İran'da dini liderin kim olacağına dair hararetli tartışmalar sürerken Hamaney, kameralar karşısına çıktı

Kum'un din adamları arasında Hamaney’in oğlunun Hamaney’in halefi olmasına itirazların olduğuyla ilgili haberler yapılırken Reisi halen Hamaney’in halefi olma şansını koruyor. Reformist akımın, Humeyni'nin torunuyla ilgili eğilimleri.

Hamaney'in kişisel internet sitesinde yayınlanan dün sabah katıldığı dini törenden bir kare
Hamaney'in kişisel internet sitesinde yayınlanan dün sabah katıldığı dini törenden bir kare
TT

İran'da dini liderin kim olacağına dair hararetli tartışmalar sürerken Hamaney, kameralar karşısına çıktı

Hamaney'in kişisel internet sitesinde yayınlanan dün sabah katıldığı dini törenden bir kare
Hamaney'in kişisel internet sitesinde yayınlanan dün sabah katıldığı dini törenden bir kare

İran'da üçüncü dini liderin kim olacağına dair hararetli tartışmalar sürerken mevcut lider Ali Hamaney, bir haftayı aşkın bir süre devam eden yokluğunun ardından yeniden orta çıktı. İran’ın Dini Lideri Hamaney, dün, İranlı üniversite öğrencilerinden destekçilerinin yer aldığı dini bir törene katıldı.
İran devlet televizyonu, Hamaney'in başkent Tahran'da bulunan İmam Humeyni Hüseyniyesi'nde düzenlenen törende Hamaney’i (83) ayakta, salondakilere stabil bir ses tonuyla Erbain yıldönümünün önemi hakkında bir konuşma yaparken gösterdi. 'Erbain' İmam Hüseyin'in şehit edilişinin 40'ıncı gün yıldönümü dolayısıyla düzenlenen yas törenleridir. Hamaney’in sitesinde yayınlanan ses kaydına göre Hamaney'in törende yaptığı konuşma yedi dakika sürdü.
ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesi, Cuma günü, Hamaney'in sağlık durumuyla ilgili dört kaynaktan, İran’ın Dini Lideri’nin sağlık durumunun kötüleşmesinin ardından geçtiğimiz hafta tüm toplantıları ve halka açık etkinlikleri iptal ettiğini, şu an hasta yattığını ve doktorların gözetimi altında olduğunu aktarmıştı.
Hamaney'in ofisine yakın kaynaklar, NYT’nin haberini eleştirdi. İran'ın Batı ile nükleer müzakerelerini yürüten heyetin danışmanı Muhammed Marandi, NYT’nin İranlı kaynaklardan aktardığı Hamaney’in öldüğü haberleri göz önüne alındığı ‘güvenilirlikten yoksun’ olduğunu söyleyerek gazetenin haberini protesto etti. Marandi'nin babasının yıllardır Hamaney’in sağlık ekibine başkanlık ettiği biliniyor.
Reuters ise Cuma günü Hamaney’e yakın olarak nitelendirdiği iki kaynağın İran’ın dini liderinin sağlığıyla ilgili sorulara sağlık durumunun kötüleştiği iddialarını yalanlayarak yanıtladıklarını aktardı.
İran rejiminde son sözü söyleyen Hamaney, İranlılar arasında son haftalarda, durdurulan nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması müzakerelerinin geleceğine ilişkin tahminlerle birlikte Hamaney’in sağlığıyla ilgili bazı haberlerin ve spekülasyonların ardından ekonomik krizin kötüleşmesinden duyulan korkuların ve hayat şartlarının kötüleşmesine yönelik halk arasındaki öfkenin alevlendiği bir dönemde yeniden halka açık bir toplantıya katıldı.
Hamaney, son kez kamuoyu önüne çıktığı 3 Eylül’de, İranlı yetkililer tarafından düzenlenen uluslararası bir dini konferansın katılımcılarıyla bir araya gelmişti. İran’ın resmi haber ajansları, geçtiğimiz hafta Hamaney’in bir grup sporcuyla bir araya geldiğine ilişkin haberler yayınladılar, ancak Hamaney’in internet sitesinde bu görüşmeyle ilgili herhangi bir resim ya da haber yer almadı.
Hamaney, geçtiğimiz hafta sonu, iktidardaki etkili din adamları arasında 48 saatlik toplantıların bitiminden sonra altı ayda bir gerçekleşen bir toplantı olan Uzmanlar Meclisi üyelerini kabul etmedi. Bu da nadiren rastlanan bir durum olarak dikkati çekti.
Siyaset ve din alanlarında etkin 88 din adamından (molla) oluşan Uzmanlar Meclisi’nin görevleri arasında, İran’ın Dini Lideri’nin ölmesi ya da görevini yerine getirememesi durumunda halefinin aday gösterilmesi ve performansının değerlendirilmesinin yanı sıra çeşitli rolleri olsa da birçok analiste göre bu rollerin büyük bölümü işlevsiz. Uzmanlar Meclisi Başkanı Ahmed Cenneti'nin (95) Hamaney'in otuz yıllık performansını  “Vilayet-i fakih, ülkeyi büyük olaylardan ve krizlerden kurtardı” diyerek savunması dikkat çekiciydi.
Hamaney, rejimin kurucusu Ayetullah Humeyni’nin 1989 yılındaki ölümünden sonra İran’ın liderliğine geçti. Hamaney o dönem, cumhurbaşkanı olarak görev yapıyordu. Hamaney'in bu göreve aday gösterilmesinde Meclis Başkanı olan eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani büyük rol oynadı.

Hamaney'in halefi
Hamaney ile Uzmanlar Meclisi arasında geleneksel hale gelen toplantının yapılmaması, mevcut liderin oğullarından birinin, özellikle de ortanca oğlu Mücteba Hamaney’in (53) halefi olabileceğine dair tartışmalara neden oldu. Mücteba Hamaney, babasının ofisini kontrol eden gizemli kişi olarak biliniyor.
Şubat 2011'den bu yana ev hapsinde tutulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, 8 Ağustos’ta dini liderlik konumuyla ilgili ‘miras komplosu kurulabileceği’ konusunda uyardı.
Musevi, resmi internet sitesinde yayınlanan bir blog yazısında, bazı çevrelerin ‘bir Şii liderin ölümünden sonra oğullarının görevi devralabileceğine’ ilişkin söylediklerine atıfta bulundu. Musevi, Hamaney yanlısı internet sitelerinin son zamanlarda İmamiye-i İsna'aşer'iyye (Onikiciler) sistemini benimseyen Şiiler arasında imamlığın babadan oğula geçmesiyle ilgili anlatıların yayınlamasına dikkati çekti.
Musevi’nin yazısından yaklaşık üç hafta sonra, Kum Şii İlim Havzası internet sitesi, Mücteba Hamaney'i adlandırırken ilk kez ‘Ayetullah’ unvanını kullanmasının ardından Musevi'nin bu uyarısı ciddiye alındı. Ayetullah unvanı, İran'da hiyerarşiye göre birinci sıradaki din adamlarına verilen ve onun rehber konumunu devralma olasılığının bir göstergesi olarak kabul edilen dini bir unvandır.
Bu unvan, Mücteba Hamaney'in ‘içtihad’ mertebesini elde etmek için Şii ilim havzası sisteminde son aşama olan ‘el-Harice’l-Fıkh ve’l-Usul’ derslerine katılmak isteyen öğrenciler için kayıtların başladığı duyurusunda kullanıldı.

Din adamlarından engel
Hamaney ve Uzmanlar Meclisi toplantısının iptal edilmesinin ardından sosyal medya sitelerinde, Uzmanlar Meclisi’nden 30 üyenin yokluğu nedeniyle Uzmanlar Meclisi toplantısının ’yeter sayıya ulaşılamamasından’ ötürü yapılamadığıyla ilgili paylaşımlar oldu.
Bir başka anlatıya göre Hamaney'in oğlu, Kum İlim Havzası’nda Nasır Mekarim Şirazi de dahil olmak üzere bir dizi üst düzey yetkiliyle bir araya geldi. Kaynaklara göre din adamları ‘Velayet-i Fakih’in bir liderlik şurası haline getirilmesinin ve münferit davadan (mutlak velayet-i fakihten) uzak tutulmasının gerektiğini vurguladılar. Bu da büyük bir şoka neden oldu.
Mekarim Şirazi’ye yakın bir kişinin Hamaney'in oğluna yönelik tutumunun ardından geçtiğimiz hafta ‘yolsuzluk ve rüşvet alma’ suçlamasıyla tutuklanması, Mekarim Şirazi’ye ‘baskı uygulandığı’ şeklinde yorumlandı. Mekarim Şirazi, ‘yolsuzluk suçlamasıyla tutuklanan kişiyle arasında herhangi bir akrabalık bağı olmadığını kanıtlaması, kendisine yönelik baskı ve propagandayı boşa çıkardı.
Bazı kaynaklar, Uzmanlar Meclisi’nin 30 üyesinin Mücteba Hamaney’in halefliğine karşı çıkmalarının onların boykot edilmelerine ve altı ayda bir yapılan toplantının engellenmesine yol açtığını söylediler. Ayrıca, toplantıya davet mektubunda, bir sonraki Velayet-i Fakih adayının seçiminden sorumlu olan komisyonun elde ettiği sonuçların açıklanacağına işaret edildiğini belirten kaynaklar, bu olayın ‘Uzmanlar Meclisi üyeleri arasında büyük bir bölünmenin olduğunu ortaya çıkardığını’ kaydettiler.
Hamaney'in ofisi, Mir Hüseyin Musevi'nin uyarısı hakkında yorum yapmazken İran Devrim Muhafızları Ordusu’na ( DMO) bağlı haber ajansları, İran'ın Suriye iç savaşına müdahalesini eleştirmesi nedeniyle Musevi’yi sert bir dille kınarken halef uyarısına değinmedi.
İran’ın Dini Lideri cephesinin halef meselesiyle ne kadar ciddi bir şekilde ilgilendiği henüz netlik kazanmadı, ancak Mücteba Hamaney’in halefliği fikri muhafazakar çizgideki şahinler ve Hamaney'in oğluyla yakından çalışan üst düzey DMO generalleri tarafından memnuniyetle karşılanacak gibi görünüyor.

Gölge adam
Öte yandan İran’da 2005 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mücteba Hamaney’in, babasının ofisindeki rolüne dikkat çekildi. Reformist lider Mehdi Kerrubi, söz konusu seçimler sırasında Mahmud Ahmedinecad'a atıfla Mücteba Hamaney'in adaylardan biri lehine seçimlere müdahalesine karşı Hamaney'e bir mektup göndermişti.
Ancak Mücteba Hamaney’in adı, 2009 seçimlerinde daha çok gündeme geldi. Bu kez protestocuları bastırmak ve seçimlere müdahale etmekle suçlandı. Yeşil Hareket protestolarına katılanlar ona karşı sert sloganlar attılar. Kerrubi, 2018 yılının Aralık ayında Hamaney'e son 30 yıldaki eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmesini isteyen sert bir mesajların olduğu bir mektup gönderdi. Mektupta, “Oğlunuzu durdurmak istediniz, ama yapmadınız. 2009 yılında devrimci hareketi destekleyerek neler yaptığını, rejime ve devrime ne yaptığını gördüm” ifadelerini kullandı.
Reformist aktivist Mücteba Taczade, 2012 yılının Ocak ayında Mücteba Humeyni’yi doğrudan kendisinin ve eşinin tutuklanmasının arkasında olmakla suçladı. Taczade, 2016 yılında serbest bırakıldı. Yetkililer, geçtiğimiz Temmuz ayında Muhammed Hatemi'nin hükümetinde güvenlik alanında yüksek bir konumda yer alan Taczade’yi yasadışı toplanma, ulusal güvenliğe karşı komplo kurma ve rejim aleyhine propaganda yapma suçlamalarıyla yeniden tutukladılar.
Mücteba Hamaney, mevcut Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de dahil olmak üzere İranlı yönetici sınıfının çoğunluğunu mezun eden okul olan Kum kentindeki ‘Alevi’ okulunda okudu. İran Dini Lideri Hamaney’in kültür danışmanı Gulam Ali Haddad Adil’in de damadı.
ABD, Cumhurbaşkanı Reisi ve oğul Hamaney dahil olmak üzere, Hamaney'in çevresindeki dokuz isme yaptırım uyguladı.

Benzer noktalar
İbrahim Reisi'nin İran’ın üçüncü dini lideri olma şansı yükseldikten sonra, dini liderin halefi meselesi ve onun yerini alabilecek adaylarla ilgili spekülasyonların takipçilerinin dikkatini çektiği açık.
Reisi, geçen yıl cumhurbaşkanlığı seçimlerinde reformist hareketin adaylarının saf dışı bırakılmasından sonra gerçek bir rekabetin olmadığı bu yarışta bir zafer kazandı. Cumhurbaşkanlığı, Hamaney'in imzaladığı bir kararnameyle Reisi’nin yargı erki başkanlığı görevini üstlenmesinden sonra, beş yıl içinde devraldığı ikinci büyük makam oldu.
Esasen Reisi, Hamaney'in 2015 yılı sonlarında kendisini Meşhed kentindeki sekizinci Şii imamın türbesinin yönetimini denetleyen Astan-ı Kuds-ü Razavi isimli vakfın başına seçmesinin ardından İran’ın dini liderliğine gelebilecek adaylar listesine girdi. Hamaney'in ofisine bağlı olan Astan-ı Kuds-ü Razavi Vakfı bünyesinde İran ekonomisinde faaliyet gösteren bir grup zengin şirketi barındırıyor.
DMO’ya yakın haber ajansları, Ayetullah Reisi unvanını kullanmaya başlarken 2016 yılının Nisan ayında yapılan ve dönemin DMO komutanları Muhammed Ali Caferi ve Kasım Süleymani’nin de katıldığı ender bir toplantı düzenlendi. Caferi ve Süleymani, DMO'nun yurtiçindeki ve bölgedeki faaliyetleri hakkında Reisi'ye brifing verdiler. Bu adım, ‘DMO komutanlarının İran’ın dini liderliğine yükselmesi beklenen bir adaya biatı’ olarak nitelendirildi.
Hamaney, geçtiğimiz ay İran’daki son cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci yıldönümünde, ekonomik gerilemeyle ilgili eleştirilere ve nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma amacıyla yapılan müzakerelerin uzamasına karşı hükümetin performansını şiddetle savundu.
Öte yandan Cumhurbaşkanı Reisi'nin önümüzdeki hafta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere New York'a gitmesi bekleniyor. Reisi, burada Hamaney'in 22 Eylül 1987 tarihinde Körfez'de İran ile ABD arasındaki ‘tanker savaşının’ zirvesinde ülkenin cumhurbaşkanı olduğu sırada yaptığı konuşmayı hatırlatmaya çalışacak.
İran'daki eski tutuklular bu hafta Reisi'ye İran yargısındaki eski rolü nedeniyle New York mahkemelerinde dava açma sürecinde olduklarını söyledi. Bu hafta İran'daki eski tutuklular, Reisi'ye İran yargısındaki önceki rolü nedeniyle New York mahkemelerinde dava açma sürecinde olduklarını duyurdular. Duyuru, ABD yönetimine, Humeyni’nin fetvasına dayanan 1988 yılındaki infazları hayata geçirmekten sorumlu ölüm komisyonundaki rolü nedeniyle Reisi'ye ABD’ye seyahat vizesi verilmemesi yönünde yapılan çağrıların ardından yapıldı.
Reisi ve Hamaney arasında görevlerine başlamalarından önce üstlendikleri rollerin benzerliklerine rağmen, bazı analistler Reisi'nin şu anki performansının ülkedeki en yüksek makama ulaşma şansının azalmasına yol açabileceğini düşünüyor.

Reformist akımın gölgesi
Reformist akım tarafından desteklenen bir adayın gölgesi, Hamaney'e yakın isimlerden birinin onun yerini almasına yönelik özlemleri tehdit ediyor. İran’ın ilk Dini Lideri Ayetullah Humeyni’nin reformist kanadın şahinleriyle yakın bağları olan torunu Hasan Humeyni’nin ülkenin üçüncü dini lideri olabileceği düşünülüyor.
Hasan Humeyni, reformist kanadın yanı sıra dedesinin kuruluşuna yakın dini çevrelerin, özellikle de Hamaney'in yönetim tarzı konusunda çekinceleri olanların desteğini alıyor.
Hasan Humeyni, 2016 yılının Şubat ayında yapılan Uzmanlar Meclisi seçimlerine aday olarak dini çevrelerdeki rolünü güçlendirmeye çalıştıysa da evrakları tamamlanmadığı için adaylığı onaylanmadı. Humeyni, 2021 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olarak yeniden siyaset sahnesinde bir görev almak istedi. Fakat Hamaney, adaylığının ‘rejimin çıkarına olmayacağı’ tavsiyesinde bulundu.
Reformist akımın destekçileri de dahil olmak üzere Humeyni'nin yaklaşımını destekleyenler, Hasan Humeyni'nin adaylığına güveniyorlar. Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, bir önceki Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve onun birinci yardımcısı İshak Cihangiri bu eğilimin önde gelen isimleri arasında yer alıyorlar.
Ruhani ve Cihangiri, son günlerde siyasi hareketliliklerini artırdılar.  Ruhani, geçtiğimiz ay halefi Reisi'yi cumhurbaşkanlığının ilk yılını tamamlaması vesilesiyle tebrik etti. İran devlet televizyonuna bağlı 'Jame Jam Online' sitesi, Ruhani'nin şubat ayında yapılması beklenen ‘parlamento seçimleri çerçevesinde siyaset sahnesine dönme hazırlıkları’ yaptığını belirtti. Site haberinde, ‘Ruhani, reformist akımın lideri rolünü oynamaya çalışıyor ve kendisini Haşimi Rafsancani'ye bir alternatif olarak sunuyor’ ifadelerine yer verdi.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.