Sudan Egemenlik Konseyi Muhammed el-Faki Süleyman, Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan’da asker ile yeni bir ortaklık istemiyoruz

Eski Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Muhammed el- Faki. Süleyman
Eski Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Muhammed el- Faki. Süleyman
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Muhammed el-Faki Süleyman, Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan’da asker ile yeni bir ortaklık istemiyoruz

Eski Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Muhammed el- Faki. Süleyman
Eski Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Muhammed el- Faki. Süleyman

Sudan Egemenlik Konseyi’nin eski üyesi Muhammed el-Faki Süleyman, ordunun kışlaya geri dönerek iktidarı sivillere devretmesinin önemine dikkat çekti. Partizan olmayan, seçimine devrimin birleşik güçlerinin de katılacağı bağımsız bir ulusal yeterlilik hükümetinin kurulması için bir anlaşmaya varılacağına dair iyimserliğini dile getirdi.
Ordunun 25 Ekim'de iktidarı ele geçirmesinin ardından tutuklanıp görevinden alınan, ardından da serbest bırakılan Faki, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin (ÖDBG) darbeyi sona erdirme ve hukuku yeniden tesis etme yönünde halkın taleplerini benimsediğini vurguladı. Aynı zamanda Suudi Arabistan-ABD arabuluculuğuna, iki ülkenin bölgesel ve uluslararası düzeydeki etkili ağırlığı, Sudan üzerindeki etkileri ve daimi ortak çıkarlarla olan bağları dikkate alınarak yanıt verildiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Süleyman, Suudi Arabistan Krallığı’nın sakin ve akılcı siyaseti sayesinde bölgede gittikçe artan rolünün önemini vurguladı. Suudi Arabistan ile Sudan arasındaki bağın, Kızıldeniz güvenliği de dahil olmak üzere Krallığı Sudan'ın istikrarı konusunda istekli kılan birçok çıkarı temsil ettiğini belirten Süleyman, Sudan’da istikrar kaydedildiği takdirde terör dosyası ve mülteci sorunlarının artık gündemde olmayacağını, bu durumun ülkeye Suudi yatırımlarını çekeceğini söyledi.

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin önde gelen üyelerinden olan Faki, koalisyonun kendisine orduyla birlikte masaya oturmayı kabul etmesi yönünde baskı yaptığı iddialarını ise reddetti. Faki Süleyman sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD-Suudi arabuluculuğu ile siyasi sürecin desteklenmesi ve bu sürecin karşı karşıya kaldığı karşıt duruştan kurtarılması isteniyor. Söz konusu ülke, sorunun iki kutbunu temsil eden iki taraf bulunduğunu, anlaşmazlığın esas olarak Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri ve askerler arasında olduğunu idrak etti. Görüşme sorun Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri ile aynı tanımladı. Bu durum, yakın gelecekte yeni bir gerçekliğe yol açabilecek siyasi sürece yönelik adımların hızlanmasına yol açtı.”
Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’den ayrılmasının tüm seçeneklere kapı açtığını belirten Faki Süleyman, yeni bir siyasi ortam oluşturmanın da bu kapsamda olabileceğini vurguladı.

Suudi Arabistan'ın bölgesel rolü

Faki Süleyman, Arap dünyasındaki etki merkezinin Riyad’a taşındığını söylediği açıklamasını şöyle sürdürdü:
 “Riyad, yalnızca Sudan'da değil, bölgedeki çoğu ülkede en önemli Arap başkentlerinden biri haline geldi. Bu, Krallığın sahip olduğu istikrar ve kapsamlı nüfuz ile Suudi Arabistan’ın sakin ve akılcı politikası neticesinde gerçekleşti.”

Krallığın son zamanlarda oldukça önemli hale gelen Kızıldeniz güvenlik dosyasına hassasiyetle yaklaştığına dikkat çeken Faki, Suudi Arabistan’ın petrol ve turizm sektöründe sarf ettiği büyük çabaların bu ülkeyi oldukça önemli kıldığını vurguladı. Açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Suudilerin kıyıdaş ülkelerle iş birliği vizyonu mevcut. Bu, istikrar sağlandığı takdirde iki ülke için elde edilebilecek diğer yatırım faydalarına ek olarak Riyad'ın üzerinde çalıştığı siyasi ittifaklardan biri de oluşacak. Tarım, ulaşım ve hafif sanayide yatırımları karşılayabilecek olan Sudan, Suudi yatırımları için en uygun ülkelerden biri. Suudi Arabistan'ın Sudan'da büyük yatırımlar yapma vizyonu mevcut. Ancak bunlar istikrarın sağlanması, Sudan’da savaş, törer ve mülteci meselelerinin sona erdirilmesi ile bağlantılı. Sudan’ın istikrarı başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere tüm bölge ülkelerini ilgilendiriyor. Zira buradaki güvenlik eksikliği bölge ülkelerini de tehdit edebilir.”

Ordu ile diyalog
Şu an Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri ile Egemenlik Konseyi'ndeki askeri grup arasında gerçekleşen diyaloga da değinen Süleyman, ülkeyi tehlikeli bir yola sokan 25 Ekim darbesinin sona erdirilmesine odaklanıldığını doğruladı. “Karşı çıkış, darbenin devamını imkansız kılıyor. Bu nedenle aktörlerin bu sahneyi sona erdirmek için çalışması gerekiyor. Bu yönde görüş alışverişinde bulunmanın önemi hakkında açıkça konuştuk. Ordunun bu sahneden çıkmasını bekliyoruz” dedi.

Ordunun sahnenin yeniden kurulması konusunda hesapları olduğunu düşünen Süleyman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özgürlük ve Değişim belgesini kabul etsinler ya da etmesinler, yeni bir siyasi gerçeklik doğacak. Kabul ederlerse siyasi sahneden kışlaya dönmeleri yönünde siyasi bir düzenleme yapılacak. Reddettikleri takdirde ise kendilerini reddeden halk ve sivil yönetimin geri dönüşünü destekleyen uluslararası toplum karşısında darbenin son adımlarını atmak için siyasi düzenlemelere ihtiyaçları olacak.”

Ordu ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri arasında doğrudan müzakereye gidilmesi için öncelikle darbenin sona erdirilmesi gerektiğinin altını çizen Süleyman konuya dair şunları söyledi:
“Doğrudan müzakereler hem halk hem de Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri tarafından reddediliyor. Bu nedenle mevcut toplantılar yazılı belgeler ve uluslararası tanıklıklar yoluyla yürütülüyor. Ancak bu konudaki toplumsal çekinceler devam ediyor.”
Çeşitli devrimci güçleri Özgürlük ve Değişim Koalisyonu’nun attığı tüm adımlara dahil etmeye ve her türlü gelişmeden sokağı bilgilendirmeye söz veren Süleyman ürete uluslararası arenanın tanıklığının önemine dikkat çekti:
“Darbenin ve düzenlemelerin kaldırılması süreci ve ordunun siyaset sahnesinden çıkışı konusunda uluslararası arenanın tanıklığında bir mutabakat sağlanırsa, doğrudan görüşmeyi reddeden olmayacaktır. Uluslararası tanıklık olmalı. Zira halk politikacılardan şüpheleniyor. Bu şüpheler geçmişteki deneyimlerden kaynaklanıyor. Doğrudan toplantı hakkında konuşmak için henüz erken. Bu yönde ilerlenmedikçe böyle bir toplantı gerçekleşmeyecektir.”
Askeri Geçiş Konseyi sözcüsü Korgeneral Şemseddin Kebbaşi, ordu ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri temsilcisi Taha Osman arasındaki görüşmelere de değinen Süleyman, tamamlanması gereken metinler hakkında fikir alışverişinde bulunduklarını, zira bazı metinlerin amacının netleştirilmesi gerektiğini belirtti. “Onlara vizyonumuzu yazılı bir şekilde sunduğumuzda kendilerinden de yazılı bir yanıt istedik. Vakit kısa, bu nedenle düzenlemelere gidilmesi için verecekleri cevabı hızlandırmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Süleyman açıklamasının devamında ordu ile ortaklık niyetinde olmadıklarını söyledi:
“Ortaklık, iktidar kurumlarında sivillerin ve askeri personelin bulunmasıdır. Ancak Egemenlik Konseyi ve sivil bakanlık oluşturduysak, ortaklık yok demektir. Ordunun devlet yönetimine müdahale etmesine izin veren bir formüle izin vermeyeceğiz. Ancak zamanda Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri de bundan sonraki sahneyi tek başına kurmayacak.”
Süleyman, tarafların endişelerinin anayasal bildiri ve Sudan halkı tarafından seçilen ulusal yetkilere sahip bir hükümet ile sona ereceğini vurgulayan Süleyman “Sokakta partizanların iktidara katılımını reddeden genel bir eğilim var. Darbeyi tüm gücüyle boşa çıkaran sokak, iktidar hayallerine rağmen partizanları da engelleyebilir” ifadelerini kullandı.
Tüm soruları yanıtlayarak endişeleri ortadan kaldıran bir anayasa bildirgesi hazırlama sözü veren Süleyman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu vizyonu devrimdeki ortaklarımıza sunacağız. İlk aşamada, darbeyi siyasi eylem yoluyla sona erdirme olasılığına dair şüphelere rağmen siyasi süreçte kendi başımıza gittik. Bu nedenle bazıları sürekli yüzleşme çizgisinde kalmayı tercih etti. Yüzleşme, korunması gereken önemli bir süreçtir.”
İttifakına direniş komitelerinin, profesyonel toplulukların, sendika kuruluşlarının ve sivil toplumun eşlik edeceği sözü veren Süleyman, “İlk amacımız darbeyi sona erdirerek orduyu kışlasına geri döndürmek. Ardından devrim kampında bir bölünmeye neden olabilecek tartışmayı durdurmak için tüm bakış açılarını yanımıza alacağız” dedi.

Askeri düzenlemeler
Ordunun askeri kışlaya dönüşü için verilmesi gereken güvencelerin geçiş dönemi adaleti düzenlemelerinde kaydedilen suiistimallerin ele alınması gereken bir konu olduğunu belirten Faki Süleyman, bunun tüm Sudanlıları ilgilendirdiğini, zira başta şehit aileleri olmak üzere yerel toplumun bu durumdan etkilendiğini vurguladı.
İttifakının sokağın talebine yanıt olarak partizan olmayan ulusal yetkilere sahip, hatta barış antlaşması imzalayıcılarını kapsayan bir hükümet kurmaya çalıştığını kaydeden Süleyman, durumun iyileşeceğine dair iyimserliğini dile getirdi:
 “Devam eden diyalog konusunda karamsar değilim. Ülke istikrarını koruyan bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğunu düşünüyorum. En nihayetinde önemli olan Sudanlıların arzularıdır. Bir parti hükümeti istiyorlarsa, içinde temsilcileri olacak. Aksini istiyorlarsa seçimlerini yapacaklar.”
Üçlü mekanizma rolünün bir sonraki aşamada geleceğine söz veren Süleyman, 25 Ekim darbesi ve devrimi konusunda tutumu olan başka taraflar da bulunduğunu, görüşülecek platformlara söz konusu tüm kesimlerin dahil edileceğini söylediği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bir sonraki hükümet partizan olmayacak. Zira destek tabanını genişletmek, Demokratik Birlik Partisi, Halk Kongresi Partisi ve doğuda ve Darfur’da anlaşmaları imzalayanları dahi içerecek geniş bir taban ile bir fikir birliği sağlamak amaçlanacak.”
Gençlerin müzakereyi ve ortaklığı kabul etmediğine işret eden Süleyman, ancak sonucu temkinli bir şekilde beklediklerini, ordunun kışlaya geri dönmesi ve sivil bir hükümet kurulması talepleri yerine getirilirse bunu kabul edip destekleyeceklerini belirtti. Ancak 21 Kasım'da Burhan ile Hamduk arasındaki anlaşmaya benzer zayıf bir anlaşma kaydedildiği takdirde sokağın bunu kabul etmeyeceğini vurguladı. “Özgürlük ve Değişim İttifakı ciddi bir baskı altında. Sokağı yakından izleyerek bu çerçevede hareket ediyor. Tüm bu komplikasyonların farkında” ifadelerini kullandı.
Süleyman, halkın temkinle yaklaştığı sivil askeri diyalog başarısızlığa uğratıldığı takdirde ne olacağı konusunda ise şu değerlendirmede bulundu:
“Hiçbir şey olmayacak. Sokağın özel talepleriyle diyalog içerisindeyiz. Bu, reddedilen talepleri yerine getirmeye kararlı olduğumuzu gösterir. Kendi menfaatimiz için halkın talepleri olmadan bir anlaşmaya varsak belki de kimse bizimle dalga geçmeyecek. Bu durumda alay konusu olacağız ancak devrim devam edecek.”



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”