Dervişlerin dansı ile yenilenme akımı arasında... Irak'ta ‘Kesnezani tarikatı’ ritüelleri nasıl yayıldı?

Kesnezani tarikatının şu anki başkanı Şeyh Nehru Abdulkerim el-Kesnizani, ‘tarikatın gelenekten yeniliğe, yerelden küresele ve mirastan çağdaşa geçtiğini’ söyledi.
Kesnezani tarikatının şu anki başkanı Şeyh Nehru Abdulkerim el-Kesnizani, ‘tarikatın gelenekten yeniliğe, yerelden küresele ve mirastan çağdaşa geçtiğini’ söyledi.
TT

Dervişlerin dansı ile yenilenme akımı arasında... Irak'ta ‘Kesnezani tarikatı’ ritüelleri nasıl yayıldı?

Kesnezani tarikatının şu anki başkanı Şeyh Nehru Abdulkerim el-Kesnizani, ‘tarikatın gelenekten yeniliğe, yerelden küresele ve mirastan çağdaşa geçtiğini’ söyledi.
Kesnezani tarikatının şu anki başkanı Şeyh Nehru Abdulkerim el-Kesnizani, ‘tarikatın gelenekten yeniliğe, yerelden küresele ve mirastan çağdaşa geçtiğini’ söyledi.

Sabah Nahi
Irak, taabbudi Sufi tarikatlarının çeşitlenmesini kutladı. Bu durum, tasavvuf tarikatlarının imamları arasındaki içtihat ve iletişim, genel olarak tasavvuf felsefesinin yaygınlığı ve aralarındaki büyük müçtehitlerin Irak’ın geneline yerine İslam devletinin başkentlerinden biri olan Bağdat'a gelmesinden kaynaklanıyor. Bağdat, Bin 400 yıl önce, Dördüncü Halife İmam Ali bin Ebu Talib'in Kûfe'ye taşınması ve Hicri 36’ıncı yılda hilafet başkentinin buraya nakledilmesiyle tarihinin en büyük olaylarına tanık olundu. Arap Yarımadası'ndan ve dünyanın çeşitli yerlerinden binlerce mürit ve destekçi, ilim öğrenmek ve araştırmak üzere Irak’a gelmiştir. Tasavvuf düşüncesinin yayıldığı ve tasavvuf ritüellerinin uygulandığı yerler olan tekkelerin çoğaldığı Bağdat, en parlak dönemini Abbasiler zamanında yaşadı. Bu tarikatların en geniş çaplısı İmam Abdulkadir Geylani’ye (1077-1166) nispet edilen Kadiriyye tarikatıdır. Abdulkadir Geylani tarafından kurulan dünyanın en yaygın tarikatı olan Kadiriyye, milyonlarca kişinin mensup olduğu, çeşitli ekolleri kurup yayan en önemli Sufi tarikatlarından biridir. Kadiriyye, İslam dininin Hindistan ve Asya’nın doğusunda yayılmasına katkıda bulundu ve sonuncusu Kesnezaniyye olmak üzere onlarca kola ayrıldı. Kesnezaniyye, bu tarikatın son halkalarından biridir. Sultan Muhammed el-Kesnezani’nin mensubiyetinden sonra bu isimle anılmaya başlanmıştır.
Ksenzan-2.png
Tarikatın liderliği, babası Şeyh Muhammed Abdulkerim’in ölümünden sonra başa geçen ‘Şemsuddin’ lakaplı Şeyh Nehru el-Kesnezani’nin elinde bulunuyor. (Independent Arabia)
Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de ikamet eden tarikatın şu anki lideri Şeyh Nehru Abdulkerim el-Kesnezani, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada tarikatın ‘gelenekten yeniliğe, yerelden küresele ve mirastan çağdaşa geçiş yaptığını’ vurguladı. Genç nesillerin, toplumun her düzeyi ve tüm kesimlerinden insanların uğrak noktası olduğunu söyleyen Şeyh Kesnezani, tarikatın isminin, zahiri anlamının ‘sırlar alemi veya gizli sırlar’ anlamına geldiğini fakat bâtıni anlamının ise Ruhun, aşkınlığa, Muhammediye nurlarının limanlarına, Libya fetihlerine, ruhun tecellisine ve ilahi nimetlerin kaynağına yakınlığına doğru hareketi’ olduğunu söyledi.  
Ksenzan-3.png
Merkezi önce Kerkük sonra Bağdat ve şimdi de Süleymaniye’de olan bu tarikatın liderliği için sabit bir merkez yok. Merkez, tarikat şeyhinin ikamet ettiği yer olarak biliniyor ve müritler de oraya gidiyor. (Independent Arabia)

‘Kesnezani’ tarikatının yayılışı
Merkezi Süleymaniye şehrinde bulunan ve Kuzey Irak, İran ve dünyanın diğer bölgelerinde yayılan bu tarikat, Şeyh Abdulkadir Geylani ve müriti Şeyh Abdulkerim Şah el-Kesnezani’ye nispet edilir. 1819-1899 yılları arasında Süleymaniye'nin Kerbejne köyünde yaşayan Kesnezani bu tarikatın ilk kurucusu kabul ediliyor. Çokça ibadet etmesi, kerametleri ve zühd hayatıyla ön plana çıkan Şeyh Abdulkerim, şimdiki adı Tailfe Dağı olan Sekirma Dağı’ndaki 40 günlük halvetinden sonra ‘Şah el-Kesnezani’ olarak isimlendirilmiştir. Şeyh Nehru el-Kesnezani, Kesnezaniyye tarikatının isminin 1867’de Kerbejne köyünde dünyaya gelen ve 1921 yılında hayatını kaybeden el-Muhacir lakaplı Şeyh Abdulkadir el-Kesnezan’ın şeyh olmasından sonra değiştiğini söyledi. Ömrünü Allah rızası için muhacir olarak geçirdiği için el- Muhacir olarak adlandırıldığını ifade etti. Şeyh Abdulkadir el-Kesnezani, tarikatın üçüncü şeyhi olup zühd hayatı ve abidliği ile meşhurdur.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre tarikatın liderliği, babası Şeyh Muhammed Abdulkerim’in (1938-2020) ölümünden sonra başa geçen ‘Şemsuddin’ lakaplı Şeyh Nehru el-Kesnezani’nin elinde bulunuyor. Bağdat'ta eğitimini tamamladıktan sonra İngiltere'den İslam tarihi doktorası almış eğitimli bir Şeyh olan Nehru el-Kesnezani, bu tarikatın yenilikçi liderlerinden biri olarak kabul ediliyor. Tarikat, şeyh Nehru döneminde, birçok ülkede yaygınlaşana kadar moderniteye ve uluslararası alana güçlü bir şekilde açıldı. Müritlerini eğitim ve öğretime teşvik etti. Aynı zamanda kadınların tarikatta ve hayatın çeşitli yönlerinde öncü bir role sahip olmalarına izin verdi. Tasavvuf ritüellerine müziği dahil etti.
Şeyh Nehru el-Kesneizani, tarikat merkezinin Süleymaniye'de bulunmasının önemine ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:
“Merkezi önce Kerkük sonra Bağdat ve şimdi de Süleymaniye’de olan bu tarikatın liderliği için sabit bir merkez yoktur. Merkez daha ziyade tarikat şeyhinin ikamet ettiği yerdir. Müritler de oraya gelir.”

Sufi ‘Kesnezaniye’ tarikatının dervişlerinin ritüelleri
Tasavvuf ritüelleri, Bağdat'ta defalarca ziyaret ettiğim tekkelerindeki derviş halkalarıyla karakterize ediliyor. Nakledenlere göre Irak ve başka yerlerde yayılan tekkelerde davul çalıp dini ilahiler söylüyorlar. ‘Tarikatın’ suyundan içtikten sonra herkesin içinde karınlarına sokup sırtlarından çıkan şişlerin kendilerine zarar vermeyeceğine inanıyorlar. İnsanlar bu manzara karşısında dehşete düşüyor ve dervişlerin kerametlerini seyretmekten zevk alıyor. Tarikat müritleri, tasavvufi bir vecd haliyle uzun saçları ve okudukları dualarla kafalarını sallıyor. İçinde bulundukları cezbe hali bağlılıklarını ve maneviyatlarını yükseltiyor. Davul ritimleri, kutsal sözler ve dualarla kendinden geçmelerine yol açıyor. Ruhları, bir ruh koruyucusundan başka bir şey olmayan bedeni aşıp gidiyor. Dualar, davul seslerinin yükselmesi ve ‘Meded Meded’ feryatlarıyla bir aşkınlık ve vecd haline giriliyor.
Dünyaya yayılan bu tarikatın lideri Şeyh Nehru şu açıklamada bulundu:
“Tarikat ne özel bir âyin ne de bir âyinler topluluğudur. Daha ziyade nasihat ve hidâyete dayalı bir hayat metodudur. İnsanları gerçek İslam ahlakına ve sevgi, barış ve başkalarıyla birlikte iyi bir şekilde yaşama çağrısı yapan Muhammedi ahlaka davet etmeyi amaçlıyor. Müritlerin çeşitliliğine gelince çoğunluk Kürt mü yoksa Arap mı? Cevap; gözün gördüğüdür. Herhangi bir Kesnezani topluluğunu, bir organizasyon söz konusu olmadan gelişigüzel bir şekilde inceleyen kimse Arap, Türkmen, Sünni ve Şii'nin herkesin aynı zikir halkasında ve aynı safta namaz kıldıklarını görecektir. Tarikatta özel ritüeller yoktur, aksine bunlar virdler, zikirler ve tasavvufi ilahileridir. Bu tüm Sufi tarikatlarında vardır. Hz. Peygamber’i (sav) seven herkes için geçerlidir. Şekli ve yöntemi kişiden kişiye farklılık gösterse de Cenab-ı Hakk'ı zikretmek ve O'nu kendi adıyla tesbih etmek Bütün Müslümanlara emredilmiştir.” 

Kesnezaniye manevi bir bağlılıktır
Şeyh Nehru, “Düzenin, çoğunluğu gençlerden oluşan yüz binlerce insanın dahil olduğu oluşumları veya onu yöneten bir iç sistemi var mı?” sorusuna şu cevabı verdi:
“Tarikat ne bir kurum ne de bir sivil toplum kuruluşudur. Tarikat, müritlerinin tekke adı verilen bir ibadet ve anma yerinde buluştuğu manevi bir bağlılıktır. Birçok yerde çok sayıda tekke mevcut. Aynı durum, iç sistem için de geçerli. Bir iç sistem yoktur, daha ziyade müridin şeyhi ile ilişkisi ve aracısız, bağlantısız bir manevi ilişkidir.”
Peki, bu tarikatın mürit sayısını sayısal olarak ne belirliyor? Tarikat liderine göre Kesnezani tarikatı, geniş çaplı bir yayılım kaydetti. Şeyh Nehru konuya dair şunları söyledi:
“Bu yaşayan bir tarikat olup, mürşitleri aktif faaliyet gösteriyor. Tarikat her geçen gün genişliyor. Tekkeler, dünyanın doğusu ve batısındaki birçok ülkede bulunuyor. Örneğin tarikatı Irak'a ek olarak Avrupa ve Afrika ülkelerinin yanı sıra İran, Ürdün, Sudan, Hindistan, Malezya, Endonezya ve Pakistan'da net bir şekilde bulabilirsiniz.”
Şeyh Abdulkadir Geylani'nin Bağdat'ta Rusafa bölgesindeki türbesi yakınında yayılan Kadiri tekkeleri, uzun saçlarını taktıkları sarıkların altına saklayan dervişlerin ruhları için yaşam yeri olarak varlığını sürdürüyor. Dervişlerin hayatını karakterize eden bir zühd ve tevazu halindeler. Yüce ahlaki değerleri olan bu kişiler halk tarafından saygı ve hürmetle karşılanıyor. Müritlerin, tarikat saflarına kabul edilmesi için yerine getirmeleri gereken herhangi bir koşul bulunmuyor. Kapıları herkese açık olan bu tarikatın önceliklerinden biri diğerlerini kabul edip aradaki farklılıkları ortadan kaldırmaktır. Çünkü tarikatın öğretilerinde kişi eşsiz ve tekrarı olmayan bir yüce değerdir. Tarikat büyüklerinin vurguladığı gibi, tarikatın gerçek doktrini hümanizmdir.

Tekkeler, zikir çekme diyarıdır
Kesnezaniler, Bağdat'ın batısında Kerh yönündeki el-Amiriye semtinde kendilerine bir tekke edindiler. Tekkeye hizmet eden gönüllüleri, çeşitli yaş ve mezheplerden müritlerini görmek için tekkeleri birkaç kez ziyaret ettim. Kıraat, dini ezberleme ve tahta ve hayvan derilerinden yapılmış davulları çalmayı öğrenme ritüellerini uyguluyorlar. Kesnezani ailesine övgüde bulunuyorlar. Soy ağaçları, soylarının Hüseyin bin Ali bin Ebu Talip’e dayandığını doğruluyor. Bağdat'ta ve dünyanın başka şehirlerinde birkaç kez, Şeyh Nehru bin Muhammed Abdulkerim el-Kesnezani ve küçük kardeşi Şeyh Gandi ile görüştüm. Kadirilerin bir kolu olan Kesnezani tarikatının Şeyhi olan babalarının Şeyh Muhammed Abdulkerim el-Kesnezani'nin benimsediği yaklaşımın asalet ve ahlaki yüceliğine tanık oldum. Kuzey Irak’ta yer alan Süleymaniye şehrindeki Tasavvuf tarikatının yüzbinlerce müridi Irak'ta ve yurt dışında tartışmalara yol açan Sufi tarikatına mensup bir âlim olan Şeyh Muhammed’in cenaze törenine akın etmişti. Ancak bu tarikatın alamet-i fârikası ve Irak'taki geniş çaplı destek görmesi ile ilgili sorular söz konusu.
Peki, bu tarikatın diğer Tasavvuf tarikatlarından farkları neler? Şeyh Nehru, bu soruya şu yanıtı verdi:
“Bütün tasavvuf tarikatlarının ışığı tek bir kandilden kaynaklanır. Aynı Muhammedî nurlardan beslenir. Yöntemleri tamamen vird, zikir ve manevi egzersizlerdir. Ancak fark bu yaklaşımı uygulama yöntemi, müritlerinin faaliyetlerine, şeyhinin manevi gücüne ve yolu yaymaya olan ilgisiyle bağlantılıdır. Tarikat ve müntesipleri, müritlerin saflarına kabul edilmesi konusunda şartlar koşmamış, önceliklerinin merkezine insanlar arasındaki farklılıkların giderilmesini yerleştirmiştir.”

‘Kesnezani’ kutlamaları ve bayramları
Bu tarikatın müritlerine özel bayramlar söz konusu değil. Bayramları, tüm Müslümanların bayramlarıdır. Kutlama münasebetleri yine tüm Müslümanlarınkiyle aynıdır. Diğer Müslümanlarla ayrışmamaya özen gösteriyorlar. Ancak Tarikat Lideri Şeyh Nehru, “Kutlamalara gelince; Kesnezani tarikatı, kutlu doğum ve tarikat şeyhlerinin doğum yıl dönümleri münasebetiyle büyük ve merkezi kutlamalar düzenleyerek ön plana çıkar” diye konuştu.
Son olarak Şeyh Şemsuddin Nehru el-Kesnezani, tasavvufla uyumlu olmayan müzikleri dahil ettiği bu kutlamaların satır aralarında moderniteye vurgu yaptı. Kadınlar da artık bu kutlamalara katılabiliyor. Tasavvuf dünyası, Irak'ta Mezopotamya'ya yerleşen belirli fıkıh ekollerinden ve insanları alçakgönüllülük ve iç huzura çağıran entelektüel Sufi kültürünü yayan yüzlerce seçkin ilim adamının varlığından yararlanır. Kesiezaniye de bu yaklaşımın ve onun yenilenen ritüellerinin bir uzantısıdır.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.