'nda kardeş ve dost ülkelerin savunma bakanları ve üst düzey yetkilileriyle bir araya gelmekten büyük mutluluk duydum. Savunma ve güvenlik endüstrisinin geleceği ile ilgili bir dizi konu hakkında görüş alışverişinde bulunduk. Fuarda sunulan fırsatları vurguladık. Ayrıca bir dizi mutabakat zaptı ve anlaşmanın imzalanmasına şahitlik ettim ve bunları imzaladım.”

Prens Halid bin Selman ve Güney Kore Savunma Bakanı Ahn Gyu-Back, Suudi Arabisatan Savunma Geliştirme Genel Müdürlüğü ile Güney Kore Savunma Geliştirme Ajansı (ADD) arasında savunma araştırma ve geliştirme ile savunma ve askeri teknolojiler ve sistemler için inovasyon alanında bir mutabakat zaptının imzalanmasına şahitlik ettiler.

Prens Halid bin Selman, Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ile Slovakya Savunma Bakanlığı arasında savunma alanında iş birliği için bir mutabakat zaptı imzaladı. Ayrıca, Malezya Savunma Bakanı Muhammed Halid Nurdin ile Suudi Arabistan hükümeti ile Malezya hükümeti arasında savunma alanında iş birliği için bir anlaşma imzaladı. Prens Halid bin Selman ayrıca Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ile Somalı Federal Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı arasında askeri alanda iş birliği için Somali Federal Cumhuriyeti Savunma Bakanı Ahmed Maalim Faki ile bir mutabakat zaptı imzaladı.


İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
TT

İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ile Riyad arasındaki ilişkilerin bugün benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında olduğunu belirterek, iki ülkenin tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasite geliştirmeye dayalı gerçek ortaklıklar inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel bir unsur haline geldiğini ifade etti. İki ülkenin, bölgesel gerilimin tırmanmasını önlemek amacıyla ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşması için birlikte çalıştığını kaydetti.

Crosetto, Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı’na (WDS 2026) katılımı kapsamında yaptığı değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamını ‘son derece cazip’ olarak nitelendirdi. Crosetto, söz konusu etkinliğin, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki giderek artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar ile yeni teknolojilerin ele alınmasına olanak sağlayan bir platform sunduğunu ifade etti.

Stratejik güç

Crosetto, Suudi Arabistan ile İtalya arasındaki ilişkilerin son derece iyi olduğunu ve ‘benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında’ bulunduğunu söyledi. Crosetto, “Liderlerimiz arasındaki siyasi anlayış, savunma alanında askerî ve sanayi boyutlarını kapsayan, somut ve kurumsal iş birliğine dönüşen bir güven çerçevesi oluşturdu. Ülkelerimiz; güvenilir ortaklıklar, verilen sözlere bağlılık, diplomasinin önemi ve uluslararası hukuka saygı gibi temel ilkeleri paylaşıyor. Bu da iş birliğimizi istikrarlı, öngörülebilir ve uzun vadeye yönelik kılıyor” ifadelerini kullandı.

Silahlı kuvvetler arasında diyalog

Crosetto, iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki diyaloğun sürdüğünü belirterek, bu kapsamda operasyonel tecrübe, askerî doktrinler, stratejik analizler ve bölgesel senaryo değerlendirmelerinin karşılıklı olarak paylaşıldığını söyledi. Crosetto, söz konusu temasların ‘birlikte çalışabilirliği ve karşılıklı anlayışı artırdığını’ ifade etti.

Crosetto, Kızıldeniz ile Arap Körfezi’nin birbirleriyle yakından bağlantılı iki stratejik bölge olduğunu belirterek, bu bölgelerin güvenliğinin İtalya ve Suudi Arabistan için ortak bir çıkar teşkil ettiğini kaydetti. Bu çerçevede Roma ile Riyad arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel öneme sahip olduğunu vurgulayan Crosetto, Lübnan, Gazze Şeridi ve Suriye’de siyasi çözümlerin desteklenmesine özel önem verildiğini, ayrıca ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşmasının bölgesel gerilimin önlenmesi açısından kritik olduğunu dile getirdi.

vfgb
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ocak 2025'te El-Ula’daki kış çadırında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yi ağırladı. (SPA)

Bu siyasi taahhüdün pratik bir boyutunun da bulunduğunu belirten Crosetto, İtalya’nın tıbbi tahliyeler ve insani yardım sevkiyatları yoluyla Filistinli sivillere sağlık hizmeti sunan en aktif Batılı ülkeler arasında yer aldığını söyledi. Crosetto, bunun askerî imkânların istikrarı destekleyici hedefler doğrultusunda kullanılmasına somut bir örnek teşkil ettiğini ifade etti.

Veliaht Prens – Meloni görüşmesi

Crosetto, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile gerçekleştirdiği görüşmenin, ikili ilişkilere güçlü bir ivme kazandırdığını söyledi. Crosetto, askerî alanda iş birliğinin eğitim, lojistik, askerî doktrin, teknolojik inovasyon, deniz güvenliği ve kritik altyapıların korunması gibi alanlarda güçlendiğini belirterek, siber alan, uzay ve gelişmiş sistemler başta olmak üzere yeni ortaya çıkan alanlara yönelik ilginin de giderek arttığını ifade etti.

Crosetto, sanayi alanında ise iki ülkenin geleneksel müşteri-tedarikçi ilişkisi anlayışını aştığını belirterek, tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasitenin güçlendirilmesine dayalı gerçek ortaklıklar kurmayı hedeflediklerini söyledi.

Suudi Arabistan, İtalya’nın enerji güvenliği için önemli bir ortak

Crosetto, İtalyan şirketleri ile Suudi muadilleri arasındaki savunma kapasitesi, teknoloji transferi, havacılık ve gemi inşa projelerindeki iş birliğinin, Suudi Arabistan’ın sanayi, teknoloji ve insan sermayesini güçlendirmeyi hedefleyen Vizyon 2030 planıyla tamamen uyumlu olduğunu vurguladı.

Crosetto, “İtalyan şirketlerinin katkıları yalnızca platform sağlamakla sınırlı değil; aynı zamanda uzmanlık, eğitim ve mühendislik desteğini de kapsıyor. Bu yaklaşım, savunma sektörünün ötesine geçerek altyapı, teknoloji ve turizm alanlarını da kapsıyor. NEOM gibi büyük projeler, ekonomilerimiz arasındaki entegrasyonu gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı.

İş birliğinin enerji ve enerji dönüşümü sektörlerini de içerdiğini belirten Crosetto, Suudi Arabistan’ın İtalya’nın enerji güvenliği açısından kilit bir ortak olduğunu söyledi. Crosetto, hidrojen ve yenilenebilir enerji alanındaki iş birliğinin büyüdüğünü, ayrıca stratejik ve kritik hammaddelere yönelik Suudi yatırımlarının sanayi ve teknoloji alanındaki iş birliğinde önemli gelişmelere yol açabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamı cazip

Crosetto, İtalya ve Suudi Arabistan savunma bakanlıklarının iş birliğiyle Riyad’da düzenlenen Suudi Arabistan-İtalya Yatırım Forumu’nun iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirme açısından çok güçlü bir mesaj verdiğini belirtti. Crosetto, forumun küçük ve orta ölçekli şirketler ile büyük grupları bir araya getirerek somut ve pratik bağlantılar kurulmasını sağladığını söyledi.

Crosetto, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamının yüksek cazibeye sahip olduğunu vurgulayarak, ülkenin büyük kamu yatırımları, avantajlı vergi sistemi, malzeme ve ekipman teşvikleri ile çifte vergilendirmeyi önleyen anlaşmalarla stratejik bir sanayi ortağı olduğunu ifade etti.

sdbfrb
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Ekim 2024'te Roma'da İtalyan sanayi şirketleriyle yaptığı toplantıda (SPA)

Ticaretin yalnızca savunma sektörüyle sınırlı olmadığını belirten Crosetto, makineler, moda, tasarım ve ilaç sanayi gibi alanlarda da İtalyan ürünlerine yüksek talep olduğunu aktardı. Crosetto, ikili anlaşmaların değeri 10 milyar euroyu aştığını ve bunların Leonardo ile Fincantieri gibi büyük şirketleri kapsadığını kaydetti.

Prens Halid bin Selman’ın ziyareti

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Suudi mevkidaşı Prens Halid bin Selman’ın Roma ziyareti ile iki ülke arasındaki diyaloğun güçlendiğini belirtti. Crosetto, görüşmelerin uzaydan denizciliğe, havacılıktan helikopter projelerine kadar çeşitli sektörleri kapsadığını ve esas olarak askerî iş birliği, eğitim ve ortak stratejik analizlerin paylaşılmasına odaklandığını söyledi.

Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın üçüncü kez düzenlediği Dünya Savunma Fuarı’nın, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar, yeni teknolojiler ile iş birliği modellerinin tartışılabileceği bir platform sunduğunu belirtti.

Crosetto, “Yatırım açısından büyük potansiyele sahip bir ülkenin, sürekli büyüyen bir sektörde dünyanın en iyi şirketleriyle doğrudan diyaloğa imkân veren uluslararası bir etkinliğe ev sahipliği yapmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

tryjyuj
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto (İtalya Savunma Bakanlığı)

Crosetto sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu bağlamda, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği modelinin, diyalog, karşılıklı güven ve uzun vadeli vizyona dayalı olarak stratejik çıkarların, inovasyonun ve sorumluluğun birlikte nasıl sağlanabileceğine örnek teşkil ettiğine inanıyorum. Bu ilke doğrultusunda, mevcutun ötesine geçen, bölgesel istikrara katkı sağlayan ve hem iki ülkeye hem de uluslararası topluma somut fırsatlar sunan bir ortaklığı güçlendirmek için birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.”


Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
TT

Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)

Kuveyt’te terörle mücadele ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi ile ilgili Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Yedinci Bölümü Kapsamındaki Kararların Uygulanması Komitesi, sekiz Lübnan hastanesini terör listesine ekledi.

Şarku’l Avsat’ın Kuveyt basınından aktardığına göre, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı komite, söz konusu hastaneleri terörle bağlantılı kuruluşlar listesine dahil etti.

Komite, kendi inisiyatifiyle veya yabancı yetkili bir makam ya da yerel bir talep doğrultusunda, makul gerekçelerle terör eylemi gerçekleştirdiği, gerçekleştirmeye çalıştığı veya bu eylemleri kolaylaştırdığı şüphesi olan kişileri veya kurumları listeye alabiliyor.

Listeye eklenen hastaneler şunlar: Nebatiye’deki eş-Şeyh Ragıb Harb el-Camii Hastanesi, Bint Cubeyl’deki Salah Gandur Hastanesi, Baalbek’teki el-Emel Hastanesi, Hadath’taki Saint George Hastanesi, Baalbek’teki Daru’l Hikme Hastanesi, Hermel’deki el-Betul Hastanesi, Khalde’deki eş-Şifa Hastanesi ve Beyrut Havalimanı yolu üzerindeki er-Resulü’l Azam Hastanesi.

Komite, listeye ekleme kararının uygulanmasını, kendi yürütme yönetmeliğinin 21, 22 ve 23. maddelerine uygun olarak istedi.

Madde 21’e göre, herkesin söz konusu kişilere ait tüm mal ve ekonomik kaynakları, doğrudan veya dolaylı olarak, tamamen veya kısmen, gecikmeksizin ve önceden bildirim yapmaksızın dondurması gerekiyor.

Madde 23 ise Kuveyt sınırları içinde veya yurt dışında herhangi bir Kuveyt vatandaşının, listeye alınan kişi veya kuruluşlara para, ekonomik kaynak veya finansal hizmet sağlamasını yasaklıyor. Bu yasak, doğrudan veya dolaylı, kısmen veya tamamen sağlanan hizmetleri ve listeye alınan kişi tarafından kontrol edilen ya da yönlendirilen varlıkları kapsıyor. Ancak dondurulan hesaplara faiz eklenmesi bu yasak kapsamına girmiyor.