Solomon Adaları: Yakınlardaki ikinci Küba

ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda neden Çin'in takımadalardaki varlığından endişe ediyor, bu başka bir Tukidides Tuzağı mı?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)
TT

Solomon Adaları: Yakınlardaki ikinci Küba

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)

İmil Emin
Washington ve Pekin arasındaki ilişkilerin, daha fazla karmaşıklığa ihtiyacı varmış ve Tayvan Adası krizi yetmiyormuş gibi, Tukidides Tuzağına yeniden daha fazla alan tanıyan Solomon Adaları sorunu su yüzüne çıktı.
Dünya bir anda Çin ile Pasifik Okyanusu'nda bulunan ve Avustralya'ya yakın bu takımada ülkesi arasında gelişen ilişki nedeniyle uluslararası bir çatışmayı ateşleyebilecek yeni bir krize uyandı.
Kriz her şeyden önce, kimsenin gözden kaçıramayacağı, Pasifik Okyanusu sularında seyri değiştirmeye çalışan bir Çin eğilimini yansıtıyor. Nitekim ABD bunu bölgedeki geleneksel nüfuzuna gerçek bir tehdit olarak görürken, doğu kıyıları takımada ülkesine yakın olan Avustralya, tarihi çağrışımları olan sembolik bir atıfta bulunarak, kıyılarına bakan başka bir Küba kurulamayacağını ifade etti. Bu durum Yeni Zelanda için de geçerli.
Solomon Adaları'nın hikayesi nedir ve Çin onunla daha yakın bir ilişki ile ne istiyor? Washington, Çin'in Pasifik Okyanusu çevresindeki belirgin genişlemesinin önünü kesmek için askeri güce başvurmakla tehdit edecek kadar neden bu kadar kızgın görünüyor? Bu okuma ile bunun gibi bazı soruları cevaplamaya çalışacağız.

Solomon Adaları: Modern tarih ve coğrafi konum
Solomon Adaları, Papua Yeni Gine'nin doğusunda bulunan ve birçok büyük ve küçük adayı içeren Melanezya Takımadaları olarak bilinen bir grup adadır.
Tarihsel olarak İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth tarafından yönetildi ve yerleşimcileri, 30 bin yıl öncesinden bugüne kadar bu topraklarda yaşayan Melanezya ırkından.
Solomon Adaları, Avustralya'nın doğu kıyısına 2 bin kilometreden daha az bir mesafede yer alıyor. Yaklaşık yarım milyonluk bir nüfusa ve yaklaşık 8 bin kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip.
Solomon Adaları, geleneksel olarak, ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda başta olmak üzere Batı nüfuzunun bir arenası olarak kabul edildi. Dahası jeopolitik açıdan gerçekten stratejik önemde kabul ediliyor ve bu nedenle, adalarda yabancı ve özellikle de Çin nüfuzuna izin verilemez.
Batı'nın oradaki varlığının belki de en iyi kanıtı, Kasım ayında Çin’in çıkarlarına karşı patlak veren gösterileri dağıtmak için Avustralya çevik kuvvet polisinden yardım istenmesi. 1988'de Solomon Adaları’nın, Vanuatu ve Papua Yeni Gine devletlerine katılması ile Melanezya geleneklerini koruyan öncü bir grup oluşturuldu, ülkenin ilk ulusal birlik hükümeti 1990'da kuruldu.
Sayıca az olmalarına rağmen, nüfusun sınıfları birbirlerinden rahatsız görünüyorlar, bu yüzden söz konusu adalar dini şiddete, etnik gerilimlere ve hükümet yolsuzluğuna da şahit oldular. Bu nedenle ülke güvenli değil ve suç yaygın. Bu durum, 2003 yılında Başbakanı Avustralya'dan yardım talep etmeye sevk etmiş, Avustralya da güvenliği yeniden tesis etmek ve hükümet kurumlarını yeniden inşa etmek için bir uluslararası koalisyona liderlik etmişti.


Solomon Adaları, Avustralya'nın doğu kıyısına 2 bin kilometreden daha az bir mesafede yer alıyor (AFP)

Çin ve Solomon Adaları: Batı'yı endişelendiren bir anlaşma
19 Nisan'da Pekin, Solomon Adaları ile geniş çaplı bir güvenlik anlaşması imzaladığını duyurdu. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin periyodik basın toplantısında, "Çin ve Solomon Adaları dışişleri bakanları yakın zamanda güvenlik iş birliğine ilişkin çerçeve anlaşmayı resmen imzaladılar" dedi.
Aslında bu durum şaşırtıcı değildi. Geçen yazdan beri Solomon Adaları'nın başkenti Honiara ile Pekin arasında gizli görüşmeler yapıldığına dair söylentiler dolaşıyordu. Çok geçmeden de söylentiler, Batılı çevrelerde yaygın tartışmalara neden olan internete sızdırılmış bir belgeye dönüştü.
Belgede güvenlik temelli iş birliğiyle ilgili ifadeler geniş, esnek ve tanımsız. Sızdırılan anlaşma taslağı, Çin polisi ve donanma kuvvetlerinin Solomon Adaları'nda konuşlandırılmasına izin veren öneriler içeriyor.
Daha sonra İngiliz The Times gazetesi, sızdırılan belgenin içeriğini yayınladı. Böylece, Çin'in uzun zamandır planladığı, Avustralya anakarasından 1,609 kilometre uzaklıktaki Solomon Adaları'nda kendisi için bir askeri üs kurmaya dair planını uygulama niyetinde olduğu açığa çıktı.
Tarihsiz anlaşma taslağı, "Solomon Adaları Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Arasında Güvenlik İşbirliği Çerçeve Anlaşması" başlığını taşıyor. Taslak, Çin gemilerinin "Solomon Adaları'nı bakım, yükleme, yanaşma ve denize açılma için kullanmalarına" izin verildiğini belirtiyor, ancak gemilerin niteliğini belirlemiyor.
Konuyu daha belirsiz kılan ve Batılı çevrelerde daha fazla endişe uyandıran husus belki de, anlaşmanın iki hükümetin de "bu konuda anlaşmadıkça aralarındaki iş birliğine ilişkin bilgileri" ifşa etmemesini öngören bir gizlilik maddesi içermesi.
Çin'in Solomon Adaları ile yaptığı güvenlik anlaşmasının gerçek boyutları nelerdir?
Okuyucunun Pekin ile Batılı güçler arasındaki mevcut ve yaklaşmakta olan jeopolitik çekişmenin özelliklerini ve hatlarını anlaması için belki de öncelikle Çin’in Pasifik bölgesine yönelik bakış açısına ve düşünme biçimine bakılmalı.

Çin’in kalkınma bağışları ve askeri genişlemeler
2021’in Eylül ayında, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare arasındaki bir telefon görüşmesi sırasında, Cinping, Çin'in yoksulluğu azaltma konusundaki deneyimlerini paylaşmaya, Solomon Adaları ve diğer Pasifik ada ülkeleriyle kalkınma temelli iş birliğini derinleştirmeye istekli olduğunu kaydetti.
Çin’in dünyanın doğusunda ve batısında olsun bir ülkeye giriş yolu aynı gibi görünüyor; sahip olduğu birikmiş finansal fazlalıktan, bazı ulusların ve halkların yatırım ve kalkınma için daha fazla fon ihtiyacından yararlanmak. Birçok kişi bunu Çin'in nükleer caydırıcılıktan ziyade parasal caydırıcılığı kullanması olarak görüyor.
Solomon Adaları ve Çin arasındaki ilişkilerde ilginç olan, çok yeni olması, zira diplomatik ilişkiler aşamasının üzerinden sadece iki yıl (daha fazla değil) geçti. Bu durum, geleneksel Batılı güçleri binlerce kez hakları olan şu soruyu sormaya itiyor: Çin nüfuzunu genişletmeyi, ABD'nin kendisi ile gelecekteki savaşında güvendiği Avustralya'ya yakın, çok önemli bir konuma sahip olan ve sadece yarım milyon olan bir nüfusu kontrol etmeyi başarırsa, bu stratejik adalarda durum ne gibi bir değişikliğe uğrayabilir?
Çin Devlet Başkanı Cinping, Çin'in sadece Solomon Adaları'na değil, aynı zamanda tüm Pasifik ada ülkelerine, yoksulluğu azaltmak için kendi ulusal koşullarıyla uyumlu bir kalkınma yolu bulma konusunda yardım etmeye istekli olduğunu söylüyor. Böylece bu ülkelerin, büyük halk sağlığı olayları ve doğal afetlerle daha iyi başa çıkabileceklerini, iklim değişikliğiyle mücadele kabiliyetlerini geliştirebileceklerini belirtiyor.
Cinping’in sözleri Çin'in Solomon Adaları'na yönelik niyetini tekit ediyor. Cinping, Çin'in, Solomon Adaları'nın bağımsız olarak kendi ulusal koşullarına uygun bir kalkınma yolunu keşfetmesine saygı duyduğunu, Solomon Adaları halkının daha iyi bir yaşam arayışına yönelik çabalarını desteklediğini kabul ediyor.
Bunun da ötesinde, Çin'in Solomon Adaları ile taraflar arası alışverişi güçlendirmeye ve çeşitli alanlarda pratik iş birliğini derinleştirmeye istekli olduğunu ifade ediyor.
Bunlar ekonomik kalkınma temelli iş birliğinin özellikleri mi yoksa tüm bunların ötesine geçen, kesinlikle bir kutup ve süper güç olma yolunda ilerleyen Çin'in stratejilerine hizmet edecek bir varoluşun hazırlığı mı?

AUKUS’a yanıt: Çin askeri üssü
Çin'in Solomon Adaları ile ittifakı, geçtiğimiz yıl Ağustos ayında açıklanan ve ABD, İngiltere ve Avustralya'yı bir araya getiren "AUKUS" ittifakı gelişmelerinden, Avustralya'ya balistik füzeler taşıyabilen, Çin’in tümüne olmasa da çoğu kuluçka merkezine kolayca ulaşabilecek uzun menzilli nükleer savaş başlıklarına sahip Virginia denizaltıları ile donatılması meselesinden ayrı düşünülemez.
Burada bir soru gün yüzüne çıkıyor: Çin, Solomon Adaları'nda bugün ve gelecekte "AUKUS" planlarına doğrudan karşılık verecek bir askeri üs kurmayı mı planlıyor?
Başta Avustralya, İngiltere ve ABD olmak üzere ilgili Batılı çevrelerin, Çin'in gerçekten de Solomon Adaları topraklarında askeri bir üs kurmaya yönelik bir planının bulunduğunun tamamen farkında oldukları söylenebilir. Avustralya Ulusal Üniversitesi Ulusal Güvenlik Fakültesi Dekanı Rory Medcalf, “Australian” gazetesine yaptığı açıklamada, "Anlaşma gerçekse (ki büyük olasılıkla öyle) Çin için Pasifik Okyanusu’nda bir askeri üs kurmayı amaçlayan bir arka kapı, Solomon Adası topraklarındaki silahlı bir varlığa giriştir" dedi.
Avustralya ve Yeni Zelanda'nın uzun süredir Pekin'in bir miktar destek ve yardım karşılığında Pasifik Okyanusu'ndaki küçük ada devletlerinden biri ile topraklarında kendisine bir üs kurma konusunda anlaşmasından ve savaş gemileri için bir dayanak noktası sağlamasından korktukları biliniyor.


Çin, yerel yönetimlerin bunu yapma imkânının olmadığını iddia ettiği yerlerde ekonomik varlığını korumak için askeri güç kullanma ilkesini yerleştirmeye çalışıyor (AP)

Avustralya çevresinde bir Küba örneğini reddediyor
Solomon Adaları ile Çin arasındaki bu güvenlik anlaşmasının dayatılması konusunda Avustralya'dan yapılan belki de en yüksek dozlu açıklama, Başbakan Yardımcısı Barnaby Joyce'un "Kıyılarımızın karşısında küçük bir Küba istemiyoruz" açıklamasıydı. Bu, geçen yüzyılın altmışlı yıllarında, Moskova, Florida'dan sadece birkaç kilometre uzaklıktaki Küba adasında bir balistik füze üssü kurmaya çalıştığında, Sovyetler Birliği ile ABD arasında yaşanan çekişmeye açık bir göndermeydi.
Nisan ayının ikinci haftasında, Avustralyalı üst düzey yetkililer bazıları açıklanan, bazıları ise perde arkasında gerçekleşen toplantılar gerçekleştirdiler. Reuters ajansına göre hepsinin de amacı, Honiara'dan pozisyonunu değiştirmesini ve ondan önerilen anlaşmayı imzalamamasını talep etmekti.
Ancak Solomon Adaları Başbakanı'nın Çin ile ittifak projesinde ilerlemekte olduğu çok açık. Bilindiği üzere yaklaşık 2 yıl önce Tayvan'ı destekleyen tutumunu değiştirdi ve ülkesinin Çin'in talep ettiği birleşik Çin fikrini desteklediğini açıkladı. Bu da iki ülkeyi yakınlaştırdı ve diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağladı.
31 Mart'ta Solomon Adaları, Çin ile formüle etmeye devam ettiği güvenlik anlaşmasının Çin'in kendi topraklarında askeri üs inşa etmesine izin vermeyeceğini resmi olarak vurguladı.
Solomon Adaları hükümeti, geleneksel Batılı güçlerin korkularını yatıştırmaya çalışarak, anlaşmayı “sadece paraflı bir anlaşma taslağı” diye tanımladı. Hükümet karşıtı yorumcuların yaydığını söylediği yanlış bilgilerin aksine, anlaşmanın Çin'e bir askeri üs kurma çağrısında bulunmadığının altını çizdi.
Solomon Adaları yaptığı resmi açıklamada, "Hükümet, bir askeri üsse ev sahipliği yapmanın güvenlik açısından sonuçlarının farkındadır ve himayesi altında böyle bir girişime müsamaha göstermeyecektir" diye de ekledi.
Bu tür açıklamalar Batılı müttefikleri yatıştırır mı? Yoksa bu Çin hilesine hiç kimse, özellikle de Çin nüfuzunun Pasifik Okyanusu'nun çok ötesine kadar (zira o noktada ABD’nin batısı bulunuyor) yayılmamasında birinci çıkar sahibi ABD kanmadı mı?

Washington ve uygun şekilde karşılık vermek
Çin'in Solomon Adaları ile yaptığı güvenlik anlaşması bahsinin, ABD'nin resmi kurumları ve medya kuruluşlarının dikkatinden kaçması mümkün değil.
Kendi payına The New York Times, bu anlaşmanın anlamı ve yapısı, Pasifik'te canlı bir taşımacılık bölgesinde güç dengesini nasıl tehdit ettiği ve yankılarının dünyanın diğer bölgelerine yayılmasından nasıl korkulduğu tartışmasının kapısını ardına kadar açtı.
New York Times bunu, "Çin yatırımlarının her yerde göründüğü bir dünyada, diğer birçok ülke, Pekin kuvvetlerinin benzer bir anlaşmayla girişine izin vermek için benzer bir baskıyla karşı karşıya kalabilir" şeklinde açıkladı.

Çin bu anlaşma ile neyi yerleştirmeye çalışıyor?
Cevabı, Tasmania Üniversitesi’nden Hukuk Profesörü Richard Herr'de buluyoruz. Herr, "Bu anlaşma aracılığıyla Çin, yerel yönetimlerin bunu yapma imkânının olmadığını iddia ettiği yerlerde ekonomik varlığını korumak için askeri güç kullanma ilkesini yerleştirmeye çalışıyor” ifadelerini kullanıyor.
Anlaşma hikayesi, "dünyanın geri kalanına Çin'in küresel sistemi kendi lehine yeniden dengelemeye çalıştığı dersi sunduğu" gerekçesiyle aslında ABD’yi oldukça rahatsız ediyor. Zira bu çıkarlar, ister ticaret yollarının açılması, isterse askeri bir tesis kurulması veya bir güvenlik anlaşmasının imzalanması anlamına gelsin, Pekin demokrasi ve özgür bir açık dünya pahasına kendi çıkarları doğrultusunda hareket edecek.
Resmi ABD pozisyonunu çok beklememize gerek kalmadı, 22 Nisan Cuma günü, Washington, Çin'in Solomon Adaları'nda askeri üs kurması halinde karşılık vereceği konusunda resmi uyarıda bulundu. Beyaz Saray, üst düzey bir ABD heyetinin Solomon Adaları'ndaki yönetimi, anlaşmanın Washington ve müttefiklerine "bölgesel güvenlik yansımalarının olabileceği" konusunda uyardığını duyurdu.
Beyaz Saray açıklamasında ne denildi?
Açıklama metninde, "Heyet, fiili kalıcı bir askeri mevcudiyet, hegemonya dayatma veya askeri tesis kurma yönünde adımlar atılırsa, ABD'nin birçok endişesi olacağını ve gerektiği gibi yanıt vereceğini açıkça belirtti" denildi.
"Gerektiği gibi yanıt verme" ifadesi, Pasifik sularındaki geleneksel Amerikan nüfuzuna yönelik gelecekteki tehditleri ortadan kaldıracak askeri bir harekâta girişileceğine yönelik açık ve net bir tehdit olarak kabul edilebilir mi?
Gerçekten de böyle olabilir. Her ne kadar Başbakan Sogavere, Çin’e ait hiçbir askeri üssün kurulmayacağı, uzun vadeli bir askeri varlığın veya hegemonyanın olmayacağına dair Amerikalılara birden fazla vesile ve fırsatta güvenceler verse de.
Washington, Honiara'nın pozisyonuna güveniyor mu?
Kesinlikle güvenmiyor. Nitekim resmi açıklamada, Washington'un gelişmeleri yakından takip edeceği ve bölgesel ortakları, özellikle de Avustralya, Yeni Zelanda ve tabii ki perde arkasından da olsa İngiltere ile istişare içinde olacağı belirtildi.
Ancak Amerikalıları endişelendiren daha geniş ve önemli soru işareti şu: Çin'in Solomon Adaları ile yaptığı bu güvenlik anlaşması, Çin donanmasının gelişerek Amerikan donanmasını aşan küresel bir düzeye ulaşacağı gelecekteki bir Çin programını mı yansıtıyor? Ada devletleri tarafından sevilen ve arzulanan (hele ki ev sahibi ülkeyi sınırlamayıp dünyadaki Amerikan nüfuzuna zarar veriyorsa) bu tür anlaşmalar olur da tekrarlanırsa Çin için bu, uzak bir ihtimal değil.

Çin ve ABD donanmaları arasındaki mücadele
İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana ABD için ilk ve en önemli güvence, denizlerde ve okyanuslarda egemenlikti. Bu, uzayı keşif fikrinin ortaya çıkmasından önce geçerliydi ve muhtemelen ondan sonra da geçerli kalacak.
Bu bağlamda, ABD Donanması'nın özellikle son 30 yılda ABD'nin tek kutuplu ve dünyanın kaynakları üzerinde tek söz sahibi olan nüfuzunu gerçekten de pekiştirdiği söylenebilir. Bu dönemde Rusya'nın sadece bir uçak gemisi vardı, buna karşılık Çin uluslararası kutuplar haritasında daha görünmemişti.
Son zamanlarda durum ve eğilimler değişti. Çin, savaş filosunda hizmet veren deniz gemilerinin sayısı bakımından ABD’yi geride bırakarak, dünyada ilk sıraya yerleşti.
Eylül 2020'de ABD Savunma Bakanlığı, Çin Donanması'nın şu anda 350 savaş gemisine sahip olduğunu, ABD Donanması'nın ise sadece 293 gemisi olduğunu belirten bir rapor yayınladı.
ABD Donanması daha az sayıda gemiye sahip olsa da boyutları daha büyük. Bununla birlikte, Çin'in savaş gemileri inşa etmekteki muazzam hızı ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin son 30 yılda askeri bütçesinin katlanarak arttığı hesaba katılırsa, bu göreli avantaj hızla ortadan kalkabilir.
Küresel kutuplar ufkuna doğru eşi görülmemiş bir cesaretle ilerleyen bir kutup olan Çin'in karşısında ABD’nin denizlerdeki liderliği nihayet geriliyor mu?
Çinliler, tarihi derslerden ve coğrafi savaşlardan çok çabuk öğreniyorlar. Başarısızlıkları üzerinde uzun süre durmuyorlar, aksine politikalarını geliştiriyor ve değiştiriyorlar. Stratejilerini yeniden düzenliyorlar. Dahası hedeflerine ulaşmak için engebelerin etrafından dolaşıyorlar.
1996 yılında ve tam olarak Mart ayında, ABD Donanması'na, "birleşik Çin" politikasını sürdürmeyi amaçlayan Çin’in bölgedeki füze tatbikatlarına karşılık olarak Tayvan'a doğru yola çıkması emredildi.
Kriz sona erdiğinde Çinliler, ABD Donanması'na karşı koyamayacaklarını anladılar ve o andan itibaren Çin, ABD'nin denizler üzerindeki kontrolünü kırmak için büyük bir sessizlikle de olsa çok çalıştı.
Çin buradan hareketle denizaltılarını geliştirdi ve model olacak bir deniz filosu inşa etmeye çalıştı. Ayrıca donanma gemilerini yüzlerce hatta binlerce mil öteden Amerikan uçak gemilerini vurabilecek uzun menzilli balistik füzelerle donattı. Tabii ki bu, ABD Donanması gemileri için Güney Çin Denizi'nde seyrüseferi çok riskli hale getirdi.
Nisan'ın ilk haftasında Amerikan "National Interest" dergisinde yayınlanan önemli makalesinde, eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wallace Gregson, silahlanma programlarına yapılan büyük harcama programlarının bir sonucu olan Çin'in açık deniz üstünlüğünü kabul etti.
Gregson, İkinci Dünya Savaşı'nın sonundan bugüne uzanan Amerikan deniz ve hava üstünlüğü çağının sona erdiğinden bahsetti.
Özetle, Solomon Adaları sorunu, Amerikan yaması üzerinde kaçınılmaz olarak genişleyecek başka bir delik gibi görünüyor. Nitekim ABD Donanması'nın sayıca azaldığını ve daha fazla hedef haline geldiğini bir kez daha onaylayan Gregson da bunu belirtiyor. Gregson ayrıca müttefiklerin, özellikle de Japonya ve Filipinler ile bugün onlara katılan Avustralya ve Yeni Zelanda’nın, Çin ordusuyla çatışma bölgesinin merkezinde yer aldıklarını da itiraf ediyor.
Solomon Adaları hikayesi henüz bitmiş gibi görünmüyor, ancak ABD ve Çin arasındaki çekişmede Tukidides Tuzağı hayaletinin geri dönüşüne geniş bir alan açtığına şüphe yok.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Washington ve Tahran ateşkes için yeni bir formül arayışında

Tahran sokaklarından birinde, İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir panonun yanında sergilenen İran yapımı insansız hava aracı, (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde, İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir panonun yanında sergilenen İran yapımı insansız hava aracı, (Reuters)
TT

Washington ve Tahran ateşkes için yeni bir formül arayışında

Tahran sokaklarından birinde, İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir panonun yanında sergilenen İran yapımı insansız hava aracı, (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde, İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir panonun yanında sergilenen İran yapımı insansız hava aracı, (Reuters)

Washington ve Tahran, arabulucular üzerinden ateşkes ve Hürmüz Boğazı’nın tekrar açılması için yeni bir formül üzerinde çalışıyor. Görüşmelerde “sınırlı ilerleme” kaydedildiğine ilişkin haberler gelirken, ABD yönetimi İran’ın nükleer programında taviz vermesi konusunda ısrarını sürdürüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran’a dönmesi beklenirken, New York’ta Katarlı arabulucuyla görüştü. Temaslarda, Tahran’ın sunduğu yedi günlük önerinin değiştirilmiş bir versiyonunun ele alınması bekleniyor. Öte yandan İranlı bir kaynak Şarku’l Avsat’a ABD tarafıyla yeni bir müzakere turunun gerçekleştiğini yalanladı.

İki yetkili, arabulucuların üzerinde çalıştığı önerinin Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını ve ABD’nin uyguladığı ablukaya son verilmesini, ardından da yaptırımların kaldırılmasını öngördüğünü söyledi. Washington ise nükleer alanda, uluslararası denetçilerin ülkeye girişine izin verilmesi de dahil olmak üzere çeşitli tavizler talep ediyor.

Wall Street Journal, arabulucuların Tahran’ı nükleer konuda taviz vermeye ikna etmeye çalıştığını ve bu girişimin “düşük ihtimalli” olarak değerlendirildiğini bildirdi. Tahran’da ise 30’dan fazla eski İranlı yetkili, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan (NPT) çekilme çağrısında bulundu.

Gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasının ardından yaşandı. Arakçi ise Tahran’ın arabulucular üzerinden ABD’den resmî bir ret almadığını ifade etti.

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney, kendisine atfedilen yeni bir mesajda, “düşman” güçlerinin Hürmüz yakınlarında “acı verici darbeler” aldığını öne sürerek, “Arap Denizi de yakında onlardan temizlenecek” tehdidinde bulundu.


Nijer’de iki saldırıda 50’den fazla güvenlik görevlisi öldü

Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
TT

Nijer’de iki saldırıda 50’den fazla güvenlik görevlisi öldü

Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)

Güvenlik kaynakları Sahra Altı Afrika’nın Sahel bölgesinde yer alan Nijer’in batısında düzenlenen iki ayrı saldırıda 50’den fazla güvenlik gücü mensubunun hayatını kaybettiğini belirtti. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bölgede, terör örgütü DEAŞ’ın bölgesel kolunun da aralarında bulunduğu silahlı gruplar faaliyet gösteriyor.

Kaynaklar Reuters’a, çarşamba günü bir jandarma konvoyunun Abala-Filinge yakınlarında pusuya düşürüldüğünü belirtti. Cumartesi günü ise Birni-N’Konni’de düzenlenen ayrı bir saldırıda 30’dan fazla askerin öldüğünü ifade ettiler. İki saldırının da teröristler tarafından gerçekleştirildiği belirtilirken, olaylara ilişkin ayrıntı verilmedi.

SITE Intelligence Group, dün DEAŞ’ın Batı Afrika’daki kolu olan ve “DEAŞ-Sahel Vilayeti” olarak bilinen örgütün pazar günü yayımladığı iki ayrı açıklamayla saldırıların sorumluluğunu üstlendiğini bildirdi.

Örgüt, ocak ayında başkent Niamey’deki sivil havalimanına ve bir askeri hava üssüne saldırmıştı. Bu saldırı, hükümetin isyancı gruplarla mücadelede kayda değer ilerleme sağlayamadığına ilişkin değerlendirmeleri gündeme getirmişti. Ülkeyi 2023’teki darbenin ardından iktidarı ele geçiren ordu yönetiyor.

Nijer’de isyancı askerler geçen ay havalimanına ve devlet başkanlığı yerleşkesine saldırmış, bunun üzerine hükümete bağlı güçlerle çatışma yaşanmıştı. Hükümet güçlerine Kremlin’in kontrolündeki paramiliter yapı Afrika Kolordusu’na bağlı unsurlar destek verdi.

Analistler ve güvenlik kaynakları, özellikle Nijer’in batısında isyancı gruplar karşısında tekrarlanan kayıpların ardından cephede görev yapan ordu birlikleri arasındaki hoşnutsuzluğun giderek arttığını belirtiyor.


Rusya’da havai fişek fabrikasında çıkan yangında 14 kişi hayatını kaybetti

Rusya'da meydana gelen bir yangın (Arşiv – Reuters)
Rusya'da meydana gelen bir yangın (Arşiv – Reuters)
TT

Rusya’da havai fişek fabrikasında çıkan yangında 14 kişi hayatını kaybetti

Rusya'da meydana gelen bir yangın (Arşiv – Reuters)
Rusya'da meydana gelen bir yangın (Arşiv – Reuters)

Rusya’nın merkezinde bir havai fişek fabrikasında çıkan yangında en az 14 kişi hayatını kaybetti. Rusya devlet medyası, dün acil durum ekiplerine dayandırdığı haberinde bir kişinin de yaralandığını bildirdi.

Rusya devlet televizyonu RT tarafından yayımlanan görüntülerde, alevler içindeki enkaz yığınından yoğun kıvılcımların yükseldiği görüldü.

TASS haber ajansının Rusya Acil Durumlar Bakanlığına dayandırdığı haberinde, “Yaroslavl bölgesindeki havai fişek fabrikasında çıkan yangında hayatını kaybedenlerin sayısı 14’e yükseldi. Bir kişi de yaralandı” ifadelerine yer verildi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre olay, Moskova’nın yaklaşık 100 kilometre kuzeyinde bulunan Kuprinsk köyünde meydana geldi.

Rus yetkililer, bu tür ölümcül yangınları çoğunlukla güvenlik standartlarına yeterince uyulmamasına bağlıyor.

Yaroslavl Bölge Savcılığı, sanayi güvenliği kurallarının ihlal edilmiş olabileceği ihtimaline ilişkin soruşturma başlatıldığını açıkladı.