Venezuela Devlet Başkanı'nın Türkiye, Cezayir ve İran ziyareti ne anlama geliyor?

Gözlemcilere göre ufukta Batı hegemonyasına karşı yeni bir uluslararası düzen görünüyor.

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, Venezuela ile birçok konudaki görüşlerinin uyumlu olduğunu vurguladı. (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, Venezuela ile birçok konudaki görüşlerinin uyumlu olduğunu vurguladı. (AFP)
TT

Venezuela Devlet Başkanı'nın Türkiye, Cezayir ve İran ziyareti ne anlama geliyor?

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, Venezuela ile birçok konudaki görüşlerinin uyumlu olduğunu vurguladı. (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, Venezuela ile birçok konudaki görüşlerinin uyumlu olduğunu vurguladı. (AFP)

Ali Yahi
Yeni uluslararası düzenin özellikleri, Türkiye'den gelen Venezuela Devlet Başkanı’nın Cezayir'e varması ve oradan da İran’a geçişinin beklenmesiyle ortaya çıkmaya başladı. Belki de uluslararası olayların hızlanması bağlamında gündeme gelen Cezayir, Venezuela ve Türkiye liderlerinin açıklamaları, dünyanın tanık olmak üzere olduğu dikkate değer bir dönüşümü ortaya koydu.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun Cezayir'e ziyareti, yeni uluslararası düzenin oluşumunun yaklaşmakta olduğunu göstermek ve ABD’ye dünyaya egemen olma özgürlüğü veren tek kutup döneminin sona erdiğini doğrulamak açısından önemliydi. Ancak aynı zamanda, çeşitli dönüşümlere ve siyasi, sosyal ve ekonomik değişimlere tanık olabilecek ve bazı ülkelerin diğerlerinin ortaya çıkması karşılığında bölünmeye maruz kalacağı, yaklaşmakta olan zorlu bir uluslararası aşamaya işaret ediyor.
Cezayir Başbakanı Eymen bin Abdurrahman tarafından Huari Bumedyen Havalimanı'nda karşılanan Maduro, mevkidaşı Abdulmecid Tebbun ile baş başa görüştü. Ardından görüşmeler iki ülke heyetlerini kapsayacak şekilde genişletildi.
Zengin ilişkiler dengesi ve olağanüstü bir fırsat
Cezayir Cumhurbaşkanı, tarafların bir dizi konu ve ortak çıkar başlıklarında görüşlerinin uyumlu olduğunu söyledi. Cezayir'in Venezuela ile haklı davaların savunulması ve özgürlük isteyen halkların hakları ile karakterize edilen zengin bir tarihsel ilişkiler dengesi paylaştığını vurguladı.
Maduro da toplantının küresel gelişmeleri ve iki ülke arasındaki ikili ilişkileri ele almak için özel bir fırsat olduğunu söyledi. ‘Cezayir'in konumunu ve Sahra halkının kendi kaderini tayin hakkını tarihsel olarak savunmasına’ övgüde bulunan Maduro, Cumhurbaşkanı Tebbun ile Filistin, Libya ve Batı Sahra olmak üzere üç ana dosyayı da görüştüğünü ifade etti.

Yeni bir uluslararası kampı yeniden kurma
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde açıklamalarda bulunan Stratejik Çalışmalar ve Uluslararası İlişkiler Araştırmacısı Suheyb Hazar, Maduro'nun Cezayir ziyaretinin yaşanan uluslararası ve bölgesel gelişmelerden ayrı tutulamayacağını söyledi. Hazar sözlerine şöyle devam etti:
“Eğer bu gelişmeleri kayıt altına almak istiyorsak, Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonundan ve buna eşlik eden bir dizi ülkenin ekonomilerini etkileyen küresel siyasi ve ekonomik gerilimlerden başlayabiliriz. Bölgesel ve uluslararası dengeleri yeniden düzenleyip birçok konuya yansıdı. Avrupa'ya gaz sağlayan ülkeler, bu etkileşimlerin merkezinde yer aldılar.”
Cezayir'in de Rusya Federasyonu ve diğer bazı işgalci ülkelerden Avrupa'ya yönelik söylemin keskinliğinde uzaklaşmayan belirli yönelimlere sahip olduğunu ekleyen Hazar’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Batı hegemonyasını ve emperyalizmini reddeden Rusya, Çin ve diğer ‘BRICS’ ülkelerinin haricinde İran, Suriye, Cezayir ve bazı Latin Amerika ülkeleri ve diğerleri gibi birkaç ülkeden oluşan yeni bir uluslararası kampın yeniden gruplandırılması hakkında artık yüksek sesle konuşabiliriz.”
Hazar, Maduro'nun Türkiye'deki varlığının ekonomik ve yatırım niteliğinde olduğunu belirterek Türkleri ülkesindeki yatırımlarını artırmaya çağırdığına dikkat çekti. Cezayirli Uzman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu çağrıya ‘Türkiye'nin gelecekteki hedefi Venezuela'da 3 milyar dolarlık yatırım olacak. İki ülke arasındaki uluslararası petrol ve ortak ekonomi politikalarına ilişkin gelecekteki siyasi ve stratejik anlaşmaları ve iki Devlet Başkanı arasındaki ikili görüşmelerin ardından gelecek anlaşmaları inşa etmeyi hedefliyor’ ifadeleriyle yanıt verdiğini aktardı.
Uluslararası bir sistemin oluşumundan bahsetmenin 2050 yılı ve sonrası hakkında bir konuşma olduğu çıkarımında bulunan Suheyb Hazar, “Çünkü yeni bir yapının oluşumu kısa sürede gerçekleşmiyor” dedi.

Tek kutuplu düşüş
Maduro'nun ziyaretinin bu hafta başından bu yana Los Angeles'ta düzenlenen ‘9. İki Amerika Zirvesi’ etkinliklerinin başlamasına denk gelmesi, yeni bir uluslararası sahne oluşturma fikrini pekiştirdi. ABD’nin siyasi sebepleri bahane ederek Venezuela, Küba ve Nikaragua'ya katılmaları için resmi davetiye yollamadığı biliniyor. Bu, Meksika, Uruguay, El Salvador, Guatemala ve Honduras gibi diğer Latin Amerika ülkelerinin liderlerinin bu zirveye katılmaktan çekinmesine yol açtı.
Ayrıca Venezuela Devlet Başkanı’nın seyahatleri sırasında yaptığı açıklamalar, tek kutupluluğu yıkmaya ve ABD hegemonyasının devamına karşı koymaya hazırlanan bir bloktan bahsetmek için yeterli. Maduro, Ankara'da “Artık hegemonya olmayacak, onu geride bırakacağız” demişti. Burada bir kez daha uluslararası, diplomatik ve insani hakların barış içinde yaşama vaadi geçerli olacak ve ‘yeni bir dünya doğuyor ve kimse onu durduramaz’ vurgusu yapıldı.
Maduro, sözlerine şöyle devam etti:
“Venezuela artık toparlanmaya başlıyor. Ülkemiz işkencelere maruz kaldı. Mütevazi bir ülkeyiz ama önemli bir özelliğimiz var; petrolde dünyada ilk sıradayız. Bu dünya bir koordinasyon, iş birliği, bir arada yaşama, medeniyetler, dinler ve kültürler arasında bir diyalog dünyası olmalıdır.”

Enerji ülkelerini birleştirmek
Diğer  yandan Güvenlik ve Siyasi İlişkiler Araştırmacısı Ammar Siğa, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, Venezuela liderinin ziyaretinin Cezayir'in Roma ve Ankara eksenlerindeki bölgesel diplomatik hareket ile başta Libya dosyası ve Batı Sahra sorunu olmak üzere bölgedeki istikrar krizlerini kontrol altına almak için dost ülkelerle uluslararası çabaların seferber edilmesinin gerçekleştirilmesiyle bağlantılı olduğunu söyledi. Aynı zamanda ziyaretin, uluslararası forumlarda kalıcı varlıklarını yakın zamanda tescillemiş olan güçlerin yeniden canlanmasının aksine etkili aktörlerin ABD’nin rolünün azalmasıyla birlikte yeni bir uluslararası düzen haritasının özelliklerini çizme hareketinin ışığında gerçekleştiğini vurguladı. Ülkelerin Çin ve Rusya'ya benzer şekilde, yükselen güçlerle birlikte artık kendilerini stratejik etki alanlarında konumlandırdıklarını belirten Siğa sözlerini şöyle sürdürdü:
“Cezayir, enerji devletlerini ortak çıkarlar çatısı altında yeniden birleştirmedeki rolünü, Afrika, Ortadoğu ve hatta Latin Amerika'daki enerji bölgeleri üzerinde bir çekim unsuru ve şiddetli bir uluslararası çatışma haline gelen enerji faktörünü harekete geçirmeye inanarak yerine getiriyor.”
Ammar Siğa, Cezayir'in ortak olduğu ülkeler için bölgesel liderlik arzusunu sürdürdüğünü ve başta Gaz İhraç Eden Ülkeler Örgütü (GECF) ve OPEC olmak üzere uluslararası ve bölgesel kuruluşlarla ilişkilerini güçlendirme arzusunu sürdürdüğünü de sözlerine ekledi. Ayrıca Cezayir ve Karakas arasındaki iş birliği bağlarının, iki ülke arasındaki ortak komitenin ekonomik ve ticari ilişkileri, Cezayir ve Venezuela’da seçkin bir konuma sahip olan başta Filistin sorunu olmak üzere ortak çıkar konularını güçlendirme rolünü etkinleştirerek pekiştirildiğine dikkat çekti.



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.