Kiev’in ‘Berlin’den sağlanan silahlar’ listesi, iktidar koalisyonuna gölge düşürdü

Yeşiller Partisi’nden olan Dışişleri Bakanı Baerbock, Ukrayna’nın yakın gelecekte ‘Leopard 2’ tanklarını tedarik etmesinin bir ‘kader’ meselesi olduğunu söyledi.

Alman gazetelerin ‘100 tanesinin fabrikada hazır olduğunu ve hemen gönderilebileceğini’ aktardığı gelişmiş ‘Leopard 2’ tankları. (Reuters)
Alman gazetelerin ‘100 tanesinin fabrikada hazır olduğunu ve hemen gönderilebileceğini’ aktardığı gelişmiş ‘Leopard 2’ tankları. (Reuters)
TT

Kiev’in ‘Berlin’den sağlanan silahlar’ listesi, iktidar koalisyonuna gölge düşürdü

Alman gazetelerin ‘100 tanesinin fabrikada hazır olduğunu ve hemen gönderilebileceğini’ aktardığı gelişmiş ‘Leopard 2’ tankları. (Reuters)
Alman gazetelerin ‘100 tanesinin fabrikada hazır olduğunu ve hemen gönderilebileceğini’ aktardığı gelişmiş ‘Leopard 2’ tankları. (Reuters)

Berlin yönetimi, Federal Meclis’te (Bundestag) Kiev’e Alman yapımı gelişmiş askeri teçhizat gönderilmesine ilişkin oylamanın ertelenmesinin ardından Ukrayna’nın silahlandırılması konusundaki anlaşmazlıkları kamuoyuna açıklamaktan kaçındı. Ana muhalefet partisi Hristiyan Demokrat Birliği tarafından sunulan öneriyi reddeden iktidardaki Sosyalist Parti bu yöndeki oylamayı, incelenmesi için ilgili komitelere sevk etmesinin ardından erteledi. Söz konusu adım, Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un mensup olduğu iktidar partisine iç ve dış baskılar ortasında bir karar almadan önce birkaç hafta daha kazandırdı.
Almanya Başbakanı ve partisinin önünde ilerleyen haftalarda üç senaryo bulunuyor. Birincisi, hükümetteki iki müttefikini (Yeşiller ve Liberaller) tasarıyı, yani gelişmiş Alman yapımı tanklar ve zırhlı nakliye araçları göndermeyi reddetmeye ikna etmek. Bu senaryo olası değil. Zira hükümetteki iki ortak, Kiev’e askeri desteğin artırılması çağrısında bulunuyor.
Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Yeşiller Partisi’nin ‘Ukrayna’yı ağır silahlarla desteklemeye devam edilmesi gerektiği’ konusundaki tutumunu dile getirerek, “Bu durum kaderdir” dedi. ‘Frankfurter Allgemeine Zeitung’ gazetesine konuşan Bakan, Kiev’in talep ettiği silahların gönderilmesine verdiği destekle ilgili bir soruya yanıt olarak şunları söyledi:
“Savaş tankları konusunda uluslararası koalisyon düzeyinde bir karar verilmesi gerekiyor. Ancak bu kritik aşamada kararlar çok uzun süre ertelenmemelidir.”
Ukrayna ordusunun son zamanlarda kaydettiği ilerlemeye dikkat çeken Baerbock özlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ilerlemenin büyük bir kısmı, Kiev tarafından elde edilen Batı askeri desteği olmadan gerçekleşemezdi. Bunun, Ukrayna hükümetinin talep ettiği gelişmiş silahların gönderilmesi konusundaki mevcut tartışma ve karar üzerinde etkisi var.”
Scholz’un önündeki ikinci senaryo ise hükümetteki iki ortağını kendisine katılmaya ikna etmek ve hükümetin birliğini korumak için Merkel’in mensup olduğu partinin sunduğu karar taslağını reddetmek. Ancak bu senaryoyu gerçekleştirmek de zor. Ukrayna ile savaşın başlamasından bu yana iki parti, Scholz’u kendilerine destek vermesi ve Ukrayna’ya askeri yardım göndermeyi kabul etmesi için ikna etmeyi başardı. Nihayetinde onlarca yıldır Almanların çatışma bölgelerine silah göndermeye karşı olma politikası tersine çevrilmiş oldu.
Almanya’nın karşı karşıya kalabileceği üçüncü senaryo ise her bir tarafın tavrını koruması. Bu senaryonun bölünmüş ve zayıf görünen Almanya hükümeti üzerinde olumsuz sonuçları olacak. Dahası Sosyalist Parti’yi iki radikal muhalefet partisi olan Almanya için Alternatif (radikal sağ) ve Die Linke (radikal sol) ile birlikte oy kullanmaya ve karar taslağını incelenmek üzere ilgili komitelere sevk etmeye zorlayacak.
Die Linke, ideolojik nedenlerden ötürü Ukrayna’ya silah gönderilmesine ve Rusya’ya yaptırım uygulanmasına karşı çıkıyor. Zira parti, Doğu Almanya’daki Sosyalist Parti’nin elli yıl boyunca Sovyet yönetimi altında yaşayan kalıntılarından doğdu. Almanya için Alternatif ise, Avrupa’daki diğer radikal sağ partiler gibi Kremlin’e yakın ve Rus propagandasına konu olmakla suçlanıyor. Ana partiler hem federal hem de yerel olarak ‘Almanya için Alternatif’ ile ittifak yapmayı reddediyor.
Ancak son yıllarda Rusya ile yakınlaşma politikası geliştiren en eski Alman partisi Sosyalist Parti’nin üslubu, son iki günde ‘Almanya için Alternatif’e daha yakın bir hal aldı. İki gün önce Federal Meclis tarafından ‘Ukrayna’ya ağır askeri teçhizat gönderilmesine’ ilişkin bir karar taslağını görüşmek üzere bir oturum düzenlendi. Oturum sırasında parlamentodaki radikal sağ parti lideri Tino Chrupalla, projeyi reddetme gerekçesi olarak, üçüncü dünya savaşından kaçınılması gerektiğini vurguladı. Bu uyarı, daha önce Almanya’da başka hiçbir parti tarafından açıkça dile getirilmemişti. Bir gün sonra Sosyalist Parti lideri Lars Klingbeil, aynı uyarıyı tekrar gündeme getirdi. Öyle ki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rusya’da kısmi seferberlik ilan etmesinin ardından Ukrayna’ya destek vermekle ilgili bir soruya, “Ukrayna’yı kararlılıkla desteklemeye devam edeceğiz. Ancak aynı zamanda bir üçüncü dünya savaşından da kaçınmalıyız” cevabını verdi. Ukrayna’nın çağrı yaptığı ve Berlin’in görüştüğü tanklar hakkında ise Klingbeil, “Almanya, müttefikleri ile koordinasyon sağlamadan bu konuda ileri adım atmayacaktır” dedi.
Bu durum, Scholz ve partisinin, Kiev’in aylar önce ayrıntılı bir listesini Berlin’e gönderdiği diğer silahların yanı sıra, ‘Leopard 2’ tanklarını ve ‘Marder’ zırhlı araçlarını göndermeyi reddetme kararını haklı çıkarmak için kullandığı bir argüman. Sosyalist Parti mensubu Savunma Bakanı Christine Lambrecht, Almanya’nın şu ana kadar Ukrayna’ya önemli miktarda askeri yardım sağladığını belirtti. Lambrecht, “Ancak henüz hiçbir ülke, Batı yapımı piyade savaş araçları veya tankları göndermedi. Tek taraflı bir adım atmayacağız” şeklinde konuştu.
Olaf Scholz geçtiğimiz aylarda, Ukrayna’ya füzesavar tankları ve roketatar gibi ağır silahlar gönderme konusunda uzlaşı sağladı. Ancak Alman yapımı gelişmiş tanklara veya Ukrayna’nın şu anda ihtiyaç duyduğunu söylediği zırhlı araçlara onay vermedi. Scholz, Almanya’nın geçtiğimiz haftalarda gönderdiği silahların sahada ilerleme sağlanmasına yardımcı olduğunu kabul etti. Ancak buna rağmen diğer silahlar konusunda karar vermeyi reddetti.
Scholz başlangıçta, Almanya ordusunun Ukrayna tarafından talep edilen Marder araçlarına sahip olmadığını savundu. Ancak daha sonra Almanya’nın Litvanya ve Polonya gibi Ukrayna’ya komşu ülkelerle Marder türü araçlar gönderme konusunda anlaştığı ortaya çıktı. Buna karşılık olarak Litvanya ve Polonya da sahip oldukları Sovyet yapımı tankları gönderecekti. Olaf Scholz şu an, gelişmiş Alman yapımı ‘Leopard 2’ tanklarını Ukrayna’ya göndermemeyi haklı çıkarmak için ‘bunların üretici silah şirketinden sipariş edilmesi gerektiği ve bunun da zaman alacağı’ gerekçesini sunuyor. Ancak Alman gazeteleri, 100 tanesinin fabrikada hazır olduğunu ve hemen gönderilebileceğini yazdı.
Almanya hükümeti dışında Almanya’daki bazı uzmanlar ve eğitim kurumları, hükümete ‘Ukrayna’yı istediği gelişmiş silahlarla destekleme’ çağrısı yapıyor. Berlin merkezli Avrupa Dış İlişkiler Enstitüsü, iki hafta önce Almanya hükümetine ‘Ukrayna’nın topraklarını Rusya’dan geri almasına yardımcı olacak bir Avrupa grubu oluşturma’ çağrısında bulunan bir bildiri yayınladı. Bildiride, “Eğer Batı, Başbakan Scholz’un tekrarladığı gibi Putin’in bir ülkeyi veya bir kısmını aşırı askeri güçle işgal etmesini gerçekten engellemek istiyorsa, Avrupalı ​​liderler silahlanma konusundaki kırmızı çizgilerini terk etmelidir” ifadelerine yer verildi.  Bildiride ayrıca Olaf Scholz’un daha önce tanksavar füzeleri ve roketatarlar göndermeyi kabul ettiği gibi, ‘Leopard 2’ ve ‘Marder’ araçlarını Ukrayna’ya göndermeyi kabul etmesi gerektiği kaydedildi. Aynı şekilde Almanya’nın, Ukrayna’ya gönderilebilecek bu tür silahlara sahip NATO ülkelerinden bir grup oluşturulmasını da kabul ettiğini hatırlatıldı. Bildiri de ayrıca ABD’nin ‘Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savaşında destekleme çabalarına’ öncülük ettiğini ve Avrupa’nın bağımlılıkla yetindiğini eklerken, “Ancak Almanya’dan gelen böyle bir girişim, ABD’de memnuniyetle karşılanacaktır” ifadelerine de yer verildi.
ABD’nin Almanya Büyükelçisi’nden yapılan açıklamalar, Washington’ın Avrupa’nın en büyük ekonomisi ve Avrupa Birliği içindeki en etkili ülke olan Almanya’dan daha fazlasını beklediğini gösteriyor. Büyükelçi Amy Gutmann, Alman ‘One’ kanalına verdiği bir röportajda, Almanya’nın Ukrayna’yı destekleme çabalarını memnuniyetle karşıladığını ancak ‘beklentilerinin halen daha yüksek’ olduğunu söyledi.
Almanya’ya hem içeriden hem de müttefiklerinden baskı artıyor. Ancak aynı zamanda ‘daha fazla destek’ çağrıları durmayan Ukrayna da baskılarını yükseltiyor. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin üst düzey danışmanlarından Mihaylo Podolyak birkaç gün önce ‘Washington Post’ gazetesine yaptığı açıklamada “Almanya savaşın sonunun, kendi tutumuna bağlı olduğunu anlamalı” dedi. Podolyak sözlerinin devamında şu ifadeleri kullandı:
“Halen bazı muhafazakâr düşüncelerin olmasını anlıyorum. Bazı endişeler mevcut. Şüphesiz Rusya ile kaçırılan enerji fırsatları konusunda biraz pişmanlık var. Hepimiz bunu anlıyoruz. Ama geçmişe dönüş yok. Şu an bana göre hassas bir dönem. Almanya gerçek konumunu ifade etmelidir.”



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.