Libya’da egemen kurumların bağımsızlığına ilişkin artan uluslararası ilgi tartışma yarattı

Libya'nın başkenti Trablus'ta bulunan Ulusal Petrol Şirketi binası (Arşiv - Reuters)
Libya'nın başkenti Trablus'ta bulunan Ulusal Petrol Şirketi binası (Arşiv - Reuters)
TT

Libya’da egemen kurumların bağımsızlığına ilişkin artan uluslararası ilgi tartışma yarattı

Libya'nın başkenti Trablus'ta bulunan Ulusal Petrol Şirketi binası (Arşiv - Reuters)
Libya'nın başkenti Trablus'ta bulunan Ulusal Petrol Şirketi binası (Arşiv - Reuters)

Libyalı siyasetçiler, Batı ülkelerinden Libya’nın egemen kurumlarının bağımsızlığına yönelik yapılan çağrılar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar. Bazıları ‘artan’ bu çağrıları dış müdahalenin devamı olarak görürken, bazıları da ‘tartışılması gereken, reddedilemeyecek olumlu bir gelişme’ olarak değerlendiriyor.
Libya Temsilciler Meclisi (TM) üyesi Abdusselam Nasiye, “Bugünlerde bazı büyükelçiler ve uluslararası yetkililer Libya Merkez Bankası, Petrol Şirketi (NOC) ve Yatırım Teşvik ve Özelleştirme İşleri Genel Otoritesi’nin bağımsızlığı ve bu kurumların siyasi tartışmaların dışında tutulması gereğini çokça dillendiriyorlar” ifadelerini kullandı. Nasiye, Libya yasalarına ve düzenlemelerine alternatif bir harcama mekanizması düşünecek kadar ileri gidenlerin olduğuna işaret etti.
Devletin temellerinden uzaklaşmak için birtakım mekanizmalar icat etmenin bir kaçış olduğunu söyleyen Nasiye, “Bu, kaosun, dış müdahalenin ve kaynak israfının sürmesinden başka bir şey değil. Bu yüzden sesimizi yükseltmemiz, bu uluslararası ve bölgesel saçmalıkla yüzleşmemiz ve devletin toparlanmasını sağlayacak çözümler bulmamız gerekiyor” dedi.
TM üyesi Caballah eş-Şeybani ise Libya’daki petrol gelirlerini yönetmek için Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı bir ofis kurulması önerisinin ‘Libya’nın egemenliği tabutuna çakılan son çivi’ olduğunu söyledi. Şeybani, Libya’nın tüm kesimlerinin bu projeyi ulusal bir görev olarak reddetmeye çağırdı.
Öte yandan TM’nin bir diğer üyesi Yusuf el-Fercani, BM Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams'ın Libya devlet kurumlarının bağımsızlığının sağlanması gerektiğini söylemesi ve petrol gelirlerini ilgili kurum üzerindeki şiddetli çatışmanın körüklenmesini önleyecek şekilde dondurulması için bir mekanizma oluşturulması önerisinde bulunmasını, mekanizmanın uluslararası vesayet yoluyla değil, Libya yasalarına uygun olması koşuluyla, tartışılması ve doğrudan reddedilmemesi gereken olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.
Şarku'l-Avsat'a açıklamalarda bulunan Fercani, bu ihtilafın sona ereceği bir tarihin bilinmediğinin altını çizerek, “TM, ister tek başına ister Devlet Yüksek Konseyi (DYK) ile koordineli olarak alınacak pozisyonları önceden öngörmeli ve gelirleri dondurmak için yasalar çıkarmaya ya da harcamaları maaş ve sübvansiyonla sınırlandırmak için bu gelirleri yönetecek bir mekanizma bulmaya çalışmalı” dedi.
Fercani, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu yasalar, petrol gelirlerinin korunmasını ve(Abdulhamid) Dibeybe hükümetinin aldığı makul olmayan kararlar ile israf edilmemesini garanti etmenin yanı sıra bazı egemen kurumların yöneticilerinin, iç çatışmanın taraflarıyla veya uluslararası taraflarla olan ilişkilerinde tarafsız olup olmadıklarına dair şüpheleri bir dereceye kadar ortadan kaldıracaktır.”
Krizin, Libyalı ya da uluslararası tarafları, genel seçimlerin yapılmasının öneminden uzaklaştıracağı korkusunun yersiz olduğunu düşünen Fercani, “Tam tersine, geçiş dönemlerinde geçici yönetimlerin mali kazanımları ne kadar azalırsa, o kadar çok dışlanırlar. Sonuç olarak seçim süreci aslında hızlandı. Ne var ki Libya çatışmasının tüm evrelerinde bir servet mücadelesi verilmektedir” şeklinde konuştu.
Diğer taraftan ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland, Abdulhamid ed-Dibeybe’nin başbakanı olduğu Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile Fethi Başağa’nın başbakanı olduğu İstikrar Hükümeti arasında bir ayı aşkın bir süredir devam eden gerginliğe ilişkin değerlendirmesinde, “Libya’daki siyasi durum, rakip siyasi güçlerin petrol gelirlerini kontrol etmeye çalışması riskini artırıyor” dedi.
DYK üyesi Saad bin Şerade, Libya’nın egemen kurumlarının bağımsızlığının, bu kurumların yöneticilerinin milli sorumluluk duygusuyla hareket etmesinden başka bir şeye ihtiyacı olmadığını vurgulasa da DYK ve TM arasında petrol gelirlerinin dondurulması ya da gelirlerin yönetimi ve kaynakların hükümet çatışmasının uzağında tutacak bir mekanizma bulunması konusundaki fikir birliğini destekledi.
Bin Şerade, Avrupa ülkeleri ve ABD’nin Libya’nın egemen kurumlarının bağımsızlığıyla ilgili endişelerinin arka planında aslında çıkarlarının olduğuna dair artan şüphelerin gerekçesine değindi. Bin Şerade, Williams'ın Büyükelçi Norland'ın da desteklediği egemen kurumları, özellikle NOC hakkında konuşmasının zamanlamasını, başta Libya olmak üzere Kuzey Afrika ülkelerindeki büyük doğalgaz ve petrol rezervleri ile Rusya’dan tedarik edilen doğalgazı telafi etme çabalarıyla ilişkilendirdi. Bin Şerade, Rusya’dan doğalgaz tedarikine alternatif yollar bulma çabalarının Washington ve Avrupa başkentleri için bir öncelik olduğunun altını çizdi.
Libya’nın egemen kurumlarının yöneticilerinin son dönemde Batılı büyükelçilerle sık sık bir araya geldiklerine işaret eden Bin Şerade, ancak bu toplantıların yapılmasının yasal ve teknik olarak gerekliliği kanıtlanmadığını da sözlerine ekledi. DYK üyesi, Williams ve Norland'ın egemen kurumlar ve gelirleriyle ilgili açıklamalarının, ileri yönlü bir kaçış ve rakip iki hükümetten hiçbirini tanımama seçeneğini benimsemelerinin yanı sıra ülkedeki iktidar mücadelesi çıkmazıyla yüzleşememenin bir sonucu olarak, yaşanan bir kafa karışıklığı olduğunu ve bunun da kaosun artmasına katkıda bulunduğunu söyledi.
Libyalı ekonomi uzmanı Dr. Süleyman el-Şuhumi ise Williams ve Norland’ın açıklamalarının arkasındaki asıl amacı sorguladı. Şuhumi, değerlendirmesinde, “Bu açıklamalar, görev süresi sona ermiş olmasına rağmen Dibeybe hükümetini mevcut çatışma ve siyasi çekişme sahnesinde ana taraf olarak göstererek meşruiyet kazandırıyor” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Şuhumi, “Libya'da birkaç yıl önce yaşanan siyasi bölünme, kaos ve anlaşmazlık dönemlerinde, BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) ve uluslararası toplumun petrol gelirlerinin dondurulması ya da adil bir şekilde dağıtılması için tekliflerde bulunmamalarının sebepleri bugün de geçerli” dedi.
Bu bağlamda tekliflerin geri kalanını uygulanamaz olarak nitelendiren Dr. Şuhumi, BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Libya’nın petrol gelirlerinin dondurulmasına ya da bu gelirlere yaptırım uygulanmasına ilişkin bir karar çıkarmasını beklemediğini söyledi.
Ülkenin kaynaklarını ve yönetimini kontrol edecek UNSMIL’e bağlı bir ofisin kurulmasının Libya Merkez Bankası’nın yanı sıra Maliye ve Planlama bakanlıklarının rollerini de marjinalleştireceğini düşünen Dr. Şuhumi, dolayısıyla bunun ülkeyi yeniden işgal etmek gibi bir durum olduğunu ve buna uluslararası yasaların izin vermediğini vurguladı. Şuhumi, hiçbir Libyalının bunu kabul etmeyeceğinin de altını çizdi.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.