Taliban, eski bir Guantanamo tutuklusunu İçişleri Bakan Yardımcısı olarak atadı

El Kaide ile yakın bağları olan Hakkani ağında önde gelen bir lider

Guantanamo Körfezi'nde tutulan ve 2014 yılında bir mahkûm takasında serbest bırakılan eski Taliban mahkumları Muhammed Nebi Ömeri (solda) ve Hayrullah Hayırhuda (sağda), 8 Temmuz 2019'da Katar'ın başkenti Doha'da Afganistan içi diyalog görüşmelerine katılmışlardı. (Getty)
Guantanamo Körfezi'nde tutulan ve 2014 yılında bir mahkûm takasında serbest bırakılan eski Taliban mahkumları Muhammed Nebi Ömeri (solda) ve Hayrullah Hayırhuda (sağda), 8 Temmuz 2019'da Katar'ın başkenti Doha'da Afganistan içi diyalog görüşmelerine katılmışlardı. (Getty)
TT

Taliban, eski bir Guantanamo tutuklusunu İçişleri Bakan Yardımcısı olarak atadı

Guantanamo Körfezi'nde tutulan ve 2014 yılında bir mahkûm takasında serbest bırakılan eski Taliban mahkumları Muhammed Nebi Ömeri (solda) ve Hayrullah Hayırhuda (sağda), 8 Temmuz 2019'da Katar'ın başkenti Doha'da Afganistan içi diyalog görüşmelerine katılmışlardı. (Getty)
Guantanamo Körfezi'nde tutulan ve 2014 yılında bir mahkûm takasında serbest bırakılan eski Taliban mahkumları Muhammed Nebi Ömeri (solda) ve Hayrullah Hayırhuda (sağda), 8 Temmuz 2019'da Katar'ın başkenti Doha'da Afganistan içi diyalog görüşmelerine katılmışlardı. (Getty)

Taliban, Guantanamo Körfezi'nde eski bir tutuklu ve El Kaide ile yakın bağları olan Hakkani ağının önde gelen liderlerinden Muhammed Nebi Ömeri 'yi İçişleri Bakanı Siracuddin Hakkani’nin Birinci Yardımcısı olarak atadı. Ömeri, beş yıl boyunca üssünden ve ailesinden uzakta Taliban Hareketi tarafından alı konulan bir Amerikan askeri olan Bowe Bergdahl’a karşılık serbest bırakılan ‘Guantanamo’daki beş Afgan tutukludan biriydi. Long War Journal tarafından yayınlanan bir rapora göre eski ‘Guantanamo’ tutuklusunun atanması, Hakkani'nin Afgan İçişleri Bakanlığı'nın yeteneklerini güçlendirme yaklaşımına ışık tuttu. Taliban sözcüsü Zebihullah Mücahid, eyalet valileri ve diğer önemli Taliban liderlik pozisyonları da dahil olmak üzere bir dizi başka değişikliğin yanı sıra Ömeri'nin atandığını duyurdu. Muhammed Nebi Ömeri daha önce Afganistan'ın doğusunda Hakkani Ağı tarafından kontrol edilen birkaç önemli vilayetten biri olan Host'ta Taliban valisi olarak görev yapmıştı.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Ömeri, yeni Taliban hükümetinde üst düzey görevlere atanacak olan Hakkani Ağı'nın kilit liderlerinden biri olarak görülüyor. Bununla birlikte Siracuddin Hakkani İçişleri Bakanı, Halil-ur-Rahman Hakkani Mülteciler Bakanı, Molla Tac Mir Cevad İstihbarat Müdürü Birinci Yardımcısı ve Hacı Mali Han Logar Eyaleti’ne vali olarak görevlendirildi.
Ömeri, 2002 yılında Afganistan'da ABD güçleri tarafından tutuklanmıştı. Bagram Hapishanesi’nde tutulan Ömeri ardından 2014 yılına kadar tutulduğu Guantanamo Hapishanesi’ne götürüldü. Serbest bırakıldıktan sonra Ömeri, Taliban ile birlikte çalıştığı Katar'a gitti. ABD ile müzakere gerçekleştiren Taliban ekibinin bir parçasıydı. Ömeri, ABD'nin El Kaide ve başka bir terörist grupla yakın bağları nedeniyle terör örgütü olarak listelediği Taliban'ı ve onun tehlikeli alt grubu Hakkani Ağı'nı destekleme konusunda uzun bir geçmişe sahip.
Guantanamo'daki Müşterek Görev Gücü'ne göre Ömeri, ABD tarafından tutuklanmadan önce, Taliban'da üst düzey bir yetkiliydi ve birçok liderlik pozisyonunda görev yaptı. Muhammed Nebi Ömeri'nin Host ilindeki El Kaide ve Taliban arasındaki ortak bir hücrenin üyesi olduğu, ABD ve Koalisyon Güçleri’ne karşı saldırılara karıştığı iddia ediliyor. Ömeri aynı zamanda Siracuddin Hakkani’nin 2018'de ölen babası Celaleddin Hakkani'nin de ‘yakın ortağıydı’ ve Hakkani Ağı ile çalıştı. El Kaide ve diğer terörist gruplarla bağları nedeniyle ABD tarafından özel olarak belirlenmiş küresel teröristler listesine dahil edilen Siracuddin, Taliban'ın lider yardımcılarından biri ve Afganistan Emirliği'nin İçişleri Bakanı olarak görev yapıyor. Siracuddin Hakkani'nin Birleşmiş Milletler Yaptırımlar ve İzleme Ekibi'nin ‘El Kaide'nin liderlerinden biri’ olarak tanımladığı, ‘Taliban’ içindeki en güçlü ve etkili lider olduğu belirtiliyor.
Ömeri’nin oğlu Abdulhak, geçtiğimiz temmuz ayında Host vilayetindeki çatışmalar sırasında öldürülmüştü. Babası gibi Abdulhak da Hakkani Ağı içinde savaştı. ‘Taliban’ Hareketi, internet sitesinde Grubun Emiri Molla Hibetullah Ahundzade de dahil olmak üzere liderlerinin, Afganistan'ın işgaline karşı yürütecekleri kampanyada oğullarını kaybetmeye hazır olduklarına dikkat çekerek ‘Cihad'ın Sesi’ adlı bir bildiriyle Abdulhak'ın öldürülmesini kutladı. Ahundzade’nin oğlu, Helmand Eyaletindeki Afgan güvenlik güçlerini hedef alan 2017 intihar saldırısında ölmüştü.
Hareket, otuzdan fazla bakan ve üst düzey yetkilinin yer aldığı kabinesine eski Guantanamo mahkumlarından beş kişiyi atadı. Bunların arasında 1968 yılında Host eyaletinde doğan ve İsmailkhel kabilesine mensup olan Muhammed Nebi Ömeri de bulunuyor. ABD kuvvetleri onu 28 Ekim 2002'de Taliban hareketiyle askeri yetkili ve Afgan-Pakistan sınırına yakın askeri tümen komutanı olarak çalıştığı gerekçesiyle Host'ta tutuklayarak Guantanamo Hapishanesi’ne göndermişti. Ömeri, eski Afgan Devlet Başkanı Burhaneddin Rabbani hükümetinde Host ilinde polis şefi olarak çalışmıştı. Ardından ‘Taliban’ hareketine katıldı ve onu Host vilayetindeki hareketin militanlarına liderlik etmesi için görevlendirdiler.
Haziran 2014’te, bir Amerikan askeri olan Bergdahl karşılığında bir esir değişimi anlaşmasıyla ‘Taliban Beşlisi’ olarak bilinen dört kişiyle birlikte Guantanamo Körfezi'nden Katar Devleti'ne gönderilmişti.
Yeni hükümetteki beş yetkilinin eski ‘Guantanamo’ tutukluları arasından seçilmesi, Afganistan içinde ve dışında geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Taliban geçiş hükümetinin başına BM kara listesinde bulunan Molla Muhammed Hasan Ahund’u atadı. Hareket, İçişleri Bakanlığı'nı ABD'nin terör örgütleri listesinde yer alan ve ABD tarafından bizzat aranan bir şebekenin lideri olan Siracuddin Hakkani'ye atadı. 2014 takas anlaşmasındaki beş Taliban mahkûm, hareketin ABD askeri Bergdahl'ı serbest bırakması karşılığında serbest bırakılmıştı. Peki, bu asker kim?
28 Mart 1985'te ABD’de doğan Bergdahl, Koalisyon Güçleriyle birlikte ‘11 Eylül 2001’den sonra askeri bir görevle Afganistan'a geldi. Ülkenin güneydoğusundaki Paktia eyaletinde görevlendirilmişti. Paktia eyaletindeki üssünü terk eden Amerikalı asker Bergdahl, dönüşünde 2009 yılında ‘Hakkani Ağı’ üyesi Molla Senkin'e bağlı silahlı kişiler tarafından tutuklandı. Bergdahl, Washington'un 20 yıl önce Afganistan'a savaş açmasından bu yana Afganistan'da yakalanan tek ABD askeri oldu. Guantanamo Körfezi'nde gözaltına alınan beş üst düzey liderinin serbest bırakılması karşılığında Afganistan'da beş yıl esir tutulduktan sonra serbest bırakılmıştı.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz perşembe günü yaptığı açıklamada, Afganistan'ın bölgedeki en acil güvenlik sorunlarından biri olmaya devam ettiğini söyledi. Rus ‘Sputnik’ haber ajansına göre, Astana'daki Bağımsız Devletler Topluluğu Zirvesi sırasında şu açıklamada bulundu:
“ABD ve NATO'nun 20 yılı aşkın bir süredir bu ülkede askeri varlığı ve politikalarının başarısızlığı, terör tehditleriyle ilgili sorunları bağımsız olarak çözemediğini göstermiştir. Afgan topraklarındaki durumu normalleştirmek için elbette ekonomik toparlanmayı ortaklaşa teşvik etmek gerekiyor. İşgal yıllarında Afganlara verilen zararın tazminini ve yasa dışı olarak dondurulan Afgan fonlarının serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”



İran’daki protestolara müdahalede can kaybı en az 7 bine ulaştı

İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
TT

İran’daki protestolara müdahalede can kaybı en az 7 bine ulaştı

İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)

İran genelinde geçen ay patlak veren protestolara yönelik güvenlik güçlerinin müdahalesinde hayatını kaybedenlerin sayısının en az 7 bin 2’ye yükseldiği bildirildi. Aktivistler, ölü sayısının artmaya devam ettiğini ve gerçek bilançonun daha da ağır olabileceğini belirtti.

Gösterilerde hayatını kaybedenlerin sayısının kademeli olarak yükselmesi, İran’ın hem iç cephede hem de uluslararası alanda karşı karşıya bulunduğu baskıyı derinleştiriyor. Tahran, nükleer dosya kapsamında ABD ile yürütülen müzakereleri sürdürmeye çalışsa da ikinci tur temasların ne zaman ve hangi çerçevede yapılacağı belirsizliğini koruyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ise ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmede, İran’a yönelik taleplerin daha da sıkılaştırılması gerektiğini savunduğu aktarıldı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, görüşmede bağlayıcı bir karar alınmadığını belirterek, İran’la müzakerelerin sürdürülmesi yönündeki tutumunu yineledi. Olası bir anlaşmanın tercihleri olacağını İsrail Başbakanı’na ilettiğini kaydeden Trump, diplomatik sürecin sonuç vermesi halinde bunun Washington açısından öncelikli seçenek olacağını ifade etti.

Öte yandan İran içinde, rejimin muhalefeti kapsamlı biçimde bastırmasına yönelik öfke dinmiş değil. Önümüzdeki günlerde, hayatını kaybedenlerin ailelerinin geleneksel 40. gün yas törenlerini düzenlemesiyle gerilimin yeniden artabileceği belirtiliyor.

Aktivistlerin açıkladığı bilanço yükseliyor

ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), son rakamı açıklayan kuruluş oldu. Kurumun, İran’daki önceki protesto dalgalarında ölü sayısını tespit etmede isabetli olduğu ve ülke içindeki aktivist ağı aracılığıyla bilgileri doğruladığı biliniyor. İletişim kanallarının kesintiye uğraması nedeniyle verilerin çapraz kontrolünün zaman aldığı, bu nedenle bilançonun kademeli olarak güncellendiği ifade edildi.

İran hükümeti ise 21 Ocak’ta yaptığı açıklamada, protestolarda 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. İran’daki yönetimin geçmişte yaşanan toplumsal olaylarda can kayıplarını eksik bildirdiği ya da hiç açıklamadığı biliniyor.

Associated Press (AP), İran’da internet erişiminin ve uluslararası telefon bağlantılarının kesintiye uğratılması nedeniyle ölü sayısını bağımsız olarak doğrulayamadığını bildirdi.

Can kaybındaki artış, İran’ın nükleer programı konusunda ABD ile yürüttüğü müzakereler sürerken yaşanıyor.

İran dosyasında diplomasi trafiği

Üst düzey İranlı güvenlik yetkilisi Ali Laricani, çarşamba günü Katar’da Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile bir araya geldi. Katar, haziran ayında ABD’nin İran’daki nükleer tesisleri bombalamasının ardından İran’ın hedef aldığı büyük bir ABD askerî üssüne ev sahipliği yapıyor. Söz konusu saldırı, İran ile İsrail arasında 12 gün süren savaşın ardından gerçekleşmişti.

Laricani’nin ayrıca Katar’da Filistinli Hamas yetkilileriyle, salı günü ise Umman’da Tahran destekli Yemenli Husilerle görüştüğü bildirildi.

Laricani, Katar merkezli El Cezire televizyonuna yaptığı açıklamada, Umman’da ABD’den herhangi bir somut teklif almadıklarını ancak “mesaj alışverişi” yapıldığını kabul etti.

İran ile Arap Körfezi’nde dev bir doğal gaz sahasını paylaşan Katar, geçmişte de Tahran ile yürütülen müzakerelerde önemli bir arabulucu rolü üstlenmişti. Katar resmi haber ajansı, Emir Şeyh Temim bin Hamad Al Sani’nin Trump ile “bölgedeki mevcut durum ve gerilimi azaltmaya, bölgesel güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik uluslararası çabalar” hakkında görüştüğünü aktardı.

ABD, İran’a baskıyı artırmak amacıyla uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ü, savaş gemilerini ve savaş uçaklarını Orta Doğu’ya sevk etti. Washington yönetimi, gerektiğinde İran’a yönelik askerî seçenekleri masada tutuyor.

ABD güçleri, Lincoln’e fazla yaklaştığını belirttikleri bir insansız hava aracını düşürdüklerini ve İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’nda durdurmaya çalıştığı ABD bayraklı bir gemiye müdahale ettiklerini açıkladı.

Trump, Axios haber sitesine verdiği demeçte, bölgeye ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini belirterek, “Oraya doğru ilerleyen bir armadamız var ve bir başkası da yolda olabilir” dedi.

Nobel Ödüllü Muhammedi için endişe

Norveç Nobel Komitesi, 2023 Nobel Barış Ödülü sahibi Nergis Muhammedi’nin gözaltına alınışı sırasında şiddete maruz kaldığı, fiziksel istismara uğradığı ve hayati risk taşıyan kötü muameleye tabi tutulduğuna dair güvenilir bilgiler aldıklarını belirterek derin endişe duyduklarını açıkladı.

Komite, Muhammedi’nin aralık ayında gözaltına alınırken darp edildiğine ve gözaltı sürecinde kötü muamelenin sürdüğüne dair bilgi aldıklarını belirterek derhal ve koşulsuz serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, “Kendisine yeterli ve sürekli tıbbi takip imkânı sağlanmamakta, ağır sorgu ve baskılara maruz bırakılmaktadır. Birkaç kez bayıldığı, tehlikeli derecede yüksek tansiyon sorunu yaşadığı ve şüpheli meme tümörleri için gerekli kontrollerden mahrum bırakıldığı bildirilmektedir” denildi.

İran yargısı, 53 yaşındaki Muhammedi’yi yedi yılı aşkın ek hapis cezasına çarptırdı. Destekçileri, Aralık 2024’te sağlık gerekçesiyle geçici izinle serbest bırakılmasının ardından yeniden tutuklanma riski bulunduğu yönünde aylardır uyarıda bulunuyordu.


Çin, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu açıkladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
TT

Çin, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu açıkladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)

Çin bugün yaptığı açıklamada, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu duyurdu. Bu açıklama, İsrail güvenlik kabinesinin işgal altında bulunan Batı Şeria’daki kontrolü artıracak tedbirleri onaylamasından kısa bir süre sonra geldi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, düzenlediği basın toplantısında, “Çin, işgal altındaki Filistin topraklarında yeni yerleşim birimleri kurulmasına daima karşı çıkmıştır ve Filistin topraklarının ilhak edilmesine veya üzerinde herhangi bir ihlale yönelik tüm girişimlere karşıdır” dedi.

Diğer yandan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İsrail’in yeni tedbirlerinin “işgal altında bulunan Batı Şeria’daki kontrolü daha da pekiştireceğini ve bu toprakların İsrail’e entegrasyonunu hızlandıracağını, dolayısıyla yasa dışı ilhakı güçlendireceğini” söyledi.

Volker Türk, bu önlemlerin, Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları, zorla göç ettirme operasyonları, evlerin yıkılması, topraklara el konulması, hareket kısıtlamaları ve diğer ihlaller bağlamında gerçekleştiğini belirtti. Bu ihlaller, BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından belgelenmiş durumda.

İsrail, 1967’den bu yana Batı Şeria’yı işgal altında tutuyor. Doğu Kudüs hariç, Batı Şeria’da uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşimlerde 500 binden fazla İsrailli yaşıyor. Bölgede yaklaşık 3 milyon Filistinli bulunuyor.

Volker Türk dün yaptığı açıklamada, İsrail’in Batı Şeria’daki kontrolünü sıkılaştırarak yerleşimleri genişletme planlarının, toprakların yasa dışı ilhakını kalıcı hale getirme yönünde bir adım teşkil ettiğini belirtti.


‘Epstein hayaleti’ Trump yönetimini rahatsız ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
TT

‘Epstein hayaleti’ Trump yönetimini rahatsız ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)

Jeffrey Epstein dosyaları, Başkan Donald Trump yönetimini sarsarak, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’i de kapsayabilecek skandallarla ilgili raporlara karşı hükümeti savunma pozisyonuna itti. Epstein, çocuk istismarı suçundan hüküm giymiş bir milyarder olup 2019’da cezaevinde ölmüştü.

Geçtiğimiz salı günü Senato Bütçe Komitesi’nde temsilcilerle yüzleşen Lutnick, 2012’de ailesiyle yaptığı bir ziyaret sırasında Epstein ile görüştüğünü itiraf etti. Bu açıklama, daha önce yaptığı ve Epstein’in 2008’de ilk kez mahkûm edilmesinin ardından 2005’teki görüşmenin ardından iletişimi kestiğini belirten ifadeleriyle çelişiyor. Demokrat Senatör Chris Van Hollen, Lutnick’e, “Buradaki mesele, Jeffrey Epstein ile ilgili herhangi bir suç işlemiş olmanız değil; esas sorun, Kongre’ye, Amerikan halkına ve Epstein’in kurbanlarına, aranızdaki ilişkinin doğasını tamamen yanıltıcı biçimde sunmanız” dedi.

dfvfv
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 10 Şubat 2026’da düzenlediği basın toplantısında (AP)

Lutnick’in istifası yönündeki çağrılar artarken, Beyaz Saray bakanı desteklemeye devam etti. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, “Bakan Lutnick Trump ekibinin vazgeçilmez bir üyesi olarak kalıyor ve Başkan onu tamamen destekliyor” dedi. Bu tutum, birçok kişiyi şaşırttı; özellikle Cumhuriyetçi temsilci Thomas Massie, Lutnick’in görevde kalmasına şaşkınlığını dile getirdi. Massie, skandal nedeniyle İngiltere’de bazı yetkililerin istifa ettiğine dikkat çekerek, “İstifa etmesi gerekiyor. İngiltere’de üç kişi görevlerinden ayrıldı. Bunların arasında ABD’deki İngiliz büyükelçisi ve Lutnick’in yalanlarından çok daha az bir şey yüzünden unvanını kaybeden bir prens de var” ifadelerini kullandı.

Süregelen yankılar

Cumhuriyetçiler, Epstein dosyasının yol açtığı etkilerden rahatsızlık duyuyor; bu durum partide bölünmelere de neden oldu. Temsilciler Meclisi Gözetim ve Hesap Verebilirlik Komitesi Başkanı James Comer, Lutnick’in komite önünde ifade vermesi için çağrılabileceğini açıkladı. Comer, “Hayatta kalan kurbanlara adaletin sağlanmasına yardımcı olabilecek bilgisi olan herkesle konuşmak istiyoruz” dedi.

sdcfvgthy
Epstein belgelerinden alıntılar, 10 Şubat 2026 (EPA)

Adalet Bakanlığı’na, Epstein dosyasındaki diğer belgeleri açıklaması ve mağdurlar dışında isimleri saklamaması yönündeki çağrılar artarken, Cumhuriyetçi Senato lideri tüm belgelerin tamamen kamuoyuna açılmasını talep etti. Şeffaflığın önemine vurgu yapan lider, “Epstein dosyasında isimleri geçen veya dosya kapsamında ortaya çıkabilecek kişiler, konuyla ilgili soruları yanıtlamak zorunda olacak. Amerikan halkı da bu yanıtların yeterli olup olmadığına karar verecek” dedi.

xsc xsc
ABD Adalet Bakanı Pam Bondi, 15 Ekim 2025 tarihinde Beyaz Saray'da Başkan Donald Trump ile birlikte (Reuters)

Beyaz Saray’daki açıklamalar, Adalet Bakanı Pam Bondi’yi belgelerin açıklanmasından sorumlu olarak zor bir konuma soktu. Bondi dün Temsilciler Meclisi Adalet Komitesi’nde ifade verirken, arkasında Epstein’in bazı mağdurları oturuyordu. Bondi, mağdurlara hitaben, “O canavarın eylemleri nedeniyle herhangi bir mağdurun yaşadığı duruma karşı derin üzüntü duyuyorum. Eğer hakkınızda size zarar veren veya kötü muamelede bulunan kişilerle ilgili kolluk kuvvetleriyle paylaşmak istediğiniz bilgiler varsa, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) sizi dinlemeye hazır” dedi. Bakan, “Her türlü suç isnadı ciddi şekilde ele alınacak ve soruşturulacak. Adalet Bakanlığı, suçluları yasal çerçevede en üst seviyede hesap vermeye zorlamaya kararlıdır” diyerek taahhütte bulundu.

Adalet Bakanlığı, Kongre tarafından onaylanan yasaya uyarak tüm Epstein belgelerini açıkladığını savunsa da yasaların mimarları Ro Khanna ve Thomas Massie, bakanlığın halen 6 milyon belgenin 2,5 milyonunu elinde tuttuğunu belirtiyor ve yasaya bağlı kalarak bunların da açıklanmasını talep ediyor.