Cezayir, Afrika’da teröre ‘kararlı’ bir yanıt verme çağrısında bulundu

Çağrı, Mali’nin merkezinde 132 sivili öldürülmesinin ardından geldi.

Cezayir Dışişleri Bakanı Ramazan Lamamra terörle mücadele için uluslararası bir şekilde harekete geçilmesi çağrısında bulundu (Reuters)
Cezayir Dışişleri Bakanı Ramazan Lamamra terörle mücadele için uluslararası bir şekilde harekete geçilmesi çağrısında bulundu (Reuters)
TT

Cezayir, Afrika’da teröre ‘kararlı’ bir yanıt verme çağrısında bulundu

Cezayir Dışişleri Bakanı Ramazan Lamamra terörle mücadele için uluslararası bir şekilde harekete geçilmesi çağrısında bulundu (Reuters)
Cezayir Dışişleri Bakanı Ramazan Lamamra terörle mücadele için uluslararası bir şekilde harekete geçilmesi çağrısında bulundu (Reuters)

Cezayir, Mali’nin merkezinde Cumartesi gecesinden Pazar gününe kadar, iki yerleşim bölgesini hedef alan, 130’dan fazla kişinin ölümüne ve çok sayıda kişinin yaralanmasına neden olan terör saldırılarının ardından, Afrika Birliği’ne teröre karşı ‘kararlı bir şekilde tepki verme’ çağrısında bulundu. Batı Afrika’da bulunan bu fakir ülkedeki terör saldırıları, 2012 yılından bu yana yayılan El-Kaide ile bağlantılı militanlar tarafından gerçekleştirildi.
Cezayir Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Mali’de, Diallassagou’da ve özellikle Bankass bölgesindeki iki noktada meydana gelen ve 132 sivilin ölümüne neden olan terör saldırılarını şiddetle kınıyoruz” ifadelerine yer verildi. Terör saldırılarına sahne olan bölgeler, yıllardır terör sebebiyle acı çeken bir ülke olan Burkina Faso sınırının yakınında bulunuyor.
Açıklamada “Savunmasız halka yönelik bu terör saldırıları, hem toplumlarımıza, hem de kardeş Mali halkının değerlerine ve inancına yabancı olan bu belanın yok edilmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor” ifadelerine yer verildi. Cezayir ayrıca, Afrika Birliği’ne ve tüm uluslararası topluma teröre karşı kararlı bir tepki verme çağrısında bulundu. Kıtada yayılmakta olan bu sorunu ortadan kaldırmak için acil olarak, geniş çaplı bir şekilde harekete geçilmesi gerektiği vurgulandı. Aynı zamanda devletin mali yeteneklerini ve tüm ulusal toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirmek üzere Mali’de Barış ve Uzlaşma Anlaşması’nın uygulanmasının hızlandırılası gerektiği de belirtildi.
Mali hükümeti ve silahlı muhalefet, Cezayir’de 2015 yılında ateşkes imzaladı ancak tarafların güven eksikliği nedeniyle anlaşmanın sahada uygulanması başarısız oldu. Cezayir, anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Uluslararası Komite’nin başkanıydı.
Mali’deki geçiş hükümeti Pazartesi günü, hafta sonu ülkenin merkezinde meydana gelen terör saldırılarında 130'dan fazla sivilin öldürüldüğünü belirtti. Söz konusu terör saldırıları ‘korkakça ve barbarca’ olarak nitelendirildi. Açıklamada “Bu saldırıların suçluları, silahlı aşırılık yanlısı grup Macina Kurtuluş Cephesi’dir. Mopti bölgesindeki Diallassagou kasabasında ve komşu Dianwelive Deguessagou köylerindeki barışçıl sakinleri hedef aldılar” ifadelerine yer verildi. Ayrıca, İslami Mağrip El-Kaidesi Örgütü’nün bir hizbi olan Cemaat Nusra el İslam ve Müslim’in (JNIM) Macina Tugayı olarak bilinen Macina Kurtuluş Cephesi’nin kurucusu ve lideri Amadou Koufa tarafından yönetilen birkaç suçlunun tespit edildiği belirtildi. Macina Kurtuluş Cephesi kurucusu Koufa, 2020’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin terörist kişi ve kuruluşları listesine dahil edilmişti.
Mali’de yerel basında yer alan haberlere göre, terör örgütü mensupları 2015’ten bu yana katliamların yaşandığı bölgelerde rahatlıkla hareket edebiliyor. Ülkenin geniş alanlarının, merkezi hükümetin kontrolünden çıktığı belirtiliyor.
Bu bölgeler Mart ayında aynı silahlı militanlar tarafından 160 sivilin öldürülmesine tanık oldu. Militanlar, yerel halkı ordu tarafından kontrol edilen hükümet ile yani kendi ifadeleri ile ‘düşmanla ittifak yapmakla’ suçluyordu. Terör, uzun yıllardır Cezayir sınırındaki kuzey Mali’de devam ediyor. 2013 yılının başlarında Fransa, bu bölgelerdeki silahlı kişileri ortadan kaldırmak için büyük bir askeri operasyon başlattı ancak operasyon, Fransa’nın eski sömürgesi ile ilişkilerinin gergin bir hal almasının ardından, hedeflerine ulaşamadan Şubat ayında sona erdi.
Mayıs ayında, Cezayir Dışişleri Bakanı Ramazan Lamamra, Afrika Birliği üyelerinin Ekvator Ginesi’ndeki toplantısında, Afrika’nın yüzleştiği şeyin sınırları olmayan küresel bir tehdit, herhangi bir din veya milliyetle ilişkilendirilmemesi gereken bir tehlike olduğunu ifade etti. Bakan, terörle mücadele konusunda tüm uluslarla harekete geçilmesi çağrısında bulundu.
Dışişleri Bakanı’na göre, Cezayir Afrikalıların gerekli yasal ve operasyonel araçları geliştirmek üzere bireysel ve toplu olarak çok fazla yatırım yaptığını, ancak çabaların çok dağınık ve terörist tehdidin ölçeği ve ciddiyeti karşısında net bir şekilde yetersiz kaldığının kabul edilmesi gerektiğini düşünüyor.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.