Rusya neden Suriye siyasi sürecini Cenevre'den uzaklaştırmak istiyor?

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın, 22 Mayıs'ta Şam'da BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile yaptığı görüşmeden bir kare (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın, 22 Mayıs'ta Şam'da BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile yaptığı görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Rusya neden Suriye siyasi sürecini Cenevre'den uzaklaştırmak istiyor?

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın, 22 Mayıs'ta Şam'da BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile yaptığı görüşmeden bir kare (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın, 22 Mayıs'ta Şam'da BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile yaptığı görüşmeden bir kare (AFP)

Şam, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’a Suriye Anayasa Komitesi'nin 25 Temmuz'daki çalışmalarının dokuzuncu turuna katılmak, yani BM himayesinde Suriye siyasi sürecinin gidişatını dondurmak için Cenevre’ye heyet göndermeyeceğinin bilgisini verdi.
Şam'ın bu kararının gerçek nedeni, Şam hükümetinin anayasa çalışma mekanizmasına itirazı ya da biri Suriye rejimi adına ikincisi Suriye muhalefeti adına görevli iki heyet arasındaki tartışmaların içeriği ile ilgili değil, Moskova'nın “tavsiyesi” idi.
Ayrıca Rusya’nın Suriye Anayasası ile ilgili reform çalışmalarının içeriğine yönelik itiraz etmesinin arka planında müzakerelere ev sahipliği yapan İsviçre'nin Ukrayna savaşıyla ilgili tutumu da yatıyor. Moskova, İsviçre’nin mutlak tarafsızlık politikasından vazgeçtiğini öne sürüyor.

Böyle bir durumda Rusya'nın çözümü ne?
Moskova, BM ve kurumları için Avrupa’da önemli bir başkent olan Cenevre’yi cezalandırmak konusunda Rusya'nın BM kurumlarından çekilmesi ya da Suriye kriziyle ilgili toplantıları boykot etmesi yoluyla değil, daha ucuz bir maliyeti olması şartıyla Ukrayna yüzünden Avrupa Birliği’ni (AB) Cenevre’ye karşı sarsmaya çalıştı. Moskova faturayı Esed rejimine kesti. Moskova, Şam’dan özellikle Cenevre'deki Anayasa Komitesi toplantılarına katılmayı reddetmesini ve bu toplantılara ev sahipliği yapacak yerler olarak Soçi, Moskova, Şam, Cezayir ya da Maskat'ı önermesini istedi.

Peki meselenin arka planında ne var?
BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen, anayasa toplantılarının geçtiğimiz Mayıs ayındaki sekizinci turu sonunda, Suriye hükümeti heyetinin başkanı Ahmed el-Kuzbari ve muhalefet heyetinin lideri Hadi el-Bahra ile 25-29 Temmuz tarihleri ​​arasında Kurban Bayramı tatilinin ardından dokuzuncu turun düzenlenmesi konusunda anlaşmıştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, o sıralar BM koridorlarında, İsviçreli yetkililerin Rusya heyeti üyelerinin giriş vizeleriyle ilgilenme hızlarından ve resepsiyonlardaki soğuk tutumlarından duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

Pedersen ne istiyor?
Pedersen ise Haziran ayında yapılan bir önceki turda, Suriyeliler ile bölgesel ve uluslararası garantörler arasında üzerinde anlaşmaya varılanlara dayanarak belirtilen hedefe ve iç düzenlemelerin temel unsurlarına ulaşmak, Anayasa Komitesi’nin çalışmalarının nasıl hızlandırılacağı konusunda bazı fikirler sunmak, dışarıdan herhangi bir müdahale ya da dış taraflarca dayatılan takvimler olmaksızın bazı sonuçlara varmak ve ilerleme kaydetmek amacıyla hızlı ve aralıksız olarak çalışmak için Kuzbari, Bahra ve sivil toplum kuruluşlarına yazılı davetler gönderdi. Pedersen tarafından belirlenen hedef, anayasa toplantılarına hız kazandırmak üzere 3 seçenekte pratik öneriler sunuyor. Bunlar; bir gün içinde birden fazla başlığın tartışılması, her toplantı turunda anayasanın bir bölümünün ele alınması, taslakların sunulması ve tüm bölümlerin tamamlanması olarak sıralanabilir.
Toplantıların ve diplomatik temasların atmosferi olumlu kalmaya devam etmesi toplantıların yapıldığının işareti olarak görüldü. Suriyeli yetkililer, ‘Rus dostlarının lojistik sorunlarının’ çözülmesi halinde heyetlerinin toplantılara katılacağını açıkladılar. Bunun üzerine İsviçreli yetkililer, Rusya heyeti üyelerinin vize almalarını kolaylaştırdılar. Ancak Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Suriye’ye sınır ötesi insani yardım kararının süresinin yalnızca 6 aylığına uzatılması şartını öne sürerek yaptığı ‘atılımdan’ birkaç saat sonra Şam'dan Cenevre'ye sürpriz bir boykot kararı geldi.

Rusya’nın BMGK’da Batı ülkeleri tarafından sunulan sınır ötesi yardım kararının süresinin bir yıllığına uzatılmasını veto etmesinin yol açtığı sorunlar neler?
Anayasa toplantılarını boykot kararı birçok soruna neden oldu. Öncelikle bu durum anayasa toplantılarının ciddiyetinin sınırlarını ve Moskova'nın kamuya yaptığı açıklamalarıyla olan tezatlığı gösterdi. Bu tezatlık, anayasasını ve onunla ilgili egemen bir konuyu tartışırken uluslararası şemsiye altından çıkmayı utanç verici bulmayan Şam'ı zora soktu. Daha da önemlisi, Suriye Anayasası reformunun ‘Rusya’nın değil, Suriye'nin liderliğindeki bir süreç’ olmasını şart koştuğu siyasi süreçle ilgili BMGK’nın 2254 sayılı kararı, 2019 yılında Suriyeli taraflar arasında varılan çalışma şartları anlaşması ve 2018 yılı başlarında Rusya'nın Soçi kentinde düzenlenen Suriye Ulusal Kongresi’nden çıkan anayasa reformunun Cenevre'de görüşülmesini şart koşan anlaşma gibi metinlerin yanı sıra, Astana süreci garantörlerinin çeşitli açıklamalarında dile getirdikleri gibi Anayasa Komitesi'nin çalışmalarının dış müdahale olmaksızın yürütülmesi gerektiği görüşüyle çelişiyor.

Hangi seçenekler var?
Cenevre toplantılarına katılan Batı ülkelerinden bir temsilci, Pedersen'ın ofisinden toplantının iptal edildiğine dair bir mektup aldıktan sonra yaptığı değerlendirmede, “İster Ukrayna ister Suriye olsun, başka bir ülkeye saldırdığınızda sivilleri hedef almak askeri stratejinin temel taşı ise siyasi ikiyüzlülük de dış politikanızın temel bir özelliği olur” ifadelerini kullandı.
Şam’ın kararı Cenevre sürecinde siyasi bir statü elde eden ve Şam ile eşit bir konum edinen muhalefet için de sürpriz oldu. Muhalefet tarafının önde gelen isimleri, hükümet heyetinin Rusya’nın talepleri doğrultusunda toplantılara katıldığını hatırlatarak, “Anayasa Komisyonu toplantılarının en az birkaç ay erteleneceği çok derin bir krizle karşı karşıyayız. Bu suni bir kriz. Aynı zamanda bu kriz Suriyeli taraflardan hiçbirinden değil, yabancı bir taraf olan Rusya’dan kaynaklanıyor. Ayrıca bu, Suriyelilerin yer aldıkları Anayasa Komitesi’nin çalışmalarına açıkça yapılan bir dış müdahaledir. Rusya, Anayasa Komitesi’ne taraf olmadığından Cenevre’ye gidilmemesi kararı alamaz” dediler.
Şam’ın Moskova adına Cenevre'ye bildirdiği kararın, Astana Süreci garantörleri Rusya, Türkiye ve İran liderleri Vladimir Putin, Recep Tayyip Erdoğan ve İbrahim Reisi arasında önümüzdeki Salı günü (yarın) Tahran'da yapılması planlanan görüşmede, masada olacağına şüphe yok. Tahran’ın, Suriye sahasında bir başarı arayışında olduğu ve aynı şeyin Ankara için de geçerli olduğu biliniyor. Ancak liderlerin masasındaki öncelikli konuların, Türkiye’nin Suriye'nin kuzeyine yönelik olası askeri operasyonu, Ankara ve Moskova arasında Ukrayna ile ilgili iş birliği alanları ve İran'ın ABD Başkanı Joe Biden'ın Ortadoğu turu ile ilgili başka dosyaları gündeme getirme arzusuyla birlikte oynadığı rol olması bekleniyor.
Anayasa Komitesi'nin bir komite olmadığı ve anayasa üzerinde çalışmadığı ve Suriye arenasında sözü geçen aktörlerin askeri tercihlerini ​​ve toplum mühendisliğini meşrulaştıracak siyasi bir süreç varmış gibi davranmasına izin veren, bunu yaparken de başka gerçek bir girişimi önleyen göstermelik bir yapıdan başka bir şey olmadığı biliniyor. Uluslararası şemsiye altında olmayan anayasal bir sürecin olmasını isteyenler olduğu bir gerçek. Rusya'nın Suriye'yi ve buradaki siyasi süreci, ortaklarını disipline etmek, muhaliflerini cezalandırmak ve rakiplerini sınamak için kullandığı bir dönemde, Anayasa Komitesi bunun sadece küçük bir örneğidir. Bir deyim vardır; “Sebep bilinirse hayret ortadan kalkar.”



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.