İran nükleer anlaşması: Bir sıcak, bir soğuk olan hediye

ABD ve İran’ın nükleer anlaşmaya dönüşü ağırdan almalarının nedenleri merak konusu.

İran nükleer anlaşması: Bir sıcak, bir soğuk olan hediye
TT

İran nükleer anlaşması: Bir sıcak, bir soğuk olan hediye

İran nükleer anlaşması: Bir sıcak, bir soğuk olan hediye

“Bir sıcak, bir soğuk olan hediye…” Brüksel'de düzenlediği basın toplantısında İran ile dünya güçleri arasında imzalanan nükleer anlaşmanın canlandırılması konusunda anlaşma şansının azalmış olmasından duyduğu ‘üzüntüyü’ dile getiren Avrupa Birliği'nin (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in arabuluculuk yaptığı ABD ve İran arasındaki dolaylı müzakerelerin durumunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Borrell, basın toplantısında, “(Washington ile Tahran arasında) görüşlerin yakınlaşması ve anlaşmanın şimdi sonuçlandırılması olasılığı konusunda 28 saat öncesine kıyasla inancımın zayıfladığını üzülerek söylüyorum” dedi.
Borrell’in konuşmasında iki nokta dikkat çekiciydi. Birincisi, ‘28 saate’ atıfta bulunmasıydı. Diplomasi de genellikle 24 saat, 48 saat ya da katları ile süreden bahsedilir. ‘28 saat’ ifadesini kullanan, Borrell büyüklüğündeki deneyimli bir diplomatın bununla son derece hassas olmaya çalıştığı büyük bir konuya işaret ettiği anlaşılıyor. İkinci nokta ise Borrell'in 31 Ağustos ile 5 Eylül'de yaptığı açıklamalarda söyledikleri arasında açıkça görülen farklılıktı. Borrell’in 31 Ağustos’taki konuşmasında, 2015 tarihli nükleer anlaşmanın ‘önümüzdeki birkaç gün içinde’ canlandırılması beklenirken, 5 Eylül’deki konuşmasında 16 ay önce başlattığı ve henüz meyve vermeyen arabuluculuk görevinde başarılı olma umudunu yitirdiği görüldü. Ancak vazgeçmeyen Borrell, ‘başta ABD’ olmak üzere tüm taraflarla istişarelerin devam edeceğine söz verdi.
Hayal kırıklığına uğrayan sadece değildi. Nükleer anlaşmanın yakında canlandırılacağını düşünen herkes hayal kırıklığına uğradı. Bu isimlerin başında, geçtiğimiz perşembe günü ülkesinin büyükelçilerinin yıllık konferansında yaptığı önemli konuşmada, resmi adı ‘Kapsamlı Ortak Eylem Planı / KOEP’ olan nükleer anlaşmaya geri dönüşü beklediğini tereddüt etmeden söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron geliyor. Peki, tüm bu beklentileri baştan ayağa değiştiren ve dünyaya hâkim olan iyimser havayı dağıtan neydi?
Bu iyimser hava başta, İran'ın bazı önemli konularda taviz vermesiyle nükleer anlaşmaya dönüşe iki hafta öncesine göre daha yakın olduklarını vurgulayan ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'ndeki stratejik iletişim koordinatörü John Kirby olmak üzere ABD’li yetkililerin yaptıkları açıklamaların ardından ABD yönetiminin İran’ın Borrell tarafından sunulan nihai öneriye tepkisini geçtiğimiz haftanın sonunda değerlendirmesiyle başlamıştı. Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından İran'ın yanıtının ‘yapıcı olmadığı’ yönünde yapılan açıklama, iyimserler üzerinde soğuk duş etkisi yarattı. İran ise yanıtlarının ‘olumlu’ olduğu ve anlaşmaya dönüşü ‘hızlandıracağı’ konusunda iyimser bir tutum sergilemeye devam etti.
Diğer yandan Tahran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından İran'da gizli üç tesiste, yetkililerin açıklamadığı zenginleştirilmiş uranyum izleri bulunmasına ilişkin yürütülen soruşturmanın kapatılması konusundaki ısrarı sürüyor. Paris'teki kaynaklara göre ABD’li yetkili Kirby'nin ‘İran'ın bazı önemli konularda taviz verdiğine’ dair açıklamasında iki noktaya işaret ediliyordu. Birincisi, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) adının ABD’nin yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılması talebi, diğeri ise UAEA soruşturmasıydı. İranlı yetkililer de hemen ardından DMO dosyasının nükleer anlaşmanın canlandırılmasında bir ‘ön koşul’ olmadığını vurguladılar.  Çünkü DMO'nun adının listede kalması konusunda taraflar arasında bir uzlaşıya varılmıştı. Aynı kaynaklara göre DMO’ya bağlı ‘sivil’ ekonomik kurumlar üzerindeki yaptırımların kaldırılması ve askeri kurumlara yönelik yaptırımların devam etmesi karşılığında AB tarafından uzlaşmacı bir çözüm önerildi.

Tahran'daki fikir ayrılığı
Yine Paris’teki kaynaklara göre UAEA’da bekleyen dosyanın zorluğu, öncelikle İranlı yetkililer içinde soruşturmanın kapatılmasını isteyen katı kesim ile soruşturmanın devam etmesinde sakınca görmeyen ılımlı kesim arasında yaşanan anlaşmazlıktan kaynaklanıyor. Soruşturmanın kapatılmasında ısrar eden katı kesim, bugün UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi’nin bileğini bükme ve İran’ın sahip olduğu petrol ve doğalgaza ihtiyacı olan Batı'dan bir taviz kapma fırsatı yakaladıklarını düşünüyor.
Bugün Tahran'da, onay almadan hareket etmeyen, daha ziyade nükleer dosyada son sözü söyleyen en yüksek makamın, yani İran Dini Lideri Ali Hamaney'in lütfuyla hareket eden katı kesimin tercihlerinin geçerli olduğu gün gibi ortada. İran Hükümet Sözcüsü Ali Bahadıri Cehromi, dün yaptığı açıklamada, Tahran'ın en başa döndüğünü ve garantiler, yaptırımların kaldırılması, kaldırıldıklarının doğrulanması ve ‘siyasi olan’ soruşturmanın (UAEA soruşturması) kapatılması olmak üzere dört ana konuyu öncelediğini vurguladı.
Cehromi, “Cumhurbaşkanı’nın (İbrahim Reisi) açıkladığı gibi dört konu üzerinde çalışacağız” dedi. Bu açıklama, pratikte bahsi geçen dosyalardan hiçbirinin sonuçlanmadığı, daha doğrusu hepsinin halen açık olduğu anlamına geliyor. Cehromi’nin sözleri, ABD'den yapılan son açıklamalara bir yanıt gibi görünse de halen devam ettiğini düşündüğü müzakerelerin sürdürülmesi konusunda kapıyı açık bıraktı. ABD’ye ‘abartılı taleplerde bulunmayı bırakmaya’ çağıran Cehromi, bir kez daha ülkesinin nükleer anlaşmaya dönmek için ‘güven verici garantiler’ istediğini vurguladı.
Diğer yandan iyi polis kötü polis rolleri dağıtılmış gibi görünen bir tabloda, İran'ın Batı ile nükleer müzakerelerini yürüten heyetin danışmanı Muhammed Marandi, Borrell'i eleştirerek onu ‘ABD’nin müttefiki’ olmakla suçladı. Ancak Marandi burada, müzakerelerin nedeninin, İran tam olarak uygularken bile Batılıların KOEP’e yönelik ihlalleri ve İran vatandaşlarını hedef alan yaptırımları olduğunu unutuyor. Marandi, sert bir dille, İran’ın anlaşmada ‘herhangi bir açığı veya belirsizliği’ kabul etmeyeceğini ve ABD'nin AB’nin omuzlarına yük bindirdiği’ vurguladı.
Rusya'nın Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Mikhail Ulyanov, her zamanki gibi İran'ın tutumunu destekleyen bir açıklamada bulunarak AB tarafından önerilen taslak metinde ‘İran’ın boşlukları ve belirsizlikleri kabul etmeyeceğinin açık’ olduğunu söyledi. Ulyanov, AB’yi ‘mevcut durumdan, yani çıkmazdan kimin sorumlu olduğunu unutmakla’ suçladı.

İsrail baskısı
Aslında engeller sadece İran’dan değil, ABD’den de kaynaklanıyor. ABD yönetiminin içeriden ve özellikle ABD’nin kararını etkilemek için gerek Temsilciler Meclisi ve Senato üyeleri, gerek kamuoyu, gerek düşünce kuruluşları ve lobileri aracılığıyla gerekse İsrail hükümeti ya da Washington'a gelen güvenlik yetkilileri tarafından doğrudan uygulanan baskı yoluyla mevcut tüm araçları kullanan İsrail'den olmak üzere dışarıdan çeşitli baskılarla karşı karşıya olduğu herkes tarafından biliniyor.  İsrail Başbakanı son açıklamalarında, İsrail'in ABD’nin tutumunda değişiklik yapmayı başardığını söylemekten çekinmedi. İsrail baskısının amaçları arasında Washington'ın İran'ın UAEA soruşturmasının kapatılması talebine boyun eğmesini engellemek de yer alıyor. Çünkü ABD’li ve İsrailli çevreler, İran’daki gizli tesislerde zenginleştirilmiş uranyum izlerinin bulunmasının, İran’ın nükleer silah elde etme ve askeri amaçları olan gizli bir nükleer programı olduğu anlamına geldiğini düşünüyorlar.
İsrail ayrıca DMO’nun adının yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılmasını reddetti. Her iki durumda da İsrail baskıları başarılı olsa da bugüne kadar ABD yönetimini, müzakere süreci konusunda ikna etmeyi başaramadı. Başbakan Yair Lapid’in İsrail'in yaptıkları için bir ‘kırmızı çizgi’ belirlemesi, yani ilişkilerin kopma noktasına gelmemesi gerektiğini belirtmesi önemliydi.
Tel Aviv, Washington'dan, ‘İsrail’i askeri olarak güçlendirmek, askeri güç kullanımına başvurmak zorunda kalsa bile İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemek ve sonunda kendi takdirine bırakmak’ olmak üzere üç taahhüt aldı. ABD'nin Tel Aviv Büyükelçisi Thomas Naides, pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında ABD Başkanı Joe Biden’ın, İsrail Başbakanı Lapid'e ‘İsrail'in elini-kolunu asla bağlamayacağız’ sözü verdiğini söyledi.

Parmak ısırma oyunu
Avrupalı ​​kaynaklar, Tahran ve Washington arasındaki mevcut durumu bir ‘parmak ısırma oyunu’ metaforu olarak özetliyorlar. Tahran, eskiden kullandığı baskı kartlarını kullanıyor. Bu kartların başında Batı'yı korkutmak ve Batı’ya anlaşmayı ya İran’ın şartlarına göre veya en azından bazılarına göre kabul etmek ya da nükleer güç olan bir İran'la karşı karşıya kalmak arasında seçim yapmaya zorlamak amacıyla nükleer programını ilerletmeye devam etmek geliyor. İkinci kart ise savaşmak... Ancak Tahran ne Washington'ın ne de Batı'nın, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü gibi dayanılmaz jeopolitik ve ekonomik yansımaları olacak ikinci bir savaşı kabul etmeyeceğinden emin.
İran böylece nükleer silah elde etmenin eşiğine geldiğini ve bir bomba üretme ve uranyum zenginleştirme kapasitesini artırma yeteneğine sahip olduğunu ima ediyor. Tahran, Almanya'dan Fransa'ya, İtalya'ya ve diğer ülkelere kadar Avrupalı birçok yetkilinin enerji konusundaki endişelerinin arttığı bir dönemde sonbahar ve kış mevsimlerinin yaklaşmasıyla Avrupalıların doğalgaz ihtiyaçlarına cevap vermeye hazır olduğunu teyit ederek Batı hattını kırmaya çalışıyor. Fransa’da 2019 ve 2020 yıllarında ‘sarı yelekliler’ tarafından düzenlenen halk protestoları gibi gösterilerin patlak vermesine ilişkin korkular ise artıyor.
Başka bir deyişle; İran’ın tutumu bir yandan nükleer sopasını diğer yandan enerji sopasını sallayarak manevra kabiliyetini gösterirken zaman faktörünü ve Körfez sularında, Arap Denizi'nde ve Kızıldeniz’de hakim olan gerginliği kullanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır el-Kenani, samimi bir tonda yaptığı açıklamada, “Ukrayna krizi nedeniyle Avrupa'da yaşanan arz sorunları çerçevesinde İran, kendisine yönelik yaptırımların kaldırılması halinde Avrupa'nın enerji ihtiyacını karşılayabilir” dedi.
Bugün içinde bulunulan paradoks ise hem ABD’nin hem de İran’ın zaman faktörünü kullanması. Başkan Biden, kendisine ve Demokratlara karşı ‘siyasi zayıflık’ gösterdikleri şeklinde bir bahane olarak kullanılmasını engellemek için anlaşmayı önümüzdeki kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce sonuçlandırmak istemiyor. Oysa eğer isteseydi, Kongre'nin onayı olmadan anlaşmaya geri dönebilirdi. Yeni bir anlaşma yapılmayacağı ve daha önce yapılmış bir anlaşmaya dönüleceği için yasal olarak bu mümkün. Bununla birlikte Washington, son hava tatbikatlarıyla güç gösterisinde bulunuyor. ABD, iki adet B-52H tipi stratejik bombardıman uçağını hava tatbikatlarına katılmak üzere Ortadoğu'ya gönderdi. İran'a Amerikan pençesinin halen keskin olduğu ve Suriye’deki ve Irak'taki İran destekli grupların bu pençenin tadına baktığı konusunda bir uyarı olduğu görülüyor. Yapılan değerlendirmeler mevcut durumda tüm olasılıkların mümkün olduğu yönünde.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.