Sadr, son Bağdat ziyaretinde Kaani'yi kabul etmedi

Sadr, İran'ın, üçlü ittifakın dağılmasına katkıda bulunduktan ve üçlü ittifakın savunduğu çoğunluk hükümeti fikrine son verdikten sonra kendisini siyaset sahnesinden uzaklaştırmaya çalıştığının artık farkına vardı.

Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)
Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)
TT

Sadr, son Bağdat ziyaretinde Kaani'yi kabul etmedi

Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)
Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)

Sabah Nahi
Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, yüzyıllardır ulusal eyleme katkıda bulunan ve Şii âlimler yetiştiren köklü bir aileden gelmesi nedeniyle siyasi süreçte diğer etkili Şii siyasi kutuplardan farklı bir yaklaşım benimsedi. Haşimi Hanedanlığı’ndan gelerek 1921'de Irak devletinin kuran Kral I. Faysal'ı destekleyen dedesi Birinci Sadr, 1400 yıl önce Necef'e ve Irak'ın ilk başkenti Kufe'ye yerleşen Sadr ailesinin, Hz. Muhammed’in kuzeni ve İslam'ın dördüncü halifesi İmam Ali bin Ebu Talib'in Medine'den ilerleyişini temsilen benimsediği yaklaşımın devamı olarak modern Irak devletinin kurulmasının arkasında yatan ulusal siyasi projenin arkasındaydı. İmam Ali bin Ebu Talib, İslam hilafetini Irak'a taşımış ve dünyadaki Şiilerin imamı olarak türbesinin bulunduğu günümüz Necef şehri yakınlarındaki Kufe şehrini kurmuştu.
Sadr ailesi, Irak devletini modern siyasi ve dini düşünürlere referans gösterilen iki öncü isim çıkaran Sadr ailesinin entelektüel ve siyasi varlığıyla devamlılık içinde Haşimi Hanedanlığı’nın bir uzantısı olarak görüyor. Bu iki öncü isimden biri İslami Davet (İslami Çağrı) Partisi ile siyasal İslamcı kanadı temsil eden Muhammed Bakır es-Sadr, diğeri ise Mukteda es-Sadr'ın babası Muhammed Muhammed es-Sadr'dı. Her ikisi de Sadr'a Irak'taki Şiiliğin babası ve amcaları tarafından ortaya atıldığını söylettiren eski Irak rejimi sırasında suikasta uğrayarak öldürüldüler.
Tüm Irak’ta Sadr ailesinin taraftarları ve destekçileri olduğu kadar, muhalifleri de var. Destekçileri, özellikle bağımsız bir eğilime sahip olan Mukteda es-Sadr’ın ülkeyi bir tür teokratik yönetime ve İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in temsil ettiği Velayet-i Fakih sistemine bağlı bir İran yönetimine bağımlı olamaya karşı çıkanlar tarafından benimsenenlerden farklı siyasi şartlar talep eden görüşlere taşıyacağına inanıyorlar. Sadr, İran'da da destekleniyor ve bazı Araplar onu takip ediyorlar.
Sadr’ın önüne koyulan engel
Ayetullah Muhsin Tabatabai el-Hekim dönemi ve ve İran'ı Şii dini otoritenin etkisinden uzaklaştırmak isteyen ve ülkeye laikliği getirmeye çalışan İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi dönemi dışında birleşmeyen iki Şii otorite arasındaki rekabette Irak'taki Arap Şiiler, Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi Ayetullah Ali es-Sistani’yi desteklerken Mukteda es-Sadr, Irak'taki Şiilere amcası ve babasının takipçileri olduklarını söylüyor. Bunlara Mukteda es-Sadr'ın partisinin 2021 yılının Ekim ayında birinci olarak çıktığının açıklanmasından sonra kurmayı istediği çoğunluk hükümetini yaklaşımına karşı çıkan Nuri El Maliki liderliğindeki Sadr ailesinin kurucusu olduğu İslami Davet Partisi (Dava) de dahil.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Sadr, Irak Meclisi’nde 73 sandalyeyle parti bazında çoğunluğu temsil eden Sadr Grubu’nun başarısızlığının arkasında Koordinasyon Çerçevesi Koalisyonu ve eski Başbakan Nuri el-Maliki liderliğindeki beş partili ittifakın olduğundan emin. Sadr Grubu, Sünni ve Kürt partilerle Irak Meclisi’nde siyasi çoğunluğu oluşturan 170'den fazla milletvekilini bir araya getiren ve böylece Şii bir başbakan atama yetkisine sahip olan, Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) cumhurbaşkanı adayı çıkarmasına ve Takaddum (İlerleme) Koalisyonu başkanı Muhammed El Halbusi’nin temsiliyetinde Sünni bir meclis başkanının seçilmesine izin veren üçlü bir ittifak kurduğunu duyurmuştu. Ancak ‘oyun bozan üçüncü’ Koordinasyon Çerçevesi’ni oluşturan Şii taraflar Sadr’ın hesabını bozarak 328 milletvekilinden oluşan Meclis’te 20'ye varan farkla üçte iki oy ile cumhurbaşkanının seçilmesini engellediler. Böylece Sadr’ın çoğunluk hükümeti fikri sert bir tutumla karşı karşıya kaldı ve kurulamadı. Şiiler, tıpkı İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dışı kolu Kudüs Gücü eski Komutanı General Kasım Süleymani ve yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis künyeli Cemal Cafer’in ABD eski Başkanı Donald Trump döneminde Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarında ABD tarafından bir insansız hava aracı (İHA) ile hedef alınarak öldürülmelerine kadar dayattıkları gibi, Sünniler ve Kürtler gibi toplum bileşenlerinin bölünmesi ve İran'ın istediği Şii mutabakatının oluşturulması konusunda ısrar ettiler.
İran’ın nüfuzu
Sadr Grubu milletvekillerinin Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr'ın emriyle istifa etmelerinden önce çoğunluk hükümetinin kurulması çalışmaları zorunlu olarak askıya alındı. Bu gelişme, Mukteda es-Sadr ile İran arasındaki ilişkilerin doğası ve gidişatı gün yüzüne çıkardı. İran’ın Irak'ın iç kesimlerindeki etkisinin boyutunun farkında olan Sadr, daha önce Tahran'ı kendisiyle rekabet halinde olan Koordinasyon Çerçevesi Koalisyonu’nun arkasında olmakla suçlamıştı. Ancak çok geçmeden bu baskıların İran tarafından gelmediğini söyledi. Tahran da arabulucu rolü oynamaya ve çatışan Şii taraflar arasında tarafsız bir pozisyon almaya çalıştı. Kudüs Gücü Komutanı General İsmail Kaani, Irak'ı ziyaret ettiğinde Şii güçlerle bir araya gelirken Sadr ile herhangi bir görüşme yapmadı.
Sadr, İran’ın son dönemde Mesud Barzani ve Muhammed Halbusi ile kurduğu üçlü ittifakın dağılmasına katkıda bulunduktan ve üçlü ittifakın savunduğu çoğunluk hükümeti fikrine son verdikten sonra kendisini siyaset sahnesinden uzaklaştırmaya çalıştığını anladı. Bu yüzden İran'ın kendisine uyguladığı pragmatist ve yüksek manevra politikasına karşı duyduğu öfkenin ve kırgınlığın bir ifadesi olarak Kaani ile görüşmeyi reddetti. Oysa Sadr, 2003 yılı sonrası Dava Partisi'nin öncülüğünde daha önce kurulan ve petrol gelirlerinde trilyon doları aşan servetleri heba eden yozlaşmış hükümetlerden kurtulmaya çalışıyordu. Sadr, destek almak için Velayet-i Fakih şemsiyesi altına sığınan, bölünmüş bir Şii kanadı, zayıflamış bir Sünni kanadı ve çıkarcı Kürt kanadı arasında büyük yankı uyandıran kotaları korumaya çabalayan ve yorulmak bilmeyen rakiplerinin ısrarı olmasaydı, Meclis’te çoğunluğa sahip olmanın Şiilere liderlik yapmasının önünü açacağını düşünüyordu.
Diğer yandan Adil Abdulmehdi hükümetinin düşmesini sağlayan 2019 yılının ekim ayındaki halk ayaklanması sırasında ortaya çıkan isyancı çoğunluğun oluşmasıyla birlikte süreç Mustafa el-Kazimi’yi geçiş dönemini devralmak üzere iktidara getirdi. Kazımi, tam bir devlet adamı gibi davrandı. Milislerin roketler ve füzelerle ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ni, Kazımi’nin evini ve ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon üslerine düşerken ve milisler uluslararası bölgeye saldırmakla tehdit ederken, hayatta kalmasının tek garantörünün Sadr hareketi ve lideri Mukteda es-Sadr olduğunu biliyordu.
İran yanlısı milislerin çoğu, 2003 yılında ABD’nin Irak’taki varlığına ve işgaline karşı direnen Sadr önderliğinde kurulan Mehdi Ordusu'ndan çıkması ise dikkati çekiyor. Ancak Mehdi Ordusu çatısı altında Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak, Hizbullah Tugayları (Keta'ib Hizbullah), Şebl El-Zeydi liderliğindeli İmam Ali Tugayları, Ekrem el-Kaabi liderliğindeki el-Nuceba Hareketi, Şeyh Evs el-Hafaci liderliğindeki Ebu'l-Fadl el-Abbas Kuvvetleri ve diğer İran’a yakınlığıyla bilinen gruplar ve isimler yer alıyordu. Bu grupların çoğunluğu, Irak'ta Ebu Mehdi El-Mühendis liderliğinde, eski Kudüs Gücü Komutanı General Süleymani'nin gözetimi ve komutası altındaydı. Ardından tugayların çoğu ve Haşdi Şabi, Başbakan el-Kazımi’nin komutasında olmalarına rağmen kararlarında bağımsız olduklarından DMO ile ittifak yaptılar. Bu da Sadr'ın liderliğe geri dönmesine, çalışmalarını iyileştirmeyi ve rasyonelleştirilmeyi istemesine neden oldu.



Suçlamalar ve askeri yığınak... Sudan ve Etiyopya bir çatışmanın eşiğinde mi?

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
TT

Suçlamalar ve askeri yığınak... Sudan ve Etiyopya bir çatışmanın eşiğinde mi?

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)

Sudan ile Etiyopya arasındaki ilişkiler, silahlı gruplara destek verilmesi ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlenmesi yönündeki karşılıklı suçlamaların ardından benzeri görülmemiş bir gerilim sürecine girdi. Ortak sınır hattında yaşanan askeri hareketlilik ise krizin bölgesel çapta açık bir çatışmaya dönüşebileceği yönündeki endişeleri artırıyor.

Bu gerilim, Sudan’ın, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında süren savaş nedeniyle son derece karmaşık bir iç krizden geçtiği dönemde yaşanıyor. Söz konusu durum, Hartum yönetiminin yeni bir dış krizle başa çıkma kapasitesine ilişkin soru işaretlerini gündeme getirirken, karşılıklı suçlamaların siyasi ve güvenlik boyutunda mı kalacağı yoksa doğrudan askeri çatışmaya mı dönüşeceği tartışılıyor.

Gözler, Afrika Boynuzu uzmanı Cameron Hudson’ın değerlendirmelerine çevrilmiş durumda. Hudson, Sudan ile Etiyopya arasındaki diplomatik ilişkilerin kötüleştiğine ve Hartum’un ortak sınır yakınında askeri güç yığınağı yaptığına dikkat çekti. Bu değerlendirme, Sudan ordusunun birkaç gün önce Addis Ababa yönetimini Sudan’a yönelik düşmanca faaliyetlere karışmakla suçlamasının ardından geldi. Sudan ordusu ayrıca, Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’nın, HDK’ye ait İHA’ların kalkış noktası olarak kullanılmasına izin verildiğini öne sürdü.

Hudson, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Sudan’ın ‘Etiyopya ile diplomatik ilişkilerini kestiğini ve sınır bölgesine yeni askeri birlikler sevk ettiğini’ öne sürdü. Hudson, iki ülke arasındaki tarihsel gerilimin daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme ihtimalinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Sudan’ın 2023’ten bu yana devam eden iç savaş nedeniyle son derece hassas bir süreçten geçtiğine dikkat çekti. Sudan tarafından diplomatik ilişkilerin tamamen kesildiğine dair resmî bir açıklama yapılmamış olsa da Hartum yönetimi Etiyopya Büyükelçisi’ni geri çağırdı. Bu adım, Sudan ordusunun Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE), Hartum Havalimanı ve diğer noktaları hedef alan İHA saldırılarına karışmakla suçlamasının ardından geldi.

Sudan ordusu geçen hafta yaptığı açıklamada, son saldırıların Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’ndan başlatıldığını öne sürerken, Addis Ababa yönetimi bu suçlamaları kesin bir dille reddederek ‘hiçbir temele dayanmadığını’ savundu.

Bu gelişmeler, Reuters tarafından aylar önce yayımlanan bir araştırma dosyasının ardından gündeme geldi. Söz konusu haberde, Etiyopya’nın Sudan sınırındaki Benishangul-Gumuz bölgesinde, HDK mensubu binlerce savaşçının eğitildiği gizli bir kamp bulunduğu iddia edilmişti. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bu bilgiler saha kaynakları ve uydu görüntülerinden elde edildi.

Haberde ayrıca bu kampın, Sudan’daki savaşın bölgesel boyuta taşındığının göstergesi olduğu değerlendirmesi yapılırken, Etiyopya makamları konuya ilişkin resmî bir açıklama yapmadı. Aynı bağlamda, Yale Üniversitesi bünyesindeki İnsani Araştırmalar Laboratuvarı tarafından yayımlanan bir raporda da,geçtiğimiz nisan ayında Asosa kentindeki bir askeri üste HDK lehine Etiyopya kaynaklı askeri destek işaretlerinin tespit edildiği belirtildi.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Aralık 2023’te Addis Ababa’da bir araya geldi. (X)Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Aralık 2023’te Addis Ababa’da bir araya geldi. (X)

Etiyopya ise suçlamalara karşılık vererek, Sudan’ın Tigray bölgesindeki hükümet karşıtı grupları desteklediğini ve Etiyopya’nın toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini öne sürdü. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ayrıca Hartum yönetimini, HDK ile yürütülen savaşta bazı Tigraylı isyancıları kullanmakla suçladı. Bakanlık, iki ülke arasındaki ilişkileri koruma amacıyla bu iddiaları daha önce kamuoyuna açıklamaktan kaçındığını belirtti.

Mevcut gerilim, iki ülke arasında uzun yıllardır süregelen karşılıklı güvensizlik ve örtülü çatışma geçmişine dayanıyor. Etiyopya, farklı dönemlerde Sudanlı muhalif gruplara ev sahipliği yaparken, özellikle Sudan Halk Kurtuluş Hareketi lideri John Garang ile Sudanlı taraflar arasındaki arabuluculuk süreçlerinde de siyasi rol üstlendi. Sudan’daki mevcut savaşın başlamasının ardından Addis Ababa yönetimi, Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki HDK heyetini ağırlarken, eski Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk öncülüğündeki Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum) da dahil olmak üzere Sudanlı sivil muhalif grupların toplantılarına ev sahipliği yaptı.

Öte yandan Sudan da geçmişte Etiyopya’nın iç çatışmalarında etkili roller üstlendi. Sudanlı İslamcı lider Hasan et-Turabi, geçmişte verdiği röportajlarda Etiyopyalı isyancıların Addis Ababa’ya Etiyopyalılar tarafından kullanılan Sudan tanklarıyla girdiklerini söylemişti. Sudan Ulusal Güvenlik Eski Danışmanı el-Fatih Urve ise 1991 yılında Mengistu Haile Mariam rejiminin devrilmesinin ardından, Etiyopya eski Devlet Başkanı Meles Zenawi’yi Hartum’dan Addis Ababa’ya taşıyan uçağı kendisinin kullandığını açıklamıştı.

Ancak iki ülke arasındaki ilişkiler, 1995 yılında dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e yönelik Addis Ababa’daki suikast girişiminin ardından ciddi bir gerilim sürecine girdi. Mübarek, o dönemde Afrika Birliği (AfB) zirvesine katılmak üzere Etiyopya’da bulunuyordu. Etiyopya ve Mısır, Sudan eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir yönetimini ve Ulusal İslam Cephesi hareketini saldırıya karışmakla suçlamış, Hartum yönetimi ise bu iddiaları reddetmişti. İki ülke arasındaki gerilimin önemli başlıklarından biri de Sudan’ın doğusundaki el-Faşka sınır bölgesi olmaya devam etti. Sudan ordusu, 2020 yılının sonunda bölgede yeniden konuşlanarak uzun yıllardır Etiyopyalı grupların kontrolünde bulunan bazı alanları geri aldı. Addis Ababa yönetimi ise bu hamleyi, Etiyopya’nın Tigray bölgesindeki savaşla meşgul olmasının fırsata çevrilmesi olarak değerlendirdi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Port Sudan’da daha önceki bir görüşmede (Sudan Egemenlik Konseyi)Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Port Sudan’da daha önceki bir görüşmede (Sudan Egemenlik Konseyi)

Mevcut gerilim ortamında temel sorulardan biri, karşılıklı suçlamaların doğrudan bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği olarak öne çıkıyor. Askeri uzmanlar, taraflar açısından siyasi, askeri ve ekonomik maliyetlerin yüksek olması nedeniyle kapsamlı bir savaş ihtimalinin halen sınırlı olduğu görüşünde birleşiyor. Uzmanlara göre Sudan ordusu zaten Nisan 2023’ten bu yana HDK ile geniş çaplı bir savaş yürütürken, Etiyopya da çeşitli bölgelerde iç karışıklıklar ve karmaşık güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Sudanlı askeri uzman Dr. Cemal eş-Şehid, Sudan ile Etiyopya arasındaki gerilimin artık geleneksel diplomatik anlaşmazlıkların ötesine geçtiğini, stratejik mesajlar ve güvenlik baskılarının karşılıklı olarak verildiği bir aşamaya ulaştığını söyledi. Ancak eş-Şehid, mevcut koşullarda taraflar arasında kapsamlı bir askeri çatışma çıkmasını düşük ihtimal olarak değerlendirdi. Gerilimin özellikle el-Faşka bölgesi, Nahda (Hedasi) Barajı ve silahlı gruplara destek verildiği yönündeki karşılıklı suçlamalar nedeniyle sınırlı sınır çatışmalarına dönüşebileceğini belirten eş-Şehid, Sudan’ın şu anda önceliğinin iç savaşı sonuçlandırmak ve ülke içinde istikrarı yeniden sağlamak olduğunu, bu nedenle dış cephede bir savaşın son derece maliyetli olacağını ifade etti.

Öte yandan emekli pilot yarbay et-Tayyib el-Malekabi, mevcut gerilimin yalnızca siyasi söylem düzeyinde kalmadığını ve bölgesel bir çatışmanın yaklaşmakta olduğuna işaret edebileceğini savundu. Bununla birlikte el-Malekabi, Sudan ordusunun Etiyopya ile açık bir savaşa girecek düzeyde fiili askeri hazırlığa sahip olmadığını düşündüğünü söyledi. El-Malekabi ayrıca dış tehdit söyleminin, iç savaşın yarattığı baskıları hafifletmeye yönelik bir araç olarak da kullanılıyor olabileceğini dile getirdi.

Diplomatik gerilim, askeri hareketlilik, sınır anlaşmazlıkları ve karşılıklı müdahale suçlamalarının gölgesinde, Sudan ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin son derece hassas bir sınavdan geçtiği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre güvenlik kırılganlığının ve çok katmanlı çatışmaların hâkim olduğu Afrika Boynuzu’nda olası bir doğrudan çatışma, yalnızca iki ülke için değil, bölgenin tamamının istikrarı açısından yeni bir tehdit oluşturabilir.


El-Zeydi hükümeti bugün güven oylamasıyla karşı karşıya

El-Zeydi hükümeti bugün güven oylamasıyla karşı karşıya
TT

El-Zeydi hükümeti bugün güven oylamasıyla karşı karşıya

El-Zeydi hükümeti bugün güven oylamasıyla karşı karşıya

Ali el-Zeydi başkanlığında kurulması planlanan yeni Irak hükümeti, güvenoyu sınavıyla karşı karşıya bulunuyor. Irak Parlamento Başkanlığı’nın bugün kabine oylaması için tarih belirlemesiyle birlikte, bakanlıkların paylaşımı konusundaki anlaşmazlıklar sürerken, sürpriz bir gelişme yaşanmaması hâlinde hükümet listesinin parça parça olarak oylanabileceği belirtiliyor.

Parlamento Başkanlığı Basın Dairesi, oturum gündeminde hükümet programı ile Zeydi kabinesinin oylanmasının yer aldığını açıkladı. Bu durum, özellikle Koordinasyon Çerçevesi içindeki görüş ayrılıkları devam etse de siyasi güçlerin hükümete güvenoyu verme yönünde ilerlediğine işaret ediyor.

Siyasi bloklar, bakanlıklar ve başbakan yardımcıları konusundaki müzakerelerini dün akşam saatlerine kadar sürdürdü. Taraflar üzerinde, olası bir siyasi boşluk ya da gerilimi önlemek amacıyla hükümetin bayram tatilinden önce kurulması yönünde baskı olduğu ifade edildi.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, milletvekillerinin büyük bölümünün adayların özgeçmişlerini henüz incelemediğini belirtti. Bunun yanında, bakanlık kotalarının paylaşımı, silahların yalnızca devletin kontrolünde toplanması meselesi ve Zeydi’yi destekleyen siyasi güçlerin silahlı gruplarla ilişkisi konularındaki anlaşmazlıkların da sürdüğü kaydedildi.

Sızan bilgilere göre eğitim, sanayi, savunma ve dışişleri bakanlıklarını kapsayan dağılım üzerinde uzlaşmaya yaklaşılırken, Zeydi “ekonomik ve kalkınma öncelikli yeni bir hükümet kurmaya çalıştığını” söyledi.


Darfur Valisi: Hızlı Destek Kuvvetleri en büyük suçları işledi

Sudan Kurtuluş Hareketi lideri ve Darfur bölge valisi Minni Arko Minawi (Şarku’l Avsat)
Sudan Kurtuluş Hareketi lideri ve Darfur bölge valisi Minni Arko Minawi (Şarku’l Avsat)
TT

Darfur Valisi: Hızlı Destek Kuvvetleri en büyük suçları işledi

Sudan Kurtuluş Hareketi lideri ve Darfur bölge valisi Minni Arko Minawi (Şarku’l Avsat)
Sudan Kurtuluş Hareketi lideri ve Darfur bölge valisi Minni Arko Minawi (Şarku’l Avsat)

Minni Arko Minawi, Sudan Kurtuluş Hareketi lideri ve Darfur Bölge Valisi olarak, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) Sudan’da “en büyük suçları” işlediğini ve ülkenin savaşın ağırlığı altında çöktüğünü söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, güçlerinin silaha “zorunlu olarak” sarıldığını belirten Minawi, Sudan ordusunun yanında yer almalarını ise “Sudan halkını, tarihini ve topraklarını hedef alan saldırıların dayattığı bir zorunluluk” olarak nitelendirdi.

İnsani trajedi derinleşirken, yerinden edilme ve yıkımın boyutu da giderek artıyor. Minawi, bu ortamda herhangi bir “başarıdan” söz etmenin gerçeklikten uzak olduğunu kabul ederek, savaşın can kayıplarından ekonomik kaynaklara kadar her şeyi tükettiğini vurguladı.

Darfur’daki yerinden edilmiş sivillerin kamplarındaki durumu “felaket” olarak nitelendiren Minawi, özellikle eğitim, sağlık ve kamu hizmetleri başta olmak üzere temel hizmetlerin neredeyse tamamen çöktüğünü ifade etti. Ayrıca sivillerin geniş çaplı yağma ve yoksullaştırma operasyonlarına maruz kaldığını söyledi.

Tahminlere göre çatışmalarda on binlerce kişi hayatını kaybederken, Sudan içinde ve dışında 10 milyondan fazla kişi yerinden edildi.