Putin Rusya’nın yeni ‘Deniz Doktrini’ni açıkladı

Rusya’nın ‘yeni deniz doktrini’ ulusal çıkarlarının sınırlarını yeniden belirliyor. Yeni doktrin Rus donanmasının, Kuzey Kutbu, Basra Körfezi, Akdeniz ve Kafkasya'daki varlığını artırmayı hedefliyor 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Donanma Günü kutlamaları sırasında askerleri selamlıyor. (AFP)  
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Donanma Günü kutlamaları sırasında askerleri selamlıyor. (AFP)  
TT

Putin Rusya’nın yeni ‘Deniz Doktrini’ni açıkladı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Donanma Günü kutlamaları sırasında askerleri selamlıyor. (AFP)  
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Donanma Günü kutlamaları sırasında askerleri selamlıyor. (AFP)  

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, küresel denizcilik hedeflerini ortaya koyan ve Rus donanmasının deniz politikasına yönelik temel unsurların belirlendiği 55 sayfalık yeni Rusya Deniz Doktrini’ni imzalayarak onayladı.
Rus hükümetinin resmi platformlarında yayımlanan güncelleştirilmiş ‘Deniz Doktrini’, Rus deniz kuvvetlerinin önceliklerinde önemli değişiklikler barındırıyor ve Kremlin’in daha önceki ‘doktrinde’ yer almayan bazı bölgelerin, ‘küresel denizcilik hedefleri’ arasında yer aldığı görülüyor. Rus Donanma Günü münasebetiyle Rusya İmparatorluğu’nun eski başkenti Saint Petersburg’da düzenlenen törende, Devlet Başkanı Putin ‘yeni deniz doktrini’ ile birlikte yeni Rus Donanma Tüzüğü’nü de imzaladı.
Devlet Başkanlığı kararnamesinde, ‘Deniz Doktrini’nde yapılan değişikliklerin, dünyadaki yeni zorluklara ve mevcut jeopolitik koşullara yanıt verdiği’ vurgulanarak, dolaylı olarak Ukrayna savaşının getirdiği değişimler ve Batıyla geniş çaplı mücadeleye atıfta bulunuldu. Kararnamede, ‘yeni doktrinin, Rusya'nın ulusal deniz politikasına yönelik temel unsurları barındırdığı’ belirtildi. Donanma Tüzüğü ise Rus askeri filosunun, iç hizmet şartlarını, koruma ve güvenlik anlayışının geliştirilmesini öngörüyor.  
Devlet Başkanı Putin, ülkesinin artan askeri yeteneklerine işaret ederek, “Rusya, egemenlik ve özgürlüğümüzü ihlal etmeye kalkan herkese yıldırım hızıyla yanıt vermeye muktedirdir. Burada esas olan deniz güçlerimizin yeteneğidir. Rus Donanması kendisine verilen görevleri yüksek caydırıcılıkla ifa etmiştir. Rus Donanması, ülkenin deniz sınırlarında ve okyanuslarının herhangi bir bölgesinde stratejik görevleri başarıyla ve onurlu bir şekilde yerine getirmektedir” dedi.  
Ülkesinin füze yeteneklerine de değinen Putin, “Benzersiz Zirkon (Tsirkon) hipersonik füzeleri aylar içinde deniz kuvvetlerine katılacak.  Amiral Gorshkov Fırkateyni bu füzeleri taşıyan ilk gemi olacak” ifadesini kullandı.  
Rusya Devlet Başkanı, yeni doktrinin en önemli içeriğine değinerek, “Rusya'nın ulusal çıkarlarının sınırlarını ve bölgelerini alenen belirledik, Bunların arasında öncelikli olarak Arktik sularımız, Karadeniz, Ohotsk ve Bering Denizi'nin suları, Baltık ve Kuril boğazları bulunuyor. Bunları sıkı şekilde ve tüm araçlarla koruyacağız” dedi. 

Nüfuz alanının genişletilmesi ve yeni deniz üsleri  
Yeni Rus Deniz Doktrini’nde, Svalbard adaları, Franz Josef Toprakları, Novaya Zemlya takımadaları ve Vrangel Adası'nda denizcilik faaliyetlerinin çeşitlendirilerek, yoğunlaştırılması ve etkinleştirilmesi öngörülüyor. Bu bölgeler, bir dizi Batılı ülke ile artan rekabete tanık olan Kuzey Kutbu'ndaki Rusya'nın kontrolünü garanti eden alanlardır. Yeni Doktrinde ayrıca, ülkenin güvenliğinin sağlanması ve okyanuslarda çıkarlarının korunması amacıyla Rus donanmasının savaş kabiliyetinin artırılacağı ve Kuzey Kutbu Filosunun yeniden konumlandırılacağı ifade edildi. Asya Pasifik ülkelerinde Rus donanması için lojistik merkezlerin (deniz üslerinin) kurulmasının öngörüldüğü doktrinde, söz konusu lojistik merkezlerin, Asya-Pasifik bölgesindeki Rus filoları arasında koordinasyonun ve gerekli lojistiğin sağlanmasının yanı sıra bölgedeki ‘deniz iletişim hatlarının’ korunmasında önem arz edeceği belirtildi.  
Yeni doktrine göre, Rus donanmasının Suriye'nin Tartus kentindeki ana lojistik merkezine ek olarak, Akdeniz bölgesindeki birçok ülkede benzer ‘lojistik merkezlerin’ kurulması öngörülüyor. Doktrinde, “Suriye Arap Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmaya dayanarak, Rusya Federasyonu'nun Akdeniz'deki donanma varlığı kalıcı olarak sağlanmıştır. Bölgedeki diğer ülkelerin topraklarında da donanma için yeni üslerin ve lojistik merkezlerin inşa edilmesi ve geliştirilmesi öngörülmektedir” denildi. Ayrıca Kızıldeniz ve Akdeniz’e kıyısı olan Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri ile ilişkilerin geliştirilmesi bir hedef olarak ‘yeni doktrinde’ yer aldı. Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda deniz üsleri inşa edilmesinin planlandığı belirtilen doktrinde, "Ulusal denizcilik politikasının önceliklerinden biri, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'nda lojistik destek merkezlerinin kurulması ve Rusya Federasyonu'nun Basra Körfezi bölgesindeki deniz varlığını korumak ve sürdürmektir” ifadelerine yer verildi.  

Rusya'nın deniz faaliyetlerine yönelik tehditler 
Doktrinde, Rusya Federasyonu'nun denizcilik faaliyetlerinin karşı karşıya olduğu ana riskler ve zorluklar tanımlandı. Bu bağlamda, “Rusya dışında, uzak bölgelerde görevde olan Rus gemilerinin çalışmasını sağlayan üs noktalarının yeterli sayıda bulunmadığı” belirtildi. “ABD'nin okyanuslarda hakimiyet kurma siyaseti ve NATO'nun Rus sınırlarına doğru altyapıyı güçlendirmesinin Rusya için tehdit oluşturduğu” kaydedildi.  
Ayrıca bir dizi ülkenin, Rus askeri-sanayisine kısıtlamalar getirmesi, modern teknolojilerin transferlerinin engellenmesi, ekipman tedariğinde sıkıntılarla karşılaşılması, uzun vadeli finansman bulunamaması, petrol ve gaz şirketlerine yaptırımlar uygulanması, temel zorluklar arasında anıldı. Kuzey Kutbu’nda deniz sınırlarının belirlenmemesi, Karadeniz ve bazı diğer bölgelerde ‘hukuki boşluklar’ olması da bu bağlamda ‘zorluklar’ olarak gösterildi. Özellikle 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne atıfta bulunularak sorunlar içerdiği kaydedildi. Rusya’nın sivil deniz filolarının küresel deniz ticareti içinde yeterince aktif olmaması da ticaretinin çoğunu deniz üzerinden yapan Rusya için bir eksiklik ve çelişki olarak addedildi.  
Rusya'nın güvenliğine ve filolarının faaliyetlerine yönelik diğer büyük tehditler arasında, Amerika Birleşik Devletleri’nin okyanuslarda hegemonya kurma yaklaşımı ve NATO’nun artan deniz faaliyetleri gösterildi. 2015’teki belgede dış tehdit olarak NATO'nun Rusya hattına ilerlemesi zikredilirken, şimdi asıl tehlike ABD ve müttefiklerinin küresel sulardaki egemenlik çabaları olarak geçiyor. Yeni deniz doktrini belgesinde bu bağlamda şu ifadelere yer verildi: "Okyanuslarla ilgili olarak Rusya Federasyonu'nun ulusal güvenliğine ve sürdürülebilir kalkınmasına yönelik başlıca zorluklar ve tehditler şunlardır: Amerika Birleşik Devletleri'nin uluslararası denizlerde hakimiyet kurma stratejisi ve küresel okyanuslarda ulaşım ve enerji kaynaklarının kullanımı da dahil olmak üzere uluslararası operasyonların geliştirilmesi üzerindeki küresel etkisi. NATO'nun askeri altyapısının Rusya sınırlarına ilerlemesi ve koalisyon güçlerinin Rusya Federasyonu topraklarına bitişik deniz sularındaki manevra sayılarında artış kaydedilmesi.” 
Doktrinde, aniden ortaya çıkan ve öngörülemeyen salgın hastalıkların da ülkenin denizcilik faaliyetleri için risk oluşturduğuna işaret edilerek, koronavirüs pandemisinin jeopolitik belirsizliğe ve küresel bir ekonomik krize yol açtığı hatırlatıldı. Koronavirüsün yol açtığı krizin, küresel düzeni değiştirmek isteyen güçlerin arzuları ile ilişkili olduğu iddia edildi. Doktrinde ayrıca, uçak gemilerinin inşası da dahil olmak üzere Uzak Doğu'da bir gemi inşa kompleksinin geliştirilmesi öngörüldü. Donanmanın Kuzey Kutbu'ndaki modern uçak gemilerinin geliştirilmesi de dahil olmak üzere, büyük tonajlı gemilerin inşası için Uzak Doğu'da, yüksek teknolojilerin kullanıldığı modern bir ‘gemi inşa kompleksi’ oluşturması, ulusal denizcilik politikasının öncelikleri arasında olduğu kaydedildi.



İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.


Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.


Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.