Solomon Adaları: Yakınlardaki ikinci Küba

ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda neden Çin'in takımadalardaki varlığından endişe ediyor, bu başka bir Tukidides Tuzağı mı?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)
TT

Solomon Adaları: Yakınlardaki ikinci Küba

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)

İmil Emin
Washington ve Pekin arasındaki ilişkilerin, daha fazla karmaşıklığa ihtiyacı varmış ve Tayvan Adası krizi yetmiyormuş gibi, Tukidides Tuzağına yeniden daha fazla alan tanıyan Solomon Adaları sorunu su yüzüne çıktı.
Dünya bir anda Çin ile Pasifik Okyanusu'nda bulunan ve Avustralya'ya yakın bu takımada ülkesi arasında gelişen ilişki nedeniyle uluslararası bir çatışmayı ateşleyebilecek yeni bir krize uyandı.
Kriz her şeyden önce, kimsenin gözden kaçıramayacağı, Pasifik Okyanusu sularında seyri değiştirmeye çalışan bir Çin eğilimini yansıtıyor. Nitekim ABD bunu bölgedeki geleneksel nüfuzuna gerçek bir tehdit olarak görürken, doğu kıyıları takımada ülkesine yakın olan Avustralya, tarihi çağrışımları olan sembolik bir atıfta bulunarak, kıyılarına bakan başka bir Küba kurulamayacağını ifade etti. Bu durum Yeni Zelanda için de geçerli.
Solomon Adaları'nın hikayesi nedir ve Çin onunla daha yakın bir ilişki ile ne istiyor? Washington, Çin'in Pasifik Okyanusu çevresindeki belirgin genişlemesinin önünü kesmek için askeri güce başvurmakla tehdit edecek kadar neden bu kadar kızgın görünüyor? Bu okuma ile bunun gibi bazı soruları cevaplamaya çalışacağız.

Solomon Adaları: Modern tarih ve coğrafi konum
Solomon Adaları, Papua Yeni Gine'nin doğusunda bulunan ve birçok büyük ve küçük adayı içeren Melanezya Takımadaları olarak bilinen bir grup adadır.
Tarihsel olarak İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth tarafından yönetildi ve yerleşimcileri, 30 bin yıl öncesinden bugüne kadar bu topraklarda yaşayan Melanezya ırkından.
Solomon Adaları, Avustralya'nın doğu kıyısına 2 bin kilometreden daha az bir mesafede yer alıyor. Yaklaşık yarım milyonluk bir nüfusa ve yaklaşık 8 bin kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip.
Solomon Adaları, geleneksel olarak, ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda başta olmak üzere Batı nüfuzunun bir arenası olarak kabul edildi. Dahası jeopolitik açıdan gerçekten stratejik önemde kabul ediliyor ve bu nedenle, adalarda yabancı ve özellikle de Çin nüfuzuna izin verilemez.
Batı'nın oradaki varlığının belki de en iyi kanıtı, Kasım ayında Çin’in çıkarlarına karşı patlak veren gösterileri dağıtmak için Avustralya çevik kuvvet polisinden yardım istenmesi. 1988'de Solomon Adaları’nın, Vanuatu ve Papua Yeni Gine devletlerine katılması ile Melanezya geleneklerini koruyan öncü bir grup oluşturuldu, ülkenin ilk ulusal birlik hükümeti 1990'da kuruldu.
Sayıca az olmalarına rağmen, nüfusun sınıfları birbirlerinden rahatsız görünüyorlar, bu yüzden söz konusu adalar dini şiddete, etnik gerilimlere ve hükümet yolsuzluğuna da şahit oldular. Bu nedenle ülke güvenli değil ve suç yaygın. Bu durum, 2003 yılında Başbakanı Avustralya'dan yardım talep etmeye sevk etmiş, Avustralya da güvenliği yeniden tesis etmek ve hükümet kurumlarını yeniden inşa etmek için bir uluslararası koalisyona liderlik etmişti.


Solomon Adaları, Avustralya'nın doğu kıyısına 2 bin kilometreden daha az bir mesafede yer alıyor (AFP)

Çin ve Solomon Adaları: Batı'yı endişelendiren bir anlaşma
19 Nisan'da Pekin, Solomon Adaları ile geniş çaplı bir güvenlik anlaşması imzaladığını duyurdu. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin periyodik basın toplantısında, "Çin ve Solomon Adaları dışişleri bakanları yakın zamanda güvenlik iş birliğine ilişkin çerçeve anlaşmayı resmen imzaladılar" dedi.
Aslında bu durum şaşırtıcı değildi. Geçen yazdan beri Solomon Adaları'nın başkenti Honiara ile Pekin arasında gizli görüşmeler yapıldığına dair söylentiler dolaşıyordu. Çok geçmeden de söylentiler, Batılı çevrelerde yaygın tartışmalara neden olan internete sızdırılmış bir belgeye dönüştü.
Belgede güvenlik temelli iş birliğiyle ilgili ifadeler geniş, esnek ve tanımsız. Sızdırılan anlaşma taslağı, Çin polisi ve donanma kuvvetlerinin Solomon Adaları'nda konuşlandırılmasına izin veren öneriler içeriyor.
Daha sonra İngiliz The Times gazetesi, sızdırılan belgenin içeriğini yayınladı. Böylece, Çin'in uzun zamandır planladığı, Avustralya anakarasından 1,609 kilometre uzaklıktaki Solomon Adaları'nda kendisi için bir askeri üs kurmaya dair planını uygulama niyetinde olduğu açığa çıktı.
Tarihsiz anlaşma taslağı, "Solomon Adaları Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Arasında Güvenlik İşbirliği Çerçeve Anlaşması" başlığını taşıyor. Taslak, Çin gemilerinin "Solomon Adaları'nı bakım, yükleme, yanaşma ve denize açılma için kullanmalarına" izin verildiğini belirtiyor, ancak gemilerin niteliğini belirlemiyor.
Konuyu daha belirsiz kılan ve Batılı çevrelerde daha fazla endişe uyandıran husus belki de, anlaşmanın iki hükümetin de "bu konuda anlaşmadıkça aralarındaki iş birliğine ilişkin bilgileri" ifşa etmemesini öngören bir gizlilik maddesi içermesi.
Çin'in Solomon Adaları ile yaptığı güvenlik anlaşmasının gerçek boyutları nelerdir?
Okuyucunun Pekin ile Batılı güçler arasındaki mevcut ve yaklaşmakta olan jeopolitik çekişmenin özelliklerini ve hatlarını anlaması için belki de öncelikle Çin’in Pasifik bölgesine yönelik bakış açısına ve düşünme biçimine bakılmalı.

Çin’in kalkınma bağışları ve askeri genişlemeler
2021’in Eylül ayında, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare arasındaki bir telefon görüşmesi sırasında, Cinping, Çin'in yoksulluğu azaltma konusundaki deneyimlerini paylaşmaya, Solomon Adaları ve diğer Pasifik ada ülkeleriyle kalkınma temelli iş birliğini derinleştirmeye istekli olduğunu kaydetti.
Çin’in dünyanın doğusunda ve batısında olsun bir ülkeye giriş yolu aynı gibi görünüyor; sahip olduğu birikmiş finansal fazlalıktan, bazı ulusların ve halkların yatırım ve kalkınma için daha fazla fon ihtiyacından yararlanmak. Birçok kişi bunu Çin'in nükleer caydırıcılıktan ziyade parasal caydırıcılığı kullanması olarak görüyor.
Solomon Adaları ve Çin arasındaki ilişkilerde ilginç olan, çok yeni olması, zira diplomatik ilişkiler aşamasının üzerinden sadece iki yıl (daha fazla değil) geçti. Bu durum, geleneksel Batılı güçleri binlerce kez hakları olan şu soruyu sormaya itiyor: Çin nüfuzunu genişletmeyi, ABD'nin kendisi ile gelecekteki savaşında güvendiği Avustralya'ya yakın, çok önemli bir konuma sahip olan ve sadece yarım milyon olan bir nüfusu kontrol etmeyi başarırsa, bu stratejik adalarda durum ne gibi bir değişikliğe uğrayabilir?
Çin Devlet Başkanı Cinping, Çin'in sadece Solomon Adaları'na değil, aynı zamanda tüm Pasifik ada ülkelerine, yoksulluğu azaltmak için kendi ulusal koşullarıyla uyumlu bir kalkınma yolu bulma konusunda yardım etmeye istekli olduğunu söylüyor. Böylece bu ülkelerin, büyük halk sağlığı olayları ve doğal afetlerle daha iyi başa çıkabileceklerini, iklim değişikliğiyle mücadele kabiliyetlerini geliştirebileceklerini belirtiyor.
Cinping’in sözleri Çin'in Solomon Adaları'na yönelik niyetini tekit ediyor. Cinping, Çin'in, Solomon Adaları'nın bağımsız olarak kendi ulusal koşullarına uygun bir kalkınma yolunu keşfetmesine saygı duyduğunu, Solomon Adaları halkının daha iyi bir yaşam arayışına yönelik çabalarını desteklediğini kabul ediyor.
Bunun da ötesinde, Çin'in Solomon Adaları ile taraflar arası alışverişi güçlendirmeye ve çeşitli alanlarda pratik iş birliğini derinleştirmeye istekli olduğunu ifade ediyor.
Bunlar ekonomik kalkınma temelli iş birliğinin özellikleri mi yoksa tüm bunların ötesine geçen, kesinlikle bir kutup ve süper güç olma yolunda ilerleyen Çin'in stratejilerine hizmet edecek bir varoluşun hazırlığı mı?

AUKUS’a yanıt: Çin askeri üssü
Çin'in Solomon Adaları ile ittifakı, geçtiğimiz yıl Ağustos ayında açıklanan ve ABD, İngiltere ve Avustralya'yı bir araya getiren "AUKUS" ittifakı gelişmelerinden, Avustralya'ya balistik füzeler taşıyabilen, Çin’in tümüne olmasa da çoğu kuluçka merkezine kolayca ulaşabilecek uzun menzilli nükleer savaş başlıklarına sahip Virginia denizaltıları ile donatılması meselesinden ayrı düşünülemez.
Burada bir soru gün yüzüne çıkıyor: Çin, Solomon Adaları'nda bugün ve gelecekte "AUKUS" planlarına doğrudan karşılık verecek bir askeri üs kurmayı mı planlıyor?
Başta Avustralya, İngiltere ve ABD olmak üzere ilgili Batılı çevrelerin, Çin'in gerçekten de Solomon Adaları topraklarında askeri bir üs kurmaya yönelik bir planının bulunduğunun tamamen farkında oldukları söylenebilir. Avustralya Ulusal Üniversitesi Ulusal Güvenlik Fakültesi Dekanı Rory Medcalf, “Australian” gazetesine yaptığı açıklamada, "Anlaşma gerçekse (ki büyük olasılıkla öyle) Çin için Pasifik Okyanusu’nda bir askeri üs kurmayı amaçlayan bir arka kapı, Solomon Adası topraklarındaki silahlı bir varlığa giriştir" dedi.
Avustralya ve Yeni Zelanda'nın uzun süredir Pekin'in bir miktar destek ve yardım karşılığında Pasifik Okyanusu'ndaki küçük ada devletlerinden biri ile topraklarında kendisine bir üs kurma konusunda anlaşmasından ve savaş gemileri için bir dayanak noktası sağlamasından korktukları biliniyor.


Çin, yerel yönetimlerin bunu yapma imkânının olmadığını iddia ettiği yerlerde ekonomik varlığını korumak için askeri güç kullanma ilkesini yerleştirmeye çalışıyor (AP)

Avustralya çevresinde bir Küba örneğini reddediyor
Solomon Adaları ile Çin arasındaki bu güvenlik anlaşmasının dayatılması konusunda Avustralya'dan yapılan belki de en yüksek dozlu açıklama, Başbakan Yardımcısı Barnaby Joyce'un "Kıyılarımızın karşısında küçük bir Küba istemiyoruz" açıklamasıydı. Bu, geçen yüzyılın altmışlı yıllarında, Moskova, Florida'dan sadece birkaç kilometre uzaklıktaki Küba adasında bir balistik füze üssü kurmaya çalıştığında, Sovyetler Birliği ile ABD arasında yaşanan çekişmeye açık bir göndermeydi.
Nisan ayının ikinci haftasında, Avustralyalı üst düzey yetkililer bazıları açıklanan, bazıları ise perde arkasında gerçekleşen toplantılar gerçekleştirdiler. Reuters ajansına göre hepsinin de amacı, Honiara'dan pozisyonunu değiştirmesini ve ondan önerilen anlaşmayı imzalamamasını talep etmekti.
Ancak Solomon Adaları Başbakanı'nın Çin ile ittifak projesinde ilerlemekte olduğu çok açık. Bilindiği üzere yaklaşık 2 yıl önce Tayvan'ı destekleyen tutumunu değiştirdi ve ülkesinin Çin'in talep ettiği birleşik Çin fikrini desteklediğini açıkladı. Bu da iki ülkeyi yakınlaştırdı ve diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağladı.
31 Mart'ta Solomon Adaları, Çin ile formüle etmeye devam ettiği güvenlik anlaşmasının Çin'in kendi topraklarında askeri üs inşa etmesine izin vermeyeceğini resmi olarak vurguladı.
Solomon Adaları hükümeti, geleneksel Batılı güçlerin korkularını yatıştırmaya çalışarak, anlaşmayı “sadece paraflı bir anlaşma taslağı” diye tanımladı. Hükümet karşıtı yorumcuların yaydığını söylediği yanlış bilgilerin aksine, anlaşmanın Çin'e bir askeri üs kurma çağrısında bulunmadığının altını çizdi.
Solomon Adaları yaptığı resmi açıklamada, "Hükümet, bir askeri üsse ev sahipliği yapmanın güvenlik açısından sonuçlarının farkındadır ve himayesi altında böyle bir girişime müsamaha göstermeyecektir" diye de ekledi.
Bu tür açıklamalar Batılı müttefikleri yatıştırır mı? Yoksa bu Çin hilesine hiç kimse, özellikle de Çin nüfuzunun Pasifik Okyanusu'nun çok ötesine kadar (zira o noktada ABD’nin batısı bulunuyor) yayılmamasında birinci çıkar sahibi ABD kanmadı mı?

Washington ve uygun şekilde karşılık vermek
Çin'in Solomon Adaları ile yaptığı güvenlik anlaşması bahsinin, ABD'nin resmi kurumları ve medya kuruluşlarının dikkatinden kaçması mümkün değil.
Kendi payına The New York Times, bu anlaşmanın anlamı ve yapısı, Pasifik'te canlı bir taşımacılık bölgesinde güç dengesini nasıl tehdit ettiği ve yankılarının dünyanın diğer bölgelerine yayılmasından nasıl korkulduğu tartışmasının kapısını ardına kadar açtı.
New York Times bunu, "Çin yatırımlarının her yerde göründüğü bir dünyada, diğer birçok ülke, Pekin kuvvetlerinin benzer bir anlaşmayla girişine izin vermek için benzer bir baskıyla karşı karşıya kalabilir" şeklinde açıkladı.

Çin bu anlaşma ile neyi yerleştirmeye çalışıyor?
Cevabı, Tasmania Üniversitesi’nden Hukuk Profesörü Richard Herr'de buluyoruz. Herr, "Bu anlaşma aracılığıyla Çin, yerel yönetimlerin bunu yapma imkânının olmadığını iddia ettiği yerlerde ekonomik varlığını korumak için askeri güç kullanma ilkesini yerleştirmeye çalışıyor” ifadelerini kullanıyor.
Anlaşma hikayesi, "dünyanın geri kalanına Çin'in küresel sistemi kendi lehine yeniden dengelemeye çalıştığı dersi sunduğu" gerekçesiyle aslında ABD’yi oldukça rahatsız ediyor. Zira bu çıkarlar, ister ticaret yollarının açılması, isterse askeri bir tesis kurulması veya bir güvenlik anlaşmasının imzalanması anlamına gelsin, Pekin demokrasi ve özgür bir açık dünya pahasına kendi çıkarları doğrultusunda hareket edecek.
Resmi ABD pozisyonunu çok beklememize gerek kalmadı, 22 Nisan Cuma günü, Washington, Çin'in Solomon Adaları'nda askeri üs kurması halinde karşılık vereceği konusunda resmi uyarıda bulundu. Beyaz Saray, üst düzey bir ABD heyetinin Solomon Adaları'ndaki yönetimi, anlaşmanın Washington ve müttefiklerine "bölgesel güvenlik yansımalarının olabileceği" konusunda uyardığını duyurdu.
Beyaz Saray açıklamasında ne denildi?
Açıklama metninde, "Heyet, fiili kalıcı bir askeri mevcudiyet, hegemonya dayatma veya askeri tesis kurma yönünde adımlar atılırsa, ABD'nin birçok endişesi olacağını ve gerektiği gibi yanıt vereceğini açıkça belirtti" denildi.
"Gerektiği gibi yanıt verme" ifadesi, Pasifik sularındaki geleneksel Amerikan nüfuzuna yönelik gelecekteki tehditleri ortadan kaldıracak askeri bir harekâta girişileceğine yönelik açık ve net bir tehdit olarak kabul edilebilir mi?
Gerçekten de böyle olabilir. Her ne kadar Başbakan Sogavere, Çin’e ait hiçbir askeri üssün kurulmayacağı, uzun vadeli bir askeri varlığın veya hegemonyanın olmayacağına dair Amerikalılara birden fazla vesile ve fırsatta güvenceler verse de.
Washington, Honiara'nın pozisyonuna güveniyor mu?
Kesinlikle güvenmiyor. Nitekim resmi açıklamada, Washington'un gelişmeleri yakından takip edeceği ve bölgesel ortakları, özellikle de Avustralya, Yeni Zelanda ve tabii ki perde arkasından da olsa İngiltere ile istişare içinde olacağı belirtildi.
Ancak Amerikalıları endişelendiren daha geniş ve önemli soru işareti şu: Çin'in Solomon Adaları ile yaptığı bu güvenlik anlaşması, Çin donanmasının gelişerek Amerikan donanmasını aşan küresel bir düzeye ulaşacağı gelecekteki bir Çin programını mı yansıtıyor? Ada devletleri tarafından sevilen ve arzulanan (hele ki ev sahibi ülkeyi sınırlamayıp dünyadaki Amerikan nüfuzuna zarar veriyorsa) bu tür anlaşmalar olur da tekrarlanırsa Çin için bu, uzak bir ihtimal değil.

Çin ve ABD donanmaları arasındaki mücadele
İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana ABD için ilk ve en önemli güvence, denizlerde ve okyanuslarda egemenlikti. Bu, uzayı keşif fikrinin ortaya çıkmasından önce geçerliydi ve muhtemelen ondan sonra da geçerli kalacak.
Bu bağlamda, ABD Donanması'nın özellikle son 30 yılda ABD'nin tek kutuplu ve dünyanın kaynakları üzerinde tek söz sahibi olan nüfuzunu gerçekten de pekiştirdiği söylenebilir. Bu dönemde Rusya'nın sadece bir uçak gemisi vardı, buna karşılık Çin uluslararası kutuplar haritasında daha görünmemişti.
Son zamanlarda durum ve eğilimler değişti. Çin, savaş filosunda hizmet veren deniz gemilerinin sayısı bakımından ABD’yi geride bırakarak, dünyada ilk sıraya yerleşti.
Eylül 2020'de ABD Savunma Bakanlığı, Çin Donanması'nın şu anda 350 savaş gemisine sahip olduğunu, ABD Donanması'nın ise sadece 293 gemisi olduğunu belirten bir rapor yayınladı.
ABD Donanması daha az sayıda gemiye sahip olsa da boyutları daha büyük. Bununla birlikte, Çin'in savaş gemileri inşa etmekteki muazzam hızı ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin son 30 yılda askeri bütçesinin katlanarak arttığı hesaba katılırsa, bu göreli avantaj hızla ortadan kalkabilir.
Küresel kutuplar ufkuna doğru eşi görülmemiş bir cesaretle ilerleyen bir kutup olan Çin'in karşısında ABD’nin denizlerdeki liderliği nihayet geriliyor mu?
Çinliler, tarihi derslerden ve coğrafi savaşlardan çok çabuk öğreniyorlar. Başarısızlıkları üzerinde uzun süre durmuyorlar, aksine politikalarını geliştiriyor ve değiştiriyorlar. Stratejilerini yeniden düzenliyorlar. Dahası hedeflerine ulaşmak için engebelerin etrafından dolaşıyorlar.
1996 yılında ve tam olarak Mart ayında, ABD Donanması'na, "birleşik Çin" politikasını sürdürmeyi amaçlayan Çin’in bölgedeki füze tatbikatlarına karşılık olarak Tayvan'a doğru yola çıkması emredildi.
Kriz sona erdiğinde Çinliler, ABD Donanması'na karşı koyamayacaklarını anladılar ve o andan itibaren Çin, ABD'nin denizler üzerindeki kontrolünü kırmak için büyük bir sessizlikle de olsa çok çalıştı.
Çin buradan hareketle denizaltılarını geliştirdi ve model olacak bir deniz filosu inşa etmeye çalıştı. Ayrıca donanma gemilerini yüzlerce hatta binlerce mil öteden Amerikan uçak gemilerini vurabilecek uzun menzilli balistik füzelerle donattı. Tabii ki bu, ABD Donanması gemileri için Güney Çin Denizi'nde seyrüseferi çok riskli hale getirdi.
Nisan'ın ilk haftasında Amerikan "National Interest" dergisinde yayınlanan önemli makalesinde, eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wallace Gregson, silahlanma programlarına yapılan büyük harcama programlarının bir sonucu olan Çin'in açık deniz üstünlüğünü kabul etti.
Gregson, İkinci Dünya Savaşı'nın sonundan bugüne uzanan Amerikan deniz ve hava üstünlüğü çağının sona erdiğinden bahsetti.
Özetle, Solomon Adaları sorunu, Amerikan yaması üzerinde kaçınılmaz olarak genişleyecek başka bir delik gibi görünüyor. Nitekim ABD Donanması'nın sayıca azaldığını ve daha fazla hedef haline geldiğini bir kez daha onaylayan Gregson da bunu belirtiyor. Gregson ayrıca müttefiklerin, özellikle de Japonya ve Filipinler ile bugün onlara katılan Avustralya ve Yeni Zelanda’nın, Çin ordusuyla çatışma bölgesinin merkezinde yer aldıklarını da itiraf ediyor.
Solomon Adaları hikayesi henüz bitmiş gibi görünmüyor, ancak ABD ve Çin arasındaki çekişmede Tukidides Tuzağı hayaletinin geri dönüşüne geniş bir alan açtığına şüphe yok.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.