Yüksek Yargı Konseyi ‘Sadr’ın ve Seraya es-Selam’ın terör listesine alınması için talepte bulunduğu’ iddiasını yalanladı

13 hakimin Mukteda es-Sadr ve ona bağlı Seraya es-Selam isimli silahlı grubun terör listesine alınması için BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Adalet Divanı’na talepte bulunduğu iddia edildi.

Sadr destekçileri Bağdat’taki Yüksek Yargı Konseyi binası yakınında gösteri düzenliyor (EPA)
Sadr destekçileri Bağdat’taki Yüksek Yargı Konseyi binası yakınında gösteri düzenliyor (EPA)
TT

Yüksek Yargı Konseyi ‘Sadr’ın ve Seraya es-Selam’ın terör listesine alınması için talepte bulunduğu’ iddiasını yalanladı

Sadr destekçileri Bağdat’taki Yüksek Yargı Konseyi binası yakınında gösteri düzenliyor (EPA)
Sadr destekçileri Bağdat’taki Yüksek Yargı Konseyi binası yakınında gösteri düzenliyor (EPA)

Irak Yüksek Yargı Konseyi, dün (Çarşamba) yaptığı açıklamada, 13 hakimin Mukteda es-Sadr ve Sadr Hareketi’nin silahlı kanadı Seraya es-Selam’ın ‘uluslararası terör listesine’ alınması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ile Uluslararası Adalet Divanı’na talepte bulunduğu iddiasını yalanladı. Bu iddia, Sadr destekçilerinin Yüksek Yargı Konseyi binası önünde gösteri düzenleyip çadır kurmasının ardından gündeme geldi.
Yargı Konseyi Basın Ofisi’nden yapılan açıklamada, bir grup hakimin 23 Ağustos 2022’deki olaylarla ilgili uluslararası mahkemelere şikayet başvurusunda bulunduğu iddiası yalanlandı. Açıklamada, Yargı Konseyi’nin yürürlükteki Irak kanunları uyarınca her türlü davaya bakacak güce ve yetkiye sahip olduğu vurgulandı.
Sadr destekçilerinin Yargı Konseyi binası önündeki protestolarının ardından bazı sosyal medya hesapları Iraklı 13 hakimin Mukteda es-Sadr ve Sadr Hareketi’nin silahlı kanadı Seraya es-Selam’ın uluslararası terör listesine alınması için BMGK ile Uluslararası Adalet Divanı’na talepte bulunduğu iddiasını dolaşıma koydu. Sosyal medya hesaplarının paylaştığı talep metninde aralarında istihbaratla ilgili davalarına bakan hakimler de dahil olmak üzere şu isimler yer aldı: Tayf Rezic el-Muhami, Abdullahi Nasır Cuma, Muhif Ferhud Muhaybis, Cuma Cuma Duheym el-Meşhedani. Talep metninde, yasalara saygı duymayan ve halktan korkmayan barbar bir silahlı grubun Yargı Konseyi binasını hedef almasının ülkenin ve yargının prestijine zarar verdiği vurgulandı. Söz konusu silahlı grubun yargı binası önündeki eyleminin Başbakan Mustafa el-Kazımi ve Yargı Konseyi binasının güvenliğinden sorumlu güvenlik birimleri arasındaki işbirliği kapsamında gerçekleştirildiği belirtilen metinde Kazımi ve güvenlik birimlerinin bunu engellemekte yetersiz kaldığı ifade edildi.

Metinde şunlar kaydedildi:
“Biz, Irak mahkemelerinde görev yapan bir grup hakim olarak, hükümetin yargıyı ve mensuplarını koruyamadığı bir ortamda hakimleri bizzat tehdit ettiği, yargıyı tehdit ettiği ve yargının saygınlığına zarar verdiği gerekçesiyle Mukteda Muhammed Sadık es-Sadr ve silahlı grubu (Seraya es-Selam) hakkında Uluslararası Adalet Divanı ve BM Güvenlik Konseyi'ne suç duyurusunda bulunmaya ve karar verdik. Uluslararası Adalet Divanı ve BM Güvenlik Konseyi'nden Mukteda es-Sadr ve Seraya es-Selam’ı küresel terör listesine almasını talep ediyoruz.”
Yargı Konseyi, Sadr ve Seraya es-Selam hakkında böyle bir şikayet başvurusu yapıldığı iddiasını yalanlarken, çeşitli yargı kaynakları ise söz konusu metni teyit ederek, bu adımın Sadr’ın Yargı Konseyi’ne yönelik açık ihlaline karşı verilen bir yanıt nitelediğinde olduğunu belirtiyor. Şarku’l Avsat’a konuşan konuya yakın bir kaynak, “Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, Sadr destekçilerinin gösterilerini ve oturma eylemlerinden faydalanarak, bu eylemleri bizzat kendisini değil de tüm yargı otoritesini hedef almış gibi yansıttı. Yargı Konseyi Başkanı Sadr destekçilerinin oturma eyleminden sonra yargı ve mahkemelerin çalışmalarını askıya alma kararı çıkardı. Bu kararı çıkarmak Yargı Konseyi Başkanı’nın yetkisi dahilinde değil. Nitekim Sadr destekçileri protestolarıyla diğer mahkemeleri hedef almadı ve sadece Yargı Konseyi ve Başkanı’na odaklandı. Yargı Konseyi Başkanı muhtemelen yetkisi dahilinde olmadığı için söz konusu kararından geri adım attı” dedi.
Sadr destekçileri ile Yargı Konseyi arasında yaşanan gerginlik kapsamında, Sadr’a yakın basın yayın kuruluşları ülkenin güneyindeki Meysan vilayetinde bulunan Temyiz Mahkemesi Başkanı Haydar Hanun Zayer’in sert bir dille eleştirildiği haberler yayınladı. Nitekim Zayer, Yargı Konseyi’ne sert açıklamalar yapan Sadr Hareketi’nin yönetici kadrosundaki bazı isimler hakkında tutuklama kararı çıkardı. Sadr Hareketi çevreleri Zayer’in Meysan’da 12 tutuklama kararı çıkardığını söylüyor. Sadr’a yakın basın yayın kuruluşları Hakim Zayer’i, Sadr’ın siyasi rakibi Koordinasyon Çerçevesi ile işbirliği yapmakla suçladı ve Zayer’in Ekim 2021’deki seçimlerde Fetih Koalisyonu’ndan aday olduğunu gösteren seçim afişlerini yayınladı. Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu Koordinasyon Çerçevesi çatısı altında bulunuyor.
Irak yargısı önceki gün yargıyı tehdit etme suçlamasıyla Sadr Hareketi’nin 3 yöneticisi (Eski Milletvekili Sabah es-Saidi, Şeyh Muhammed es-Saidi ve milletvekilliğinden istifa eden Gayib el-Umeyri) hakkında tutuklama kararı çıkardı.
Yüksek Federal Mahkeme’nin Nisan ayında yayınladığı ‘cumhurbaşkanı seçimi oturumuna Meclis üyelerinin üçte ikisinin katılması’ şartını getirmesi Sadr Hareketi ile Federal Mahkeme arasındaki ilişkilerin zarar görmesine neden oldu. Zira Mahkeme’nin getirdiği şart Sadr Hareketi’nin hükümet kurmasının önünde engel teşkil etti. Bu yönüyle bu şartın Koordinasyon Çerçevesi’nin lehine olduğu değerlendiriliyor. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) üyesi ve Eski Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, dün Twitter hesabından paylaştığı mesajda, “Tarih şahittir! Sadr Hareketi ve Egemenlik Konseyi ile görüşmelerimiz sırasında KDP çoğunluk hükümetinin kurulması ve yargıda reform yapılması maddesinin en büyük blok anlaşmasına eklenmesini önerdi. Sadr Hareketi’nin tutumu ise ‘biz yargıyı siyasete alet etmeyiz çünkü yargı tarafsızdır ve bize haksızlık etmez’ şeklinde oldu. Fakat bunu takip eden Federal Mahkeme kararları Sadr Hareketi’nin çoğunluk hükümeti kurma planını engelledi ve mevcut tıkanıklığa neden oldu” diye yazdı.



HDK kontrolündeki bölgelerde ‘lise sınavları’ yapılacağını duyurdu

Hartum’da daha önce düzenlenen protestolar sırasında bir okulun öğrencileri (AFP)
Hartum’da daha önce düzenlenen protestolar sırasında bir okulun öğrencileri (AFP)
TT

HDK kontrolündeki bölgelerde ‘lise sınavları’ yapılacağını duyurdu

Hartum’da daha önce düzenlenen protestolar sırasında bir okulun öğrencileri (AFP)
Hartum’da daha önce düzenlenen protestolar sırasında bir okulun öğrencileri (AFP)

Sudan'da siyasi ve idari bölünmenin kalıcı hale geleceğine dair yaygın endişeleri uyandıran bir gelişmede Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından desteklenen ve başkenti Nyala olan Tesis (Kurucu) Hükümeti, ordunun desteklediği Sudan hükümetinin kontrolü altındaki bölgelerde sınavların düzenlenmesi için hazırlıkların tamamlandığını açıklamasından birkaç gün sonra, kontrolü altındaki bölgelerde önümüzdeki haziran ayında lise bitirme sınavlarını düzenlemeyi planladığını açıkladı.

Bu iki eşzamanlı açıklama, geçtiğimiz hafta ulusal şahsiyetlerin ve akademisyenlerin ‘lise mezuniyet sınavı öğrencilerinin geleceğini kurtarmak için ulusal girişim’ başlatarak, her iki hükümetin duyurduğu sınavların ertelenmesini ve bunun yerine ülke genelindeki tüm öğrenciler için tek tip sınavlar düzenlenmesini talep ettikleri bir dönemde yapıldı.

Girişim, savaşa karşı çıkan sivil güçler tarafından geniş bir destek gördü. Bu güçler, askeri ve siyasi kutuplaşmalardan uzak, güvenli ve adil sınavların yapılmasını garanti altına alacak şekilde, çatışmanın iki tarafından acil yanıt talep etti. Girişimin organizatörlerine göre girişim, Darfur ve Kordofan eyaletleri ile Tesis İttifakı'nın kontrolü altındaki diğer bölgelerde yaşayan ve savaş nedeniyle son üç yıldır Sudan sertifika sınavlarına giremeyen yaklaşık 280 bin öğrencinin geleceğini korumayı amaçlıyor.

Çatışan taraflarla temaslar

Girişimin organizatörleri, Kamil İdris başkanlığındaki Umut Hükümeti liderleri, Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi üyeleri ve Kurucu Hükümetin Başkanlık Konseyi liderleriyle temas kurduklarını söylediler. Bu temaslar, öğrencilerin bulundukları bölgelerde sınavlara girmelerini sağlayacak bir mutabakat sağlanması ve sınav öncesinde, sırasında ve sonrasında öğrenciler, öğretmenler ve eğitim kadroları için gerekli güvenlik garantilerinin verilmesini amaçlıyor.

Port Sudan'daki el-Vehda okulundaki bir sınıftan (AFP)Port Sudan'daki el-Vehda okulundaki bir sınıftan (AFP)

Sudan hükümetine bağlı Eğitim Bakanlığı, 13 Nisan'da yapılacak lise bitirme sınavlarına yurt içinde ve yurt dışında 544 bin öğrencinin girmesi için hazırlıkların tamamlandığını duyurmuştu. Öte yandan Tesis Hükümeti Eğitim Bakanı Koko Jagdol, hükümetinin kontrolündeki bölgelerde sınavları önümüzdeki haziran ayında yapmaya devam edeceğini söyledi. Jagdol, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Lise bitirme sınavlarını düzenlemeye hazırız. Bu yıl tüm öğrencilerin sınava girmesini sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü bizim için önemli olan onların geleceğinin mahvolmaması” ifadelerini kullandı. Jagdol, sınavların ortak yapılması için başlatılan ulusal girişimden haberi olmadığını belirtirken, Sudan hükümetine bağlı Eğitim Bakanlığı'ndan ise Bakan Yardımcısı Ahmed Halifa ile iletişime geçilememesi nedeniyle resmi bir açıklama yapılmadı. Sudan ordusu ile HDK arasında 2023 yılının nisan ayında savaşın patlak vermesinden bu yana Darfur bölgesinde Sudan lise bitirme sınavlarının düzenleneceği ilk kez duyuruldu.

Bölünmenin kalıcı hale gelmesinden endişe

Gözlemciler, her iki tarafın kontrolündeki bölgelerde ayrı sınavların yapılmasının, bölünme gerçeğinin kalıcı hale gelmesine yol açabileceğini düşünüyor; bu durum sadece siyasi ve askeri düzeyde değil, eğitim kurumları ve kamu hizmetleri düzeyinde de geçerli. Bu bağlamda, Öğretmenler Komitesi Üyesi Sami el-Bakir, ordunun ve HDK'nın kontrolündeki bölgelerde ayrı sınavlar düzenlenmesinin ‘ülkenin idari ve siyasi olarak bölünmesine yol açabilecek tehlikeli bir adım’ olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Bakir, “Eğitim meselesinin çatışmanın dışında tutulmasını ve federal Eğitim Bakanlığı'nın, çatışmanın iki tarafının kontrolündeki tüm bölgelerde Sudan sertifika sınavlarını denetlemesini defalarca talep ettik” dedi. Sami el-Bakir, yetkinliği ve dürüstlüğü ile tanınan eğitim uzmanlarından oluşan, Sudan'ın her yerinde sınavları koordine etmek ve denetlemekle görevli bağımsız ve tarafsız bir ulusal komite kurulmasını önerdi.

Savaştan kaçmak için Omdurman'daki bir okulun duvarlarının arkasına sığınan Sudanlı aileler (AP)Savaştan kaçmak için Omdurman'daki bir okulun duvarlarının arkasına sığınan Sudanlı aileler (AP)

Sudan ordusu şu anda Orta, Doğu ve Kuzey eyaletlerini kontrol ederken bu eyaletler arasında Sennar, Mavi Nil eyaletinin büyük bir kısmı, Güney Kordofan’ın geniş bölgeleri, ayrıca Gedarif, Kassala, Kızıldeniz, Nil Nehri ve Kuzey eyaletleri ile Kuzey Kordofan eyaletinin bazı bölgeleri yer alıyor. HDK ise Güney, Batı, Doğu, Orta ve Kuzey Darfur’un yanı sıra Kuzey ve Batı Kordofan eyaletlerinin geniş bölgelerini kontrol ediyor. Öte yandan, Tesis Hükümeti’nin müttefiki olan Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi, Güney Kordofan'daki Kauda bölgesini kontrol ediyor.

Darfur'dan göç eden öğrencilerin durumunu düzeltmek amacıyla, Kuzey Eyaleti Eğitim Bakanı Ticani İbrahim, federal bakanlığın Darfur'dan gelen göçmen öğrencileri kabul etmek ve sınavlara sorunsuz bir şekilde girmelerini sağlamak için özel merkezler ayırdığını söyledi. Federal Eğitim Bakanlığı daha önce, Darfur'dan ordunun kontrolündeki bölgelere gelen erkek ve kız öğrenciler için barınma ve yemek gibi ihtiyaçlara yönelik düzenlemelerin tamamlandığını duyurmuştu.

Eğitimi çatışmanın dışında tutmak

Birçok eğitimci, 2003 ile 2010 yılları arasında Darfur’da yaşanan önceki savaş dönemini hatırlatıyor. O dönemde Sudan sertifika sınavları önceden kararlaştırılan bölgelerde düzenleniyordu ve öğrencilerin sınav merkezlerine güvenli bir şekilde ulaşmaları ve bölgelerine geri dönmeleri için gerekli düzenlemeler yapılıyordu.

Çatışma çözümü uzmanı Abdullah Adem Hatir ise binlerce öğrencinin 3 yılı aşkın bir süre boyunca eğitim ve sınav haklarından mahrum bırakılmasının ardından, öğrencilerin savaştan en çok zarar gören kesim olduğunu söyledi.

Savaş, Sudan'da 3 yıllık eğitim süresinin kaybedilmesine neden oldu (AFP)Savaş, Sudan'da 3 yıllık eğitim süresinin kaybedilmesine neden oldu (AFP)

Hatir, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğitim ve sağlık hizmetlerinin çatışmanın dışında tutulması yönündeki iç ve uluslararası çağrılara rağmen, savaşın iki tarafı da şu ana kadar beklenen şekilde yanıt vermedi.”

Batı Kordofan'ın Heglig bölgesindeki petrol tesislerinin askeri operasyonlardan muaf tutulması konusunda ordu ile HDK arasında varılan mutabakatın, eğitim konusunda da uygulanabilir bir model oluşturabileceğine işaret eden Hatir, “Taraflar petrol tesislerinin korunması konusunda anlaşabilirlerse, eğitim ile ilgili uluslararası kuruluşlarla koordinasyon içinde, savaş hatlarından ve siyasi bölünmelerden uzak, ülke genelinde sınavların tek tip bir şekilde düzenlenmesini garanti altına alan bir mutabakata varılması mümkün olabilir” ifadelerini kullandı.


Bakan: Lübnan, finansman krizi ortasında mülteci krizine hazırlanıyor

İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları sırasında geçici sığınak olarak kullanılan ortaokulun bahçesinde bir grup yerinden edilmiş çocuk (Reuters)
İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları sırasında geçici sığınak olarak kullanılan ortaokulun bahçesinde bir grup yerinden edilmiş çocuk (Reuters)
TT

Bakan: Lübnan, finansman krizi ortasında mülteci krizine hazırlanıyor

İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları sırasında geçici sığınak olarak kullanılan ortaokulun bahçesinde bir grup yerinden edilmiş çocuk (Reuters)
İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları sırasında geçici sığınak olarak kullanılan ortaokulun bahçesinde bir grup yerinden edilmiş çocuk (Reuters)

Lübnan Sosyal İşler Bakanı Hanin el-Sayid, yaptığı açıklamada, Lübnan'ın İsrail saldırıları ve tahliye emirleri nedeniyle yerinden edilen yüz binlerce kişinin uzun vadede evlerine dönmeme ihtimaline hazırlandığını belirtti.

El-Sayid, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın ordunun Lübnan-İsrail sınırı boyunca tüm evleri yıkacağını ve Güney Lübnan'dan kaçan 600 bin kişinin köylerine dönmesini engelleyeceğini açıklamasının ardından Reuters'a konuştu.

2 Mart'tan bu yana, Lübnanlı silahlı grup “Hizbullah”ın İsrail'e ateş açarak Lübnan'ı bölgesel çatışmanın içine sürüklemesi ile 1 milyondan fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı ve bin 200 kişi İsrail saldırılarında hayatını kaybetti.

Bakan dün yaptığı açıklamada, “Uzun süreli yerinden edilme elbette endişe verici bir durum. Bunun olmaması umuduyla, ancak hükümet olarak hazırlıklı olmalı ve bu konuyu düşünmeliyiz” dedi.

Bakan, hükümetin nakit karşılığı kira programları ve barınma imkanları sağlanması gibi seçenekleri değerlendirdiğini, ancak şu aşamada kamplar kurmayı planlamadığını ifade etti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Bakan sözlerine şöyle devam etti: «Her şey İsraillilerin toprakları ele geçirme konusundaki ısrarına bağlı ve elbette bu bizim için kabul edilemez bir durum... Bu, egemenliğimizin açık bir ihlalidir ve elimizden gelen her şeyi yaparak bunu engellemek için çalışacağız.»

Katz dün, İsrail'in Lübnan'ın güneyinde, Lübnan'ın İsrail sınırının yaklaşık 30 kilometre kuzeyinde bulunan Litani Nehri'ne kadar kontrolünü sürdüreceğini söyledi. Bu nehrin güneyindeki topraklar, Lübnan topraklarının yaklaşık onda birini oluşturuyor.

İki gönüllü, Lübnan'ın güneyindeki Sur (Tire) şehrinde yerinden edilmiş insanlara dağıtılmak üzere meyve ve sebze dolu çuvallar taşıyor (Reuters)İki gönüllü, Lübnan'ın güneyindeki Sur (Tire) şehrinde yerinden edilmiş insanlara dağıtılmak üzere meyve ve sebze dolu çuvallar taşıyor (Reuters)

İhtiyaçları karşılamak için fonlar «yetersiz»

Şu anda yaklaşık 136 bin kişi toplu barınaklarda yaşarken, geri kalanlar ya akrabalarının yanında ya da nadir durumlarda sokaklarda kalıyor.

Uzun süreli yerinden edilme, Lübnan'daki farklı gruplar arasındaki sosyal gerilimleri daha da artırabilir, zira “Hizbullah”ın savaşa girme kararıyla eski siyasi ve mezhepsel bölünmeler alevlendi.

El-Sayid, “Gerçekten çok büyük sayıda yerinden edilmiş kişi var ve onlara ayrılan alan giderek daralıyor” dedi.

Ayrıca, 2024’teki «Hizbullah» ile İsrail arasındaki savaş sırasında yerinden edilmiş kişileri barındırmaya hazır olduğunu belirten bazı bölgelerin, okullar veya diğer kamu binaları da dahil olmak üzere, bu sefer daha az hazırlıklı olduğunu belirtti.

Bakan şöyle devam etti: «Bu, sosyal uyumu sağlamak ve halkın, tabiri caizse, hâlâ kardeşlik içinde olduğundan emin olmak gibi yeni bir zorluktur... Lübnanlıların bu duyguyu paylaştığına yürekten inanıyorum. Gördüğümüz örneklerin çoğu harika ve her yerde misafirperverlik sergileniyor. Ancak aynı zamanda, insanların kaynakları son derece sınırlı.”

Sosyal İşler Bakanlığı, yerinden edilmiş ailelerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamak için üç ay önceden planlama yapıyor, ancak finansman eksikliği hâlâ zorluk teşkil ediyor.

Bakan, Birleşmiş Milletler’in iki aydan biraz fazla süren 2024 savaşı sırasında, Lübnan’ın insani krizle başa çıkmasına yardımcı olmak için 700 milyon dolar topladığını ve çeşitli ülkelerin 110’dan fazla yardım uçağı gönderdiğini ifade etti.

Lübnan yeni savaşın ikinci ayına girerken, Birleşmiş Milletler'in son çağrısının ardından sadece 30 milyon dolar aldı ve bağışçılar yaklaşık 60 milyon dolar daha taahhüt etti. Sadece yedi yardım uçağı ulaştı.

El-Sayid, “Hedefimize ulaşmaktan çok uzağız. Son savaşta, sadece ilk ay içinde en az 50 uçak gelmişti” dedi.

Bakan, 2024 yılındaki durumun aksine, Körfez’deki bazı geleneksel bağışçıların çatışmanın sonuçlarından doğrudan etkilendiğini belirterek, petrol fiyatlarındaki hızlı artışın yardımların etkinliğini etkilediğine dikkat çekti.

Bakan, mevcut yardımların bakanlığın ihtiyaçlarının yalnızca yüzde 30’unu karşıladığını belirtti.

Şöyle devam etti: “Elbette, barınaklardaki tüm sakinlerin ihtiyaçlarının en azından karşılanmasını sağlamak için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Diğer soru ise zaman çerçevesi, yani bu durum ne kadar sürecek?” 


Körfez ülkeleri, herhangi bir güvenlik anlaşmasına katılmakta ısrar ediyor

Kuveyt'in dev ham petrol tankeri «el-Salimi», dün İran'ın saldırısına uğradı (Kuveyt Petrol Kurumu- Reuters)
Kuveyt'in dev ham petrol tankeri «el-Salimi», dün İran'ın saldırısına uğradı (Kuveyt Petrol Kurumu- Reuters)
TT

Körfez ülkeleri, herhangi bir güvenlik anlaşmasına katılmakta ısrar ediyor

Kuveyt'in dev ham petrol tankeri «el-Salimi», dün İran'ın saldırısına uğradı (Kuveyt Petrol Kurumu- Reuters)
Kuveyt'in dev ham petrol tankeri «el-Salimi», dün İran'ın saldırısına uğradı (Kuveyt Petrol Kurumu- Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı dün, gerginliğin sona erdirilmesini amaçlayan Körfez ülkelerinin ortak tutumunu teyit ederek, bölgenin güvenliği ile ilgili imzalanacak her türlü anlaşmada Körfez ülkelerinin temel taraf olarak yer alması gerektiği konusunda Körfez ülkeleri arasında mutabakat olduğunu belirtti.

Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgilere göre sahada gerçekleşenler ise şu şekilde gerçekleşti: Suudi Arabistan savunma güçleri, Riyad bölgesine doğru fırlatılan 12 insansız hava aracı (İHA) ve 7 balistik füzeyi önleyerek imha etti; bir füze ise doğu bölgesine doğru fırlatıldı. Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı, bölgede yaşanan olaylar doğrultusunda, Rahman'ın misafirlerinin gelişini kolaylaştırmak için özel bir operasyon odası kurdu.

“Kuveyt Petrol Kurumu”, dev tanker “el-Salimi)”nin mürettebatının “İran'ın alçakça saldırısı sonucu gemide çıkan yangını söndürmeyi başardığını” belirtirken, Kuveyt güçleri ise 5 balistik füze ve 7 İHA’yı tespit ederek müdahale etti. BAE savunma güçleri ise 8 balistik füze, 4 seyir füzesi ve 36 İHA ile mücadele etti.