Sadr, son Bağdat ziyaretinde Kaani'yi kabul etmedi

Sadr, İran'ın, üçlü ittifakın dağılmasına katkıda bulunduktan ve üçlü ittifakın savunduğu çoğunluk hükümeti fikrine son verdikten sonra kendisini siyaset sahnesinden uzaklaştırmaya çalıştığının artık farkına vardı.

Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)
Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)
TT

Sadr, son Bağdat ziyaretinde Kaani'yi kabul etmedi

Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)
Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)

Sabah Nahi
Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, yüzyıllardır ulusal eyleme katkıda bulunan ve Şii âlimler yetiştiren köklü bir aileden gelmesi nedeniyle siyasi süreçte diğer etkili Şii siyasi kutuplardan farklı bir yaklaşım benimsedi. Haşimi Hanedanlığı’ndan gelerek 1921'de Irak devletinin kuran Kral I. Faysal'ı destekleyen dedesi Birinci Sadr, 1400 yıl önce Necef'e ve Irak'ın ilk başkenti Kufe'ye yerleşen Sadr ailesinin, Hz. Muhammed’in kuzeni ve İslam'ın dördüncü halifesi İmam Ali bin Ebu Talib'in Medine'den ilerleyişini temsilen benimsediği yaklaşımın devamı olarak modern Irak devletinin kurulmasının arkasında yatan ulusal siyasi projenin arkasındaydı. İmam Ali bin Ebu Talib, İslam hilafetini Irak'a taşımış ve dünyadaki Şiilerin imamı olarak türbesinin bulunduğu günümüz Necef şehri yakınlarındaki Kufe şehrini kurmuştu.
Sadr ailesi, Irak devletini modern siyasi ve dini düşünürlere referans gösterilen iki öncü isim çıkaran Sadr ailesinin entelektüel ve siyasi varlığıyla devamlılık içinde Haşimi Hanedanlığı’nın bir uzantısı olarak görüyor. Bu iki öncü isimden biri İslami Davet (İslami Çağrı) Partisi ile siyasal İslamcı kanadı temsil eden Muhammed Bakır es-Sadr, diğeri ise Mukteda es-Sadr'ın babası Muhammed Muhammed es-Sadr'dı. Her ikisi de Sadr'a Irak'taki Şiiliğin babası ve amcaları tarafından ortaya atıldığını söylettiren eski Irak rejimi sırasında suikasta uğrayarak öldürüldüler.
Tüm Irak’ta Sadr ailesinin taraftarları ve destekçileri olduğu kadar, muhalifleri de var. Destekçileri, özellikle bağımsız bir eğilime sahip olan Mukteda es-Sadr’ın ülkeyi bir tür teokratik yönetime ve İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in temsil ettiği Velayet-i Fakih sistemine bağlı bir İran yönetimine bağımlı olamaya karşı çıkanlar tarafından benimsenenlerden farklı siyasi şartlar talep eden görüşlere taşıyacağına inanıyorlar. Sadr, İran'da da destekleniyor ve bazı Araplar onu takip ediyorlar.
Sadr’ın önüne koyulan engel
Ayetullah Muhsin Tabatabai el-Hekim dönemi ve ve İran'ı Şii dini otoritenin etkisinden uzaklaştırmak isteyen ve ülkeye laikliği getirmeye çalışan İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi dönemi dışında birleşmeyen iki Şii otorite arasındaki rekabette Irak'taki Arap Şiiler, Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi Ayetullah Ali es-Sistani’yi desteklerken Mukteda es-Sadr, Irak'taki Şiilere amcası ve babasının takipçileri olduklarını söylüyor. Bunlara Mukteda es-Sadr'ın partisinin 2021 yılının Ekim ayında birinci olarak çıktığının açıklanmasından sonra kurmayı istediği çoğunluk hükümetini yaklaşımına karşı çıkan Nuri El Maliki liderliğindeki Sadr ailesinin kurucusu olduğu İslami Davet Partisi (Dava) de dahil.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Sadr, Irak Meclisi’nde 73 sandalyeyle parti bazında çoğunluğu temsil eden Sadr Grubu’nun başarısızlığının arkasında Koordinasyon Çerçevesi Koalisyonu ve eski Başbakan Nuri el-Maliki liderliğindeki beş partili ittifakın olduğundan emin. Sadr Grubu, Sünni ve Kürt partilerle Irak Meclisi’nde siyasi çoğunluğu oluşturan 170'den fazla milletvekilini bir araya getiren ve böylece Şii bir başbakan atama yetkisine sahip olan, Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) cumhurbaşkanı adayı çıkarmasına ve Takaddum (İlerleme) Koalisyonu başkanı Muhammed El Halbusi’nin temsiliyetinde Sünni bir meclis başkanının seçilmesine izin veren üçlü bir ittifak kurduğunu duyurmuştu. Ancak ‘oyun bozan üçüncü’ Koordinasyon Çerçevesi’ni oluşturan Şii taraflar Sadr’ın hesabını bozarak 328 milletvekilinden oluşan Meclis’te 20'ye varan farkla üçte iki oy ile cumhurbaşkanının seçilmesini engellediler. Böylece Sadr’ın çoğunluk hükümeti fikri sert bir tutumla karşı karşıya kaldı ve kurulamadı. Şiiler, tıpkı İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dışı kolu Kudüs Gücü eski Komutanı General Kasım Süleymani ve yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis künyeli Cemal Cafer’in ABD eski Başkanı Donald Trump döneminde Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarında ABD tarafından bir insansız hava aracı (İHA) ile hedef alınarak öldürülmelerine kadar dayattıkları gibi, Sünniler ve Kürtler gibi toplum bileşenlerinin bölünmesi ve İran'ın istediği Şii mutabakatının oluşturulması konusunda ısrar ettiler.
İran’ın nüfuzu
Sadr Grubu milletvekillerinin Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr'ın emriyle istifa etmelerinden önce çoğunluk hükümetinin kurulması çalışmaları zorunlu olarak askıya alındı. Bu gelişme, Mukteda es-Sadr ile İran arasındaki ilişkilerin doğası ve gidişatı gün yüzüne çıkardı. İran’ın Irak'ın iç kesimlerindeki etkisinin boyutunun farkında olan Sadr, daha önce Tahran'ı kendisiyle rekabet halinde olan Koordinasyon Çerçevesi Koalisyonu’nun arkasında olmakla suçlamıştı. Ancak çok geçmeden bu baskıların İran tarafından gelmediğini söyledi. Tahran da arabulucu rolü oynamaya ve çatışan Şii taraflar arasında tarafsız bir pozisyon almaya çalıştı. Kudüs Gücü Komutanı General İsmail Kaani, Irak'ı ziyaret ettiğinde Şii güçlerle bir araya gelirken Sadr ile herhangi bir görüşme yapmadı.
Sadr, İran’ın son dönemde Mesud Barzani ve Muhammed Halbusi ile kurduğu üçlü ittifakın dağılmasına katkıda bulunduktan ve üçlü ittifakın savunduğu çoğunluk hükümeti fikrine son verdikten sonra kendisini siyaset sahnesinden uzaklaştırmaya çalıştığını anladı. Bu yüzden İran'ın kendisine uyguladığı pragmatist ve yüksek manevra politikasına karşı duyduğu öfkenin ve kırgınlığın bir ifadesi olarak Kaani ile görüşmeyi reddetti. Oysa Sadr, 2003 yılı sonrası Dava Partisi'nin öncülüğünde daha önce kurulan ve petrol gelirlerinde trilyon doları aşan servetleri heba eden yozlaşmış hükümetlerden kurtulmaya çalışıyordu. Sadr, destek almak için Velayet-i Fakih şemsiyesi altına sığınan, bölünmüş bir Şii kanadı, zayıflamış bir Sünni kanadı ve çıkarcı Kürt kanadı arasında büyük yankı uyandıran kotaları korumaya çabalayan ve yorulmak bilmeyen rakiplerinin ısrarı olmasaydı, Meclis’te çoğunluğa sahip olmanın Şiilere liderlik yapmasının önünü açacağını düşünüyordu.
Diğer yandan Adil Abdulmehdi hükümetinin düşmesini sağlayan 2019 yılının ekim ayındaki halk ayaklanması sırasında ortaya çıkan isyancı çoğunluğun oluşmasıyla birlikte süreç Mustafa el-Kazimi’yi geçiş dönemini devralmak üzere iktidara getirdi. Kazımi, tam bir devlet adamı gibi davrandı. Milislerin roketler ve füzelerle ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ni, Kazımi’nin evini ve ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon üslerine düşerken ve milisler uluslararası bölgeye saldırmakla tehdit ederken, hayatta kalmasının tek garantörünün Sadr hareketi ve lideri Mukteda es-Sadr olduğunu biliyordu.
İran yanlısı milislerin çoğu, 2003 yılında ABD’nin Irak’taki varlığına ve işgaline karşı direnen Sadr önderliğinde kurulan Mehdi Ordusu'ndan çıkması ise dikkati çekiyor. Ancak Mehdi Ordusu çatısı altında Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak, Hizbullah Tugayları (Keta'ib Hizbullah), Şebl El-Zeydi liderliğindeli İmam Ali Tugayları, Ekrem el-Kaabi liderliğindeki el-Nuceba Hareketi, Şeyh Evs el-Hafaci liderliğindeki Ebu'l-Fadl el-Abbas Kuvvetleri ve diğer İran’a yakınlığıyla bilinen gruplar ve isimler yer alıyordu. Bu grupların çoğunluğu, Irak'ta Ebu Mehdi El-Mühendis liderliğinde, eski Kudüs Gücü Komutanı General Süleymani'nin gözetimi ve komutası altındaydı. Ardından tugayların çoğu ve Haşdi Şabi, Başbakan el-Kazımi’nin komutasında olmalarına rağmen kararlarında bağımsız olduklarından DMO ile ittifak yaptılar. Bu da Sadr'ın liderliğe geri dönmesine, çalışmalarını iyileştirmeyi ve rasyonelleştirilmeyi istemesine neden oldu.



Somali’deki Mısır barış gücü… Beklenen konuşlandırma zorluklarla karşı karşıya

Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)
Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)
TT

Somali’deki Mısır barış gücü… Beklenen konuşlandırma zorluklarla karşı karşıya

Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)
Mısır Ordu Sözcüsü’nün Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan güçlerle ilgili paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü (Mısır Ordu Sözcüsü’nün Facebook sayfası)

Mısır barış gücü birlikleri, Somali’de görev almaya hazırlık sürecinde yeni bir aşamaya geçti. Kahire’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un katılımıyla düzenlenen askerî tören, bu sürecin son adımı olarak değerlendirildi.

Mısır’ın Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılması, uzmanlara göre çeşitli zorluklar barındırıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, başta radikal Eş-Şebab örgütünün olası tepkisi olmak üzere, Kahire ile Addis Ababa arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle Mısır’ın Somali’deki varlığına açık itirazlarda bulunan Etiyopya’nın tutumuna dikkat çekti.

Mısır ordusundan dün yapılan açıklamada, Somali Cumhurbaşkanı’nın Afrika Birliği’nin (AfB) Somali’nin birliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü destekleme misyonu kapsamında görev alacak Mısır birliklerinin askerî geçit törenine katıldığı bildirildi. Açıklamada bunun, Mısır’ın uluslararası barışı koruma çabalarına ve Afrika kıtasında güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesine verdiği öncü desteğin bir parçası olduğu vurgulandı.

Açıklamaya göre göreve katılacak birlikler, kendilerine tevdi edilen görevleri farklı koşullar altında etkin ve yetkin biçimde yerine getirebilecek düzeyde, üst seviyede profesyonel eğitimle tam hazırlık durumuna ulaştı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, pazar günü Kahire’de Somali Cumhurbaşkanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında şu ifadeleri kullanmıştı: “Görüşmelerimizde Mısır’ın AUSSOM’a katılımını ele aldık. Mısır’ın, Afrika kıtasına yönelik taahhütleri çerçevesinde ve Somali’nin tüm bölgelerinde güvenlik ve istikrarın sağlanması yönündeki kararlılığı doğrultusunda, birliklerini misyon kapsamında konuşlandırmayı sürdüreceğini teyit ettim.”

Mısır Yüksek Stratejik ve Askerî Araştırmalar Akademisi danışmanı Tümgeneral Adil el-Umde ise Mısır’ın yaklaşan katılımının Somali’nin talebi ve AfB ile Birleşmiş Milletler’in (BM) onayıyla gerçekleştiğini belirtti. El-Umde, Mısır kuvvetlerinin kendilerine verilen görevi yerine getirmeye hazır olduğunu ifade etti.

scdfrthyg
Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan Mısırlı güçler, 11 Şubat 2026 (Mısır Ordu Sözcüsü’nün paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü)

Afrika işleri uzmanı Ali Mahmud Kelni’ye göre, Mısır birliklerinin Somali’de görevlendirilmesine ilişkin veriler uzun süredir gündemdeydi ve bu adım ‘ani bir fikir’ olarak doğmadı. Kelni, bu seçeneğin ciddi şekilde tartışıldığını, ancak Kahire ile Mogadişu yönetimlerinin onayını beklediğini belirterek birliklerin yakında konuşlandırılmasının beklendiğini söyledi.

Söz konusu adım, İsrail’in 26 Aralık’ta Somaliland bölgesini ‘bağımsız ve egemen bir devlet’ olarak tanıdığını açıklamasının ardından yaklaşık iki ay sonra gerçekleşti. Bu dönemde Somali’de çatışmalar ve Eş-Şebab’ın saldırıları yaşandı.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de Aralık 2024’te, ülkesinin AUSSOM’da görev alacağını duyurmuştu.

Mısır’ın katılımı ilan edildikten sonra bazı zorluklarla karşılaşıldı. 2025 Temmuz’unda Mısır Cumhurbaşkanlığı, barış gücünün sürdürülebilirliğini sağlamak ve görevini etkin şekilde yerine getirmesine yardımcı olmak için uluslararası toplumdan ‘yeterli finansman’ sağlanması çağrısında bulundu.

Bu çağrı, 2025 Nisan ayında Uganda’da düzenlenen bir barış gücü toplantısında AfB Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf’un, Somali’deki AfB misyonuna ‘190 milyon dolarlık finansman sağlanması’ gerektiğine vurgu yapmasının ardından geldi.

xscdfrgt
Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) katılan Mısırlı güçler, 11 Şubat 2026 (Mısır Ordu Sözcüsü’nün paylaştığı videodan alınan ekran görüntüsü)

El-Umde’ye göre en önemli zorluk, birliğe verilen görevin niteliğinden kaynaklanıyor. Bu görevin, başta Eş-Şebab olmak üzere terör unsurları ve yasa dışı silahlı gruplarla mücadeleyi kapsadığını belirten el-Umde, Etiyopya’dan Mısır güçlerine yönelik doğrudan bir meydan okuma beklemediğini ifade etti. El-Umde, “Mısır güçlü bir devlettir ve belirlenen prosedürler ile görev çerçevesine bağlıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Kelni ise Mısır güçlerinin Somali’ye ulaşma ihtimalinin, bölgedeki hassas güç dengelerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi. Kelni, bu adımın başta Etiyopya olmak üzere bazı komşu ülkelerde kaygı yaratabileceğini; zira Kahire ile Addis Ababa arasında, başta Rönesans Barajı krizi olmak üzere, çözüme kavuşmamış dosyalar bulunduğunu hatırlattı.

Kelni, söz konusu gelişmenin Mısır’ın Eritre, Sudan ve Somali ile olan güvenlik düzenlemeleri ve çok katmanlı ilişkileriyle kesiştiğine işaret ederek, Etiyopya’nın bilgi sahibi olduğu ve bazı süreçlerin kolaylaştırılmasına katkı sunmuş olabileceği öne sürülen dolaylı İsrail rolleriyle ilgili iddiaların da gündemde olduğunu kaydetti.

Askerî ve siyasi hareketliliğin işaretleri net olmakla birlikte, Mısır güçlerinin Somali’ye konuşlandırılmasının etkisinin boyutunu değerlendirmek için henüz erken olduğunu belirten Kelni, Afrika Boynuzu’ndaki bazı ülkelerin tepkilerinin farklı senaryolara açık olduğunu ifade etti. Kelni, özellikle Somali ordusunun eğitim ve silahlanma kapasitesinin artmasına yönelik açık kaygıların sürdüğüne dikkat çekti.


Gazzeli gruplar “işbirlikçileri” peşine düşerek suikastlara hazırlanıyor

Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)
Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)
TT

Gazzeli gruplar “işbirlikçileri” peşine düşerek suikastlara hazırlanıyor

Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)
Çarşamba günü Gazze şehrinde iki Filistinli çocuk çöp yığınlarının yakınlarında yürürken (Reuters)

Gazze'deki silahlı Filistinli gruplar, Hamas ve İslami Cihat'ın saha komutanlarını ve üyelerini hedef alan İsrail'in suikast kampanyasının devam edeceği öngörüsüyle alarm durumuna geçti.

Şarku’l Avsat’a konuşan saha kaynakları, söz konusu grupların ‘işgalci İsrail ile iş birliği yapanlar’ olarak tanımlanan kişilerin peşine düşülmesi de dahil bazı önlemlerin son günlerde ve haftalarda bir dizi suikastı engellediğini doğruladı.

Saha kaynakları, talimatların, yerin tespit edilmesinden kaçınmak için cep telefonu veya teknolojik cihaz taşımadan bir yerden başka bir yere güvenli bir şekilde hareket etmeyi içerdiğini belirttiler. Başka bir saha kaynağı, bazı önlemlerin Hamas güvenlik güçleri ile İzzettin el-Kassam Tugayları ve Saraya el-Kudüs’ün saha unsurları tarafından kontrol noktalarının kurulmasını içerdiğini ve bunun İsrail ile iletişim kuranların ve silahlı çetelerle çalışan unsurların hareketlerini azaltmaya katkıda bulunduğunu söyledi. Kaynak, bunlardan birçoğunun yakalanıp sorgulandığını ve takip edilen kişiler hakkında bilgi elde edildiğini belirtti. Bu bilgiler daha sonra hedef kişilere iletilerek yerlerini değiştirmeleri sağlandı.


Lübnan, önümüzdeki hafta Litani Nehri'nin kuzeyinde silahları toplama planını tamamlayacak

Lübnan ordusuna ait askeri araçlar, Başbakan Nevvaf Selam’ın İsrail’in bombardımanları sonucu ağır hasar gören güneydeki Kefer Killa köyünü ziyareti sırasında sokağa çıkan vatandaşların güvenliğini sağlarken (AFP)
Lübnan ordusuna ait askeri araçlar, Başbakan Nevvaf Selam’ın İsrail’in bombardımanları sonucu ağır hasar gören güneydeki Kefer Killa köyünü ziyareti sırasında sokağa çıkan vatandaşların güvenliğini sağlarken (AFP)
TT

Lübnan, önümüzdeki hafta Litani Nehri'nin kuzeyinde silahları toplama planını tamamlayacak

Lübnan ordusuna ait askeri araçlar, Başbakan Nevvaf Selam’ın İsrail’in bombardımanları sonucu ağır hasar gören güneydeki Kefer Killa köyünü ziyareti sırasında sokağa çıkan vatandaşların güvenliğini sağlarken (AFP)
Lübnan ordusuna ait askeri araçlar, Başbakan Nevvaf Selam’ın İsrail’in bombardımanları sonucu ağır hasar gören güneydeki Kefer Killa köyünü ziyareti sırasında sokağa çıkan vatandaşların güvenliğini sağlarken (AFP)

Lübnan Enformasyon Bakanı Paul Morcos dün yaptığı açıklamada, hükümetin önümüzdeki hafta, Litani Nehri'nin kuzeyine kadar uzanan devlet otoritesini ve silah kontrolünü genişletme planının ikinci aşamasını nasıl sürdüreceğine karar vereceğini açıkladı.

Marqus, Arap ülkelerinden bakanlar toplantısına katılmak için bulunduğu Kuveyt'te, kararın bu konudaki silahlı kuvvetlerin yetenek ve ihtiyaçlarını özetleyen Genelkurmay Başkanı’nın sunumuna dayalı olacağını da sözlerine ekledi.

Lübnan ordusu, geçtiğimiz ocak ayında Litani Nehri ile İsrail sınırı arasındaki bölgede operasyonel kontrolü ele geçirdiğini duyurdu. Bu ayın başlarında ise Bakanlar Kurulu, ordudan Lübnan'ın diğer bölgelerinde silahsızlandırma sürecinin nasıl ilerleyeceği konusunda bilgi vermesini istedi.

Marqus yaptığı açıklamada, “Litani Nehri'nin güneyindeki ilk aşamayı tamamladık ve önümüzdeki hafta hükümet, ordu komutanının bildirdiği ihtiyaçlar ve imkanlar ışığında ikinci aşama hakkında bir karar verecek... Bu açıklamayı dikkate alarak bu konuda bir karar vereceğiz” dedi.

ABD'nin arabuluculuğunda 2024 yılının kasım ayında Lübnan, İsrail ile İran destekli grup Hizbullah arasındaki savaşı sona erdiren ateşkes anlaşması uyarınca, tüm silahları devlet kontrolü altına almayı hedefliyor. Marqus, bugün Lübnan ordusu ile Hizbullah arasında bir çatışma olasılığını reddetti. Hedefin devlet otoritesini genişletmek ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayan Marqus, bu hedeflerin birlikte gerçekleştirilebildiği ölçüde ilerleyeceklerini belirtti.

İsrail, Hizbullah ile savaşın sona ermesinden bu yana Lübnan'da düzenli baskınlar düzenliyor. Lübnan güvenlik kaynakları, bu saldırılarda yaklaşık 400 kişinin öldüğünü açıkladı.

İsrail, Hizbullah'ı Lübnan ile yapılan ateşkes anlaşmasını ihlal ederek yeniden silahlanmaya çalıştığıyla suçlarken Hizbullah, Lübnan'ın güneyinde ateşkes anlaşmasına bağlı olduğunu vurguluyor.