ABD saldırılarında ölen 6 El Kaide ve DEAŞ lideri

Eymen ez-Zevahiri ne ilk ne de son olacak

ABD saldırılarında ölen 6 El Kaide ve DEAŞ lideri
TT

ABD saldırılarında ölen 6 El Kaide ve DEAŞ lideri

ABD saldırılarında ölen 6 El Kaide ve DEAŞ lideri

ABD Başkanı Joe Biden, 71 yaşındaki El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri'nin Afganistan'ın başkenti Kabil'de öldürüldüğünü bugün bizzat duyurdu. 
Pazar günü CIA'in Afganistan'da insansız hava aracıyla düzenlediği saldırıda ölen Zevahiri, 2001'de ABD'de yaklaşık üç bin kişinin öldüğü 11 Eylül saldırılarını Usame bin Ladin'le birlikte düzenlemekle suçlanıyordu. 
Son operasyon, akıllara ABD'nin öldürdüğü diğer El Kaide ve Irak Şam İslam Devleti (DEAŞ) liderlerini getirdi. 

Mahir el-Agal
En yakın olay geçen aydan. Beyaz Saray ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) 12 Temmuz'da DEAŞ  liderlerinden Mahir el-Agal'ın Suriye'de öldürüldüğünü açıkladı.
CENTCOM, adını açıklamadığı bir DEAŞ militanının da aynı saldırıda ağır yaralandığını bildirdi. 
Operasyon, Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin'in Cinderes beldesi yakınlarında insansız hava aracıyla düzenlendi. 
DEAŞ'ın Irak ve Suriye'deki ilk 5 isminden biri olan Mahir el-Agal'ın, örgütün bağlantılarını bu iki ülke dışında geliştirmeye çalıştığı bildirildi. Amerikalı yetkililer, böylesine önemli bir ismin öldürülmesinin örgütün küresel eylem kapasitesine önemli darbe vurduğunu savundu. 
Biden da "Ülkemize yönelik tehditleri saptayıp bertaraf etmek için Birleşik Devletler'in binlerce askeri çatışma görevlerine yollamasının gerekmediğini gösteriyor" diyerek bu operasyonla övündü.

Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi
Biden, şubat ayı başında özel operasyon birimlerinin Suriye'nin kuzeybatısında muhaliflerin kontrolündeki İdlib'de helikopterlerle baskın düzenleyerek DEAŞ  liderini öldürdüğünü duyurdu. 
ABD'li güçlerin kendisini yakalamaya yaklaştığını anlayan Kureyşi'nin "korkakça" davrandığını öne süren Biden, "O, işlediği suçlar nedeniyle adaletin önüne çıkmak yerine, kendini sadece intihar bombacısı yeleğiyle değil tüm 3. katı yerle bir eden bir bombayla patlatmayı seçti" ifadesini kullandı.
İlk müdahalede bulunan çevre sakinleri, saldırı sırasında aralarında 6 çocuk ve 4 kadının da olduğu en az 13 kişi öldüğünü bildirdi. Biden o dönemki açıklamasında, ölenlerden hiçbirinin Amerikalı olmadığını söyledi.

Ebu Bekir el Bağdadi
2019'da da Kureyşi'nin selefi Ebu Bekir el Bağdadi yine Suriye'de düzenlenen operasyonla öldürülmüştü. 
2010'da Irak İslam Devleti'nin lideri olduktan sonra Irak ve Suriye topraklarında hilafet ilan eden Bağdadi, örgütün zirveye ulaştığı dönemde Britanya toprakları kadar bir alanı kontrol ediyordu. Ayrıca dünyanın farklı bölgelerinde örgüt adına pek çok kanlı eylem düzenlenmişti. 
ABD öncülüğündeki askeri koalisyon, 2019 martında DEAŞ'ın son toprağını da elinden alsa da Bağdadi yakalanamamıştı. Ancak 26 Ekim'de ABD Özel Kuvvetleri'nin 8 helikopterle İdlib'in kuzeyinde düzenlediği gece operasyonunda, çıkışı olmayan bir tünele doğru gerileyen Bağdadi, dönemin başkanı Donald Trump'ın anlatımına göre, intihar yeleğini patlatarak kendisini ve üç çocuğunu öldürdü.
Operasyonda iki Amerikalının hafif yaralandığı, Bağdadi'nin eşlerinden ikisinin de kocaları gibi kendilerini patlattığı bildirildi. Trump'ın 50 yaşına yaklaşan DEAŞ lideri için "Köpek gibi öldü" ifadesini kullanması dikkat çekti.
Bağdadi operasyonu, o dönem ABD askerlerinin çoğunu Suriye'nin kuzeyinden çekme kararı aldığı için Trump'a tepki gösterildiği sırada gerçekleştirildi. Eleştiriler, DEAŞ'le mücadelede ABD'ye yardım eden Suriye Demokratik Güçleri'nin yalnız bırakılması üzerineydi. Suriye Demokratik Güçleri'nin ana gövdesini Türkiye'nin terör örgütü olarak kabul ettiği YPG oluşturuyor.
2020 şubatında yayımlanan Pentagon raporu, Bağdadi'nin ölümünden sonra Kureyşi'nin onun yerini almasıyla birlikte örgütün komuta yapısı ya da işleyişinde önemli bir değişiklik olmadığını savundu. 

Hamza bin Ladin
2019 eylülünde de Trump, eski El Kaide lideri Usame bin Ladin'in oğlu Hamza'nın Afganistan-Pakistan sınır bölgesinde düzenlenen operasyonda öldürüldüğünü duyurdu.
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada "El Kaide'nin hem önemli liderlik yeteneklerinden hem de örgütün önemli operasyonel faaliyetlerinden yoksun bırakıldığı" iddia edildi.
Diğer yandan operasyonun tarihine ilişkin bilgi verilmedi. Hamza bin Ladin'in ölümüne ilişkin haberler bu açıklamadan önce de çıkmıştı.
El Kaide'nin kurucusunun oğlu, babasının örgütünde yükselen yıldız olarak görülüyordu. Trump, Hamza bin Ladin'in muhtemelen babasının varisi olacağını öne sürse de bazı uzmanlar buna katılmıyor.

Usame bin Ladin
2009'da ABD Başkanı olan Barack Obama'nın ilk emirlerinden biri CIA Direktörü Leon Panetta'ya olmuştu: 2001'de yaklaşık üç bin kişinin öldürüldüğü saldırıların arkasındaki ismin ölü ya da diri yakalanması.
11 Eylül saldırılarıyla tüm dünyanın tanıdığı El Kaide lideri Usame bin Ladin'in 1 Mayıs 2011'de ABD operasyonuyla yakalanarak öldürüldüğü açıklandı. 
Afganistan'daki Amerikan deniz piyadeleri, Pakistan'ın Abbottabad şehrine giderek 54 yaşındaki Usame bin Ladin'i saklandığı evde öldürdü. Cesedinin denize atıldığı duyuruldu.
Başkan Obama, duyurduğu operasyonu "Ulusumuzun El Kaide'yle savaşında elde ettiği en önemli kazanım" diye niteledi.
Birkaç gün sonra ölüm haberini doğrulayan El Kaide, intikam yeminleri etti. 
Pakistan egemenliğinin ihlal edildiğini savunurken, ABD de İslamabad yönetiminin terörle savaş için iyi bir müttefik olup olmadığını sorguladı. 

Ebu Musab ez-Zerkavi 
7 Haziran 2006'da ABD güçleri El Kaide'nin Irak'taki liderini uçaklarla düzenlenen hava saldırısıyla öldürdü. 
Bağdat'ın kuzeyinde güvenli olduğu düşünülen bir evi hedef alan bombardımanda, aralarında birer kadın ve çocuğun da bulunduğu 6 kişi yaşamını yitirdi.
El Kaide'ye bağlı internet siteleri, çok vakit geçmeden Ebu Musab ez-Zerkavi'nin "şehit" olduğunu bildirdi. 
Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, üç sene önce Irak'ı işgal etmişti. Saddam Hüseyin yönetiminin elinde kitle imha silahları bulundurduğu yönündeki yanlış iddia, savaşın gerekçesi olmuştu. Zarkavi'nin de El Kaide'yle Saddam Hüseyin arasındaki iletişimi sağladığı da bir başka yalandı.
Bush operasyondan sonraki gün Beyaz Saray'da yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:
Zarkavi'nin ölümü El Kaide'ye ciddi bir darbe vurdu. Teröre karşı küresel savaş için bir zafer.
Ancak sonrasında El Kaide'nin Irak kolu, DEAŞ'e dönüşerek "teröre karşı zafer" ilanının o kadar da isabetli olmadığını ortaya koydu.
Independent Türkçe, Washington Post, AA

 



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.