Mısırlı muhaliflerin geri dönmesi çağrısı İhvan içindeki bölünmeyi derinleştirir mi?

İhvan’ın yurtdışındaki liderlerinin çağrıya olumlu yanıt verilmesinin İhvan içindeki bölünmeyi derinleştirebileceği korkusuyla çağrı karşıtı kampanya başlattılar

Mısır’da Müslüman Kardeşler üyelerinin ‘terör örgütüne üyeliği’ suçlamasıyla yargılandıkları daha önceki duruşmalardan bir kare (AFP)
Mısır’da Müslüman Kardeşler üyelerinin ‘terör örgütüne üyeliği’ suçlamasıyla yargılandıkları daha önceki duruşmalardan bir kare (AFP)
TT

Mısırlı muhaliflerin geri dönmesi çağrısı İhvan içindeki bölünmeyi derinleştirir mi?

Mısır’da Müslüman Kardeşler üyelerinin ‘terör örgütüne üyeliği’ suçlamasıyla yargılandıkları daha önceki duruşmalardan bir kare (AFP)
Mısır’da Müslüman Kardeşler üyelerinin ‘terör örgütüne üyeliği’ suçlamasıyla yargılandıkları daha önceki duruşmalardan bir kare (AFP)

Mısır’da günlerdir yurt dışındaki ‘terör örgütü üyesi’ olanlar dışındaki ‘muhaliflerin geriye dönüşü’ ile ilgili bir ‘çağrıdan’ söz edilirken yurtdışındaki Müslüman Kardeşler’in (İhvan) Rehberlik Konseyi Başkanı İbrahim Münir liderliğindeki ‘Londra Cephesi’ ile İhvan’ın eski Genel Sekreteri Mahmud Hüseyin liderliğindeki ‘İstanbul Cephesi’ liderleri bu çağrıya olumlu yanıt verilmesinin Londra ve İstanbul cepheleri arasında aylardır süregelen çatışmayı ve bölünmeyi daha da şiddetlendirmesi korkusuyla çağrı karşıtı kampanya başlattılar.
İhvan’ın yurtdışındaki liderleri, medyada yer almak ve yurtdışındaki gençleri kendilerine çekmek için muhaliflerin geri dönüşü çağrısından yararlanırken uzmanlar, İhvan’ın, çoğu şiddet olaylarına karışmakla suçlanan ve Mısır tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılan bir grubun üyelerinden geri dönüş çağrısına yanıt vermemelerini nasıl isteyebildiğini sorguladılar.
Mısır İnsan Hakları Ulusal Konseyi üyesi Muhammed Enver es-Sedat, lideri olduğu Reform ve Kalkınma Partisi aracılığıyla kısa bir süre önce ‘Mısırlı muhaliflerin dönüşü’ için bir girişim başlattığını duyurdu. Sedat'a göre girişim, yurtdışında yaşayan, hakkında mahkeme kararı olmayan, şiddet olaylarına karışmamış, terör örgütü üyesi olduğu kanıtlanmamış ve Mısır yasaları, mevzuatı ve anayasasını ihlal etmemiş olmaları koşuluyla Mısır’a geri dönmek isteyen tüm muhalifleri kapsıyor. Ancak yurtdışındaki İhvan liderleri çağrıya karşıtı bir kampanya başlattı. Londra ve İstanbul cepheleri İhvan üyelerinden çağrıya yanıt vermemelerini istedi.
Mısır'ın eski İçişleri Bakan Yardımcısı ve güvenlik uzmanı Tümgeneral Faruk el-Megrahi muhaliflerin geri dönüşü için yapılan çağrının yurtdışındaki Müslüman Kardeşler üyelerini kapsayıp kapsamadığı belirtilmediğinden yurtdışındaki İhvan üyelerinin bu çağrıdan yararlandığını söyledi.  Konuyu Şarku'l Avsat'a değerlendiren Megrahi, “İhvan üyeleri, hedeflerine ulaşmak için her zaman her türlü fırsatı kollar” yorumunda bulundu.
Mısır kökten dincilik meselelerinde uzman Mahir Fergali ise şunları söyledi:
“İhvan’ın yurtdışındaki liderleri, muhaliflerin geri dönüşü için yapılan çağrıyı medyada yeniden yer almak, geri dönüşleri ve uzlaşmaları Mısır’da siyasetçiler ve halk tarafından reddedilmesine rağmen geri dönüş ve uzlaşı kartını oynamak için kullanıyorlar.”
Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, yurt dışına kaçan birçok Müslüman Kardeşler üyesinin Mısır'daki şiddet olaylarına karışmakla suçlandığını hatırlatan Fergali, “Bu durumda nasıl geri dönebilecekler?” diye sordu. İhvan meselelerini yakından takip eden bir kaynağa göre İhvan’ın yurtdışındaki liderleri, çağrının ardından grubun yurtdışındaki gençlere iş olanakları ve maddi yardım sağlayacaklarını söylediler.
Ancak Fergali, yurtdışındaki İhvan liderlerinin, gençlere iş fırsatları ve maddi yardım sağlama vaatlerinin kendi iç meseleleri olduğuna dikkati çekti. Yurtdışındaki İhvan üyesi gençler, geçtiğimiz aylarda, sosyal medya platformlarında, Müslüman Kardeşler liderlerinin onları terk ettiğini ve hayat şartlarının kötüleştiğini söyleyerek İhvan liderlerini eleştirdikleri videolar paylaştılar.
Gözlemcilere göre yurtdışındaki Müslüman Kardeşler üyesi bazı gençler, ikamet prosedürlerini ve kimlik belgeleri ile ilgili kendilerine verilen sözlerin ardından İhvan tarafından tamamen terk edildiklerinden şikayetçiler. Megrahi’ye göre ise Müslüman Kardeşler'in Londra’da, İstanbul'da ya da yurtdışında başka yerlerdeki liderleri peşlerinden gelen ya da yurtdışında onlara katılan gençlerle değil, yalnızca İhvan’ın liderliğini ele geçirme mücadelesiyle ilgileniyorlar.
Muhalefete yönelik geri dönmeleri çağrısı, yurtdışındaki liderler arasındaki bölünmenin İstanbul ve Londra cepheleri arasında daha da şiddetlendiği bir zamanda yapıldı. Londra Cephesi'nin Müslüman Kardeşler'in Rehberlik Bürosu'na alternatif olacak üstün bir organ olarak kurulmasının neden olduğu gerginliğin ardından İstanbul’daki Şura Konseyi üyelerini görevlerinden muaf tutmak amacıyla Londra Cephesi'nin yeni bir Şura Konseyi oluşturmasının yankıları halen devam ediyor.
Fergali’ye göre Genel Ofis, Londra Cephesi ve İstanbul Cephesi olmak üzere üç cephenin aralarında iktidar mücadelesi vermeleri, Genel Ofis’te ayrıca İhvan’ın silahlı kanadı ve özel komitelerinin kurucusu Muhammed Kemal'in grubunun yer alması ve tüm oluşumlar çeşitli vizyonlara sahip olmaları nedeniyle muhaliflerin geri dönüşü çağrısına yanıt verilmemesi konusunda nasıl ortak bir vizyona ulaşabilecekleri de bir soru işareti.
Fergali, son dönemde üç cephedeki sakin atmosferin yanı sıra uzlaşı ve yeniden birleşme girişimine hazırlığın ilk aşaması olarak aralarındaki anlaşmazlıkları medyada gündeme getirmemelerine rağmen fikir ayrılıklarının derinleşmeye devam ettiğini söyledi. Fergali’ye göre muhalefetin geri dönüşü çağrısı karşıtı açıklamaları bile özellikle gençlerle büyük bir bölünme ve anlaşmazlık yaşadıklarına işaret ediyor.
Londra Şura Konseyi'nin, İhvan’ın Mısır içindeki siyasi faaliyetlerinin kalıcı olarak dondurulması karşılığında Mısırlı yetkililerle temasa geçmek ve uzlaşma talep etmek için küçük bir heyetin kurulduğunu duyurmasının ardından İbrahim Münir liderliğindeki Londra Cephesi geçtiğimiz Ağustos ayı sonlarında uzlaşı fikrini ortaya atmıştı. Münir, geçtiğimiz Temmuz ayı sonlarında da Mısır'da yeni bir iktidar mücadelesine girmeyeceklerini söylemişti.
Ancak Fergali, yurtdışındaki İhvan üyelerinin muhaliflerin geri dönüşü çağrısını düşündüklerini açıklasalar bile Kahire’nin kendilerine yanıt verilmeyeceğini, çünkü İhvan üyelerinin Mısır'da çok sayıda şiddet ve provokatif olaya karışmakla suçlandığını ileri sürdü.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 2015 yılının ocak ayında şiddet olaylarına karışanlarla uzlaşmanın kendi kararı değil, Mısır halkının kararı olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Sisi, Temmuz ayı başlarında, İhvan'a üstü kapalı olarak atıfta bulunarak Mısır Ulusal Diyaloğu'nun bir grup dışında herkesi kapsadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Sisi'nin bu yöndeki sözlerinin (yani, Müslüman Kardeşler’in Ulusal Diyalog girişiminin dışında tutulmasının) açık ve net olduğunu düşünen Mehragi, İhvan üyelerinin Mısır devletine zarar veren eylemleri ve suçları ve provokasyonları nedeniyle Mısır Ulusal Diyalog girişimine katılamadığına dikkati çekti. Mehragi, Mısır'da yasaklı olan İhvan’ın kesinlikle girişimin dışında olduğunu, içinde yeri olmadığını ve İhvan ile uzlaşıya uygun zeminin bulunmadığını ifade etti.
Fergali ise İhvan’ın tek cephe oluşturmaya çalışmaktan, tüm faaliyetlerini durdurmaktan başka seçeneği olmadığını belirterek Mısır'da hiçbir koşulsuz iktidar mücadelesi olmayacağının altını çizdi.



Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
TT

Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleri ve uluslararası kuruluşlar, cuma günü, Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait ADNOC şirketinin iki tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında İran tarafından hedef alınmasını en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İran'ın bu saldırıların devam etmesinin sonuçlarından tamamen sorumlu tutulduğu belirtildi. Riyad, Tahran'a söz konusu ihlallere derhal son verme ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına uyma çağrısında bulundu.

Açıklamada, bölgenin güvenliği ile uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğinin ortak sorumluluk olduğu vurgulanırken, saldırıların sürdürülmesinin kabul edilemez ve göz yumulamaz olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan, saldırıların tekrarlanmasının deniz ulaşımının güvenliği açısından tehlikeli bir tırmanış ve doğrudan tehdit oluşturduğunu, küresel enerji arzının güvenliğini riske attığını ve uluslararası hukuk ile teamüllerin ağır biçimde ihlal edildiğini belirtti.

Riyad ayrıca bu saldırıların, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı ve özgürlüğüne saygı gösterilmesini öngören ve bunu engelleyecek eylem veya tehditleri kınayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına açık bir meydan okuma olduğunu kaydetti.

Suudi Arabistan, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve Abu Dabi'nin egemenliğini, güvenliğini ve varlıklarını korumak amacıyla attığı adımları desteklediğini yineledi. Riyad, iki tankerin hedef alınmasını, İran'ın ticari gemi ve tankerleri hedef alan saldırılarının tekrarlanması olarak değerlendirerek en sert biçimde kınadı.

Katar: Hürmüz Boğazı baskı aracı olarak kullanılamaz

Katar, iki tankere yönelik İran saldırısını uluslararası hukuk kurallarının ve deniz seyrüsefer özgürlüğünün açıkça ihlali olarak nitelendirdi ve bunun BM Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğunu belirtti.

Katar Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın bir baskı aracı olarak kullanılmasını kesin biçimde reddetti. Bakanlık, bu kapsamda boğazın koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, bu kritik geçiş güzergâhında seyrüsefer özgürlüğünün pazarlık konusu yapılamayacak yerleşik bir ilke olduğu vurgulandı. Boğazın kapalı tutulmasının bölge ülkelerinin hayati çıkarlarını ve küresel ekonomiyi tehlikeye attığı belirtildi.

Katar ayrıca İran'ın kardeş ülkelerin mallarına yönelik gerekçesiz saldırılarını durdurması gerektiğini ifade etti. Doha, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin varlıklarını korumak için alacağı tüm önlemleri desteklediğini bildirdi.

Mısır'dan uluslararası seyrüsefer vurgusu

Mısır Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı açıklamada BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Kahire, uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden veya gemiler ile sivil tesisleri tehlikeye atan tüm eylemlerin durdurulması gerektiğini vurguladı. Mısır ayrıca uluslararası hukuk kurallarına uyulması çağrısında bulunarak bunun gerilimin düşürülmesine ve bölgenin güvenlik ve istikrarının korunmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

Körfez İşbirliği Konseyi: Tehlikeli ve kabul edilemez tırmanış

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de iki tankerin hedef alınmasını kınadı. KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, saldırıların tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış olduğunu belirtti.

Budeyvi, saldırıların dünyanın en önemli stratejik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımı ve uluslararası ticaretin güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu söyledi.

KİK Genel Sekreteri, bu değerlendirmelerin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları, özellikle de 2817 sayılı karar çerçevesinde yapıldığını belirtti.

Budeyvi, İran'ın bu kritik uluslararası geçiş güzergâhını bir baskı ve tehdit aracına dönüştürme girişimlerini kesin biçimde reddetti. Uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirerek tekrarlanan saldırıların durdurulması için kararlı bir tutum alma ve uluslararası hukuk, deniz hukuku ve ilgili uluslararası kararlar doğrultusunda deniz ulaşımının güvenliği ile özgürlüğünü garanti altına alma çağrısında bulundu.

KİK Genel Sekreteri ayrıca Konseyin BAE ile tam ve kararlı dayanışma içinde olduğunu, Abu Dabi'nin güvenliğini, egemenliğini, varlıklarını ve çıkarlarını korumak için aldığı tüm önlemleri desteklediğini yineledi.

Arap Birliği: Deniz ulaşımına doğrudan tehdit

Arap Birliği de İran'ın iki tankeri hedef almasını kınayarak saldırının uluslararası hukukun ve BM Güvenlik Konseyi kararının açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Birlik, "İran'ın bu ihlallerini tekrarlaması, deniz ulaşımının özgürlüğüne doğrudan tehdit oluşturuyor" değerlendirmesinde bulundu. Saldırıların uluslararası ticaretin seyri ve küresel enerji güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapıldı.

Arap Birliği, uluslararası hukuk ve deniz hukuku kurallarına uyulması gerektiğini vurgulayarak İran'a tırmandırıcı eylemlerine son verme ve deniz ulaşımının güvenliği ile emniyetini tehdit edecek uygulamalardan kaçınma çağrısında bulundu.

Kuveyt: Hürmüz tamamen ve koşulsuz açılmalı

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, ticari gemilerin ve uluslararası deniz yollarının hedef alınmasının uluslararası hukuka ve 2817 sayılı karara aykırı olduğunu belirtti.

Açıklamada, bu tür saldırıların deniz ulaşımının güvenliğini, enerji arzının istikrarını ve uluslararası ticareti tehlikeye attığı vurgulandı.

Kuveyt, bölgede gerilimi daha da artıracak tüm eylemlerin durdurulması, uluslararası geçiş güzergâhlarında seyrüsefer özgürlüğüne ve güvenli geçiş hakkına saygı gösterilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın tamamen ve koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.


Hamas yasama seçimlerinin gereklerini nasıl yerine getirecek?

Filistinli bir kadın, 14 Mayıs 2026'da Gazze kentindeki El-Ezher Üniversitesi'nde düzenlenen Fetih Hareketi'nin 8. Kongresi'ne katılırken Fetih bayrağını sallıyor (Reuters)
Filistinli bir kadın, 14 Mayıs 2026'da Gazze kentindeki El-Ezher Üniversitesi'nde düzenlenen Fetih Hareketi'nin 8. Kongresi'ne katılırken Fetih bayrağını sallıyor (Reuters)
TT

Hamas yasama seçimlerinin gereklerini nasıl yerine getirecek?

Filistinli bir kadın, 14 Mayıs 2026'da Gazze kentindeki El-Ezher Üniversitesi'nde düzenlenen Fetih Hareketi'nin 8. Kongresi'ne katılırken Fetih bayrağını sallıyor (Reuters)
Filistinli bir kadın, 14 Mayıs 2026'da Gazze kentindeki El-Ezher Üniversitesi'nde düzenlenen Fetih Hareketi'nin 8. Kongresi'ne katılırken Fetih bayrağını sallıyor (Reuters)

Hamas'ın, Filistin Devlet Başkanı'nın kararı uyarınca 28 Kasım'da yapılması planlanan yasama seçimlerine katılacağını açıklaması, hareketin 2006'da yapılan seçimlerin ardından ikinci kez sandığa gidecek olması nedeniyle çok sayıda soru işaretini beraberinde getirdi.

Özellikle Gazze Şeridi'nde yaşanan ve Filistinlilerin gerçekliğini bütünüyle değiştiren, aynı zamanda bölgedeki bazı ülkelerde yeni savaşlara yol açan savaşın ardından ortaya çıkan koşullar karşısında Hamas'ın seçim sürecinin gereklerini nasıl yerine getireceği merak ediliyor.

Son günlerde en fazla tartışılan konulardan biri, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın seçim yasasında yaptığı değişiklikler karşısında Hamas'ın nasıl bir tutum alacağı. Özellikle seçimlere katılacak listelerin, Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi olarak kabul edilen Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) siyasi programına bağlı kalmasını öngören düzenleme öne çıkıyor.

FKÖ'nün programı, ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının tanınmasını, bunlar arasında İsrail'in tanınması ve şiddetin reddedilmesini de içeriyor. Hamas ise geçmişte bu tür şartları reddetmişti.

Hamas'tan üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, hareketin seçim dosyasında tam bir uzlaşıya ulaşmak ve herkesin katılımını güvence altına almak amacıyla tüm Filistinli gruplarla temas halinde olduğunu söyledi. Kaynak, ulusal siyasi sistemin hedefinin belirlenmesinde herhangi bir tarafın tek başına hareket etmesinin dayatılmaması gerektiğini vurguladı.

cdfgthyju
Yüz binlerce kişi, 2022'de Gazze'de Fetih Hareketi'nin kuruluş yıl dönümü etkinliğine katıldı (WAFA)

Hamas'ın FKÖ'nün siyasi programıyla ilgili krizi aşma planlarına ilişkin soruya kaynak, ulusal diyalogun yanı sıra bu seçeneğin aşılmasına yönelik bir uzlaşıya varılmasını sağlayabilecek hukuki ve siyasi seçeneklerin bulunduğunu belirterek, hareketinin FKÖ ve Filistin Ulusal Konseyi'ne katılmadan önce bu kurumların reforme edilmesini istediğini söyledi. Kaynak, böylece bu kurumların programlarının mevcut koşullar altında ulusal gerekliliklerle uyumlu hale getirilebileceğini ifade etti.

Kaynak ayrıca, bir dizi ulusal mesele konusunda Fetih Hareketi ile doğrudan veya dolaylı biçimde mesaj alışverişi yapıldığını belirterek, Filistinlileri birbirine yaklaştıracak ve gemilerini güvenli limana ulaştıracak bir sonuca varılmasını umduğunu dile getirdi.

Kaynak, Gazze'de yaşananların Hamas ve işgale karşı direniş yaklaşımını paylaşan silahlı gruplara daha fazla halk desteği kazandırdığını savundu. Bu nedenle Hamas'ın seçimlerde rekabet etmekten korkmadığını, seçimi kaybetmesi veya muhalefette kalması halinde dahi bunu sorun etmeyeceğini belirtti.

Hamas'ın iktidara geri dönmeyi kesinlikle amaçlamadığını vurgulayan kaynak, hareketin Filistin siyasi sisteminin bir parçası olmak ve kritik kararların alınmasında tek taraflı hareket edilmesine son vermek istediğini söyledi.

Hamas: Siyasi şartlar kabul edilemez

Hamas Siyasi Büro üyesi Hüsam Bedran ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, seçimlere katılım için siyasi şartlar getirilmesi ilkesinin, metni ve içeriği ne olursa olsun reddedilmesi gereken bir fikir olduğunu söyledi. Bedran, bunun seçimlerin temel mantığıyla çeliştiğini, zira seçimlerin farklı siyasi programlar arasında rekabet anlamına geldiğini belirtti.

Bedran, Hamas'ın çeşitli Filistinli gruplarla ve oluşmaya başlayan seçim listeleriyle istişare ve diyalog yürüttüğünü, bu konuda ortak bir mekanizma üzerinde uzlaşmaya çalıştığını ifade etti.

fgbhj
Hamas militanları, 14 Aralık 2014'te Gazze Şeridi'nde hareketin kuruluşunun 27. yıl dönümü kutlamaları sırasında yerli üretim Kassam roketinin sergilendiği geçit töreninde (Reuters)

Bazı tarafların Hamas'la koordinasyon halinde Filistin Merkez Seçim Komisyonu'na mesaj göndermeye başladığını belirten Bedran, bazı çevrelerin ise Filistin yargısına başvurmayı değerlendirdiğini söyledi.

Bedran, "Konuyu takip edeceğiz ve uygun bir sonuca ulaşacağız. Ancak bunu seçimlere katılım temelinde yapacağız" dedi.

Gazze'deki Fetih

Gazze Şeridi'ndeki Fetih Hareketi'nden üst düzey bir kaynak da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Abbas'ın son değişikliklere ilişkin kararlarından geri adım atılmayacağını söyledi. Kaynak, bu kararların Filistin yönetiminin Arap ve uluslararası düzeyde tam destek gören reform planı çerçevesinde güçlü biçimde desteklendiğini belirtti.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen kaynak, Hamas'ın yanı sıra yaklaşan seçimlere katılacak herhangi bir Filistinli grubun veya tarafın, Gazze Şeridi'nin de Merkez Seçim Komisyonu'nun düzenlemeleri doğrultusunda seçim sürecinin bir parçası olacağı göz önünde bulundurularak, değiştirilmiş yasalara uyması gerektiğini ifade etti.

Kaynak, söz konusu kararların herhangi bir grubun, ister FKÖ bünyesinde ister dışında olsun, seçimlere katılımını kısıtlamayı amaçlamadığını belirterek, asıl hedefin gelecekteki herhangi bir parlamenter yapı için açık bir siyasi program bulunmasını sağlamak olduğunu söyledi.

Ramallah'tan Fetih Hareketi sözcüsü Abdulfettah Devle ise yaklaşan seçimlere her tarafın katılma hakkı bulunduğunu ve bu hakkın Filistin yasaları tarafından güvence altına alındığını belirtti. Devle, seçim sürecine katılacak herkesin bu yasalara uyması gerektiğini vurguladı.

Devle, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, seçimler konusunda Hamas'la gerçek anlamda doğrudan herhangi bir temas bulunmadığını söyledi. Hamas'ın daha önce seçimlere katıldığını ve iktidarı ele geçirerek tek başına yönetmeye başlamadan önce siyasi sistemin bir parçası olduğunu belirten Devle, geçmişte Fetih'in Hamas'ı FKÖ'ye dahil etmek için birçok kez girişimde bulunduğunu, ancak hareketin her defasında buna ilişkin çeşitli itirazlar ortaya koyduğunu ifade etti.

Devle, siyasi sistemin herkese açık olduğunu, ancak sisteme katılacak herkesin Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak kabul edilen FKÖ'nün programına bağlı kalmasının önemli olduğunu vurguladı.

Fetih sözcüsü, Hamas'ın da bu çerçeveyle uyumlu hareket etmesi gerektiğini söyledi.


Kasım, İsrail ile müzakerelere tepki gösteriyor ve 2024 anlaşmasına bağlılığını sürdürüyor

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
TT

Kasım, İsrail ile müzakerelere tepki gösteriyor ve 2024 anlaşmasına bağlılığını sürdürüyor

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, bugün Lübnan-İsrail müzakereleri sürecine yönelik eleştirilerini sertleştirdi. Kasım, şimdiye kadar gerçekleştirilen yedi turun herhangi bir sonuç vermediğini savunarak, Hizbullah’ın doğrudan müzakereleri ve “çerçeve anlaşmasının” içeriğini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık 2024 yılında varılan anlaşmaya bağlı olduklarını belirterek, bu anlaşmanın kendi ifadeleriyle “hareket ettiğimiz tavan” olduğunu söyledi.

Kasım, Temmuz 2006 Savaşı’nın yıl dönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada Lübnan yönetimini de eleştirdi. “Bize müzakerenin yedi turundan tek bir kazanım gösterin” diyen Kasım, yönetimin halkına dönmesi ve başarısızlığını kabul etmesi gerektiğini söyledi.

Çerçeve anlaşmasına itiraz

Kasım, “Hizbullah”ın mevcut müzakere sürecine itirazının öncelikle doğrudan görüşmelerden kaynaklandığını, bunun yanı sıra önerilen anlaşmanın içeriğine de yönelik olduğunu belirtti.

Kasım, “Anlaşmaya yönelik ilk itirazımız doğrudan müzakerelere; çünkü İsrail’e istediğini peşinen veriyorsunuz. İkinci itirazımız ise anlaşmanın tüm içeriğine” ifadelerini kullandı.

Çerçeve anlaşmasını, ne anlaşma ne de çerçeve; yönetimin imzaladığı İsrail dayatmaları” olarak nitelendiren Kasım, “Bu müzakere yalnızca utanç ve rezillik getirecek” ifadelerini kullandı. Kasım ayrıca, “Düşmanın toplantılar sırasında ve sonrasında artan günlük saldırıları yönetim için yeterli değil mi?” diye sordu.

2024 anlaşmasına bağlılık

Mevcut müzakere sürecini reddeden Kasım, “Hizbullah”ın 2024 yılında varılan anlaşmaya bağlı olduğunu açıkladı.

Kasım, “2024 yılında varılan anlaşmanın hâlâ geçerli olduğunu ve temel alacağımız tavan olmaya devam ettiğini düşünüyoruz” dedi.

2024’teki çatışmaların sonuçlarından birinin, “düşmanın çekilmesini ve ihlallerin durdurulmasını, buna karşılık silahlı varlığın Litani Nehri’nin güneyinden çekilmesini” öngören anlaşma olduğunu belirten Kasım, İsrail’i “hiçbir maddeye uymamakla” suçladı. Lübnan yönetiminin de 15 ay boyunca “saldırgan düşman yerine direnişi hedef aldığını” öne sürdü.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv- Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv- Reuters)

Ordunun denetim mekanizmasına eleştiri

Kasım, Lübnan ordusunun durumuna ve düzenlemelerin uygulanmasını izleyen mekanizmaya da değinerek, ordunun faaliyetlerinin denetime tabi tutulmasını eleştirdi.

“Ordunun İsrail bombardımanına ve baskısına maruz kalmasını ve ardından çalışmalarını denetleyen, gözetim altında tutan bir komitenin önüne çıkarılmasını nasıl kabul ediyorsunuz?” diye konuştu.

Teslimiyete bel bağlayanlar seraba bel bağlıyor

Son çatışmalara ilişkin değerlendirmesinde savaşın “varoluşsal” olduğunu söyleyen Kasım, “Teslimiyete bel bağlayanlar seraba bel bağlıyor” ifadelerini kullandı.