Özbekistan, Semerkant Zirvesi’nin mürekkebi kurumadan geri adım attı

Özbekistan Rus ‘Mir’ kredi kartı hizmetini askıya almaya karar verdi. Washington'ın Moskova'nın arka bahçesindeki faaliyetlerine devam ettiği belirtiliyor.

Rusya lideri Putin ve Özbekistan Devlet Başkanı Mirziyoyev. (Rusya Devlet Başkanlığı)
Rusya lideri Putin ve Özbekistan Devlet Başkanı Mirziyoyev. (Rusya Devlet Başkanlığı)
TT

Özbekistan, Semerkant Zirvesi’nin mürekkebi kurumadan geri adım attı

Rusya lideri Putin ve Özbekistan Devlet Başkanı Mirziyoyev. (Rusya Devlet Başkanlığı)
Rusya lideri Putin ve Özbekistan Devlet Başkanı Mirziyoyev. (Rusya Devlet Başkanlığı)

Sami Amara
Özbekistan'ın, ev sahipliği yaptığı Semerkant Zirvesi’nin üzerinden henüz birkaç gün geçmeden Rus ‘Mir’ kredi kartları hizmetini askıya alma kararını açıklaması hem garip hem de şaşırtıcıydı. Şanghay İşbirliği Örgütü ülke başkanlarının Semerkant'taki zirvesine ev sahipliği yapan Özbekistan, zirve sırasında Rusya ile yakın ilişkilerinin derinliğini ve önemini vurgulamaya özen göstermişti. İki ülke zirvede, ‘Özbekistan ve Rusya Kapsamlı Stratejik Ortaklık Bildirgesi’nin yanı sıra ‘makine mühendisliği, kimya, petrokimya ve jeoloji alanlarında 4,6 milyar dolar değerinde bir yatırım anlaşması paketi’ imzaladılar. Anlaşmanın ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Semerkant Zirvesi’nin oturum aralarında düzenlenen görkemli bir törenle Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev'e Rus devletinin en yüksek nişanlarından biri olan Aleksandr Nevski Nişanı’nı taktı.

ABD yaptırımları
Özbekistan yönetiminin ‘Mir’ kredi kartı kullanımını durdurma kararının ABD Hazine Bakanlığı'nın ABD yönetimi ile İngiltere'nin Rusya'ya karşı uyguladığı yaptırımlara uyma tehditleri doğrultusunda alınmış olabileceğine dair Rusya’dan herhangi bir açıklama gelmedi. Fakat bir dizi Rus siyasi yorumcu da dahil olmak üzere birçok gözlemci, bu kararı ABD'nin Orta Asya ülkelerine uyguladığı baskıya bağladı.
Bu yaptırımların sertliğini ve ABD yönetiminin bunlara uyma zorunluluğu konusundaki dayatmalarını ilk itiraf eden, bu sistemin ihlal edilmesinin sonuçlarıyla ilgili olarak kendisinin ve ülkesinin endişelerini ilk dile getiren Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Tokayev oldu. Bu bağlamda, birçok gözlemci ABD yönetiminin bu ülkelerdeki Rus karşıtı faaliyetlerini yoğunlaştırdığı üzerinde duruyor.
Bu gözlemciler, Washington'ın iki Orta Asya cumhuriyeti Tacikistan ve Kırgızistan arasındaki anlaşmazlıkları alevlendirmekteki başarısına da dikkat çektiler. Dahası Semerkant Zirvesi’nin atmosferini bozmak amacıyla iki ülke arasındaki askeri çatışmanın patlak vermesi için bu zirvenin açılış tarihini seçtiğine işaret ettiler.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile birlikte zirve organizatörlerinin tüm çabalarına rağmen iki taraf yeniden çatışmaya başladı. İki ülke, Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahman ve Kırgızistan Devlet Başkanı Sadır Caparov'un Özbekistan'ın Semerkant kentindeki Şanghay İşbirliği Örgütü ülke başkanları zirvesinin oturum aralarında yaptıkları ikili görüşmelerin sonuçlarını dahi dikkate almadı.
Bu, Semerkant Zirvesi’nin Amerikan müdahalelerinin boyutlarını ve sonuçlarını kontrol altına almak için iç anlaşmazlıkları çözme girişimlerine gösterdiği ilginin bir açıklaması olabilir. Hem Rusya hem de Çin tarafında bu ilgi daha belirgindi. Öyle ki zirvenin ardından Rusya’nın Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev'i bir dizi üst düzey Çinli siyasi, güvenlik ve askeri yetkiliyle daha fazla koordinasyon kurmak amacıyla Pekin'e göndermesi gerekti.
Moskova’dan hazırladığı bir önceki haber dosyasında Independent Arabia gazetesi, Ermenistan ile Azerbaycan arasında patlak veren ve Semerkant Zirvesi’nin açılışına eşlik eden çatışmaya atıfta bulunmuştu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Ermenistan Başbakanı Nikola Paşinyan'ın o sırada Erivan'da ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'yi kabul etmeye hazırlanırken, çatışmayı bu zirveye katılmamak için özür dilerken bir mazeret olarak kullandığını belirtmişti.
Kaynaklar, bu ziyaret sırasında gerçekleşen ve bazı yönleriyle ABD’nin Ermenistan- İran ilişkilerine ilişkin pozisyonunu, Washington'ın istediği ve Ermeni tarafın oynaması gerektiği karşı-rolleri ele alan temasları açığa çıkardılar.
Rus gözlemciler bu ziyareti ‘Ermeni içişlerine açık bir müdahale’ olarak nitelendirirken bazıları da bunun Rusya'nın bölgede ve Orta Asya'daki politikalarına model olması gerektiğini söyledi.

ABD’nin Ermenistan’a mesajı
Resmi Rus haber kanalı Rusya-2’de ekrana gelen ‘Solovyov ile Bir Akşam’ programına katılan eski albay ve Ortadoğu ile Orta Asya meseleleri üzerine seçkin bir analist olan Semyon Bagdosarov, bu görüşün haklılığını doğrularcasına, Pelosi’nin Erivan'ı ziyareti sırasında Ermeni muhalefetinin temsilcileriyle bir araya geldiğine işaret etti. Bunun, ‘iyi bir şey olduğunu’ ve meşru otoriteye Ermeni iç siyaset sahnesi içinde dönenler konusunda ‘dikkatli’ olduğu mesajını iletmeyi amaçladığını da sözlerine ekledi. Pelosi’nin muhalefetle görüşmelerinin, bir taraftan resmi otoriteyi doğrudan etkileme girişimi, diğer taraftan daha sonra iktidara gelmeleri durumunda, muhalefet unsurlarıyla gelecekte çalışmaya bir hazırlık olduğunu söyledi.
Bogdasarov, Rusya'nın da Orta Asya'da yapması gerekenin bu olduğunu belirtti. ABD’li yetkililerin Rus başkentini ziyaretleri sırasında da bunu yaptıklarını ve Rusya’nın da yapması gerektiğini vurguladı. Bu tür yönelimlerin doğruluğunu vurgulamak için, her zaman içi boş ve tabiri caizse ‘yağsız’  teşekkür ve övgü sözleriyle ‘yetinen’ Rusya’nın aksine, Çin'in Tacikistan'da neler yaptığı, bu ülkeye sundukları karşılığında sahip olduğu ayrıcalıkları örnek verdi.
Bu, Semerkant Zirvesi’nin oturum aralarında gerçekleşen temaslara ve imzalanan anlaşmalara dolaylı bir göndermeydi. Söz konusu anlaşmalardan biri de bu yılın ekim ayında düzenlenecek bir sonraki Özbekistan-Rusya forumu için iki ülke arasında imzalanan ‘Özbekistan bölgelerinde ortak sanayi tesisleri inşası’ için iş birliği anlaşmasıydı.
Resmi kaynaklar, Rus ve Özbek devlet başkanlarının zengin, çeşitli kültürel ve insani iş birliğine duydukları yüksek takdiri, Rus tarafının memnuniyetini daha belirgin gösteren bir şekilde ifade ettiklerini söylüyorlar. Rus kaynakları, son dört yıl içinde 12 Rus üniversitesinin Özbekistan’da şube açmasıyla burada faaliyet gösteren Rus üniversitelerinin sayısının toplamda15’e yükselmesinden sonra, ‘Özbekistan'ın bugün Rus üniversitelerinin yurt dışındaki şube sayısı açısından öncü hale geldiğini’ belirttiler.
Kaynaklar, iki devlet başkanının ilgili ortak bölgesel ve uluslararası gündemle bağlantılı konularda görüş alışverişinde bulunduğunu da ekledi. Bunun yanı sıra Özbekistan ve Rusya arasında siyaset, ticaret, ekonomi, nükleer enerji, ulaşım, kültür, insan ve diğer alanlarda iş birliğinin geliştirilmesini öngören Kapsamlı Stratejik Ortaklık Ortak Bildirgesi'nin imzalandığını ve bunun çok yönlü Özbek-Rus iş birliğinin gelişmesinde yeni bir aşamaya işaret ettiğini ifade etti.

Diğer kararların öncüsü
Özbekistan’ın ABD baskısını kabul etme bağlamında alabileceği diğer kararların öncüsü olabilecek Rus kredi kartı sistemini askıya alma kararının, tüm bunların ardından gelmesi garipti. ABD yönetiminin, hızla Mir kredi kartı sistemini kullanacağını açıklayan ülkeler listesinde yer alan başta Kazakistan ve Türkiye olmak üzere diğer ülkelere de bu yöndeki iradesini dikte etmeyi başardığına dair bazı göstergeler olduğu öne sürülüyor. Vietnam, Ermenistan, Özbekistan, Belarus, Kırgızistan ve Tacikistan’ın yanı sıra Rusya ve sınırlı sayıda dostu tarafından tanınan Güney Osetya ve Abhazya da bu sistemi kullanan ülkeler listesine dahiller.
Rus kaynakları Mir kredi kartı sisteminin ‘Batı finans sisteminden bağımsız çalışan bir ödeme sistemi’ olduğunu, Rus bankalarıyla işlemlerinde ülkelere SWIFT ödeme sistemi dışında bir ödeme sistemi sunduğunu ve vatandaşlara da dijital işlem yapma olanağı tanıdığını savunuyor.
Aynı kaynaklar ‘Visa’ ve ‘MasterCard’ın ülkeden çıkışının ardından bu sistemin hayati bir rol oynadığını vurguluyor. Rus RIA Novosti ajansı, Türk bankalarının Rus Mir kredi kartı ile hizmet vermeyi durdurduğuna atıfta bulundu. Kararın ABD ve İngiltere'nin Rusya'ya yönelik yaptırımlar kapsamında alındığını öne sürdüler.
Diğer yandan Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi bazı Arap ülkelerinin Rus kredi kartı Mir’in kullanımı teklifini kabul etmesi ise dikkat çekici. Kahire, iki ülke arasındaki işlemlerde dolardan vazgeçip, yerel para birimlerini benimseme olasılığı için bunu bir fırsat olarak görüyor.
Kaynakların Mısır Temsilciler Meclisi Planlama ve Bütçe Komitesi Başkanı Fahri el-Feki'den aktardığına göre Mısır, Banks of Egypt şirketi aracılığıyla yapılan ödemeler için yerel ağ logosu taşıyan bir Mısır ödeme sistemi olan ‘Meeza’ ağını, ruble cinsinden ödemeler için 2022'nin sonunda Rus Mir kredi kartı sistemine bağlayacak
Feki açıklamasında şunları söyledi:
"Bu adım, Cumhurbaşkanı’nın ticari işlemleri geliştirmek, açığı azaltmak ve ihracatı artırmak için hükümete verdiği direktifler ve Merkez Bankası’nın planları dahilinde atılıyor."
Feki ayrıca Meeza ağını Rus Mir sistemine bağlamanın, Moskova'ya buğday faturaları ödemelerini ve Mısır'da Rus turizminin canlanmasını desteklemeye yardımcı olacağını da sözlerine ekledi.

ABD manevraları    
ABD'nin Orta Asya'daki faaliyetlerine dönersek; pek çok gözlemci ağustos ayında Orta Asya ülkeleri ile ABD arasında Tacikistan'da ‘Bölgesel İşbirliği – 2022’ adı altında gerçekleştirilen ortak tatbikatlar sırasında yaşananları hatırlatıyor. Moskova, tatbikatın Rusya ve Çin sınırlarının yakın çevresinde yapılmasına karşı olduğunu duyurmakta acele etmişti.
Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev, ülkesinin bu tatbikatların düzenlenmesine karşı protestosunu açıkça deklare etti. Orta Asya ülkelerine doğrudan bir uyarıda bulunarak, bu tür tatbikatların öncelikli olarak askeri harekat alanının boyutlarını ve yeteneklerini incelemeyi, ultra hassas silahlar için potansiyel hedefler belirlemeyi amaçladığını kaydetti.
Patruşev, bölge ülkeleri ile Şanghay İşbirliği Örgütü’ne yaptığı uyarılarda, bu ülkelerin bu tür ABD girişimlerinin ulusal güvenliğe yönelik risklerini kavramasını umduğunu da sözlerine ekledi.
Üst düzey Rus güvenlik yetkilisi, ABD'nin daha önce Rus karşıtı operasyonları için gerekli geçici altyapının konuşlandırılmasına ve inşasına imkan tanıyacak şekilde bölgeye nüfuz etmeye çalıştığını hatırlattı. Bu, bölgenin mayıs ayı sonunda tanık olduğu önceki turlara, bir dizi ABD diplomatik heyetinin Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan ziyaretlerine dolaylı bir gönderme olabilir. Bu ziyaretlere paralel olarak ABD Başkanı Joe Biden, Hint-Pasifik bölgesindeki bir dizi ülkeyi ziyareti sırasında, ABD'nin başlıca jeopolitik rakibi olan Çin'e karşı şiddetli bir kampanya başlatmıştı.
Moskova ve Pekin tüm bunların farkındalar. Zira şu aşamada, bölge ülkelerinin, Ukrayna ve arkasındaki güçlerle giriştiği çekişme ve silahlı çatışmaların arka planında Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımların etrafından dolanmalarını önlemeyi amaçlayan tüm Amerikan faaliyetlerinin birincil hedefi oldukları düşüncesindeler



Vance’in mesajı ve İran’ın savaş hazırlığı… Askeri saldırı neyi değiştirebilir?

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)
TT

Vance’in mesajı ve İran’ın savaş hazırlığı… Askeri saldırı neyi değiştirebilir?

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz nisan ayında Pakistan ve İran temsilcileriyle yaptığı toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşurken Witkoff ve Kushner onu dinliyor. (AFP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai’ye gönderdiği mektup ile ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper’ın Başkan Donald Trump’a sunduğu brifing arasında, müzakereleri yeniden canlandırma girişimi ile İran’a karşı savaşı yeniden başlatma hazırlıkları arasındaki mesafe giderek daralıyor.

Ancak iki sürecin eş zamanlı ilerlemesi, en önemli soruya yanıt vermiyor: Washington, askerî üstünlüğünü İranlı liderliğin taviz verebileceği bir anlaşmaya dönüştürebilecek mi, yoksa her iki taraf da arabuluculuk fırsatları tükenene kadar karşı tarafın geri adım atmasını mı bekleyecek?

ABD’ye ait 10 askeri kargo uçağının İsrail’e ulaştığına ilişkin haberler ise tehditlere somut bir boyut kazandırıyor. Bununla birlikte, savaşa hazırlık yapılması kararın kesinleştiği anlamına gelmediği gibi, İran’daki sertlik yanlısı isimlerden biriyle iletişim kanalı açılması da onun bir uzlaşmaya varabilecek kapasiteye sahip olduğunu garanti etmiyor. Bu iki olasılık arasında bölge, bedelini ödemek zorunda kaldığı ancak sona erdirme kararını tek başına veremediği bir ‘ne savaş ne barış’ durumunda sıkışıp kalıyor.

Karar verme yetkisine sahip İranlı bir yetkili

Washington Post ve Wall Street Journal gazetelerine göre Vance’in Rızai’ye hitap etmesi, İran’da fiilî karar alma merkezine ulaşma girişimini yansıtıyor. Vance, Rızai ile şahsen görüşmeyi teklif ederken nükleer dosyayı ele almak üzere yetkili müzakereciler görevlendirilmesini istedi. Bu yaklaşım, ABD’nin eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı’nın güç odaklarını bir anlaşma etrafında bir araya getirebileceği yönündeki değerlendirmesine dayanıyor.

xcsdrgvt
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in Tahran’da gerçekleştirdikleri bir önceki görüşmeden (İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi)

Vance, mesajında ABD’nin çıkarını İran’ın nükleer silah edinmesini önlemekle, İran’ın çıkarını ise savaş ve yaptırımların yıprattığı ekonomiyi yeniden inşa etmek ve egemenliğini korumakla ilişkilendirdi. Rızai’nin tercih edilmesi, daha önce Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile yürütülen girişimin sonuçsuz kalmasının ardından geldi.

Ancak Washington Enstitüsü araştırmacısı Patrick Clawson, bu beklentiye temkinli yaklaşıyor. Clawson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sorunun Washington’ın İran’daki iktidar yapısını yanlış anlamakla suçlanmasının ötesine geçtiğini belirterek, bu yapının işleyişinin ‘İran içinde bile belirsiz ve yeterince anlaşılmamış olduğunu, ülke dışında ise durumun daha da karmaşıklaştığını’ söyledi.

Rızai’nin rolünün önemini kabul etmekle birlikte, onun yeni bir anlaşmaya bağlı kalınmasını sağlayabileceği düşüncesini ‘iyimser bir bakış açısı’ olarak değerlendiren Clawson, Rızai’nin haziran ayında imzalanan mutabakat zaptının ardından yaşanan gelişmeler üzerinde tam kontrole sahip olup olmadığının kesinlikle açık olmadığını belirtti. Clawson, sertlik yanlısı bazı çevrelerin Rızai’nin bilgisi, hatta onayı olmadan harekete geçmiş olabileceği ihtimalini de yüksek görüyor. Ona göre mevcut iktidar yapısı, bağımsız hareketlere geniş bir alan tanıyor. Bu da müzakere yürütebilme kapasitesi ile varılan anlaşmanın uygulanmasını garanti edebilme gücünün birbirinden farklı olduğu anlamına geliyor.

Bununla birlikte Clawson, söz konusu güç odaklarının kontrol altına alınabileceği ihtimalini de dışlamıyor. İran’ın aylardır İsrail’e saldırı düzenlememesini örnek gösteren Clawson, bunu yetkililerin belirli bir yol üzerinde uzlaşabildiğinin ve bu çizgiyi herkese kabul ettirebildiğinin göstergesi olarak değerlendiriyor. Aynı durumun Washington ile yapılacak bir anlaşma için de geçerli olabileceğini söylüyor. Bu değerlendirme, Rızai’nin nüfuzunun kesin bir güvenceye dönüşmediği, ancak yine de bir uzlaşma ihtimalinin bulunduğu sonucunu ortaya koyuyor.

Hava köprüsü

İsrail Yayın Kurumu, ABD’ye ait 10 askeri kargo uçağının Teksas eyaletinden gelerek Necef’teki Ovda ve Nevatim üslerine indiğini bildirdi. ABD’den resmi bir doğrulama gelmezken, uçakların taşıdığı yükün niteliği de açıklığa kavuşmadı. Kurumun aktardığı İsrailli bir yetkili, yakın koordinasyonun sürdüğünü ve Trump’ın verebileceği çeşitli kararlara karşı hazırlıklı olduklarını belirtti.

Bu hareketlilik, Wall Street Journal gazetesinin aktardığı daha kapsamlı hazırlıkların bir parçası. Söz konusu hazırlıklar arasında hava savunmasının güçlendirilmesi, mühimmat ve ikmal stoklarının artırılması, bazı askerlerin saldırılara açık bölgelerdeki mevzilerden uzaklaştırılması ve İsrail’e ek bir Patriot hava savunma bataryasının gönderilmesi yer alıyor.

Ayrıca bazı haberlerde, kasım ayında bölgeye ilave bir uçak gemisinin ulaşmasının beklendiği belirtildi. Savunma amaçlı takviyeler, İran’ın verebileceği olası bir karşılığa ve bu karşılığın ABD üsleriyle bölgedeki tesislere yayılma ihtimaline karşı hazırlık yapıldığını gösteriyor. Bu da saldırıyı başlatma kapasitesine sahip olmanın, savaşı sona erdirme kararını verme veya çatışmanın sınırlarını kontrol etme gücüne sahip olmak anlamına gelmediğini ortaya koyuyor.

cdsfrgth
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan fotoğrafta, Ortadoğu bölgesi üzerinde uçtuğu belirtilen bir F-16 savaş uçağı görülüyor.

Şarku'l Avsat'ın Axios'tan aktardığı habere göre Cooper’ın Trump’a verdiği brifingde askeri hazırlıkların yanı sıra deniz ablukasının etkinliğinin, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol tankerlerinin çıkışının engellenmesinin ve ABD Hazine Bakanlığı ile eş güdüm içinde yürütülen ekonomik baskının da ele alındığını bildirdi. Ancak toplantı, askeri alternatiflerin değerlendirilmesinin yanı sıra mevcut baskı araçlarının da gözden geçirildiği bir değerlendirme niteliği taşıyordu. Başka bir ifadeyle, abluka siyasi bir değişim sağlayabilir mi, yoksa anlaşmaya giden yolu açmadan yıpratma sürecini mi uzatır?

Washington Enstitüsü araştırmacısı Farzin Nadimi ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ablukanın süresiz olarak sürdürülebilmesi mümkün olsa da İran’ı bir noktada buna sert bir karşılık vermeye itebileceğini söyledi. Nadimi, Beyaz Saray’ın, yaptırımlara rağmen Tahran’ın füze kapasitesini ve nükleer programıyla bağlantılı yeteneklerini yeniden geliştirdiğini düşündüğünü belirtti. Bunun ve muhtemel diğer etkenlerin Trump’ı acil bir karar almaya yöneltebileceğini ifade etti. Nadimi’ye göre, taraflardan hiçbirinin istemediği büyük bir tırmanışı önlemek amacıyla arabuluculuk çabaları ilerliyor. Ancak ona göre böyle bir tırmanışın gerçekleşmesi giderek daha kaçınılmaz hale geliyor.

Stratejisiz saldırılar

Bu noktada Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü araştırmacısı Brian Katulis, ABD’nin yaklaşımının temelini sorguluyor. Katulis, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin İran politikasını ‘istikrarsız’ olarak nitelendirerek son gelişmelerin ‘çaresizlik koktuğunu’ söyledi. Bu gelişmelerin, Washington’ın kendi çıkarlarına ve bölgedeki ortaklarının menfaatlerine hizmet edecek tutarlı ve etkili bir diplomatik stratejiden yoksun biçimde hareket ettiğini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

Katulis’e göre, yeni bir dizi saldırı tehdidinin stratejik durumu köklü biçimde değiştirmesi ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki nüfuzu, nükleer programı ve balistik füze cephaneliği gibi temel sorunları çözmesi pek olası değil.

Yeni bir saldırı turunun büyük olasılıkla ‘stratejisiz saldırılar’ olacağı uyarısında bulunan Katulis, bunun hedefleri açık biçimde belirlenmemiş bir askerî harekât anlamına geleceğini ifade etti.

scdfgt
Ortadoğu sularındaki USS Rafael Peralta destroyerinin güvertesinden havalanan bir helikopter (CENTCOM)

Askerî açıdan değerlendirmelerde bulunan Nadimi ise kısa ve yoğun bir harekâtla arzu edilen tüm sonuçların elde edileceğine dair ‘hiçbir garanti bulunmadığını’ vurguladı. Ciddi askerî ve ardından siyasi hedeflere ulaşmak için genellikle kesin zaman sınırları belirlemekten ve bunları karşı tarafa açıklamaktan kaçınmak gerektiğini belirten Nadimi, resmen savaş ilan edilmeden yürütülen operasyonların süresine ilişkin anayasal kısıtlamaların da dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

Nadimi, İran’a karşı gerçekleştirilecek herhangi bir ‘kısa ve yoğun’ askerî harekâtın başlı başına tehlikeli bir tırmanış anlamına geleceği ve büyük olasılıkla tüm bölgeyi çatışmanın içine çekeceği uyarısında bulundu. Böylece mesele, Washington’ın yalnızca saldırıyı gerçekleştirme kapasitesi değil, saldırının sonuçlarını kontrol altında tutup tutamayacağı sorusuna dönüşüyor.

ABD ile İsrail arasındaki görüş ayrılıkları da tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Haaretz gazetesinin haberine göre İsrail askerî kurumları, Washington’ın hızlı bir saldırı turunun ardından İsrail’in hedeflerini karşılamayan bir anlaşmayla süreci sonlandırmasından endişe ediyor.

İsrail tarafı, kısa süreli saldırıların ne rejimi devireceğini ne de İran’ın nükleer programını durduracağını düşünüyor. Bu kaygılar, iki ülke arasındaki yoğun askerî koordinasyonun yanıtlayamadığı bir soruyu gündeme getiriyor: Amaç, bir anlaşmanın şartlarını iyileştirmek mi, yoksa bu anlaşmayı imzalayacak rejimi değiştirmek mi? Bu soruya verilecek yanıtın farklı sonuçları bulunurken, ABD’deki ara seçimlere günler kala askerî hareketliliğin zamanlaması da her iki sürecin üzerindeki baskıyı artırıyor.

Haberlere göre seçimlerin ardından bir harekât düzenlenmesine yönelik hazırlıklar yapılıyor. Ancak bu hazırlıkların seçim takvimiyle ilişkilendirilmesi, harekâtın siyasi hedeflerini açıklığa kavuşturmadığı gibi Washington’ın öngördüğü sınırlar içinde kalacağını da garanti etmiyor.

Güven ve meydan okuma

Ancak Clawson, müzakerelerdeki çıkmazı İran’daki iktidar çevreleri arasındaki bölünmelerle sınırlı görmüyor. Taviz verilmesinin önündeki iki temel engel belirliyor: İranlıların krizleri iyi yönettiklerine, ABD’den daha uzun süre dayanabileceklerine ve bölge ülkelerini korkutmayı başardıklarına inanmaları; ayrıca ABD yönetimine, özellikle de Trump’a güven duymamaları.

Clawson, ikilemi şu soruyla özetliyor: Washington karşılıklı taahhütlerini yerine getirmeyecekse taviz vermenin ne anlamı var? Ona göre bu iki faktör, İranlı seçkinlerin yeni bir anlaşmaya destek vermesini iç bölünmelerden daha fazla sınırlıyor.

 dvfb
Tahran’daki Azadi Meydanı’nda İran füze sisteminin yanında Trump’ın resminin yer aldığı bir afiş (Reuters)

Üç uzmanın değerlendirmeleri, çıkmazın farklı boyutlarını ortaya koyuyor. Clawson, Tahran’ın bir anlaşmayı uygulayacağının garanti edilemeyeceğine dikkat çekerken İran’ın dayanma gücüne duyduğu güveni ve Washington’a yönelik güvensizliğini vurguluyor. Katulis, saldırıları siyasi kazanımlara dönüştürebilecek bir stratejinin varlığını sorguluyor. Nadimi ise harekâtın kısa tutulmasının tırmanışın genişlemesini engellemeyeceği uyarısında bulunuyor. Tüm bu değerlendirmelerin ortasında temel soru varlığını koruyor: Tahran’da uzlaşma kararını kim alabilir ve uygulayabilir? Washington savaş yoluyla neyi değiştirebilir ve ardından bu değişimi müzakereler yoluyla nasıl kalıcı hale getirebilir?


İsrail Büyükelçisi'nin Somaliland'a gelişi Afrika Boynuzu'ndaki gerilimi artırıyor

Somaliland Bölgesi Başkanı, geçen eylül ayında ABD'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ile bir araya geldi. (Bölge Başkanlığı'nın X hesabı)
Somaliland Bölgesi Başkanı, geçen eylül ayında ABD'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ile bir araya geldi. (Bölge Başkanlığı'nın X hesabı)
TT

İsrail Büyükelçisi'nin Somaliland'a gelişi Afrika Boynuzu'ndaki gerilimi artırıyor

Somaliland Bölgesi Başkanı, geçen eylül ayında ABD'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ile bir araya geldi. (Bölge Başkanlığı'nın X hesabı)
Somaliland Bölgesi Başkanı, geçen eylül ayında ABD'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ile bir araya geldi. (Bölge Başkanlığı'nın X hesabı)

Afrika Boynuzu'nda, İsrail'in Somaliland bölgesindeki fiilî varlığıyla birlikte yeni bir dönem başlıyor. İsrail'in ilk büyükelçisi Michael Lotem, görevini yürütmek ve Tel Aviv'in büyükelçiliğini açmak üzere Hargeisa'ya geldi.

İsrail'in bölgedeki fiilî varlığı, Somaliland'ın daha geniş uluslararası tanınma elde etme ihtimalini artırabilir. Ancak Afrika işleri uzmanlarına göre bu gelişme, İsrail'in bölgedeki nüfuzunu genişletme girişimleriyle birlikte Afrika Boynuzu'ndaki gerilimi de artırabilir. Somali, Mısır, Cibuti ve Türkiye'nin başını çektiği bölge ülkelerinden endişe ve itirazların gelmesi bekleniyor.

İsrail'den yeni hamle

Somaliland Today adlı internet haber sitesi, İsrail'in ilk büyükelçisi Michael Lotem'in Cuma günü Hargeisa'ya gelerek Somaliland Başkanı Abdurrahman Arro'ya güven mektubunu sunacağını bildirdi. Site, bu gelişmeyi “ikili ilişkiler açısından tarihî bir gün” olarak nitelendirdi.

Habere göre, güven mektubunun sunulmasının ardından yetkililer, Hargeisa'da yeni İsrail büyükelçiliğinin temel atma törenine ev sahipliği yapacak.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesine ilk büyükelçisi olarak Michael Lotem'i nisan ayında atamıştı. Bu adım, Somaliland yönetiminin şubat ayında Muhammed Hacı'yı İsrail nezdinde büyükelçi olarak görevlendirmesinin ardından geldi.

İki ay sonra Somaliland Başkanı, Kudüs'te İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile görüştü. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamaya göre Arro, ziyaretin önemine dikkat çekerek, “Bu ziyaret özel bir önem taşıyor. Somaliland Cumhurbaşkanı'nın başka bir ülkeye gerçekleştirdiği ilk resmî devlet ziyareti” ifadelerini kullandı.

Somalilandlı siyasi analist Abdülkerim Said Salih, Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, İsrail büyükelçisinin bölgeye gelişinin, Tel Aviv'in özellikle Aden Körfezi kıyılarında ve Babülmendeb Boğazı yakınlarında Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunu genişletme isteğini yansıttığını söyledi.

Salih'e göre İsrail, Somaliland'ı potansiyel bir stratejik ortak olarak görüyor. Somaliland açısından ise bu yakınlaşma, uluslararası ilişkilerini güçlendirmek ve daha geniş çaplı tanınma elde etme çabalarına destek sağlamak için bir fırsat oluşturuyor.

Afrika işleri uzmanı Abdülveli Cami Berri de Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, İsrail büyükelçisinin gelişinin Afrika Boynuzu'ndaki dengeler açısından önemli bir değişime işaret ettiğini belirtti. Berri, İsrail'in Aden Körfezi ve Kızıldeniz'deki siyasi ve güvenlik nüfuzunu genişletmeye yöneldiğini, bu bölgelerin Babülmendep Boğazı ve Yemen'e yakınlıkları nedeniyle stratejik önem taşıdığını ifade etti.

dfrgthyj
Somaliland Bölgesi Başkanı, geçtiğimiz eylül ayında ABD ziyareti sırasında İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ile bir araya geldi. (Somaliland Başkanlığı'nın X hesabı)

Berri'ye göre bu yakınlaşma Somaliland'a uluslararası alandaki varlığını güçlendirme fırsatı sunarken, İsrail'e de coğrafi açıdan son derece önemli bir bölgede ortak kazandırıyor.

Endişelerin artması bekleniyor

Somali ve bölge ülkeleri söz konusu son gelişmeye ilişkin henüz açıklama yapmadı. Ancak İsrail'in Somaliland'ı tanıma kararından bu yana çok sayıda Arap ülkesi, Mogadişu yönetiminin bölgenin tanınmasına karşı çıkan tutumuna destek verdi ve İsrail'in kararını kınayan açıklamalar yayımladı.

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland yönetiminin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açma niyetini açıklamasını kınayan ülkeler arasında yer aldı. Arap Birliği de o dönemde bu adımın “Afrika Boynuzu'ndaki gerilim odaklarını derinleştirebileceği” uyarısında bulundu.

İsrail büyükelçisinin Somaliland'a gelişinin Mogadişu ve bölge ülkelerinin hesaplamalarına etkisini değerlendiren Salih, bu gelişmenin Somali hükümetinin toprak bütünlüğü ve egemenliğine ilişkin endişelerini artırabileceğini söyledi. Salih, bölgedeki rekabet halindeki siyasi, ekonomik ve güvenlik çıkarları nedeniyle Etiyopya, Mısır, Türkiye ve Cibuti'nin de hesaplarının etkilenebileceğini belirtti.

İsrail ile Somaliland arasındaki yakınlaşmanın yeni güvenlik ve askerî düzenlemelerin önünü açıp açmayacağına ilişkin ise Salih, istihbarat paylaşımı, askerî eğitim, deniz güvenliği ve gemi trafiğinin izlenmesini kapsayan bir iş birliğinin genişletilmesinin mümkün olduğunu ifade etti. Ancak güvenlik iş birliği ile askerî üs kurulması arasında ayrım yapılması gerektiğini vurgulayan Salih, Berbera Limanı'nda İsrail askerî üssü kurulacağına ilişkin resmî bir doğrulama bulunmadığını kaydetti.

Bu yakınlaşmanın Kızıldeniz güvenliğine olası etkilerine değinen Salih, Somaliland'ın deniz ulaşımının korunmasındaki stratejik önemini artırabileceğini, ancak bölgedeki askerî ve güvenlik rekabetini de yoğunlaştırabileceğini söyledi.

Salih, gelişmenin Afrika Boynuzu'ndaki jeopolitik dengelerde önemli bir değişimi yansıttığını belirterek, Somaliland'ın uluslararası görünürlüğünü artırmak için İsrail ile ilişkilerini değerlendirmeye çalıştığını, İsrail'in ise dünyanın en önemli deniz ticaret yollarından birinin yakınında nüfuzunu genişletmeyi hedeflediğini ifade etti. Yakınlaşmanın sonuçlarının, iki taraf arasındaki iş birliğinin niteliğine ve bölge ülkelerinin çıkarları ile Kızıldeniz güvenliği üzerindeki etkilerine bağlı olacağını dile getirdi.

Berri ise söz konusu hamlenin Somali açısından toprak bütünlüğü ve ulusal egemenliğe yönelik bir meydan okuma oluşturduğunu, federal hükümetin onayı olmadan yabancı güvenlik ve askerî düzenlemeler yapılması ihtimalinin endişe yarattığını belirtti.

Berri'ye göre Mısır, gelişmeleri Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı'nın güvenliği açısından değerlendiriyor. Eritre, Kızıldeniz'deki güvenlik dengesinin korunmasına odaklanırken Cibuti ise limanlar, deniz nüfuzu ve bölgesel ticaret alanlarında rekabetin doğuracağı sorunlarla karşı karşıya kalabilir.

Yakınlaşmanın özellikle Berbera Limanı ve Havalimanı çevresinde istihbarat iş birliği, askerî eğitim ve lojistik kolaylıklar şeklinde gelişebileceğini belirten Berri, olası bir İsrail askerî üssünün Husiler ve İran ile gerilimi artırabileceğini, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde askerî hareketliliği yoğunlaştırabileceğini ve uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini etkileyebileceğini savundu.


Rubio: Trump, İran'a yönelik hava saldırılarının yeniden başlatılması konusunda henüz karar vermedi

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atlanta'da düzenlenen G20 Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın açılışında konuşuyor. (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atlanta'da düzenlenen G20 Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın açılışında konuşuyor. (AP)
TT

Rubio: Trump, İran'a yönelik hava saldırılarının yeniden başlatılması konusunda henüz karar vermedi

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atlanta'da düzenlenen G20 Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın açılışında konuşuyor. (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atlanta'da düzenlenen G20 Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın açılışında konuşuyor. (AP)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik askerî operasyonların yeniden başlatılması konusunda henüz bir karar vermediğini belirtti.

Rubio, dün düzenlediği basın toplantısında, ABD ile İran arasındaki çatışmaları sona erdirmeyi amaçlayan ve Katar'ın öncülüğünde yürütülen görüşmeler için belirlenmiş bir takvim olup olmadığını bilmediğini söyledi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre İranlı yetkililerin Doha'da Katarlı arabulucularla görüşmeler gerçekleştiriyor.

Rubio ayrıca, Georgiya eyaletinin Atlanta kentinde düzenlenen G20 Dışişleri Bakanları Toplantısı sırasında Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile kısa bir görüşme yaptığını belirtti. Görüşmede, gelecek ay Çin'de düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında bir görüşme yapılması ihtimali ele alındı.

Rubio, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin de Trump'ın katılımının “olumlu bir sonuç doğurabileceğini” düşünmesi halinde, aralık ayında Miami'de düzenlenmesi planlanan G20 Liderler Zirvesi'ne davet edilebileceğini ifade etti.