Somali’de Fermacu seçimi kaybetti: Afrika’daki siyasi kartlar yeniden karılıyor

Şeyh Mahmud'un Somali’de Cumhurbaşkanı seçilmesi bölge ülkelerinde ne gibi dönüşümler getirebilir?

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, 23 Mayıs Pazartesi günü Mogadişu'daki Villa Somalia’daki devir teslim töreninde selefinden görevin devrini temsil eden sembolik kılıcı aldı (AP)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, 23 Mayıs Pazartesi günü Mogadişu'daki Villa Somalia’daki devir teslim töreninde selefinden görevin devrini temsil eden sembolik kılıcı aldı (AP)
TT

Somali’de Fermacu seçimi kaybetti: Afrika’daki siyasi kartlar yeniden karılıyor

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, 23 Mayıs Pazartesi günü Mogadişu'daki Villa Somalia’daki devir teslim töreninde selefinden görevin devrini temsil eden sembolik kılıcı aldı (AP)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, 23 Mayıs Pazartesi günü Mogadişu'daki Villa Somalia’daki devir teslim töreninde selefinden görevin devrini temsil eden sembolik kılıcı aldı (AP)

Mahmud Abdi
Somali'nin başkenti Mogadişu'da eski Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu ile yeni Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud arasında barışçıl olarak gerçekleşen iktidar devri sürecinin başarısı genel bir memnuniyet yaratırken bu değişikliğin, komşu ülkelerin ve Somali'nin çevresinin beklentilerini somutlaştıran göstergelerin ortaya çıktığı bölgesel düzeyde geniş yankıları oldu. Somali'nin siyasi meseleleriyle ilgilenen ülkeler ile Somali arasındaki ilişkilerin ulaştığı gerçekliğin yanı sıra daha önce yakından tanıdıkları bir ismin cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasının getirebileceği dönüşümler ve varlığının bazı ülkelere sağlayacağı kazanımlar, bazıları için ise neden olacağı kayıplar gibi seçim sürecinin sonuçlarına yönelik farklı tepkiler verildi.

Fermacu yönetimi sırasında bölgesel ilişkiler
Afrika ülkeleri ile Somali ilişkileri, komşu ülkelerin gündemlerinden etkilenmişti. Ancak bu ilişkiler Fermacu’nun iktidarı sırasında bir değişime tanık oldu. Bu değişim, Somali'nin bölgesel siyasi gerçekliği şekillendirmede rol almasını sağladı. Siyaset bilimci Prof. Dr. Hasan Muallim Ahmed, konuyla ilgili değerlendirmesinde, “Afrika ülkelerindeki siyasi değişiklikler, bazı liderler arasında bölgesel düzeyde içeride belirli hedeflere ulaşma hırsının ortaya çıkmasına neden oldu” dedi.
Bunu, Etiyopya, Eritre ve Somali tarafından her birinin siyasi liderlerinin farklı hedefleri olmasına rağmen daha önce benzerine rastlanmayan bölgesel bir ittifakın kurulduğu gelişmelerle ilişkilendiren Ahmed, ittifakın en üst düzeyde iş birliği ve uyumu savunduğunu belirtti. Ahmed, “En üst düzeyde iş birliği ve uyum, Cibuti ve Kenya'nın kendi bölgelerindeki konumlarından dışlanmalarına yol açan ve ters tepmesine rağmen geniş düzeyde kabul gören bir kamusal söylemin parçasıydı. Özellikle Cibuti'de dışlanmışlık duyguları arttı. Bu yeni söylem, Kenya ile Somali arasındaki siyasi gerginliğin tırmanmasına yol açarken, Kenya’yı büyük ekonomik kayıplara uğrattı. Somali, kardeş ülke Sudan’a siyasi ve manevi olarak yaklaşmakta geç kaldı. Bu durum, Somali'nin Mısır’a karşı Etiyopya'ya lehine önyargılı bir tutum sergiliyor gibi görünse de Somali Başbakanı Muhammed Hüseyin Roble Somali ve Mısır arasındaki siyasi soğukluğu düzeltme girişimlerde bulunmasını gerektirdi” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanının görev süresinin sona ermesi ve değişimin başlaması
Araştırmacı Abdullah Rageh, eski Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin sona ermesinin Somali ile bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin seyri üzerindeki etkisine dair değerlendirmesinde, Somali federal hükümetinin dış ilişkiler dosyasıyla uğraşma yöntemlerini değiştirmesi için baskının artmaya başladığını belirtti.
Araştırmacı Rageh, değerlendirmesinde şunları söyledi:
“Başbakan Roble’nin Somali’nin komşu ülkelerle olan ilişkilerin geçmişini sıfırlama çabaları haklı görülebilir. Bunun nedeni, son seçimleri başarılı kılmak amacıyla siyasi arenaya girmesiydi. Aynı zamanda güvenlik dosyası çerçevesinde içeride gerileme yol açan nedenlerin yanı sıra dış ilişkilerle ilgili devlet kurumlarındaki idari kadroların ve uzmanların, özellikle bazı bölge ve Arap ülkeleriyle ilişkili olanların karşılaştığı zorluklara ve engellere karşı dış gerilimlerin azaltılması gerekiyor. Somali devletinin yeniden inşası, kurumların inşası, kadroların güçlendirilmesi ve verimliliklerinin artırılması sürecinin devamı bağlamında tüm komşu, kardeş ve dost ülkelerle ilişkilerde istikrara ve her biri ile yapılan anlaşmalar ve uzlaşılarla elde edilenlerin korunması gerek. İşleri ortak çıkarlardan uzaklaştırabilecek dar görüşlü siyasi çıkarlara yönlendirebilecek orta ve uzun vadede Somali devletine zararı olacak geçici bir siyasi partiden yana görünen tek taraflı siyasi kararlardan uzaklaşılmalı”.

Fermacu’nun yenilgisi ve Şeyh Mahmud’un zaferi
Biriken faktörler, Somali seçimlerinin sonucunu belirlemede önemli bir rol oynadı. Dış ilişkiler dosyası onu etkileyen en önemli faktörlerden biriydi.  Somalili gazeteci Mahmud Musa Hüseyin, eski Cumhurbaşkanı Fermacu’nun görev süresinin son iki yılında, dış ilişkiler dosyasının yönetiminde bir takım olumsuzlukların ortaya çıkmaya başladığı yorumunda bulundu.
Hüseyin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Somali devletinin Cibuti’de 2008 yılındaki görüşmelerden sonra gelişmeleri ülkedeki gerçekler çerçevesinde ele alırken, devletteki sivil ve düzenleyici kurumların yanı sıra ülkeler ve uluslararası kurumlar gibi dış taraflar arasında iş birliği gerektiren tüm faaliyetler ve alanlarla ilgilenirken sergilediği alışılmışın dışındaki aşamalı, itidalli ve uzlaşmacı yaklaşımdan bir sapma gibi görünen bu gidişat içeridekiler tarafından tehlikeli olarak değerlendirildi. Bir kişinin devletin yüzü olarak kabul etme eğiliminin artması, bir yandan Villa Somalia’nın (Somali Cumhurbaşkanlığı Konutu) vücut bulmuş hali olma, diğer yandan Somali’nin şerefinin koruyucusu olarak cumhurbaşkanın imajını parlatma arzusundan başka hiçbir gerekçesi olmayan kararların verilmesine katkıda bulundu. Belirli iç siyasi gündemlere uygun olarak seçilmiş dış düşmanlıklarla Fermacu, Somali halkı için değerli olan ne varsa hepsinin karşılığı olacak bir hale getirildi. Öyle ki Fermacu’yu eleştirmek ya da davranışlarını yargılamak, Somali devletinin prestijine ve Somalililerin şerefine karşı yapılmış hareket olarak kabul ediliyordu. Fermacu iktidarının eğilimleri, siyasi meselelerle uğraşanların zihinlerinde Somaliler için çok karanlık bir tarihsel dönem olan Somali devletinin kurulduğu dönemlere ait görüntüleri tazeledi. Somali’nin nasıl davranacağı bilinmeyen bir dost ülkeye ve güvenilmez bir müttefike dönüşmesi içeride Fermacu’ya verilen desteğin azalmasına yol açtı. Müttefikleri ve yakın çevresindeki siyasetçiler Fermacu’yu bir bir terk ettiler. Bu da Fermacu’nun cumhurbaşkanlığı yarışındaki sıradan adaylardan biri haline getirdi. Eski Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un yeniden cumhurbaşkanlığına getiren kişiler büyütülmemeli. Çünkü Şeyh Mahmud, hem sakin hem de mantıklı davranan bir isim.”

Değişimin tezahürleri
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre siyaset araştırmacısı Halid Said, Şeyh Mahmud'un seçilmesine verilen tepkileri ve bunun bölge ülkelerinin Somali'deki siyasi gelişmelerden beklediği değişimlere olan yansımalarını değerlendirdi. Said, “Kenya ve Cibuti'nin memnuniyetini bu tanıdık siyasi yüzün zaferini tebrik ettikleri mesajlarda açıkça görebiliyoruz” dedi. Hem Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in hem de Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) liderliğinin aynı anda iki tebrik göndermesi de dikkat çekiciydi. Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afewerki’nin bölgedeki bu siyasi değişim karşısında sessiz kalması ise Somali ve bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin bir sonraki aşamasına ışık tutan sonuçlardan biriydi” ifadelerini kullandı.
Said, değerlendirmesinde şunları söyledi:
“Yeni Cumhurbaşkanı’nın hem Cibuti hem de Kenya ile son yıllarda yaşadıklarda yaşanan gerilimi ve tecridi kırmalarını için çok sıcak ilişkiler kurmayı istediği biliniyor. TPLF liderlerinin tebrikleri, hem Etiyopya hem de Eritre ile güvenlik işbirliği ve ekonomik uyum dosyalarına yönelik Somali baskısının düşüşüne ilişkin beklentilerini ortaya koyuyor. Eritre’nin sessizliği ise özellikle Asmara’nın son zamanlarda Tigray isyancıları ile büyük bir askeri gerilimin yaşanabileceğine dair yaptığı uyarıyla birlikte büyük umutlar bağladığı önemli bir müttefikin kaybından duyulan hayal kırıklığını gösteriyor”.



Bağdat’ta ABD’nin çekilmesinin olası sonuçlarına ilişkin endişeler hâkim

Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezindeki toptan satış pazarı Şorça (Reuters)
Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezindeki toptan satış pazarı Şorça (Reuters)
TT

Bağdat’ta ABD’nin çekilmesinin olası sonuçlarına ilişkin endişeler hâkim

Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezindeki toptan satış pazarı Şorça (Reuters)
Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezindeki toptan satış pazarı Şorça (Reuters)

Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı Sözcüsü bugün yaptığı açıklamada, 30 Eylül’ün tam anlamıyla kendi kendine yeterliliğe geçiş ve güvenlik sahasının yabancı şemsiyeye ihtiyaç duyulmadan ulusal güçlerin kontrolünde yönetilmesi açısından bir dönüm noktası olacağını belirtti. Sözcü, bu tarihin “devletin çerçevesi dışında hareket edilmesine yönelik her türlü gerekçeyi ortadan kaldıracağını ve resmi olmayan silahların tasfiye edilmesi konusunda kurumlara güvenlik ve meşruiyet sağlayacağını” belirtti.

Askeri sözcü Sabah el-Numan, resmi haber ajansına yaptığı açıklamada, “Irak Silahlı Kuvvetlerinin profesyonel performansı, siyasi kararın sağlam güvencesi ve Irak’ın birliği ile ulusal istikrarının temel teminatı olduğunu kanıtladı” dedi.

ABD’nin 30 Eylül’de Irak’tan çekilmesinin olası sonuçlarına ilişkin Bağdat’ta endişeler yaşanıyor. Piyasalarda hareketliliğin bozulduğu ve durgunluğun görüldüğü bir dönemde, hükümete yakın kaynaklar kamuoyunda dile getirilen uyarıların abartılı olduğunu ifade ediyor.

Irak hükümeti ve hükümetle ittifak halindeki siyasi güçler, çekilme tarihini “Irak egemenliği günü”ne dönüştürmeye hazırlanıyor. Ancak endişelerin odağında, silahların devletin kontrolünde toplanmasına yönelik sürecin olası sonuçları bulunuyor. Bazı Iraklı siyasetçiler söz konusu sürecin “silahların düzenlenmesi ve yönetilmesine yönelik bir plan” şeklinde yeniden tanımlanabileceğini belirtiyor.

Başbakan’ın güvenlik danışmanı Kasım el-Araci, televizyonda yaptığı açıklamada, “Devletin elindeki silahların tamamen kontrol altına alınması süreci tamamlandıktan sonra silah taşımayı yasa dışı biçimde sürdüren herkes devlet tarafından kanun dışı kabul edilecek ve hakkında terörist muamelesine kadar varabilecek sert tedbirler uygulanacak” dedi.

Ancak el-Araci, “silahların toplanması komisyonunun çalışmalarına bir süre sınırı getirildiğine ilişkin haberlerin doğru olmadığını” belirterek, “sürecin tamamlanması için belirlenmiş bir takvim bulunmadığını” ifade etti.

El-Araci, Koordinasyon Çerçevesi tarafından oluşturulan komisyonun doğrudan Başbakan’ın gözetiminde çalıştığını ve yasa dışı silah taşıyanlara yönelik hukuki işlemlerin, komisyonun çalışmalarını tamamlaması ve silahların tamamen devletin kontrolüne alınmasının ardından başlayacağını ifade etti.

Irak hükümeti sözcüsü Haydar el-Ubeydi ise 30 Eylül tarihinin “Irak’ın uluslararası koalisyon ülkeleriyle ilişkilerinde egemenliğe ve karşılıklı çıkarlara saygı temelinde ikili ilişkilere geçişin önünü açan bir egemenlik gereği” olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın resmi haber ajansından aktardığı açıklamasında el-Ubeydi, hükümetin, uluslararası koalisyonun askeri misyonunun sona erdirilmesine ilişkin üzerinde anlaşmaya varılan takvim ve mekanizmalar doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. El-Ubeydi, “Irak’ın, ulusal güvenliğini kendi kurumları ve silahlı kuvvetleri aracılığıyla yönetmesini sağlayacak anayasal, siyasi ve diplomatik araçlara sahip olduğunu” vurguladı.

Kürdistan Bölgesi’nin Erbil kentindeki Harir Üssü yakınlarında uçan bir ABD helikopteri (Arşiv - Rudaw)
Kürdistan Bölgesi’nin Erbil kentindeki Harir Üssü yakınlarında uçan bir ABD helikopteri (Arşiv - Rudaw)

Yaptırım endişesi

Hükümetin süren güvence açıklamalarına rağmen din adamları ve uzmanlar, çekilmenin ardından ortaya çıkabilecek sonuçlardan endişe duyuyor. Ebu Hanife Nu’man Camii imamı ve Cuma hatibi Abdülvahab es-Samurai, kendi ifadesiyle “Bağdat’a 1990’larda uygulanan yaptırımlara benzer ekonomik yaptırımların yeniden uygulanması ihtimaline” karşı uyarıda bulundu.

Samurai, “Hükümetimize ve Başbakan’a, bu halkın ve ülkenin onların sorumluluğunda olduğunu, sorumluluğun gereğinin ülkenin ve vatandaşların çıkarlarını grupların ve kişilerin çıkarlarının üzerinde tutmak olduğunu belirten bir mesaj ilettik” dedi.

Samurai, “Bazıları ekonomik yaptırımlardan söz ediyor ve ambargo günlerini hatırlatıyor. Bu nedenle yetkilileri ülkenin geleceğini riske atmaktan veya Iraklıların bir bölümünün taleplerini toplumun tamamının çıkarlarının önüne geçirmekten kaçınmaya çağırıyoruz” diye konuştu.

Endişeler genellikle silahların devletin kontrolünde toplanmasına yönelik planın aksaması ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor. Birçok kişi bunu Irak’ın bölgesel izolasyona veya yaptırımlara maruz kalmasıyla ilişkilendiriyor. Ancak bazı siyasi güçler ve silahlı gruplar, silahlarının ellerinden alınmasına yönelik her türlü girişimi açıkça reddediyor.

Necef’in cuma imamı ve hatibi Sadr el-Din el-Kabançi ise “Irak’ta yaşanacak herhangi bir siyasi veya güvenlik kaynaklı istikrarsızlık,  bütün bölgede krize yol açacak ve küresel ekonomiyi sarsacaktır. Bu nedenle meseleler akılcı biçimde ele alınmalı” uyarısında bulundu.

Bununla birlikte, Irak hükümetine yakın siyasetçiler kamuoyunda dile getirilen uyarıların, “Washington ile Bağdat arasında yaptırım uygulanmasına ilişkin karşılıklı mesajlar gönderildiği yönündeki iddialar” da dahil olmak üzere abartılı olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, Haziran 2026’da Beyaz Saray’da Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’yi kabul ederken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Haziran 2026’da Beyaz Saray’da Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’yi kabul ederken (AP)

Durgun piyasa ve yükselen dolar

Bu çelişkili açıklamalar, iç ticaretten sorumlu yerel kurumların verilerine göre yerel piyasalarda yaşanan durgunlukla eş zamanlı olarak yapılıyor.

Ekonomi alanında faaliyet gösteren “Eco Iraq” gözlemevi, yaptığı açıklamada, “paralel piyasada doların dinar karşısındaki kurunun eşi görülmemiş bir artış kaydettiğini” belirtti.

Gözlemevi, artışın tek bir faktöre bağlı olmadığını, “farklı ekonomik, finansal ve psikolojik unsurların bir araya gelmesinden kaynaklandığını” ifade etti. Açıklamada, başlıca nedenler arasında zaman zaman hareketlenen paralel piyasadaki spekülasyonların, dolara yönelik talebin artması ve arzın azalmasından yararlanması gösterildi.

Gözlemevi ayrıca, “30 Eylül sonrasına ilişkin belirsizlik ve beklentilerin, silahların devletin kontrolünde toplanması dosyasına ilişkin tartışmaların ve ABD yaptırımlarına yönelik iddiaların piyasadaki belirsizliği artırdığını ve bazı piyasa aktörlerini dolara yönelik talebi artırmaya ittiğini” kaydetti.

Nitekim Irak piyasalarında dolar satışlarında son günlerde sert yükselişler görülmeye başladı. Doların değeri 100 ABD doları başına 16 bin 200 Irak dinarının üzerine çıktı. Gözlemcilere göre bu artış mal ve ürünlerin ticaretini de etkiledi. Söz konusu gelişmeler, ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana aylardır devam eden ekonomik etkilerin üzerine eklendi.

Bağdat, Erbil ve Basra’daki tüccarlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, “alışveriş ve satış hareketlerinin daha önce görülmemiş seviyelere gerilediğini, bazı işletmelerin ikinci bir duyuruya kadar kapandığını” söyledi.

Öte yandan Başbakan Ali el-Zeydi’nin, Fransa ve Almanya’yı kapsayan Avrupa turunun ardından Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere ABD’ye gitmesi bekleniyor. Zeydi’nin gündeminde ABD Başkanı Donald Trump ile bir görüşmenin de bulunabileceği yönünde tahminler dile getirilirken, Washington ve Bağdat yönetimleri şu ana kadar böyle bir görüşmeyi doğrulamadı.


İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.