Batı'nın Ukrayna'daki savaşla ilgili tutumlarındaki radikal değişiklikler

Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya ağır ve ölümcül silahlar gönderme konusundaki ‘tabunun’ yıkılmasından sonra ABD’yi takip etmeye başladı

Donbas bölgesine bağlı Syevyerodonetsk şehrindeki bir kontrol noktasından geriye kalanlar (AFP)
Donbas bölgesine bağlı Syevyerodonetsk şehrindeki bir kontrol noktasından geriye kalanlar (AFP)
TT

Batı'nın Ukrayna'daki savaşla ilgili tutumlarındaki radikal değişiklikler

Donbas bölgesine bağlı Syevyerodonetsk şehrindeki bir kontrol noktasından geriye kalanlar (AFP)
Donbas bölgesine bağlı Syevyerodonetsk şehrindeki bir kontrol noktasından geriye kalanlar (AFP)

Bugün ABD istihbaratının Rus güçlerinin dört saat içinde başkent Kiev'e ulaşacağı ve iki gün içinde Kiev’in düşeceği yönündeki tahminlerinin gerçekleşmesi ne kadar uzak görünüyor? Ya da ABD yönetiminin Rusya Ukrayna'ya savaş açmadan önce diplomatlarının ve Ukrayna güçlerine eğitim misyonları yürüten askeri uzmanlarının ülkeyi terk etmelerini isteyen ve ABD Dışişleri Bakanlığı'nın talimatlarına rağmen Ukrayna’da kalan ABD vatandaşlarının hayatlarının sorumluluğunu peşinen reddeden aceleci tutumu bugün ne kadar alçakça görünüyor? O dönem Ukrayna'nın NATO’nun bir üyesi olmadığını tekrar tekrar hatırlatan ABD’nin bu söylemiyle birlikte ortaya koyduğu ihtiyatlılığa dikkat çekilmeli. Aynı şekilde silahların Rusların eline geçebileceğine ya da ABD vatandaşlarının esir alınabileceğine dair korkularla birlikte Ukrayna güçlerine ‘savunma’ silahlarının gönderileceğini duyururken ki temkinli tutumuyla NATO’nun korumasına sığınmadı. Sonunda Batılılar, Moskova'nın bunu ABD’nin ‘savaşa katılımı’ olarak değerlendireceğinden korkusuyla Washington'ın Mart ayı başlarında Polonya'ya ait 28 adet Sovyet yapımı MiG-29 model savaş uçağının Almanya'nın batısındaki Ramstein Hava Üssü’nden Kiev'e nakletmek üzere ABD’nin emrine verilmesi teklifini reddettiğini unutmadılar. Washington, haftalarca tıpkı diğer müttefik ülkeler gibi, Ukrayna'daki savaşın Rusya ile NATO arasında bir savaşa dönüşmemesine dikkat edilen bir yaklaşım sergiledi.
Atlantik okyanusunun diğer yakasında, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde bu temkinli yaklaşım daha belirgin hale geldi. Polonya ve Baltık ülkeleri dışındaki Avrupa ülkeleri daha muhafazakar bir tutum sergilediler. En büyük endişeleri savaşın yayılıp Ukrayna dışına sıçramasıydı. Rusya'ya çok hızlı bir şekilde diplomatik tecrit uyguladılar. Ukrayna'ya karşı askeri saldırganlığını kınadılar. Kamu ve özel kurumlarına ekonomik, ticari ve mali yaptırımlar uygulamaya başladılar. Haftalarca savaşa katılmaktan kaçındılar ve Kiev'in ‘saldırı amaçlı olmayan’ silah ve teçhizat taleplerine sınırlı olarak yanıt vermekle yetindiler. Bunun yanında ABD ve Avrupa ülkeleri ile üç Baltık ülkesi, Polonya, Bulgaristan ve Romanya, Rusya'ya karşı NATO’nun doğu kanadındaki askeri varlıklarını güçlendirdiler.
ABD Başkanı Joe Biden, birçok kez NATO üyelerinin topraklarının her karışını savunacaklarını vurguladı. Biden’ın bu açıklaması, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i NATO üyesi olmayan Ukrayna'da istediğini yapmakta özgür bırakmak olarak yorumlandı. Ancak Ukrayna’daki savaşın üçüncü ayına girdiği bugün, işler tersine dönmüş,  ABD-NATO ve Avrupa ‘ikili’ temkinliliği sınır tanımayan bir dürtüye, hatta iki taraf arasında bir rekabete dönüşmüş durumda. Putin'in Ukrayna'daki planlarının önünde duranlara ya da Rusya'nın ‘hayati çıkarlarını’ tehdit edenlere ‘beklenmedik bir yanıt verme’ tehdidine ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un bu kez nükleer bir ‘üçüncü dünya savaşının patlaması’ konusunda uyarmasına rağmen Batı'nın Kiev'e verdiği destek sınırsız hale geldi. Doğu Avrupa ülkelerinin başkentlerinde uzun süre görev yapan eski bir büyükelçi, Batılıların tutumlarındaki köklü değişikliği dört ana faktöre bağladı. Bunlardan ilki, Rus güçlerinin performansında ortaya çıkan zayıflık, ordu liderliğinin yaptığı stratejik hatalar ve bunun sonucunda Rus ordusunun yaşadığı büyük can ve teçhizat kayıpları ile işgal ettiği Ukrayna'nın kuzeyindeki ve Kiev çevresindeki bölgelerden geri çekilmek zorunda kalması. İkinci faktör, ABD ve İngiltere istihbarat servislerinin karamsar beklentilerini boşa çıkaran Ukrayna güçlerinin gösterdiği direnişin yanı sıra hava ve füze saldırılarına karşı koyabilme kabiliyeti. Üçüncüsü, Rus güçlerinin Buça ve diğer şehirlerden geri çekilmesinden sonra ortaya çıkan suçların teşhir edilmesi. Bu durum, Batı kamuoyunun hükümetleri üzerinde Ukrayna'yı çeşitli yönlerde daha fazla destek vermeleri konusunda güçlü bir baskı uygulamalarına yol açtı. Dördüncü ve son faktör ise Batılı planlamacıların, Moskova'nın Ukrayna'da boğulmasını, Rusya'yı zayıflatmak ve onu bir süper güç olarak dünya siyasi ve askeri haritasındaki yerinden etmek için bir fırsat olarak görmeleri.
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Kiev'e gerçekleştirdiği ortak ziyaret vesilesiyle yaptığı açıklamada, ülkesinin planlarını açıklamakta tereddüt etmedi. Austin, açıklamasında, “Rusya'nın Ukrayna'yı işgal ederken yaptıklarını yapamayacak kadar zayıfladığını görmek istiyoruz” ifadelerini kullandı. Savunma Bakanı ayrıca ABD yönetiminin, Ukrayna'nın ‘doğru ekipmana ve doğru desteğe sahip olması halinde bu savaştan galip çıkabileceğini’ düşündüğünü de sözlerine ekledi. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, geçtiğimiz Salı günü Almanya'dan CNN ağına verdiği röportajda, Rusya Ukrayna’yı işgalinin bedelini ödemediği takdirde küresel güvenlik sisteminin risk altında olacağı konusunda uyardı. ABD Başkanı Biden, Ukrayna'ya 33 milyar dolarlık ek mali yardım sağlanması için ABD Kongresi'ne bir yasa tasarısının sunulacağını duyururken, “Savaşın bedeli yüksek, ama eğer Rusya’nın saldırganlığına teslim olursak daha da yüksek olur” dedi. Biden ayrıca “Biz Rusya'ya saldırmıyoruz, aksine Ukraynalıların kendilerini Rusya’nın saldırganlığına karşı savunmasına yardım ediyoruz” diyerek ülkesinin Ukrayna’ya olan yardımlarını savundu.
Böylece, başlangıçtaki temkinlilik tamamen sona ererken savaşın uzamasına ilişkin çekinceler ve korkular ortadan kalktı. Bir zamanlar riskli olan ne varsa bugün normal hale geldi. Eski diplomatın dediği gibi, ‘batı tarafındaki savaşın hedeflerinin değiştiği, artık Kiev'in savaşması ve savaşı durdurmasını sağlamakla sınırlı olmadığı, daha çok Rus güçlerini yenmeye yöneldiği’ ortada. Bu durum, Rusya'nın Afganistan'dan çıkışından sonra, Başkan Putin için ‘stratejik  bir yenilgi’ olarak kabul edilen ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ve ABD güçleri Kabil'den ayrılırken ortaya çıkan aşağılayıcı görüntülerin hafızalardan silinmesi için bir fırsat olarak düşünülebilir. Fransız diplomat, savaşın yarın durabileceğini, fakat Rusya'ya uygulanan yaptırımların ve tecridin savaşın sona ermesiyle bitmeyeceğini düşünüyor. ABD ve Avrupa ülkelerinin tutumundaki bu değişiklik, Kiev ile Moskova arasındaki müzakerelerin ‘dondurulmasını’ ve Lavrov'un önceki tutumlarından ‘geri çekilen’ Ukrayna tarafına yönelttiği suçlamaları açıklıyor. Burada Kiev'in daha önce, Rus güçleri başkente yaklaştığında bir takım garantiler karşılığında tarafsız olmayı kabul etme ve ayrılıkçı Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tartışma konusunda istekli olduğu belirtilmeli. Fakat bugün müzakereler askıya alınmış durumda ve sahada olacakların beklenmesinden ötürü askıda kalmaya devam edebilir.
Bugün hiç kimse Ukrayna ordusuna ağır ve saldırgan silahlar göndermekten çekinmiyor. Washington, 811 milyon dolarlık gelişmiş silah ve teçhizatın ardından Kiev'i silahlandırmak için Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlangıcından bu yana Ukrayna'ya tahsis ettiği miktarın yedi katı olan 33 milyar dolardan 20 milyar dolar daha ayırmak istiyor. Avrupa ise kendi adına her türlü tedbiri bıraktı. Eleştirilerin yöneltildiği başlıca iki ülke olan Almanya ve Fransa, tutumlarını baştan ayağa değiştirdi. Bugün Almanya, kamuoyunun Başbakan Olaf Schulz'a uyguladığı baskı nedeniyle iki ay süren tereddütten ve Berlin'deki iktidar koalisyonu içinde yaşanan sert tartışmalar ve kopuşlardan sonra Ukrayna'ya ağır ve ölümcül silahlar göndermekten artık çekinmiyor. Berlin, onlarca yıldır sımsıkı bağlı olduğu savaş halindeki ülkelere silah göndermeyi reddetme ilkesini terk etti. Ukrayna'ya hafif savunma silahlarından sonra, Leopard model tanklarla birlikte Gebard hava savunma sistemleri sağlama anlaşmasıyla ileriye doğru büyük bir adım attı. Silahın ‘Ukrayna'daki bir sorun yaratmanın değil, savaşı durdurmanın bir yolu’ olduğunu söyleyen Fransa, Ukrayna’ya Milan ve Javelin tanksavar füzeleri ile Mistral uçaksavar füzeleri göndermeyi kabul etti. Daha da önemlisi, Irak'ta DEAŞ’a karşı savaşta etkinliğini gösteren Caesar kamyona monteli obüs sistemlerini Ukrayna’ya gönderme kararı aldı. Dolayısıyla savaşa katıldıkları suçlamasını reddetmeye devam eden Batılı ülkeler, Rus güçleriyle vekaleten savaştıkları ölçüde savaşa gerçekten dahil oluyorlar. ABD önden giderken Avrupa arkasından onu takip ediyor.



Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
TT

Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)

Türkiye, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet lisansını iptal etti. Kararın, İran bankacılık sistemine yönelik baskıyı artırmayı amaçladığı ve Washington’ın Tahran’a karşı ekonomik baskısını artırdığı bir dönemde ABD’nin artan baskılarına yanıt niteliği taşıdığı belirtildi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), lisansın iptaline ilişkin kararını, Washington’ın Devrim Muhafızları ile bağlantıları olduğu şüphesiyle Türk Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasından iki hafta sonra aldı. Banka ise söz konusu suçlamaları reddetti.

Karar ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın New York’ta salı günü başlayacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirmesi beklenen görüşmenin hemen öncesinde alındı.

Merkezi Tahran’da bulunan Mellat Bank, OpenSanctions adlı ve yaptırım uygulanan kuruluşların izlenmesine olanak sağlayan açık veri tabanına göre, “İran hükümetine mali destek sağladığı” gerekçesiyle ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere’nin yaptırımlarına tabi. Aynı kaynağa göre İran hükümeti, bankanın en büyük hissedarları arasında yer alıyor.

Mellat Bank, İran’ın en büyük ve en eski ticari bankalarından biri. 1980 yılında kurulan bankanın ülke genelinde 1.000’den fazla şubesi bulunuyor.

BDDK, kararını Bankacılık Kanunu’nun “B-71” maddesine dayandırdı. Söz konusu madde, bankanın faaliyetlerini sürdürmesinin “mevduat sahiplerinin ve hissedarların haklarını, finansal sistemin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğinin” tespit edilmesi halinde lisansın iptal edilmesine olanak tanıyor.

Görsel kaldırıldı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 24 Ağustos’ta İran’a yönelik yaptırımların sıkılaştırıldığını duyurduğu basın toplantısında. (Reuters)

Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah elde etmeye çalıştığı yönündeki suçlamalar kapsamında daha önce Mellat Bank’a yaptırım uygulamıştı. Tahran ise bu suçlamaları reddediyor. Söz konusu yaptırımlar, İran’ın nükleer programına ilişkin 2015 tarihli uluslararası anlaşma kapsamında daha sonra kaldırılmış, ancak ABD Mayıs 2018’de anlaşmadan tek taraflı olarak çekilerek Tahran’a yönelik ağır yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuştu.

Türkiye’nin son adımının, onlarca yıldır uygulanan uluslararası yaptırımların İran bankacılık sistemini küresel finans sisteminden büyük ölçüde izole ettiği bir dönemde, ülkenin bankacılık sektörüne yönelik baskıyı daha da artırması bekleniyor.

Karar, Washington’ın Tahran’a karşı yürüttüğü “ekonomik savaş” kapsamında Ankara üzerindeki finansal ve bankacılık akışlarını denetleme yönündeki baskısının arttığı bir döneme denk geldi.

ABD Hazine Bakanlığının Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasının ardından Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ankara’nın “terörün finansmanı ve her türlü yasa dışı finansmanla mücadele” konusunda kararlı olduğunu belirtti. Şimşek ayrıca Türk şirketlerine yaptırımlardan kaçınmak için gerekli tedbirleri almaları çağrısında bulundu.

Washington kısa süre önce, aralarında İran merkezli sivil havayolu şirketi Mahan Air ile iş birliği yapmakla suçlanan üç Türk şirketinin de bulunduğu 36 kuruluşu yaptırım listesine aldı. Mahan Air ayrıca İran Devrim Muhafızları’na destek sağlamakla suçlanıyor.

Şarku’l Avsat’ın İran’ın yarı resmi Öğrenciler Haber Ajansı’ndan (ISNA) aktardığına göre Mahan Air, bu hafta Türk makamlarının talebi üzerine 21 Eylül’den itibaren Türkiye’ye uçuşlarını askıya alacağını açıkladı.

İran, şubat ayının sonlarında başlayan ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan bir savaşın içinde bulunuyor. Çatışmalar daha sonra Ortadoğu’nun diğer bölgelerine de yayıldı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Financial Times gazetesinde yayımlanan bir makalesinde Washington’ın İran’a karşı “şimdiye kadarki en büyük ekonomik saldırıyı” başlatacağını yazmıştı. Bessent, bu girişimi Normandiya Çıkarması’na, İngilizcede “D-Day” olarak bilinen operasyona benzetirken, bu çabalara katılmayan ülkelere ikincil yaptırımlar uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.


Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
TT

Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)

Maira Butt 

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Rusya'yla gelecekte yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ülkesinin hiçbir şekilde toprak vermeyeceğini vurguladı.

Bu açıklama, Tusk'un perşembe günü Kremlin'in Ukrayna'yı destekleyen Avrupa ülkelerine drone ve roketlerle hibrit saldırılar düzenlemeyi planladığı uyarısında bulunmasından kısa süre sonra geldi.

Tusk, perşembe günü X'te "Biz toprak kaybedebilecek bir milletiz ancak ruhumuzu asla kaybetmeyeceğiz; topraklarımızdan vazgeçebiliriz ama vatanımızdan asla vazgeçmeyeceğiz" diyen Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'ye yanıt veriyordu.

Başbakan, "Sayın Cumhurbaşkanım, bu paylaşımı silmenizi öneririm. Topraklarımızın en küçük parçasından bile vazgeçmeye niyetimiz yok" diye cevap verdi.

Daha sonra X'te paylaştığı bir videoyla bu tutumunu pekiştiren Tusk, "Müttefiklerimize olan sadakatimiz ve kararlılığımız; işte ortak gücümüz budur. Tek bir karış toprak bile vermeyeceğiz" dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle görüşmek üzere perşembe günü Ukrayna'ya giden Polonya lideri, "onları zorlu haftalar ve ayların beklediği" uyarısında bulunmuştu.

Rusya'ya atfedilen bir dizi hava sahası ihlalinin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hibrit saldırılarını NATO ülkelerine de taşıyabileceği endişesiyle Avrupa genelinde gerginlik tırmanıyor.

NATO'nun doğu kanadındaki savunmanın güçlendirilmesi çağrıları yapan Tusk, geçen yıl eylülde uçuşa yasak bölge ilan edilmesini de istemişti.

Tusk perşembe günü yaptığı açıklamada, "Drone veya diğer türdeki mermilerin doğu kanadındaki bir veya birkaç ülkenin topraklarına girme, hatta yıkıma yol açma riski gerçekten var" uyarısında bulunmuştu.

Resmi açıklamada bunun bir kaza olduğu ve NATO'nun karşılık vermeyi düşünmesi için hiçbir neden bulunmadığı söylenecek.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Magdalena Sobkowiak-Czarnecka, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu çalışmalarda ilerleme kaydedildiğini belirtmesinin ardından, ülkenin batısına olası bir kalıcı ABD askeri üssünün kurulacağını cuma günü söylemişti.

Görsel kaldırıldı.
Donald Tusk, X’te "Hepimizi zorlu haftalar ve aylar var bekliyor" diye yazdı. "Bugün, Ukrayna’da dayanışmamızı gösteriyoruz." (X/DonaldTusk)


Diğer yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna'daki savaşın ve Ortadoğu krizinin ülkesindeki yakıt fiyatları üzerindeki etkisini görüşmek üzere acil bir toplantı düzenlemişti.

Rusya, Avrupa'yla savaşmak istemediğini vurgulasa da Putin daha önce Moskova'nın "savaşmaya hazır" olduğunu iddia etmişti. Önceki günlerde deneyimli Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya'yla Avrupa arasında çıkacak herhangi bir çatışmanın "çok kısa" süreceği uyarısını paylaşmıştı.

CIA Direktörü John Ratcliffe, geçen ay Moskova'ya nadir bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, 2022'de ülkenin Ukrayna'yı istila etmesinden birkaç hafta önce selefinin yaptığı ziyaretten sonra gerçekleşen ilk ziyaretti.

Konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, CBS News ve Wall Street Journal'a yaptıkları açıklamada Ratcliffe'in bu geziyi Rusya'yı NATO'ya saldırmaması yönünde uyarmak amacıyla gerçekleştirdiğini söylemişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, "korkutma senaryoları" diye nitelediği bu iddiaların "gerçeklikle hiçbir ilgisi olmadığını" belirtmiş ve Moskova'nın, "Avrupa ülkelerinden kendisine yönelik çok agresif bir politikayla karşı karşıya olduğunu" eklemişti.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
TT

Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)

Antoine el-Hac

Bir devlet savaşa nadiren yenileceğini düşünerek girer ya da başlattığı çatışmanın uzun sürecek bir kâbusa ve sonu gelmeyen bir tünele dönüşeceğini öngörür. Buna rağmen görünen o ki hiç kimse ders çıkarmıyor; tarih, daha doğrusu insan kendini tekrarlıyor. O an için hesaplı ve üzerinde düşünülmüş görünen kararlar, zamanla yıpratma savaşlarına, değişen hedeflere ve siyasi ve stratejik açıdan ağır bedeller ödemeden geri adım atamaz hale gelen liderlere yol açabiliyor.

Uluslararası ilişkiler alanında önde gelen gerçekçilik teorisyenlerinden Amerikalı Profesör Stephen M. Walt, yıkıcı savaşların genellikle bir anda ortaya çıkmadığını ve tam anlamıyla sürpriz olmadığını belirtiyor. Walt’a göre bu savaşlar çoğunlukla stratejik hesap hatalarının art arda gelmesinin sonucu. Süreç, rakibin ve sahip olduğu kapasitenin yanlış değerlendirilmesiyle başlıyor; ardından taraflı tavsiyeler, gizli hedefler ve geri adım atmayı devam etmekten daha zor hale getiren siyasi baskılarla durum daha da ağırlaşıyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)

Tehlike işaretleri

İlk tehlike işareti cehalet. Zira askerî güç, müdahale edilen toplumu anlamak anlamına gelmeyebilir. Askerî açıdan üstün bir devlet, rakibinin ordusu hakkında ayrıntılı ve doğru bilgilere sahip olabilir ancak rakibinin tarihini, siyasi ve toplumsal yapısını, direnme kapasitesini ya da coğrafi olarak çevresindeki güçlerin vereceği tepkilerin niteliğini bilmeyebilir. Çelişki de burada başlar: Muharebeyi kazanmak mümkün olabilir ancak bunun sonuçlarını öngörmek ve süreci kontrol altında tutmak imkânsız hale gelebilir...

Savaşa giden yolda, karar alıcıya danışmanlık yapan tüm taraflar aynı konumdan hareket etmez. Bazılarının, başarı ihtimalini olduğundan büyük göstermesine ve riskleri küçümsemesine yol açan ideolojik, ekonomik veya jeopolitik çıkarları bulunabilir. Çoğu zaman liderler, duymak istediklerini teyit eden iyimser değerlendirmelere, sağduyulu uyarılardan daha fazla itibar etme eğiliminde olur.

ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)
ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)

Ardından kırılgan ve değişken hedefler sorunu ortaya çıkar. Savaş, sınırlı bir hedefle ya da bu hedefe hızlı ve düşük bir maliyetle ulaşılabileceği düşüncesiyle başlayabilir. Ancak süreç tıkandığında görev de değişir. Başlangıçta rejimi devirmek olarak belirlenen hedef, zamanla yeni bir düzen kurma çabasına dönüşür; kısa süreli olması planlanan askerî operasyon ise uzun soluklu bir siyasi projeye evrilir. Böylece savaş, başlangıçtaki hedefin anlamını ve netliğini yitirmesinin ardından dahi devam eder.

Tırmanma sarmalı

En tehlikeli aşama, savaşın tırmanma sarmalına girmesiyle başlar. Kayıplar arttıkça başarısızlığı kabul etmenin siyasi maliyeti de yükselir. Liderler, bir önceki turun başaramadığını bir sonraki turun başaracağı umuduyla geri adım atmak yerine riski artırmaya başlar. İç siyasi baskılar ile dış gerilim birbirine eklenir ve sonunda geri çekilmek, çatışmayı sürdürmekten daha ağır bir seçenek haline gelir.

Ancak bu dinamik tek başına dünyanın neden daha fazla çatışmaya sürüklendiğini açıklamıyor. Bunun altında daha derin etkenler de bulunuyor: korku ve belirsizlik, rakibin niyetlerinin ve karşılık verme kapasitesinin yanlış değerlendirilmesi, uluslararası sistemin hâkim bir güçten yükselen başka bir güce geçişine eşlik eden güç mücadeleleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan Tukidides Tuzağı. Ayrıca yeterli siyasi kısıtlamayla karşılaşmayan liderler de bulunuyor. Bu durumda kişisel ihtişam arayışı, ideoloji veya intikam arzusu savaş hesaplarının bir parçası haline gelebiliyor.

Tehlike, uluslararası sistemin kurallarının kendisi aşınmaya başladığında daha da büyüyor. Büyük güçlerin anlaşmazlıklarını yönetmelerine yardımcı olması beklenen kurallar ve kurumlar, güçlü devletlerin bunları görmezden gelmesi ya da seçici biçimde uygulaması halinde etkisini yitiriyor. Kurallara ve kurumlara duyulan güven azaldıkça yanlış hesap yapma ihtimali artıyor ve bir krizden diğerine geçiş daha da hızlanıyor.

Savaşların sonu

Büyük savaşların sonu, zaferin çatışmaların her zaman sona erdiği yol olmadığını gösteriyor. Savaş, İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi taraflardan birinin tamamen askerî yenilgiye uğraması ve çökmesiyle sonuçlanabilir. Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi yıpranma ve askerî-siyasi çöküşle de sona erebilir. 1953’te Kore Yarımadası’nda olduğu gibi çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmayan müzakere edilmiş bir anlaşmayla da durabilir. Büyük güçler arasındaki uzun süreli çatışmalar ise 1991’de Sovyetler Birliği örneğinde olduğu gibi taraflardan birinin kendi içinde yaşadığı çöküşle sona erebilir.

Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)
Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)

Gerçekte savaşın nasıl sona erdiği, kimi zaman sona ermesinin kendisinden daha önemli olabilir. Zira ağır veya dengesiz anlaşmalar, bir sonraki çatışmanın tohumlarını ekebilir. Bu nedenle savaşın sona ermesi, savaşın nedenlerinin de ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Acil soru

Bugün en acil soru şu: Dünya üçüncü bir dünya savaşına doğru mu ilerliyor?

Bunun kesin bir yanıtı yok ancak bu sorunun gündeme gelmesini haklı kılan göstergeler giderek daha belirgin hale geliyor. Zira çatışmalar arasındaki sınırlar hiç olmadığı kadar bulanıklaştı. Bu nedenle Ukrayna’daki savaş, ABD-Çin rekabeti, Ortadoğu’daki gerilim ile nüfuz, enerji ve teknoloji üzerindeki mücadelelerin tümü aynı uluslararası ortam içerisinde hareket ediyor ve aralarındaki temas noktaları giderek artıyor.

Bununla birlikte üzerinde durulması gereken bir paradoks bulunuyor. Çin, son on yıllarda ABD ve Rusya ile karşılaştırıldığında geniş çaplı kara savaşlarına doğrudan müdahil olma konusunda daha temkinli bir tutum sergiledi. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu durum, Çin’in çatışmalardan uzak durduğu veya güç kullanmayı reddettiği anlamına gelmiyor. Aksine Çin’in ekonomi, ticaret, teknoloji, siyasi nüfuz ve uzun vadeli stratejik baskı gibi diğer araçlara daha fazla başvurduğuna işaret ediyor.

Krizlerin arttığı ve çıkarların birbiriyle kesiştiği bir dünyada en büyük tehlike, bir liderin bilinçli olarak dünya savaşı başlatmaya karar vermesi olmayabilir. Asıl tehlike, eksik bilgilere, yanlış değerlendirmelere ve siyasi baskılara dayanan bir dizi küçük kararın alınması ve her aşamada geri adım atmanın bir önceki aşamaya kıyasla daha zor hale gelmesi olabilir.

Zira büyük savaşlar her zaman büyük bir kararla başlamaz. Bazen küçük bir hatayla başlar; hatta kimi zaman bir hata yaşanmış izlenimi verecek şekilde planlanmış bir olayla. Ve olayın gerçekleştiği anda bunun nereye varacağını hiç kimse bilmiyor olabilir.

İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Savaş hakkında söylenenler

- Prusya’dan Carl von Clausewitz (1780-1831) savaşı felsefi açıdan devlet politikasının rasyonel bir aracı olarak tanımladı ve savaşı basitçe ‘politikanın başka araçlarla devamı’ olarak nitelendirdi.

- Alman filozof Immanuel Kant (1724-1804), “Kalıcı barış, uluslararası ticaretin geliştirilmesi, anayasal cumhuriyetler ve liderleri savaşın maliyetleri konusunda temkinli olmaya zorlayan özgür devletler federasyonları aracılığıyla sağlanabilir” dedi. Kant, ‘Ebedi Barış Üzerine Felsefi Bir Tasarı’ adlı eserinde savaşın, hak yerine güce dayandığı için sonuçsuz ve anlamsız bir kısır döngü olduğunu savundu.

- Hollandalı filozof Erasmus (1466-1536), “Adaletsiz bir barış, en adil savaştan daha iyidir” dedi.

- Taoist felsefede, ‘Tao Te Ching’ adlı eserde askerî zaferlerin başarı değil, trajedi olduğu ifade edilir ve “Zaferden sevinç duyan, insanların katledilmesinden sevinç duyar” denir. Taoizm, savaşı doğal düzende meydana gelen ve yalnızca daha fazla şiddete yol açan bir bozulma olarak görür.

- Fransız Aydınlanma düşünürü Voltaire, ‘Felsefe Sözlüğü’ adlı eserinde savaşı alaya alarak onu yalnızca sefalete yol açan ‘kahramanca bir katliam’ olarak nitelendirdi. Voltaire ayrıca, iktidarın emirleri doğrultusunda binlerce masum komşunun öldürülmesinin herhangi bir zamanda faydalı veya şanlı bir eylem olarak görülebileceği düşüncesiyle de alay etti.

- Varoluşçu felsefenin öncülerinden Fransız filozof Jean-Paul Sartre, savaşın anlamsızlığını vurgulayarak “Zenginler savaştığında, yoksullar ölür” sözünü kaleme aldı. Sartre, savaşı sıradan insanların manipüle edilerek ölüme sürüklendiği ve sonunda yalnızca iktidara hizmet eden soyut kavramlar uğruna hayatlarını feda etmeye yönlendirildiği faydasız bir uygulama olarak görüyordu.