Sudan’daki kabile savaşlarının arka planında ne var?

Sudan’ın güneydoğusundaki Mavi Nil bölgesinde, yerli kabilelerin yanı sıra başka bölgelerden gelen kabileler de bir arada yaşıyor

Kordofan bölgesinde Hausa kabilesine mensup göstericiler. (AFP)
Kordofan bölgesinde Hausa kabilesine mensup göstericiler. (AFP)
TT

Sudan’daki kabile savaşlarının arka planında ne var?

Kordofan bölgesinde Hausa kabilesine mensup göstericiler. (AFP)
Kordofan bölgesinde Hausa kabilesine mensup göstericiler. (AFP)

Sudan halkı, Batı Darfur'daki iç savaşın şokunu henüz atlatamamışken, ülkenin güneydoğusunda yer alan Mavi Nil eyaletinde ‘benzer izleri’ taşıyan şiddet olaylarına tanık oldu. Mavi Nil bölgesinde kabileler arasında çıkan çatışmalar, onlarca kişinin ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına ve binlerce kişinin yerinden edilmesine sebebiyet verdi.
Merkezi Damazin kenti olan 1 milyon 300 bin nüfuslu Mavi Nil eyaleti, Güney Sudan ve Etiyopya sınırında yer alıyor. Mavi Nil eyaletinde Hausa ve Birta (Ankasana) kabileleri arasında bir süre önce patlak veren silahlı çatışmalar, başkent Hartum da dahil olmak üzere ülke genelinde farklı bölgelere yayıldı.
Hausa ve Birta (Ankasana) arasındaki çatışmaların, Mavi Nil eyaletinin en yüksek yerel mülki amirliği olan ‘Nazara’ yönetiminin Hausa’lara verilmesiyle tetiklendiği düşünülüyor.
Mavi Nil’deki yerel yönetimler ‘Nazara’ adlı yapının altında hizmet veriyor. Mavi Nil bölgesinin asıl sakinleri olduklarını öne süren kabileler, bölgeye sonradan göçen Hausa kabilesine böylesi bir yetkinin verilmesine karşı çıkıyor. Bu durum, bir tarafta Hausa kabilesi, diğer tarafta Birta (Ankasana) ve diğer küçük kabileler olmak üzere silahlı çatışmalara evrildi ve şu ana kadar onlarca kişi hayatını kaybetti. Şiddet olaylarının ardından Hausa kabilesi ülke genelindeki mensuplarına destek çağrısı yaptı. Bunun üzerine Hausa mensupları ülke genelinde eylemler düzenlemeye başladı.  
Mavi Nil bölgesinde, yerli kabileler Ankasna, Hemec ve Vatavit ile bölgeye sonradan gelen daha küçük kabilelerin yanı sıra yüzlerce yıl önce Nijerya’dan gelerek bölgeyi mesken tutmuş olan kalabalık Hausa kabilesi bir arada yaşamaktaydı. Hausa kabilesinin eyalette önemli bir demografik ağırlığı bulunuyor. Tüm bu kabileler Sinnariye devletinin 1504 yılında kurulmasından bu yana büyük ölçüde barış içinde yaşamaktaydı. Ancak Güney Sudan isyanı başladığında, bölgedeki bazı kabileler iç savaşta Güney Sudan'ın yanında yer aldı ve diğer kabileler Hartum'daki merkezi hükümete bağlı kalmaya devam etti. Daha önce toprak ve su gibi kaynaklar üzerinden sınırlı çatışmalar çıkarken, söz konusu iç savaşın ardından ‘siyasi çatışmalar’ kabileler arasına sızdı ve bir ‘politik nüfuz’ mücadelesi başladı.  
Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvan) Sudan kolu, Ömer el-Beşir’in yaptığı darbeyle 1989'da iktidarı ele geçirdiğinde, ülkedeki sosyal ve demografik yapıyı yeniden planlama politikası üzerinde çalışmaya başladılar. Cafer Numeyri döneminde etkisini büyük ölçüde yitirmiş olan, ‘yerel yönetimlerin’ güçlendirilmesi ve bazı kabilelere ayrıcalık tanınması da bu dönemde yeniden başlamış oldu. Ömer el-Beşir rejimi, bazı kabileleri yönetimde görevlendirirken diğer kabileleri dışlamaktaydı. Nitekim Darfur’da, Hartum yönetimini Afrika kökenli kabilelere karşı Araplar lehine ayrımcılık yapmakla suçlayan isyancı güçler hükümet hedeflerine saldırarak, uzun yıllar sürecek olan ve yüzbinlerce insanın ölümüyle sonuçlanacak savaşı başlatmış oldu. Ömer el-Beşir’in bu ‘ayrımcı politikaları’ Darfur’la sınırlı kalmayarak ülke geneline yayıldı ve nihayetinde Güney Sudan’ın 2011’de ülkeden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmesiyle sonuçlandı.  
Aralık 2018 devriminden sonra, Sudan'da aşiret ve sivil çatışmalarda görece bir durgunluk gözlemlendi. Ancak ordunun 25 Ekim 2021'de yeniden iktidarı ele geçirmesiyle birlikte, Ömer el-Beşir rejiminin politikalarına dönüldü, siyasi referans arayışında olan askeri yönetim, bazı kabilelere ayrıcalıklar tanıyarak, yeniden kabile çatışmalarının önünü açmış oldu. Batı Darfur’da Cuba Barış Anlaşması uyarınca isyancı yerli kabileler yönetime katılmış olsa da çatışmalar yeniden başladı. Basında çıkan haberlere göre, Darfur’daki şiddet olaylarının arkasında ordu komutanlarının, özellikle Hızlı Destek Güçleri’nin parmağı olabilir. Eskiden orduyla çatışma halinde olan bazı silahlı güçlerin, ordunun desteğiyle bazı arazilere el koyduğu ve demografik yapıyı değiştirmek için eylemlerde bulunduğu iddia ediliyor. Bunun sonucunda bölgedeki kabileler topraklarına el konulmasına itiraz edip çatıştıklarında, bu çatışmaların geleneksel Afrikalı-Arap çatışmaları olarak lanse edilmek istendiği değerlendiriliyor. Mavi Nil eyaletinde çıkan şiddet olaylarının da büyük ölçüde, askeri yönetimdeki bazı bileşenlerin, bölgedeki demografik yapıyı manipüle etme girişimi sonucu yaşandığı tahmin ediliyor. Nitekim Sudan Komünist Partisi, Egemenlik Konseyi içinde yer alan, Malik Agar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’ni, kalabalık nüfusa sahip Hausa kabilesini Mavi Nil’deki ‘Nazara’ yönetimini onlara vererek, kendi tarafına çekmeye çalışmakla suçladı.  
Birleşik Federal Parti Genel Başkanı Muhammed İsmet, Mavi Nil eyaleti ve Batı Darfur’daki şiddet olaylarının sorumluluğunu ‘darbeci yönetime’ ve ‘eski rejim destekçilerine’ yükledi.
Askeri yönetimin daha önce şeklen kaldırdığı ‘olağanüstü hali’ yeniden ilan etmesini öngören İsmet: “Muhtemelen eyaletlere askeri yetkililer atayacaklardır, böylelikle ordu tüm ülke genelinde iktidarını pekiştirmeye çalışacaktır. Sudan halkına ve uluslararası topluma, ülkede güvenlik ve istikrarın ancak bir askeri yönetimle mümkün olabileceği mesajını vermek istiyorlar” dedi.  
Güvenlik güçlerinin henüz olayların başında müdahil olmayarak, şiddetin büyümesine göz yummasının bu kanaatini güçlendirdiğini söyleyen Muhammed İsmet, “Askeri yönetim aşiretler arası çatışmayı gözlemekle yetindi, geleneksel olarak aralarında husumet olmayan aşiretler dahi çatışmalarda taraf olmaya zorlanıyor. İdari yönetim yetkilerini, belirli hesaplar dahilinde kendi taraftarı olan aşiret liderlerine dağıtıyorlar, böylelikle kabilelerin desteğini almayı umuyorlar. Kabileler arasındaki çatışmaları körüklemeleri, bundan fayda sağlayacak olmalarıyla ilgilidir. Böylece darbe yönetiminin devamlılığını güvence altına almayı hedefliyorlar” değerlendirmesinde bulundu.  
Bu arada Mavi Nil bölgesinde yer alan Damazin kentindeki Direniş Komiteleri, askeri yönetimi, sivilleri koruma konusundaki görevlerini yerine getirmeyerek, şiddet suçuna ortak olmakla suçladı. Direniş Komiteleri’nden yapılan açıklamada, “Askeri yönetimin eski despot rejimlerin izinden gittiği, göz göre göre fitnenin büyümesine sessiz kaldığı ve müdahil olmayarak sivillerin öldürülmesine ortak olduğu” savunuldu. Bölgedeki güvenlik güçleri ilk üç gün olaylara müdahalede bulunmadı. Direniş Komiteleri’nin açıklamasında, “Güvenlik güçleri kasıtlı olarak müdahil olmayarak çatışmaların büyümesine sebebiyet verdi. Batı Darfur’daki çatışmalardan haftalar sonra, Mavi Nil’deki çatışmalardan ise üç gün sonra harekete geçmeye karar verdiler. Bu kadar kan aktıktan sonra, Genelkurmay Başkanlığı’nın, ‘ülke güvenlik ve istikrarını zedeleyici eylemlere izin verilmeyeceği’ yönündeki açıklamasının nasıl bir anlamı olabilir” ifadeleri kullanıldı.  
Sudanlı siyasi analist Ahmed Halil, “Hartum'daki otorite, kral soyundan geldiği iddia edilen Ankasana kabileleri ile Hausa kabilesi arasındaki gerilimin çatışmalara evrilmesini destekledi. Hausalılar barışçıl ve çalışkandır, ticaret ve hizmet sektöründe çalışıyorlar, dolayısıyla Mavi Nil’de ekonomi ve ticarete hakimler, bu durum bölgenin asli sahipleri olduğunu düşünen diğer kabileleri öfkelendiriyor” dedi.  
Hausa ,Afrika'nın en önemli kabilelerinden biri olarak dikkat çekiyor, kabile üyelerinin sayısının kıta genelinde 10 milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. Hausa kabilesi Nijerya, Senegal ve Sudan’da yaşıyor. Aslen Nijerya kökenli olan Hausa kabilesinin Sudan’da yaklaşık 3 milyon mensubu bulunuyor. Bunlar yüzlerce yıl önce toplu göçler ya da Hac ibadetini ifa edip döndüklerinde Sudan’a yerleşmişler. Hausa kabilesi Kuran-ı Kerim’in öğretimine özel önem gösteriyor ve genelde dindarlıkları ile tanınıyor. Gözlemciler Mavi Nil olaylarının tesadüfen gelişmediği ve büyük bir planın parçası olduğu konusunda hemfikir. Henüz külleri soğumamış olan geniş çaplı kabile çatışmaları yeniden çıkabilir. Bazılarına göre Hartum’da uzaktan kumandası olanlar, yeni bir savaş için düğmeye basabilir.  



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.