ABD Donanması Beşinci Filo Komutanı Koramiral Brad Cooper’dan Şarku’l Avsat’a özel açıklamalar: Suudi Arabistan’ın Birleşik Görev Gücü CTF 150’deki liderliğine övgüde bulundu

ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Komutanı Koramiral Brad Cooper (ABD Donanması)
ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Komutanı Koramiral Brad Cooper (ABD Donanması)
TT

ABD Donanması Beşinci Filo Komutanı Koramiral Brad Cooper’dan Şarku’l Avsat’a özel açıklamalar: Suudi Arabistan’ın Birleşik Görev Gücü CTF 150’deki liderliğine övgüde bulundu

ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Komutanı Koramiral Brad Cooper (ABD Donanması)
ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Komutanı Koramiral Brad Cooper (ABD Donanması)

ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Komutanı ve Beşinci Filo Komutanı Koramiral Brad Cooper, bölgedeki tüm müttefiklerle çeşitli görüşmelerin yapıldığını bildirerek, dünyanın ilk insansız deniz aracı (İnsansız Yüzey Araçları) filosunu kurmak için önemli ilerleme kaydedildiğini açıkladı.
Cooper Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamalarda, bölgedeki deniz güvenliğini artırmak için ortaklık, teknoloji ve inovasyon üzerinde çalışıldığını söyledi.
2023 yazına kadar 100 deniz aracını içerecek yeni insansız deniz aracı filosunun, sadece bir yıl önce tanıtılan bir teknolojiye dayandığını söyleyen Cooper, “Deniz seviyesinin üstü ve altındaki tehditlerin izlenmesinin doğruluğunu artırarak, Körfez sularının güvenliğini benzeri görülmemiş bir şekilde artırmaya katkıda bulunacak” dedi.
ABD’nin Ortadoğu’nun güvenliğine olan bağlılığını vurgulayan Cooper, Ağustos ayına kadar 50 ortak askeri tatbikatın düzenlendiğine dikkati çekti ve geçen yıla göre belirgin bir artış kaydedildiğini ifade etti.


Kızıldeniz’de bir deniz tatbikatı kapsamında konuşlandırılan insansız deniz aracı gemisi, 21 Nisan 2022 (ABD Donanması)

Suudi Arabistan’ın Birleşik Görev Gücü CTF 150’deki liderliğine övgüde bulunan Cooper, bu adımı ikili ilişkiler, caydırıcılık ve deniz güvenliği çalışmalarına ortak bağlılığın pekiştirilmesi olarak değerlendirdi.

İnsansız deniz aracı filosu
Koramiral, yaklaşık otuz dakikalık açıklaması sırasında bıkmadan usanmadan ‘ortaklık ve inovasyon’ kelimelerini tekrarladı.
Bahreyn’de 5. Filo’ya ev sahipliği yapan askeri üste yaptığı açıklamada, “Görevimiz iki ana sütuna dayanıyor. Bunlar bölgesel ortaklıkların güçlendirilmesi, inovasyon ve teknolojinin hızlandırılması” dedi.
Bunların sadece vaatler değil, eylemle desteklenen gerçekler olduğuna vurgu yapan Koramiral açıklamasına şöyle devam etti;
“İnsansız deniz araçları inovasyon açısından dünyada türünün ilk örneği olacak. 20 yıldır insansız hava araçları (İHA), 10 yıldır da insansız su altı araçları kullanılıyor. İnsansız yüzey araçları ise yaklaşık bir yıl önce başladı. Bu araçlar, radarlar, olağandışı hareketleri veya şüpheli faaliyetleri tespit etmelerini sağlayan yapay zeka ve her saniye bir resim çekebilen 360 derecelik kameralarla donatılmıştır. Bu araçlar uydu aracılığıyla ülkelerin komuta merkezlerine veri göndererek onları uyarmakta ve uygun kararı vermelerini sağlamaktadır.”
İnsansız deniz araçlarını da ikiye ayıran Cooper, “Birincisi, arka arkaya 200 gün boyunca deniz seviyesinin üzerinde kalma yeteneğiyle, diğeri ise yaklaşık 100 deniz miline ulaşan yüksek hızlı tepki ile karakterize ediliyor” diye ekledi.

İnsansız deniz aracı MAST-13

Cooper, bölge ülkelerinin bu yeni teknolojiye ne ölçüde ilgi gösterdiği konusunda ise, “Bölgedeki tüm ortaklarımızla farklı seviyelerde görüşmeler yapıyoruz. Ortaklarımızla yakın işbirliği içinde çalışarak önemli ilerlemeler kaydettik” diyerek, herkesin ilgilendiğini ima etti.
Bu araçların bölgedeki yoğun nakliye trafiğinin yarattığı zorluğu çözdüğünü söyleyen Cooper, “Normalde bir ülke, mevcut sensörleri kullanarak kıyılarından 30 kilometreye kadar etkili bir şekilde keşif yapabilir. Bugün insansız deniz araçları sayesinde görüş mesafesi 60 veya 90 kilometreye kadar çıkıyor” diye konuştu.


Şubat ayında düzenlenen Ortadoğu’daki en büyük deniz tatbikatlarından bir kesit (ABD Donanması)

Cooper, bu alanda bölge ülkeleri arasındaki işbirliğinin önemine dikkat çekerek, “Birkaç ülke bu çabaları koordine ederse, keşif mesafesi artırılabilir” ifadelerini kullandı.

Bölgesel ortaklıkların güçlendirilmesi
Cooper, inovasyon ve teknolojiye ek olarak, bölgenin güvenliğini artırmak için bölgesel ve uluslararası ortaklıkların önemine vurgu yaparak, “Ağustos ayına kadar 50 ortak askeri tatbikat düzenlendi, geçen yıl bu sayı 33’dü” dedi.
Bu tatbikatlardan en öne çıkanı, Şubat ayında 60 ülkenin katıldığı Ortadoğu’daki en büyük ortak uluslararası deniz tatbikatı oldu.


16 Temmuz’da düzenlenen Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi (SPA)

ABD odak noktasını, Çin ve Rusya’nın yaratılmasına yardımcı olduğu küresel düzene yönelik tehditlere çevirirken, çoğu kişi Washington’ın Ortadoğu’ya olan bağlılığının azaldığını düşünüyor.
Cooper, Temmuz ayında düzenlenen Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi sırasında, ABD Başkanı Joe Biden’ın bölgenin güvenlik ve istikrarına bağlılıklarını teyit ettiğini hatırlatarak, bu iddiayı reddetti.
Koramiral, ABD ve Ortadoğu’daki müttefikleri arasında denizcilik alanındaki ortaklıklara değinerek şöyle devam etti;
“İki büyük ortaklığımız var. Bunlardan ilki, 20 yıl önce kurulan Birleşik Deniz Kuvvetleri’dir (CMF). Dünyanın en büyük denizcilik ortaklığıdır ve dört müşterek görev kuvvetini içerir. Bunlar ise, ticaretin serbest akışını sağlamaya yardımcı olmak için Umman Körfezi ve Arap Denizi’nde devriye gezen CTF 150, özellikle Aden Körfezi ve Somali Havzası’na odaklanarak bölgesel düzeyde korsanlıkla mücadele eden CTF 151, çabalarını Basra Körfezi’ndeki deniz güvenliğine odaklayan CTF 152 ve 17 Nisan’da kurulan, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde deniz güvenliğine odaklanan CTF 153’dür. Ortaklıklardan ikincisi ise, Ortadoğu bölgesinde uluslararası sularda seyreden ticari gemiler için deniz seyrüsefer özgürlüğüne yönelik artan tehditlere yanıt olarak, 2019 yılında kurulan Uluslararası Deniz Seyrüsefer Özgürlüğünün Korunması İttifakı’dır ve bu esas olarak caydırıcılık ve güvenceye odaklanır.”
Cooper, her iki kuruluşta yer alan ülke sayısının arttığını belirterek, “Sadece son iki hafta içinde, farklı ülkelerin bu denizcilik ortaklıklarında liderlik rolleri üstlendiğini gördük” dedi.


Bahreyn Veliaht Prensi Selman bin Hamad Al Halife 31 Ocak’ta ABD Deniz Destek Birimi karargahını ziyareti sırasında (ABD Donanması)

Cooper, “Yaklaşık 29 ülkeden yüzlerce ortağımız her gün üssümüzde bizi ziyaret ediyor ve ortak operasyonlarımızı mümkün kılıyor” diyerek, Bahreyn’in bu büyük ve çok taraflı ortaklıkları mümkün kılmakta oynadığı önemli rolü de övdü.

Kaçakçılıkla mücadele
Kaçakçılıkla mücadele amacıyla filo tarafından başlatılan ödül programına dönüşler olduğunu söyleyen Cooper, “Bu girişimi başlatmadan önce ayda bir veya iki bilgi alıyorduk. Oysa şimdiye kadar gözle görülür bir artışla 250’ye yakın bilgi aldık” dedi.
Cooper, istihbarat hassasiyeti nedeniyle bu bilgilerin niteliği konusunda çekinceleri olsa da, bir kısmının soruşturulduğunu bildirerek, daha doğru bilgiler sayesinde gelecekte kaçak gönderilerin ele geçirme sayılarının artacağı yönündeki iyimserliğini dile getirdi.


16 Mayıs 2022’de Umman Körfezi’nde uluslararası sularda uyuşturucu kaçakçılığı yapan bir balıkçı gemisini durdurma operasyonu (ABD Donanması)

Koramiral, “Programı duyururken taahhüt ettiğimiz gibi, bu bilgiler kaçakçıların ele geçirilmesine yol açarsa, yüz bin dolara kadar verilecek” dedi.
Cooper, uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla mücadele çabalarının çok olumlu sonuçlar verdiğini vurgulayarak, “Geçtiğimiz 18 ayda, 700 milyon dolarlık piyasa değeri olan uyuşturucuları ele geçirmeyi başardık. ABD ve müttefikleri, 2021’de yaklaşık 9.000 silaha el koydu. Bu, 2020’de ele geçirilenlerden üç kat daha fazla” diye ekledi.
Uyuşturucu sevkiyatlarının genellikle, Birleşik Görev Gücü CTF 150’nin çabalarının odaklandığı Arap Denizi ve Umman Körfezi’nde durdurulduğunu da vurguladı.

HMS Montrose tarafından ele geçirilen silahların (İngiltere Kraliyet Donanması)

Mevcut belgelere göre, el konulan silahların çoğunun İran’dan kaçakçılık için kullanılan koridorlarda ele geçirildiğini söyleyen Cooper, bu yıl ele geçirilen sevkiyatların karadan havaya füzeler ve seyir füzelerinin parçalarını içerdiğine dikkat çekti.
İngiltere Kraliyet Donanması, Temmuz ayında ABD’nin desteğiyle Umman Körfezi’nde gelişmiş silah bileşenlerine el koyduğunu duyurdu.
Donanma tarafından yapılan açıklamada, “HMS Montrose gemisi, rutin deniz güvenliği operasyonlarındayken, İran’ın güneyindeki uluslararası sularda kaçakçılar tarafından işletilen sürat teknelerindeki İran silahlarına el koydu. Ele geçirilen silahlar arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2216 sayılı kararına aykırı olarak, karadan havaya füzeler ve kara saldırı amaçlı seyir füzeleri için motorlar yer aldı” denildi.
Ele geçirilenler arasında seyir füzesi ve karadan havaya füzeler için roket motoru olduğu bilgisi verilen açıklamada, “Bin kilometre menzile sahip seyir füzesi, Husiler tarafından Suudi Arabistan’daki hedefleri vurmak için düzenli olarak kullanılıyor ve aynı zamanda 17 Ocak 2022’de Abu Dabi’ye saldırmak için kullanılan ve üç sivili öldüren silah türüydü” ifadeleri kullanıldı.

 

Suudi Arabistan’ın Birleşik Görev Gücü CTF 150’deki liderliği
Suudi Arabistan Kraliyet Donanması, Temmuz ayında Birleşik Görev Gücü CTF 150’nin komutasını üçüncü kez devraldı.
Suudi Arabistan Kraliyet Donanması Komutanı Tuğamiral Abdullah Mutayri, Bahreyn’deki ABD Deniz Üssü’nde düzenlenen özel bir törenle, gücün komutasını Pakistan Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Vakar Muhammed’den aldı.


Suudi Arabistan Kraliyet Donanması Komutanı Tuğamiral Abdullah Mutayri (sağda) CTF 150’nin komutasını aldıktan sonra (ABD Donanması)

Bu adımı Washington ve Riyad arasındaki ortaklık gücünün doğal bir yansıması olarak nitelendiren Cooper, “Suudi Arabistan Kraliyet Donanması ile çok yakın bir çalışma ilişkimiz var. Tuğamiral Mutayri’nin deniz güvenliği ve (kaçakçılık girişimlerinin) engellenmesi alanındaki çabalarımızı güçlendirmemize yardımcı olacağı konusunda iyimserim” dedi.
Cooper, Suudi Arabistan’ın CTF 150 liderliğinin caydırıcılık çabalarının güçlendirilmesine ve tehditler karşısında bölge ülkelerinin güvenliğine katkıda bulunduğunu vurgulayarak şu ifadelerle devam etti;
“Bu, hem ikili ilişkimizin, hem de genel olarak caydırıcılık ve deniz güvenliğine olan ortak bağlılığımızın somut bir yansımasıdır. İki ülke arasındaki denizcilik işbirliği, özellikle ortak tatbikatlar, operasyonel ve istihbarat seviyelerindeki unsurların değişimi ve deniz devriyelerinin koordinasyonu olmak üzere çeşitli yönleri içeriyor.”
İran ile yapılan nükleer görüşmeler
İran ve destek verdiği milislerin faaliyetleri, Ortadoğu’nun güvenlik ve istikrarı için en önemli tehdidi oluşturuyor.
ABD ve Avrupalı ​​müttefikleri, İran ile ‘geliştirilmiş’ bir nükleer anlaşmayı yeniden başlatmaya çalışırken, bölgedeki birçok kişi zayıf bir anlaşmanın sonuçları konusunda uyarıyor.
Cooper konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı;
“Diplomatik kanallar aracılığıyla ele alınan nükleer anlaşma görüşmelerin ayrıntıları hakkında doğrudan konuşmayacağım. Ancak genel olarak, herhangi bir istikrarsızlaştırıcı faaliyetten endişe duyuyoruz. Kuvvetlerimiz, İran’dan bölgedeki vekillerine kadar, balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçlarının kaçakçılık girişimlerine özel dikkat veriyor.”

İsrail’in rolü
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), geçtiğimiz yıl İsrail’i Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı’nın (EUCOM) yetki alanından çıkarıp, Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yetki alanına dahil ettiğini açıkladı.
Bu adım, Tel Aviv’in ABD eski Başkanı Donald Trump yönetiminin İbrahim Anlaşmaları sonucunda bölgedeki bazı ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesinden aylar sonra atıldı.
Cooper, “Bu adım İsrail ile yakın çalışmamıza izin verdi. İsrail donanması sofistike ve yüksek yeteneklere sahip. Onlarla işbirliği yaparak kolektif yeteneklerimiz daha iyi olacak ve bölge daha güvenli hale gelecek” dedi.


ABD destroyeri USS Cole, Mart ayındaki Intrinsic Defender tatbikatlarının başlamasından önce İsrail’in Eilat limanında (ABD Donanması)

Bu ortaklığın sonuçlarının ortaya çıkmaya başladığına dikkat çeken Cooper, “Geçen Kasım ayında ABD, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’i içeren çok taraflı bir tatbikat gerçekleştirdik. O zamandan beri, Intrinsic Defender de dahil olmak üzere bir dizi tatbikat yaptık. Ayrıca yakın zamanda Kızıldeniz’de Noble Rose adı altında başka bir tatbikat daha gerçekleştirdik” ifadeleri ile özel açıklamasını noktaladı.



Suudi Arabistan Sermaye Piyasası Kurumu: Nomu üzerinden sağlanan finansman 2,1 milyar dolara ulaştı

Suudi Arabistan Sermaye Piyasası Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed el-Kuveyz, “Finansman Haftası” etkinlikleri kapsamında düzenlenen bir oturuma katıldı (SPA)
Suudi Arabistan Sermaye Piyasası Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed el-Kuveyz, “Finansman Haftası” etkinlikleri kapsamında düzenlenen bir oturuma katıldı (SPA)
TT

Suudi Arabistan Sermaye Piyasası Kurumu: Nomu üzerinden sağlanan finansman 2,1 milyar dolara ulaştı

Suudi Arabistan Sermaye Piyasası Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed el-Kuveyz, “Finansman Haftası” etkinlikleri kapsamında düzenlenen bir oturuma katıldı (SPA)
Suudi Arabistan Sermaye Piyasası Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed el-Kuveyz, “Finansman Haftası” etkinlikleri kapsamında düzenlenen bir oturuma katıldı (SPA)

Suudi Arabistan Sermaye Piyasası Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed el-Kuveyz, paralel piyasa “Nomu” üzerinden sağlanan finansman hacminin 2017’deki lansmanından bu yana yaklaşık 8 milyar riyale (yaklaşık 2,1 milyar dolar) ulaştığını açıkladı. Bu durumun, finansal piyasaların küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) çeşitli finansman araçlarına erişimini güçlendiren rolünün arttığını gösterdiğini belirtti.

Kuveyz’in açıklamaları, Finansman Haftası kapsamında düzenlenen bir panel oturumunda yapıldı. Etkinlik, Genel Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler Otoritesi (Monsha’at) tarafından KOBİ Bankası iş birliğiyle 3–7 Mayıs tarihleri arasında Riyad, Cidde, Huber ve Medine’deki işletme destek merkezlerinde gerçekleştiriliyor. Söz konusu etkinlik, işletmelerin finansman çözümlerine erişimini artırmayı ve bu çözümlerden yararlanma hazırlıklarını güçlendirmeyi amaçlayan “iş haftaları” serisinin bir parçası.

Finansman ekosisteminde gelişim

Kuveyz, son 10 yılda Suudi Arabistan’daki finansman kanallarının niteliksel bir dönüşüm geçirdiğini ve artık yalnızca geleneksel kaynaklarla sınırlı olmayan, çok kanallı ve entegre bir finansman ekosisteminin oluştuğunu vurguladı. Finansal piyasaların, finansman seçeneklerinin çeşitlendirilmesi ve verimliliğinin artırılmasında temel kolaylaştırıcı unsurlardan biri hâline geldiğini ifade etti.

Ayrıca finansman fonlarının, finansman kaynaklarını çeşitlendiren ve piyasa etkinliğini artıran modern araçlar arasında yer aldığını, bu sayede işletmelerin büyüme evrelerine en uygun çözümleri seçebildiğini belirtti.

Borç piyasasında büyüme

Kuveyz, ülkedeki borç piyasasının son yıllarda hızlı bir büyüme kaydettiğine de dikkat çekerek bunun finansal piyasaların derinliğini ve gelişmişliğini yansıttığını, aynı zamanda işletmelerin sürdürülebilirliği ve genişlemesini destekleyen ek finansman kanalları sunduğunu söyledi.

Finansal farkındalık

Finansal farkındalığın işletmelerin sürdürülebilirliği ve istikrarı açısından kritik bir unsur olduğunu vurgulayan Kuveyz, girişimcilerin daha bilinçli ve verimli finansman kararları almasının önemine işaret etti. KOBİ sektörünün artan ulusal destekten faydalandığını ve bunun finansmana erişim fırsatlarını güçlendirerek piyasa içindeki konumunu sağlamlaştırdığını ifade etti. Bu gelişmelerin, Suudi Arabistan Vizyon 2030 hedefleriyle uyumlu olduğunu belirtti.

Halka arz fırsatları

“Finansman Haftası”nın ikinci gününde, girişim sermayesi fonlarına yatırım kararları ve KOBİ’lerin finansal piyasalarda kote olabilmesi için gerekli hazırlık fırsatları ele alındı. Bu oturumların, finansman kaynaklarını çeşitlendirmeye ve işletmelerin büyüme için hazırlık düzeyini artırmaya katkı sağlaması hedefleniyor.

Finansal bilincin güçlendirilmesi

Etkinlikler, “Monsha’at” ile Finans Akademisi arasında imzalanan çerçeve anlaşmasıyla sona erdi. Anlaşma, girişimciler ve KOBİ’ler arasında finansal farkındalığı artırmayı amaçlıyor. Bu kapsamda finans alanında eğitim kampları, ortak eğitim ve bilinçlendirme programları ile finansal kaynak yönetimi becerilerini geliştirmeye yönelik içerikler hazırlanacak. Tüm çalışmaların, Suudi Arabistan’daki yürürlükteki mevzuat ve düzenlemelere uygun şekilde gerçekleştirileceği belirtildi.


İsviçre Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan’la dayanışma içindeyiz… ABD-İran müzakereleri istikrar için gerekli

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile İsviçre Cumhurbaşkanı Guy Parmelin arasında 23 Nisan’da Cidde’de gerçekleşen ikili görüşme (Riyad’daki İsviçre Büyükelçiliği)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile İsviçre Cumhurbaşkanı Guy Parmelin arasında 23 Nisan’da Cidde’de gerçekleşen ikili görüşme (Riyad’daki İsviçre Büyükelçiliği)
TT

İsviçre Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan’la dayanışma içindeyiz… ABD-İran müzakereleri istikrar için gerekli

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile İsviçre Cumhurbaşkanı Guy Parmelin arasında 23 Nisan’da Cidde’de gerçekleşen ikili görüşme (Riyad’daki İsviçre Büyükelçiliği)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile İsviçre Cumhurbaşkanı Guy Parmelin arasında 23 Nisan’da Cidde’de gerçekleşen ikili görüşme (Riyad’daki İsviçre Büyükelçiliği)

İsviçre Cumhurbaşkanı Guy Parmelin, ülkesinin zor bir dönemden geçen Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu belirterek, Washington ile Tahran arasında yürütülecek müzakerelerin sürdürülmesinin bölgesel barış ve istikrar açısından kritik önem taşıdığını ifade etti.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Parmelin, ABD-İran-İsrail hattındaki gerilimin etkilerine değinerek, “Bölgedeki mevcut güvenlik durumu gündemin ilk sırasında yer aldı. Bu zor dönemde İsviçre’nin Suudi Arabistan ile dayanışma içinde olduğunu ifade ettim. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın sergilediği bilgelik ve itidali takdir ettim. Aynı zamanda barış ve istikrar için müzakere yoluyla diplomatik çözüm çabalarının desteklenmesi gerektiği konusunda mutabık kaldık” dedi.

Parmelin, 22-23 Nisan tarihlerinde Cidde’ye gerçekleştirdiği ziyaretin, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 70. yılı vesilesiyle yapıldığını belirterek, ziyaretin siyasi ve ekonomik ilişkileri güçlendirmeyi hedeflediğini söyledi. Ziyarete Ekonomik İşlerden Sorumlu Devlet Bakanı Helene Budliger Artieda ile birlikte İsviçre’nin önde gelen sektörlerini temsil eden üst düzey bir ticari heyetin eşlik ettiğini ifade etti.

Stratejik iş birliğini derinleştirme

Parmelin, Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman ile yaptığı görüşmelerde, belirsizliklerin arttığı küresel ortamda ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine odaklandıklarını belirtti. Lojistik, temel emtialar, finansal hizmetler ve sigorta gibi stratejik alanlarda iş birliğini derinleştirme fırsatlarının ele alındığını kaydetti.

Ziyaret kapsamında düzenlenen ekonomik yuvarlak masa toplantısına da değinen Parmelin, toplantıya Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Fahd bin Abdulcelil Al Seyf ile birlikte başkanlık ettiğini ve her iki ülkeden kamu ve özel sektör temsilcilerinin katıldığını söyledi. Bu toplantının somut iş birliği alanlarını belirlemek ve şirketler arasındaki bağları güçlendirmek açısından önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti.

Parmelin ayrıca, Suudi Arabistan ile yeni ikili yatırım koruma anlaşmasının imzalanmasından memnuniyet duyduğunu belirterek, anlaşmanın yatırımcılar için hukuki güveni artırmayı ve ekonomik iş birliği koşullarını güçlendirmeyi amaçladığını vurguladı. İmza törenine Dışişleri Bakanı Faysal bin Farhan’ın da katıldığını kaydetti.

İkili ilişkiler ve ekonomik iş birliği

İsviçre ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin 70 yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu belirten Parmelin, bu ilişkilerin karşılıklı saygı, düzenli diyalog ve artan ekonomik bağlar temelinde geliştiğini söyledi. Ortaklığın, istikrar, açık piyasalar ve kurallara dayalı uluslararası iş birliği gibi ortak çıkarlar üzerine kurulu olduğunu ifade etti.

Ekonomik iş birliğinin ilişkilerin merkezinde yer aldığını vurgulayan Parmelin, yaklaşık 200 İsviçreli şirketin Suudi Arabistan’da ilaç, makine, mühendislik, teknoloji, lojistik ve finans gibi alanlarda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Suudi Arabistan’daki fırsatlara da değinen Parmelin, Suudi Arabistan Vizyon 2030 kapsamında özellikle turizm, araştırma, inovasyon, sürdürülebilir altyapı, ileri üretim ve mesleki eğitim alanlarında İsviçre’nin önemli katkılar sunabileceğini ifade etti.

Parmelin, iki ülkenin ortak ekonomik komite toplantıları, mali diyalog ve siyasi istişareler yoluyla iş birliğini kurumsal düzeyde geliştirdiğini belirterek, çok taraflı platformlarda da yakın iş birliği yürütüldüğünü söyledi.

İsviçre-Suudi Arabistan ilişkilerinin geniş kapsamlı ve ileriye dönük olduğunu vurgulayan Parmelin, mevcut ve yeni sektörlerde iş birliğini artırmak için önemli fırsatlar bulunduğunu sözlerine ekledi.


‘İstikrara kaçış’, Suudi Arabistan gayrimenkul sektörünü canlandırıyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
TT

‘İstikrara kaçış’, Suudi Arabistan gayrimenkul sektörünü canlandırıyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)

Jeopolitik dalgalanmaların bölgesel yatırım haritasını yeniden şekillendirdiği bir dönemde Suudi Arabistan, ‘istikrarın kalesi’ ve sermaye için güvenli liman olarak öne çıktı. Uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, bu süreçte en büyük kazancı gayrimenkul sektörünün elde ettiğini ve sektörde yüzde 20 ila 30 arasında değişen olağanüstü bir büyüme kaydedildiğini belirtti. Uzmanlara göre bu canlanma tesadüfi değil; güçlü mali tamponlar ve Vizyon 2030 kapsamında yürütülen yapısal reform programlarının bir sonucu. Söz konusu politikaların, dış şokları absorbe etmede ve bölgesel krizleri sürdürülebilir büyüme fırsatlarına dönüştürmede yüksek etkinlik gösterdiği ifade ediliyor.

Ekonomik açıdan dikkat çeken bir diğer unsur ise mevcut bölgesel çatışmaların, Suudi Arabistan’ın esnek kamu politikalarıyla desteklenen cazip bir yatırım destinasyonu olduğunu daha görünür hale getirmesi oldu.

Bu gelişmelerin, özellikle krizlerden etkilenen ülkelerden gelen yatırımcı ve nüfus hareketliliği sayesinde gayrimenkul piyasasına doğrudan yansıdığı kaydedildi. Artan talep, konut ve otel doluluk oranlarında belirgin bir yükselişe yol açarken, ülkeye yönelik seyahat ve ekonomik faaliyetlerde de ivme kazandırdı.

Küresel ölçekte enerji, emtia ve tedarik zincirleri üzerindeki baskılara rağmen, Suudi gayrimenkul sektörünün pozitif yönde ayrıştığına dikkat çekiliyor. Nitekim, ülke genelinde kira getirilerinin ortalama yüzde 20 ila 30 arasında artış göstermesi, bu güçlü talebin somut göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu tablo, Suudi ekonomisinin zorlu küresel koşullara rağmen istikrarlı ve kazançlı bir yatırım ortamı sunma kapasitesini ortaya koyuyor.

Olumlu etki

Suudi yatırımcı ve Riyad Ticaret ve Sanayi Odası yönetim kurulu üyesi Muhammed el-Murşid, mevcut savaşın kısa vadede gayrimenkul talebi üzerinde ‘dikkate değer bir pozitif etki’ yarattığını belirtti. Murşid, özellikle Riyad, Cidde ve Doğu bölgesindeki büyük şehirlerde kira talebinin arttığını, ancak bunun tek başına belirleyici bir unsur olmadığını, daha önce başlayan bir eğilimi güçlendirdiğini ifade etti.

Murşid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu artışı, savaştan doğrudan etkilenen ülkelerdeki nüfus hareketliliğine bağladı. Bölgedeki hava sahalarının kısmen kapanması ve uçuşların aksaması nedeniyle, Körfez ülkelerinde bulunan yolcu ve yerleşiklerin daha istikrarlı bir merkez olarak görülen Suudi Arabistan’a yöneldiğini kaydetti.

Bu hareketliliğin bazı durumlarda kara yoluyla Riyad’a geçiş şeklinde gerçekleştiğini belirten Murşid, bunun kısa süreli kiralık konutlar ve otellere yönelik ani talep artışına yol açtığını, eşyalı konutlarda geçici baskı oluşturduğunu ve şirketlerin talebini artırdığını dile getirdi.

Murşid, “Bölgesel istikrarsızlık dönemlerinde şirketler, çalışanlarını daha güvenli ülkelere kaydırma ve daha istikrarlı siyasi ve ekonomik ortamlarda ofislerini güçlendirme eğilimindedir” dedi. Bu durumun, ekonomik ağırlığı ve göreli güvenlik istikrarı sayesinde Suudi Arabistan lehine sonuç verdiğini vurguladı.

Öte yandan küresel enflasyon baskılarının da etkili olduğuna dikkat çeken Murşid, savaş nedeniyle artan enerji fiyatları ile nakliye ve sigorta maliyetlerinin inşaat maliyetlerini yükselttiğini ifade etti. Küresel tahminlere göre bu faktörlerin, gayrimenkul fiyatlarını yüzde 15 ila 20 oranında artırdığı belirtildi.

Murşid, savaşın Suudi gayrimenkul sektöründe yüzde 20 ila 30 arasında bir canlanmaya katkı sağladığını belirterek, bunu Vizyon 2030 kapsamındaki programların etkili şekilde dış şokları absorbe etmesine ve artan nüfusla birlikte yükselen iç talebe bağladı.

Suudi Arabistan gayrimenkul sektörü ‘en büyük kazanan’

Eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Başen, Murşid’in değerlendirmelerine katılarak, Suudi Arabistan’daki gayrimenkul sektörünün mevcut jeopolitik gelişmelerin en büyük kazananı olduğunu vurguladı.

Başen’e göre bu başarının temelinde, tamamen iç dinamiklerle beslenen ve güçlü kalmayı sürdüren yerel talep yatıyor. Bölgedeki diğer sektörlerin dalgalanmalardan olumsuz etkilenmesine rağmen, gayrimenkul talebinin artmaya devam ettiği ifade edildi.

Başen ayrıca, dikkat çekici bir ekonomik paradoksa işaret etti. Hürmüz Boğazı’nın neredeyse tamamen kapanması nedeniyle küresel petrol arzında düşüş yaşanmasına rağmen, ham petrol fiyatlarındaki keskin artışın ihracat hacmindeki gerilemeyi telafi ettiğini belirtti. Bu durumun, toplam devlet gelirlerini artırarak kamu harcamalarının devamlılığını sağladığını dile getirdi. Artan gelirlerin, özellikle büyük ölçekli gayrimenkul projeleri ve altyapı yatırımlarına yönlendirilmesinin, piyasa için kritik bir güvence oluşturduğu ve sektörün dayanıklılığını güçlendirdiği değerlendiriliyor.

Üç motor

Başen, mevcut krizin tetiklediği ve piyasaya ek bir ivme kazandıran 3 temel unsuru belirledi:

1- Talepte geçici artış: İstikrar arayışındaki nüfus ve şirketlerin hareketliliğinin bir sonucu.

2- Fiyatlarda doğal artış: Küresel olarak artan inşaat ve lojistik maliyetleri nedeniyle.

3- Stratejik konumun pekiştirilmesi: Suudi Arabistan’ın, alternatifi olmayan bir ‘bölgesel yatırım merkezi’ olarak imajının güçlendirilmesi.

Başen, gelinen noktada Suudi gayrimenkul sektörünün ‘akıllı bir denge’ içinde hareket ettiğini belirtti. Buna göre sektör, bir yandan güçlü iç talep tarafından desteklenirken, diğer yandan bölgesel krizlerin tetiklediği dış talep fırsatlarından besleniyor.

Bu çift yönlü dinamik yapının, sektöre kısa ve orta vadede yüksek uyum kabiliyeti kazandırdığı ve değişen koşullara karşı dayanıklılığını artırdığı ifade ediliyor. Bu çerçevede Başen, gayrimenkul sektörünün Suudi ekonomisi içinde istikrarlı ve stratejik bir rol oynamayı sürdürdüğü değerlendirmesinde bulundu.

Suudi Arabistan’ın bölgesel bir yatırım cenneti olarak konumunun güçlendirilmesi

Genel tabloya ilişkin ortak değerlendirmede Başen ve Murşid, mevcut krizin Suudi Arabistan’ın ‘bölgesel yatırım merkezi’ konumunu yeniden pekiştirdiği konusunda görüş birliğine vardı. Uzmanlara göre bu tabloyu şekillendiren üç temel unsur öne çıkıyor: güvenliğe yönelen göç hareketleriyle oluşan güçlü talep artışı, küresel maliyetlerdeki yükselişle paralel ilerleyen fiyat artışları ve uluslararası düzeyde ulusal ekonomiye duyulan güvenin güçlenmesi.

İki uzman, Suudi gayrimenkul sektörünün bugün yüksek esneklik ve uyum kapasitesine sahip olduğuna dikkat çekti. Sektörün, sürdürülebilir iç talebe dayanan sağlam bir temel üzerine kurulu olduğu, bunun yanında bölgesel gelişmelerin tetiklediği dış talep ile de desteklendiği ifade edildi. Bu dinamik yapı sayesinde sektörün, kısa ve orta vadede cazibesini koruyarak diğer alanlara kıyasla üstün performans sergilemeye devam etmesinin beklendiği vurgulandı.