İsrail’den Mescid-i Aksa’dan sonra Kutsal Kabir Kilisesi’ne yasak

İsrail yönetimi Mescid-i Aksa’dan sonra Kutsal Kabir Kilisesi’ndeki gerginliğin ülke içindeki Arap şehirlerine sıçramasından endişeleniyor

İsrail güçleri, Hristiyan cemaatin Kudüs’teki Kutsal Kabir Kilisesi’ne ulaşmasını engellemek için bariyerler kuruyor (WAFA)
İsrail güçleri, Hristiyan cemaatin Kudüs’teki Kutsal Kabir Kilisesi’ne ulaşmasını engellemek için bariyerler kuruyor (WAFA)
TT

İsrail’den Mescid-i Aksa’dan sonra Kutsal Kabir Kilisesi’ne yasak

İsrail güçleri, Hristiyan cemaatin Kudüs’teki Kutsal Kabir Kilisesi’ne ulaşmasını engellemek için bariyerler kuruyor (WAFA)
İsrail güçleri, Hristiyan cemaatin Kudüs’teki Kutsal Kabir Kilisesi’ne ulaşmasını engellemek için bariyerler kuruyor (WAFA)

İsrail yönetimi Kutsal Cumartesi kutlamaları için binlerce Hristiyan’ın Kudüs’teki Kutsal Kabir Kilisesi’ne gelişini kısıtladı. Bu durum, kilisenin çevresindeki kapalı kapıların önünde ve polis kontrol noktalarında itiş kakış, darp, saldırı ve kavgalarla son bulan bir gerginlik yarattı.
Ortodoks Kilisesi’nin Kutsal Kabir Kilisesi’nde Kutsal Cumartesi kutlamaları için herhangi bir sayı sınırlaması belirlemeyi reddetmesine rağmen, İsrail, Yüksek Mahkeme’nin kiliseye girmesine izin verilen kişi sayısını 4 bin kişi ile sınırlayan kararını uyguladı. Yüksek Mahkeme daha önce ibadetçi sayısını yalnızca bin 500 ile sınırlama kararı almış ancak karara itiraz edilmişti. Dün İsrail, sabah saatlerinden itibaren kilise çevresini kışlaya çevirdi, barikatlar kuruldu, kiliseye açılan yeni kapı kapatıldı. İbadetçileri kontrol altına almak için el-Halil ve Bab el-Amud (Şam Kapısı) kapılarından güzergahlar belirlendi, sonrasında belirlenen ibadetçi sayısı dışında binlerce kişinin girişi engellendi.
Kameralar, İsrail güçleri ile ibadetçiler arasındaki yumruk yumruğa kavgayı görüntüledi. Polis tarafından girişi engellenenler arasında bir rahip de bulunuyordu. Daha sonra Knesset yesi Ahmed Tibi bölgeye geldi ve rahibi barikatlardan geçerek kiliseye götürdü.
Kutsal Filistin Toprakları’ndaki Hristiyan Ulusal Birliği Başkanı Dimitri Diliani, “İşgal güçleri Kudüs’ü askeri bir kışlaya dönüştürdü ve Kutsal Cumartesi’yi kutlamak üzere ibadetçilerin Kutsal Kabir Kilisesi’ne ulaşmasını engellemek için kiliseye giden yolları kesti.” açıklamasında bulundu. Diliani “İşgal güçleri, Kudüs’teki Hristiyanların ve Müslümanların ibadet özgürlüklerini sistemli bir şekilde kısıtlıyor. Bu kısıtlamalar, en temel insan haklarını ve yasalarını ihlal ediyor ve Tel Aviv’deki rejimin ırkçı doğasını açığa vuruyor.” ifadelerini kullandı.
Hamas ve İslami Cihad Hareketi de dahil olmak üzere Filistinli gruplar, Hristiyanların Kutsal Kabir Kilisesi’ne erişiminin kısıtlanmasını kınarken, Filistin Yönetimi ABD’ye Kudüs’e, Hristiyanlığın ve İslam’ın kutsal mekanlarına yönelik saldırılara son vermesi ve ibadet edenler için koyduğu kısıtlamaları ve engelleri derhal kaldırması için İsrail işgal makamlarına baskı yapma çağrısında bulundu.
Filistin Dışişleri Bakanlığı dün, İsrail işgal makamlarının Kutsal Kabir Kilisesi ve Kutsal Cumartesi’yi kutlayanlara yönelik vahşi saldırılarını kınadı. Aynı zamanda, işgal makamları tarafından çok sayıda kişinin kilisede ibadet etmelerinin önlenmesi kapsamında getirilen kısıtlamaları, bariyerlerin kurulmasını, saldırı ve silahlarıyla bölgenin kutsallığına saygısızlık edilmesini, Hıristiyan ibadetçilere yönelik açık bir kışkırtma olarak tanımladı ve kınadı.
Hamas, işgal güçlerinin Kutsal Kabir Kilisesi’ne ve Hristiyanlara yönelik işlediği ihlalleri kabul etmediğini açıklayarak uluslararası topluma çifte standart politikasına son verme çağrısında bulundu. Diğer yandan İslami Cihad Hareketi de, işgal altındaki Kudüs’te İslamiyetin ve Hristiyanlığın kutsallarına yönelik ihlalleri kınadı. Halk Cephesi ise, işgalin din adamlarına yönelik saldırısının ve Kutsal Kabir Kilisesi’ndeki Kutsal Cumartesi’yi kutlayan insanların sayısına kısıtlama kararının, Kudüs’e karşı devam eden ve gerilimi artıran uygulamaların bir parçası olarak değerlendirdi.
Hristiyan cemaate yönelik saldırılar, Mescid-i Aksa’da ibadet eden Müslümanlara yönelik, şehirdeki gerilimi yükselten saldırılara tanık olunan uzun bir günün ardından gerçekleştirildi. Şehirdeki gerginlikle birlikte, İsrail polisi kutsal mekanlarda devam eden gerilimin arka planında, Kudüs ve İsrail’deki Arap şehirlerinde olası diğer gerilimlere karşı hazırlık yaptı.
İsrail’de yayın yapan Kanal 12’ye göre, İsrail Emniyet Genel Müdürü Kobi Shabtai “Şiddetin Umm el-Fehm ve Nasıra gibi şehirlere yayılmasına yönelik endişe nedeniyle, yedek sınır polis memurlarının acil çağrı için tetikte olmaları emri verildi.” açıklamasında bulundu. İsrail Kamu Yayın Kuruluşu (KAN), İsrail İç Güvenlik Bakanı Omer Bar Lev’in, polislere mümkün olduğunca Mescid-i Aksa’nın avlularına girmekten kaçınmaları yönüne tavsiye verdiğini belirtti.
Yafa, Hayfa ve Umm el-Fehm şehirleri cuma günü Mescid-i Aksa’ya yönelik düşmanlığı kınayan yürüyüşlere tanık oldu. İsrail bir gözlatı operasyonu başlatmadan önce Umm el-Fehm’de çatışmalar patlak verdi. Cuma sabahı Mescid-i Aksa’da işgal güçlerinin camiyi basmasının ardından çıkan çatışmalar sırasında, İsrail işgal güçlerinin kurşunlarıyla biri ağır olmak üzere onlarca kişi yaralandı.

2 milyon İsrailli Arap var
Ülke nüfusunun 9 milyona ulaştığı İsrail’de nüfusun yaklaşık 2 milyonu "İsrailli Araplar" olarak tanımlanan İsrail vatandaşı Filistinlilerden oluşuyor.
İsrail vatandaşı Filistinliler ülke nüfusunun yüzde 20'sine tekabül ediyor. Tel Aviv rejiminin "İsrailli Araplar" olarak tanımladığı vatandaşlar, 1948'deki savaş ve sonrasında yaşanan işgale rağmen yurtlarında kalarak İsrail vatandaşı olan Filistinlilerden oluşuyor. Bu nüfusun dışında kalan ve İsrail vatandaşı olmayan Filistinliler ise Gazze ve Batı Şeria’da yaşıyor.
İsrail ve Filistin’de Hristiyanlar
İsrail içerisinde nüfusun yüzde 2’sini teşkil eden Hristiyanlar oluşturuyor. Ülkede 135 bin Hristiyan Arap, 22 bin Filipinli, 7 bin İtalyan Katolik, 5 bin Ermeni Ortodoks, 3 bin 500 Yunan Ortodoks, 3 bin İspanyol Katolik, bin 100 Asuri ikamet ediyor. Batı Şeria’da ise 50 bin Hristiyan Arap yaşıyor.
940 bin kişinin yaşadığı Kudüs’ün nüfusunun yüzde 62’si Yahudilerden yüzde 38’i Filistinlilerden oluşurken kentte en az 100 bin Hristiyan yaşıyor.



Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
TT

Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa ülkelerinin Rusya'nın gölge filosunun parçası olduğundan şüphelenilen gemilere yönelik müdahale ve alıkoyma faaliyetlerine karşılık olarak, çarşamba günü Avrupa ülkelerine ait gemilere el koyma tehdidinde bulundu.

Başta İsveç ve Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, son aylarda Moskova'nın Ukrayna'yı Şubat 2022'de işgal etmesinin ardından uygulanan Batı yaptırımlarını aşmak için kullandığı düşünülen gölge filoya ait olduğu değerlendirilen bazı gemilere müdahale etti.

Avrupa Birliği'nin temmuz ayının sonunda kabul ettiği yeni yaptırım paketi de Rusya için önemli gelir kaynaklarını hedef alıyor ve bu gemilerin petrol ve diğer ürünlerden oluşan yüklerinin satışını kısıtlıyor.

Putin, «Bazı ülkelerin yetkililerinin son dönemde gemilerimize el koyma ve bizden yağmaladıkları malları satma ihtimalini değerlendirdiğini görüyoruz» dedi ve bu girişimleri korsanlık ve haydutluk olarak nitelendirdi.

Rusya'nın Uzak Doğusu'ndaki deniz tatbikatlarının yapıldığı sırada konuşan Putin, “Eğer bu gerçekleştirilirse, aynı şekilde karşılık vermek zorunda kalacağız” ifadelerini kullandı. Rus lider, Moskova'nın gerekli ve uygun gördüğümüz her yerde harekete geçeceğini belirterek herhangi bir yerde karşılık verebileceklerini söyledi.

gthyju
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Donanması'na ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü, Sahalin Adası'nın doğusunda Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken ziyaret etti (AFP)

İsveç kısa süre önce, mart ayının başında durdurduğu Rusya'nın gölge filosuna ait bir yük gemisini Ukrayna'ya teslim etme kararı aldı. Kiev'e göre gemi, Moskova'nın işgal ettiği bölgelerden çalınan Ukrayna buğdayını taşıyordu.

Bu arada Rus haber ajansları, Putin'in NATO'nun Asya-Pasifik bölgesine sızdığını ve Kuzey Kutbu'nda gerilimi artırdığını söylediğini aktardı.

Putin açıklamalarını, Rus donanmasının askeri tatbikat düzenlediği Sahalin Adası açıklarında bulunan Rus kruvazörü Varyag da yaptı.

Tatbikatlar, ABD ile Güney Kore'nin Kuzey Kore'nin olası bir saldırısını simüle eden ortak askeri tatbikatlarından bir hafta önce gerçekleştiriliyor.

Kiev ve Seul'ün Kuzey Kore ile Moskova arasındaki askeri iş birliğinin artmasından duyduğu endişeyi dile getirdiği bir dönemde, bölgede gerilim de yüksek seyrediyor.


Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
TT

Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)

ABD Başkanı Donald Trump'ın önündeki seçeneklerin artık, açık bir zafer ile sınırlı tutulabilecek bir yenilgi arasında değiştiği söylenemez. Bu seçenekler daha çok, İran'ı yıpratabilecek ancak Amerikan ekonomisini de zorlayacak uzun soluklu bir abluka; Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak karşılığında Tahran'a kalıcı bir nüfuz alanı tanıyacak sınırlı bir anlaşma; hesaplarını değiştireceğinin garantisi olmayan yeni bir askeri harekât ya da geride daha zayıf ve daha düşmanca bir devlet bırakan siyasi geri çekilme gibi her biri kendine özgü bedeller taşıyan senaryolar arasında şekilleniyor. Pakistan, yeniden Hürmüz Boğazı krizini sona erdirecek bir ‘düzenlemeye’ yaklaştığını duyururken İran ve ABD'nin tutumları, çatışmanın nihai uzlaşıya değil yıpratma sürecine ulaştığına işaret ediyor. Sorun, kısa bir süre içinde anlaşmaya ulaşılacağına dair açıklamalar defalarca kez yinelenirken genel ifadelerden somut uygulamaya geçişte uçurumun büyümeye devam etmesi. Tahran'ın ‘son aşamasına ulaştı’ dediği İran-Umman Anlaşması, yeni deniz güzergahlarının belirlenmesini öngörürken bu durum otomatik olarak boğazın yeniden açılması anlamına gelmiyor.

dfgreg
İran Dışişleri Bakanı Abbas Araçi, bugün Tahran'da Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'yi kabul ediyor (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran, Hürmüz Boğazı’nın açılması için ablukanın, yaptırımların, askeri tehditlerin sona ermesi ve tazminat ödenmesini şart koşarken Washington, Tahran'a gemilerden ücret alma ya da geçişe kısıtlama getirme hakkı tanımayı reddediyor. Tahran ayrıca Washington'ın önceki mutabakat muhtırasını ihlal ettiğini öne sürerek ABD ile doğrudan müzakereye oturmayacağını da açıklıyor.

Bu bağlamda Pakistan’ın iyimserliği, tazminat, yaptırımlar, nükleer program ve bölgedeki Amerikan kuvvetleri dosyalarının çözüme kavuşturulmasından çok deniz güvenliğine ya da tırmanmanın durdurulmasına ilişkin geçici bir mutabakata işaret ediyor olabilir. Karşılıklı tazminat talepleri ise yüzü kurtaracak bir formül bulmayı daha da güçleştiriyor. İran’ın savaş tazminatı talep etmesinin ardından Trump, buna Tahran'ı sorumlu tuttuğu kurbanlar için tazminat talep ederek yanıt verdi. Böylece olası herhangi bir müzakereye yeni bir madde daha ekledi.

Bombalama yerine abluka

Trump şu an deniz ablukasını sürdürmeyi ve yaptırımları sıkılaştırmayı, topyekun savaşa geri dönmekten ise bundan kaçınmayı tercih ediyor. Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre yetkililer, bu aşamada sistemin davranışını değiştirmede sınırlı sonuçlar veren saldırılara kıyasla mali baskının daha etkili olabileceği konusunda onu ikna etti. Trump bu mantığı İran'ın ‘iflas ettiğini’ söyleyerek özetledi. ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz da Tahran'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth'ten çok Hazine Bakanı Scott Bessent'tan korktuğu görüşünü dile getirdi. Bu strateji Washington'a yeni bir hava harekâtının risklerini üstlenmeksizin sürdürülebilir bir baskı aracı sunuyor ve Trump'ın savaşı genişletmeden İran'ı cezalandırmayı sürdürmesine imkân tanıyor. Ancak bu yaklaşım, zamanın ABD'nin lehine çalıştığını varsayıyor. Bu ise henüz kanıtlanmış bir önerme değil.

drfgthtg
ABD Başkanı Donald Trump ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Versailles Sarayı'nda ABD-İran anlaşmasının imza töreninde (AFP)

İran ekonomisi, dövizin çöküşü, enflasyon ve petrol gelirlerinin yitirilmesinden kaynaklanan ciddi bir baskıyla boğuşuyor olsa da Tahran maliyeti gemilere, enerji tesislerine yönelik saldırılar ve bölgedeki müttefikleri aracılığıyla hasımlarına yüklemeye hazır olduğunu kanıtladı. Krizin sürmesi ABD'nin iç dengelerini de etkiliyor. Associated Press (AP)-NORC anketine göre Amerikalıların yalnızca yüzde 28'i Trump'ın savaşı yönetme biçimini onaylıyor. Bu oran bir ay önce yüzde 34'tü. Ara seçimlerin yaklaşması ve yakıt fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Washington'ın siyasi ve ekonomik yıpranmaya dayanma kapasitesi, iç acı çok daha şiddetli olsa dahi İran rejiminin baskıya katlanma kapasitesinin altına düşebilir.

Güç seçeneği gündemde kalmaya devam ediyor

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü (WINEP) Araştırma Direktörü Patrick Clawson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘Trump'ın karşısındaki alternatiflerin tamamının çekici olmadığını’ belirterek karar alma sürecinin büyük ölçüde kişisel nitelik taşıdığını ve Trump'ın sınırlı sayıda danışmanı, daha az sayıda uzmanı dinlediğine dikkati çekti. Bu nedenle Clawson, Trump’ın herhangi bir anda ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'a atfedilen iki haftalık bombalama harekâtını onaylayabileceğini ya da sadece abluka ve ekonomik baskı kampanyasını sürdürmeye karar verebileceğini dışlamıyor.

Trump'ın müttefiklere yönelik yaklaşımındaki değişkenliği de örnek gösteren Clawson, Trump yönetiminin Suudi Arabistan ile ‘123 Anlaşması’ olarak bilinen sivil nükleer iş birliği anlaşmasını beklenmedik biçimde onayladıysa da ABD Başkanı’nın günler sonra Riyad'ın uzun süredir reddettiği bir talep olan İsrail'in tanınması koşulunu anlaşma metnine eklediğine işaret etti. Clawson, bu yaklaşımın İran'la ilişkide çok daha fazla değişkenlik sergileyebileceğini ve ‘Trump'ın ne yapacağını kimsenin bilemeyeceğini, belki de kendisinin bile henüz bilmediğini’ vurguladı.

fdyjuk
Ortadoğu'da konuşlu Patriot sisteminin jeneratörüne yakıt ikmali yapan bir ABD topçu askeri (ABD Ordusu)

Gerilimin tırmandırılmasından yana olanlar, kısa ve sınırlı bir harekâtın nükleer, füze ve sanayi altyapısındaki daha fazla tesisi yok edip ardından ablukaya dönülebileceğini savunuyor. Ancak bu seçenek Hürmüz Boğazı’nın açılacağını garanti etmiyor ve İran'ı petrol tesislerine, su kaynaklarına ve Amerikan üslerine saldırmaya yöneltebilir. Bazı savunma füzelerinin ve uzun menzilli mühimmatların azalması ve enerji fiyatlarındaki olası artış da ‘iki haftalık bombalamayı’ hesaplanmış bir son nokta değil, uzun soluklu bir yüzleşmenin kapısını aralayan bir başlangıç noktasına dönüştürebilir.

Hürmüz Boğazı ve zorunlu “birlikte yaşama”

Üçüncü seçenek, İran'ın bir dereceye kadar denetimi karşılığında deniz seyrüseferini yeniden başlatan sınırlı bir anlaşmayı kabul etmek ve daha büyük meseleleri erteliyor. Bölge ülkeleri bu sonuçtan memnun olmamakla birlikte, yeni bir savaşa kıyasla buna daha temkinli yaklaşıyor. Pazartesi günü Boğaz'dan geçen gemi trafiği, savaş öncesindeki günlük 130 ila 140 gemilik ortalamaya kıyasla sadece altı gemiye düşüyor. Bu durum, Trump'ın ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı’nı ‘kontrol ettiği’ yönündeki açıklaması ile ticari geçişi fiilen garanti edebilme kapasitesi arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Buna rağmen mevcut tablo, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hukuki egemenliğinin tanındığı anlamına gelmiyor, aksine Tahran'ın seyrüseferi aksatma gücüyle geçici bir birlikte yaşama durumu oluşturuyor. Zira alternatif güzergahlar da tehdit ve saldırılara maruz kalıyor. Bu da İran'a, bölge ihracatının bir kısmı üzerinde fiilen bir ‘veto hakkı’ tanımaya devam ediyor.

İran’ın öne sürdüğü bazı şartları kabul etmenin Tahran'ı başka şartlar da eklemeye yöneltebileceği konusunda uyaran Clawson’a göre Tahran, Trump'ın daha fazla baskıya açık olduğunu düşünüyor. Clawson, İran'ın özür, tazminat ve ABD güçlerinin çekilmesi taleplerini ekleyerek mutabakat zaptında yer alanların ötesine geçtiğine dikkati çekti. Ayrıca mutabakat zaptında geçen 300 milyar dolarlık fonun Amerikan tarafında tazminat değil, İran'a yapılacak yatırımlar olarak anlaşıldığını, askerlerle ilgili maddenin ise Washington tarafından bölgeden çekilme değil İran yakınlarında yeni bir yığınak yapılmasının önlenmesi şeklinde yorumlandığını açıkladı. Nükleer bir anlaşma olmadan dahi zafer ilan edip uzaklaşma seçeneği, Trump'ın üzerindeki siyasi yükü hafifletebilir, ancak Hürmüz Boğazı kapatılmaya ve İran gerilimi tırmandırmaya muktedir olduğu sürece krizi sona erdirmeye yetmiyor. Bu nedenle en muhtemel sonuç, hava saldırıları seçeneği yedekte tutularak abluka, yaptırımlar ve dolaylı müzakerelerin bir karışımı olarak öne çıkıyor. Clawson'ın özetiyle, Trump yeni bir askerî harekât emri verse de vermese de bu süreç uzun soluklu bir hesaplaşma niteliği taşıyor. Mevcut karar, hızlı bir zaferin nasıl kazanılacağıyla değil, Trump'ın hangi bedeli ödemeyi seçeceği ve bu bedelin ne kadarını İran'a, müttefiklerine ve kendi seçmenine yükleyebileceğiyle ilgili bulunuyor.


Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
TT

Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)

Tayvan, Çin'in adanın doğu kıyısı açıklarında Endonezya ile ortak deniz tatbikatı düzenleme planını kınadı. Taipei, Pekin'in söz konusu deniz bölgesi üzerinde yetki sahibi olduğu yönünde "yanlış bir izlenim" oluşturmaya çalıştığını savundu.

Çin Savunma Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, bir Çin savaş gemisi ile bir Endonezya fırkateyninin ağustos ayının ortalarında Tayvan'ın doğusunda "denizde geçiş tatbikatı" gerçekleştireceğini duyurdu.

Bakanlık, tatbikatın "iki ülke donanmalarının ortak operasyonel kabiliyetlerini geliştirmeyi" ve "bölgesel barış ve istikrarı ortaklaşa korumayı" amaçladığını bildirdi.

Buna karşılık, Tayvan'ın Çin politikasından sorumlu Anakara İşleri Konseyi, Çin Komünist Partisi'nin "askeri provokasyonu" olarak nitelendirdiği girişimi sert şekilde kınadı.

Konsey, bu adımın fiilen "uluslararası kamuoyunda Çin Komünist Partisi'nin Tayvan'ın doğusundaki sular üzerinde yetkiye sahip olduğu yönünde yanlış bir izlenim oluşturmayı" amaçladığını belirtti. Açıklamada, girişimin Tayvan'ın ulusal egemenliği ile denizlerdeki hak ve çıkarlarının "açık bir ihlali" olduğu ifade edildi.

Fransız Haber Ajansı'nın (AFP) konuya ilişkin sorusuna Endonezya ordusundan henüz cevap gelmedi.

Çin'in tatbikat duyurusu, Tayvan'ın Çin'in olası bir işgaline karşı halkı hazırlamayı amaçlayan şimdiye kadarki en geniş kapsamlı yıllık askeri tatbikatlarını gerçekleştirdiği bir dönemde yapıldı.

Çin, Tayvan'ı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Pekin, nüfusu 23 milyondan fazla olan özerk adayı güç kullanarak ilhak etmekle tehdit ediyor.