Irak’taki İran yanlıları Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesini İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak görüyor

Koordinasyon Çerçevesi, projenin yeni bir hükümet kurulana kadar durdurulması çağrısında bulundu

Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)
Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)
TT

Irak’taki İran yanlıları Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesini İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak görüyor

Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)
Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)

Mueyyid et-Turfi
Irak’ın Basra ilindeki petrol sahalarından Ürdün'ün Akabe Limanı’na petrol taşınması amacıyla bir boru hattı inşa etme projesi Irak'ta bir kez daha siyasetin gündemine oturdu ve tartışmaya yol açtı. Tartışma, Irak’ın İran’a yakın Şii koalisyonu Koordinasyon Çerçevesi ile Irak Meclisi’ndeki çoğunluğu oluşturan ve üçlü ittifak diye bilinen Vatanı Kurtarma Koalisyonu ([Sünni] Egemenlik Koalisyonu, Kürdistan Demokrat Partisi/KDP, [Şii] Sadr Hareketi) arasındaki yeni Irak hükümetinin kurulması i mücadelesi çerçevesinde alevlendi. Irak Petrol Bakanlığı'nın projenin halen inceleme aşamasında olduğunu söylemesine ve herhangi bir karara bağlanmadığını açıklamasına rağmen boru hattı projesinin uluslararası bir şirkete havale edilmesiyle ilgili bilgilerin sızdırılması sonrası Irak hükümetine yönelik eleştiriler arttı. Petrol Bakanlığı, söz konusu bilgilerin geçerliliğini reddetti.

Şeffaflık yok
İran’a yakın Şii güçlerin de olduğu Koordinasyon Çerçevesi, hükümeti üstü kapalı olarak Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesiyle İsrail ile ilişkilerin ilk adımını atmaya çalışmakla suçladı. Koordinasyon Çerçevesi, yeni hükümet kurulana kadar projenin durdurulması çağrısında bulundu. Projeyi eleştirenlerin başında eski Irak Başbakanı ve Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki geliyor. Maliki yaptığı bir açıklamada, projenin mali fizibilitesi yapılana ve yeni bir hükümet kurulana kadar askıya alınmasını talep etti. Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelen liderlerinden bir olan Maliki, Şii koalisyonun Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesinde Irak'ın haklarını koruyan şeffaflık, yeterli bilgi ve uygun garantiler verilmesi konusunda bir takım şüpheleri olduğunu açıkladı. Eski Başbakan, mevcut hükümetin günlük işleri yürüten geçici bir hükümet olması nedeniyle bu konuda gerekli yasal yetkilere sahip olmadığının da altını çizdi.
Nuri el-Maliki, 2008 ve 2014 yılları arasındaki sekiz yıllık başbakanlığı döneminde Bağdat ve Amman'da Ürdünlü yetkililerle yaptığı görüşmeler sırasında projenin en önde gelen savunucularından biriydi.

İsrail ile ilişkiler
Irak parlamentosundaki Sadıkun Bloku Milletvekili Mehasin ed-Duleymi, Basra-Akabe Petrol Boru Hattı’nı uzatma projesi nedeniyle Irak hükümetini sert şekilde eleştirdi. Boru hattı üzerinden Ürdün'e petrol ihracatının İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak gören Duleymi, “Proje Ürdün-İsrail ortak çıkarlarına hizmet ediyor. Ancak Irak’a ekonomik olarak hiç bir faydası yok” yorumunda bulundu. Duleymi, Koordinasyon Çerçevesi’nin, hükümetin ‘Irak ekonomisini yok etmeye yönelik politikaları’ karşısında boş durmayacağı uyarısında bulundu.

Meclis onayı
Irak Meclis Birinci Başkan Yardımcısı Hakim ez-Zamili, Irak Petrol Bakanı İhsan Abdulcebbar ile görüşmesi sırasında yaptığı açıklamada, “Halkın özlemlerini ve ülkenin çıkarlarını etkileyen stratejik projeler, ülkenin zenginliklerini korumakla görevli milletvekillerinin onayı olmadan kabul edilmeyecek yahut imzalanmayacaktır” dedi.
2019 yılında Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski Irak hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesine ilişkin bir anlaşmanın imzalandığı duyuruldu. Anlaşmanın duyurulmasından bu yana, Şii siyasi partiler ve akımlar, anlaşmayı yoğun bir şekilde eleştirirken anlaşmaya ilişkin bir takım şüphelerini de dile getiriyorlar. Şii taraflar, anlaşmayı İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak görüyorlar. Kısa bir süre önce Irak, Mısır ve Ürdün arasında gerçekleştirilen Bağdat Zirvesi, bu eleştirileri ve itirazları görmezden geldi. Zirvede, boru hattı projesinin hayata geçirilmesi, üç ülkenin aralarındaki ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi, Irak'ın petrol ihracatı için yeni çıkış noktaları bulunması ve Basra Körfezi'ne yeni limanlar ve platformlar kurulması için seçeneklerin artırılması amacıyla atılacak adımlar tartışıldı.
Irak ve Ürdün, 2019 yılında Basra ile Akabe Limanı arasında bir petrol boru hattı kurulmasını kararlaştırdı. Proje taslağına göre Irak’ın Basra ilindeki petrol sahalarından çıkarılan ham petrolün Ürdün’ün Kızıldeniz kıyısındaki Akabe Limanı’na diğer ülkelere ihraç etmek amacıyla taşıması hedeflenen boru hattının kapasitesi günlük bir milyon varil. Ayrıca taşınan 150 bin ham petrol varili Ürdün'deki Zerka Rafinerisi’nde işlenecek. Proje ayrıca günlük 358 milyon metreküp kapasiteli doğalgaz boru hattının da hayata geçirilmesini kapsıyor.

İnceleme çalışmaları devam ediyor
Petrol Bakanı İhsan Abdulcebbar, boru hattı projesinin halen inceleme ve fizibilite sürecinde olduğunu söyledi. Projenin şimdiye kadar hiç bir kuruma sevk edilmediğini söyleyen Bakan Abdulcebbar, parlamento ile görüşülmeden, fizibilite çalışması tamamlanmadan ve halkın çıkarları sağlanmadan projenin hayata geçirilmeyeceğini vurguladı. Abdulcebbar, Meclis Birinci Başkan Yardımcısı Zamili ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada,  projenin maliyetinin 8,5 milyar doları geçmediğini ve dosyasının Irak’ın kurulacak yeni hükümetine devredileceğini de sözlerine ekledi. Projenin, ham petrolün boru hattıyla taşınmasının yanı sıra kuzey ihracat sistemine ve kuzeydeki rafinerilere ham petrol tedarikini artırmayı amaçladığını belirten Iraklı Bakan, aynı zamanda Irak'ın orta ve güney bölgelerindeki elektrik santrallerinin enerji ihtiyacının karşılanmasının planlandığını ifade etti.
Petrol Bakanı, boru hattının Basra’nın Hadise ilçesinden uzanan bölümünün günlük iki milyon varil,  Hadise ile Akabe arasında uzanan bölümünün ise günlük bir milyon varil taşıma kapasitesine sahip olacağını açıkladı.

Proje yatırımlar yüzünden durduruldu
Irak, 1990’lı yıllardan bu yana, Irak topraklarından Ürdün topraklarına uzanan bir petrol boru hattı kurma konusunda ilerleme kaydetmeye çalışsa da art arda göreve gelen hükümetler, çeşitli engellerle karşı karşıya kaldılar. Bu engellerin başında yaptırımlar gelirken bunu, başta Enbar ili olmak üzere boru hattının geçtiği güzergahtaki güvenlik sorunları takip etti.
Irak, Saddam Hüseyin’in iktidarda olduğu dönemde patlak veren İran-Irak savaşı sırasında Basra ilindeki limanların saldırılara uğramasının ve Suriye rejiminin, Baniyas Limanı’na uzanan Irak’a ait boru hattının topraklarından geçişini engellemesinin ardından yeni ihracat noktaları arayışına girdi. Irak, bu doğrultuda, petrol ihracatının devam etmesini ve Irak ekonomisinin savaştan etkilenmemesini sağlamak amacıyla komşu ülkelerle boru hattı projelerinin hayata geçirilmesi için çalışmalara başladı. Fakat Saddam Hüseyin rejiminin Kuveyt’i işgal etmesinin ardından Irak’a sert uluslararası yaptırımlar uygulandı. Yaptırımlar, boru hattı projeleri çalışmalarının askıya alınmasına ve projelerin sadece resmi açıklamalara malzeme haline gelmesine neden oldu. Irak hükümeti, o dönem yaptırımlar nedeniyle yurtiçinde ve yurtdışında hiçbir boru hattı projesini hayata geçiremedi. Bu yüzden Basra limanları ve Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı üzerinden ihracata devam etmek zorunda kaldı.
Irak’ta 2013 yılının Nisan ayından bu yana göreve gelen hükümetler, Basra’daki petrol sahalarından çıkarılan ham petrolü Ürdün'e taşıyacak bir boru hattı inşa etme dosyasını etkin bir şekilde gündeme getirmeyi başaramadılar. Irak, 2018 yılının sonlarında, Basra limanları ve Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı dışında ihracat için yeni bir alternatif bulunması gerektiğine ikna oldu. Çünkü önümüzdeki yıllarda günlük yedi milyon varilin üzerine çıkması beklenen Irak petrolünün ihracatı için artık bu yol yeterli olmayacak.
Basra'nın petrol sahaları ve limanları en iyi durumda günlük yaklaşık dört buçuk milyon varil petrol ihraç edebilecek kapasiteye sahip. Irak ile Türkiye arasında 1976 yılında faaliyete geçen petrol boru hattı ise Kerkük yataklarından Türkiye'nin Ceyhan limanına 1,6 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahip. Ancak boru hattının artık iyice eskimesi sonucunda kapasitesi 600 bin varile düşmüş durumda. Bunun yanında 2003 yılından bu yana silahlı grupların el yapımı patlayıcılarla düzenlediği birçok saldırı nedeniyle boru hattının büyük bölümü hasar gördü.

DEAŞ sorunu
Petrol uzmanı Hamza el-Cevahiri, Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı güzergahının DEAŞ için güvenli bir sığınak olarak görülen Horan Vadisi’nden geçtiğinin altını çizdi. Hürmüz Boğazı'nın ise dünyanın en hayati geçitlerinden biri olduğuna dikkati çeken Cevahiri, “Petrol boru hattı Horan Vadisi'nden geçiyor. Oradan ne bir uçak ne de bir araba geçer. Hatta iletişim ekipmanları dahi çalışmaz” dedi. Cevahiri, Körfez'de seyrüseferlerin sadece bir ya da iki olayda yalnızca birkaç saatliğine durması dışında durduğunu duymadığını belirtti.

Günlük 30 milyon varil petrol kapasitesi
Körfez ve Hürmüz Boğazı’nın günlük 30 milyon varil petrolün geçtiği dünyanın en hayati geçitleri arasında olduğuna işaret eden Cevahiri, ‘Buranın kapatılmasının, petrol arzının askıya alınmasına ve dolayısıyla Avrupa ülkelerinin yarısının ekonomik olarak çökmesine neden olacağını’ öne sürdü. Bir raporda boru hattından bir varil petrolün taşınmasının maliyetinin 14 doları bulduğu, Körfez'e petrol taşımanın maliyetinin ise sadece 60 senti geçmediğine işaret edildiğini belirten uzman isim, tüm bu büyük tartışmaların ardından bakanlığın proje için henüz bir fizibilite çalışması yapmadığını da sözlerine ekledi.
Projenin Irak için önemi
Ekonomi uzmanı Salih el-Hemaşi ise Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesinin, ekonomik çıkarlarının az olmasına rağmen Irak için önemli olduğunu söyledi. Irak’ın gelecekte komşu ülkelerden geçecek başka boru hatları kurma planları olduğuna dikkati çeken Hemaşi, “Bu proje ile Akabe Limanı aracılığıyla Ürdün’e günlük 150 bin varil petrol taşınacak. Böylece maliyetler düşecek. Çünkü petrol tüketici ülke tarafından değil, üretici ülke tarafından taşınacak. Ayrıca Mısır’a da 350 bin varil petrol taşınacak” ifadelerini kullandı.

İlişkilerin geliştirilmesi
Boru hattının maliyetini Irak üstlenecek. Petrolün taşınmasında ise Ürdün'ün payı olacak. Ancak bunun karşılığında Irak'ın başta Ürdün ve Mısır olmak üzere komşu ülkelerle ilişkilerinin geliştirilmesi gibi kazanımları da söz konusu. Hemaşi’ye göre bu, Irak petrolünün Basra limanları üzerinden halihazırda Körfez'de bulunan iki çıkış noktasından yapılan ihracat kapasitesini ve Türkiye'nin Ceyhan Limanı üzerinden yapılan ihracat kapasitesini de artıracak. Hemaşi, projeye harcanacak miktarın, iki yıl içinde kendini amorti edebileceğini, bunun yanında Mısır’ın elektriği enerjiyle sağlayacağını, Ürdün’ün ise Akabe Limanı ile bir rafineri ülkesi olacağını vurguladı.  Irak'ın rafinerilerinin günlük ihtiyaçlarını karşılayamaması nedeniyle petrol türevleri sıkıntısı çektiğini hatırlatan Hemaşi, böylece Ürdün’ün Irak'a petrol türevleri tedarik edeceğini belirtti. Ekonomi uzmanı ayrıca Suudi Arabistan ve Suriye gibi komşu ülkelerle başka boru hatları inşa etme planları olduğunu da sözlerine ekledi.



İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele
TT

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İbrahim Hamidi

Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor

Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.

Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.

Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.

Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.

Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.

Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor

Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.

İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.

Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.

Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.

Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.


Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
TT

Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)

Selam Zeydan

Irak, son dönemde, hükümete bağlı Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Kurumu şemsiyesi altında yer almayan, hükümet ve diğer resmi kurumlar tarafından belirgin veya bilinen bir liderliği bulunmayan yeni isimler taşıyan çeşitli silahlı grupların oluşumuna tanık oldu. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) doğrudan desteğiyle Körfez ülkelerini ve Ürdün'ü hedef aldı.

Bu gruplar, 9 Ekim 2023 tarihinden bu yana art arda devam eden aşamalarda ortaya çıktı. Bu yıl içinde ise, Ürdün'ü hedef alan ‘Ricalu'l-Be's eş-Şedid’ (Şiddetli Güç Adamları) ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) saldırılar düzenleyen ‘Ceyşu'l-Gadab’ (Öfke Ordusu) adlı iki yeni grup öne çıktı. Bunun yanı sıra, daah önce sınırlı bir rol oynayan ‘Saraya Evliyai'd-Dem’ (Kan Dostları Tugayı) grubu da yeniden faaliyetlerine başladı.

Bu bağlamda Saraya Evliyai'd-Dem Askeri Sözcüsü Ebu Mehdi el-Caferi yaptığı açıklamada, “Biz herhangi bir tarafa veya başka bir isme bağlı bir grup değiliz, herhangi bir tarafın cephesi değiliz ve yalnızca şer'i, ulusal ve insani sorumluluğumuzun bize dayattığı görevi yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu gelişmeler, 2014 yılında DEAŞ terör örgütüyle savaşmak amacıyla kurulan ve çeşitli silahlı grupları bünyesine katan hükümet kurumu Haşdi Şabi'nin merkezlerini hedef alan ABD saldırılarının ardından yaşandı. Söz konusu saldırıların ardından, İran'a atfedilen yeni bir strateji uygulamaya konuldu. Bu strateji, Irak hükümetini siyasi ve diplomatik açıdan ‘mahcup etmekten kaçınmak’ amacıyla, bilinen grupların yönettiği yeni isimler altında silahlı cepheler oluşturulmasına dayanıyor.

Grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yeni strateji, sorumluluktan kaçınmayı amaçlıyor. Zira bazı grupların siyasi ve ekonomik kanatları bulunuyor ve kendi açık isimleri altında hareket etmek, siyasi ve mali kazanımlarını tehlikeye atabilir. Bunun yanı sıra, operasyonların yeni ve yapısı belirsiz isimler altında duyurulması dikkatleri dağıtmayı amaçlıyor. Bu da ABD güçlerinin doğrudan misilleme saldırıları düzenlemesini zorlaştırıyor.

cdfv
Irak'ın orta kesimlerindeki Diyala'da düzenlenen hava saldırıları sonucu hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyelerinin cenaze töreninden, 29 Temmuz 2026 (AFP)

Önümüzdeki günlerde, Irak hükümetinin bu grupları dağıtma ve silahları devlet elinde toplama planından kaçınmak amacıyla yeni isimler altında başka gruplar ortaya çıkabilir. Bu yeni gruplar, birleşmeyi reddeden veya silahını teslim etmeyen grupların, güvenlik birimleriyle doğrudan ve açık bir çatışmaya girmeden askeri operasyonlarını serbestçe sürdürmesine imkan tanıyor. Özellikle şimdiye kadar grupların silahlarını teslim etme programının, ağır silahların gerçek anlamda teslim edilmeden yalnızca devletle bağlantı kurulmasından ibaret olması, bu unsurların hem gruplar hem de devlet içinde birlikte faaliyet gösterebilmesine olanak sağlıyor.

Bu grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor. Şu an bu yaşanıyor. ‘Irak İslami Direnişi’ adı verilen çatı örgüt, geçtiğimiz dönemde Körfez ülkelerine yönelik herhangi bir saldırı düzenlediğini reddetti.

Irak devleti, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın bir Şii-Şii savaşının kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle yeni gruplarla mücadelede tamamen çaresiz kalıyor.

İran'ın yönlendirmesiyle bu yeni isimler altında faaliyet gösteren gruplar, hedef aldıkları alanı Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor. Bu hareketlilik, ABD güçlerini Irak sahnesi içinde meşgul etme politikasının bir parçası olarak, ABD-İran müzakere süreçlerinde çatışma dosyalarını çözmek için bir baskı kozuna dönüştürme amacı taşıyor. Bu çerçevede, İran'ın, özellikle Suudi Arabistan'ı hedef almadığını açıklamasıyla birlikte Irak'ı resmen bu duruma soktuğu belirtiliyor. Bu süreçte, Irak toprakları içinde gerçekleştirilen ABD-Suudi Arabistan saldırıları sonucunda dört İranlı danışman hayatını kaybetti.

Irak sahnesi

Al Majalla'ya özel bir açıklama yapan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey Iraklı bir yetkili, ‘İran ve ABD'nin, çatışmanın kapsamının genişletilmesinin sona ermesini hızlandırabileceği kanaatinden hareketle, Körfez ülkelerini de bu çatışmaya çekme yönünde açık bir arzu göstererek Irak'ı açık bir savaş alanına sürüklediğini’ ortaya koydu.

Yetkili, sahada gerçek anlamda yeni grupların oluşumunun bulunmadığını, bunların yalnızca bilinen grupların gerçek isimlerinden uzak durarak saldırıları üstlenmek için kullandığı isimler ve medya etiketleri olduğunu vurguladı.

fvbgyhjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da İran ile Irak arasında imzalanan mutabakat muhtırasının imza töreni sırasında, 23 Temmuz 2026 (Reuters)

Iraklı yetkili, mevcut tırmanışa görünürde katılmayan ve devlet içinde geniş nüfuza sahip bazı önde gelen grupların, içerideki hareketlilik ve gizlenme operasyonlarını kolaylaştırmak amacıyla kendi açık isimlerini kullandığını, operasyonlara ilişkin açıklamaların ise bu hayali cephelerin isimleriyle yayımlandığını açıkladı.

Bu çifte tutumun amacının birbiriyle bağlantılı iki yöne ayrıldığını belirten yetkiliye göre bunlardan birincisi, askeri kanatlara sahip, yıllardır siyasi çalışmaların içinde olan ve ABD ile çıkarları örtüşen etkili siyasi güçleri korumak. Bu güçler, İran'ın yönlendirmesiyle, siyasi cephelerini tehlikeye atmadan doğrudan saldırılar gerçekleştirmek için yeni isimleri kullanıyor. İkincisi ise, İran'ın eski grupların olası bir isyanına veya ABD baskısının sonuçlarından korkarak görevlerini yerine getirmeyi reddetmesine karşı tedbir olarak yeni grup ve oluşumlar kurmaya yönelik fiili çabasında somutlaşıyor.

Devletin çaresizliği

Iraklı yetkili, açık bir şekilde, bu yeni grupların icat edilmesi sürecinin, Irak devleti tarafından titizlikle tespit edildiğini ve izlendiğini, ancak devletin, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın Şii-Şii bir iç savaşın kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle bunlarla mücadelede tamamen çaresiz kaldığını vurguladı.

Irak hükümetinin, ülkenin topraklarının komşu devletlerin hedef alınması için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerekiyor

Yetkili, iç siyasi güçlerin mevcut kaos durumundan geçindiğini ve yararlandığını, grupların dosyasının çözülmesinin otomatik olarak kendi siyasi ve mali etkilerinin sonu anlamına geleceğinin farkında olduklarını belirtti.

Yetkili, grupların silahlarını teslim etmesi meselesinin, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) çekilse bile artık geçmişte kalmış bir fikir haline geldiğini, İran iradesinin bu yönelimi kesinlikle reddettiğini, özellikle bu grupların komşu ülkeleri hedef alıp etkileyebilecek stratejik silahlara sahip olması nedeniyle bu durumun daha da belirginleştiğini belirtti.

Bağdat, bu ayın ortalarında, Irak'ın Körfez ülkelerini hedef alma sürecine karıştığına dair kanıtlar ve ülkenin komşularını tehdit eden bir yer haline geldiğine ilişkin bilgilendirildi. Verilere göre DMO’dan çok sayıda kişi, ‘sahalar birliği’ çerçevesinde gruplarla askeri operasyonları koordine etmek amacıyla Irak'ta bulunuyor. Hükümet ise, devlet kurumları içindeki büyük nüfuzları nedeniyle bunlarla mücadele için harekete geçmekte çaresiz kalıyor. Özellikle hükümet, gelecek 30 Eylül'den sonra grupları feshederek dosyayı kapatmayı arzuluyor.

xcdf
Irak'ın batısında, Suriye sınırında bulunan bir Haşdi Şabi merkezine düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde milis grup Irak Hizbullah'ı üyeleri, Bağdat, Irak, 2 Mart 2026 (Reuteres)

Öte yandan, İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan araştırmacı Haydar eş-Şakiri, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, bu isim çokluğunun gruplara siyasi ve güvenlik açısından esneklik kazandırdığını belirtti. Şakiri, grupların resmi olarak Haşdi Şabi bünyesinde kayıtlı bir tugay aracılığıyla faaliyet gösterip devletten kaynak alabildiğini ve kılıf olarak kullanabildiğini, aynı zamanda daha hassas veya resmi çerçevenin dışındaki faaliyetleri yürütmek için ayrı isimler altında grupları destekleyebildiğini belirtti.

Şakiri, bu faaliyetlerin kendi çıkarlarına hizmet ettiğinde bunları üstlenebildiklerini veya destekleyebildiklerini, ancak siyasi veya hukuki maliyeti arttığında bunlardan sıyrılabildiklerini, bunun da sorumluluğun ve hesap verebilirliğin belirlenmesini zorlaştırdığını ekledi. Bu örüntünün küçük gruplarla sınırlı kalmadığını, siyasi ağırlığı olan büyük güçlerde de farklı derecelerde görüldüğünü belirtti.

Mevcut dönemin son derece hassas olduğunu, zira son saldırıların hem grupları hem de bir Irak güvenlik kurumu olan Haşdi Şabi'ye ait bir merkezi, belirli grupları hedef alma çerçevesinde vurduğunu açıklayan Şakiri, Irak hükümetinin, ülkenin komşu devletleri vurmak için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerektiğini vurguladı.

Başlangıç noktası

Öte yandan güvenlik uzmanı Sermed el-Beyati, İran'ın insansız hava araçlarının (İHA) menzilinin yüksek olduğunu, özellikle Şahed türü olanların 2 bin kilometreyi aştığını, bunların İran içinden fırlatılıp Irak radarlarından kaçabilecekleri için Irak'a sokulabildiğini, ardından Körfez ülkelerine yönlendirilebildiğini belirtti.

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı.

Beyati, İHA’ların rotasından ziyade fırlatıldıkları başlangıç noktasına odaklanılması gerektiğini ekleyerek, Irak'ın çok geniş çölleri bulunduğunu, bunların da insansız hava araçları fırlatmak için kullanılabileceğini açıkladı.

İsrail güçleri, İsrail ile İran arasındaki savaş patlak vermeden önce, Irak hükümetinin bilgisi dışında, Enbar eyaletinde lojistik destek sağlamak amacıyla bir askeri üs kurmuştu. Bu nedenle Irak güçleri, İran tarafından da kullanılabilecek çöl bölgesini kontrol altında tutamıyor; nitekim Curfu's-Sahr bölgesi bir askeri üs olarak değerlendiriliyor.

Güvenlik uzmanı Mahled Hazım, İran'ın Haşdi Şabi'nin bilgisi dışında Irak içinde gölge hücreler yerleştirdiğini ve bunların serbestçe hareket ettiğini, bunun da güvenlik sahnesinde karışıklığa yol açtığını belirtti. Hazım, Başbakan Ali Zeydi komşu ülkelerin Irak'a olan güvenini yeniden kazanmaya çalışsa da bu durumun Irak'ın çıkarına olmadığını vurguladı.

Dolayısıyla Iraklı gruplar dosyasının çözümü, resmi İran devlet kurumlarıyla geleneksel diplomatik kanallar aracılığıyla değil. Bu yaklaşım, Iraklı gruplar dosyasının tamamının münhasıran DMO’nun yönetim ve kontrolüne tabi olması gibi temel bir nedenden dolayı yetersiz ve içeriksiz kalmaya devam edecektir.


Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
TT

Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı, bugün (Salı) İran'ın Doha Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhsin Kanani'yi bakanlığa çağırarak, Al Rekayyat adlı tankerin Hürmüz Boğazı yakınlarından geçişi sırasında hedef alınmasına ilişkin protesto notası verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi Müdürü İbrahim Fahru tarafından Muhsin Kanani'ye teslim edilen protesto notasında, saldırının uluslararası deniz taşımacılığı güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğu, küresel enerji arzının güvenliğini doğrudan tehdit ettiği ve uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edildiği vurgulandı.

Notada, Katar'ın söz konusu saldırıyı ve bunun uluslararası deniz güvenliği ile bölgesel istikrara yönelik oluşturduğu tehdidi kesin bir dille reddettiği belirtildi. Doha yönetimi, İran'dan bölge güvenliğini tehdit eden tüm uygulamalara derhal son vermesini, uluslararası deniz taşımacılığı ile küresel enerji tedarikini riske atan eylemlerden vazgeçmesini talep etti.

Protesto notasında ayrıca Katar'ın, çıkarlarını ve ulusal varlıklarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde uygun göreceği tüm adımları atma hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. İran'dan saldırıyla ilgili acilen açıklama yapması, benzer olayların tekrarını önleyecek derhal tedbirler alması ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına tam olarak bağlı kalması istendi.