Taliban, eski bir Guantanamo tutuklusunu İçişleri Bakan Yardımcısı olarak atadı

El Kaide ile yakın bağları olan Hakkani ağında önde gelen bir lider

Guantanamo Körfezi'nde tutulan ve 2014 yılında bir mahkûm takasında serbest bırakılan eski Taliban mahkumları Muhammed Nebi Ömeri (solda) ve Hayrullah Hayırhuda (sağda), 8 Temmuz 2019'da Katar'ın başkenti Doha'da Afganistan içi diyalog görüşmelerine katılmışlardı. (Getty)
Guantanamo Körfezi'nde tutulan ve 2014 yılında bir mahkûm takasında serbest bırakılan eski Taliban mahkumları Muhammed Nebi Ömeri (solda) ve Hayrullah Hayırhuda (sağda), 8 Temmuz 2019'da Katar'ın başkenti Doha'da Afganistan içi diyalog görüşmelerine katılmışlardı. (Getty)
TT

Taliban, eski bir Guantanamo tutuklusunu İçişleri Bakan Yardımcısı olarak atadı

Guantanamo Körfezi'nde tutulan ve 2014 yılında bir mahkûm takasında serbest bırakılan eski Taliban mahkumları Muhammed Nebi Ömeri (solda) ve Hayrullah Hayırhuda (sağda), 8 Temmuz 2019'da Katar'ın başkenti Doha'da Afganistan içi diyalog görüşmelerine katılmışlardı. (Getty)
Guantanamo Körfezi'nde tutulan ve 2014 yılında bir mahkûm takasında serbest bırakılan eski Taliban mahkumları Muhammed Nebi Ömeri (solda) ve Hayrullah Hayırhuda (sağda), 8 Temmuz 2019'da Katar'ın başkenti Doha'da Afganistan içi diyalog görüşmelerine katılmışlardı. (Getty)

Taliban, Guantanamo Körfezi'nde eski bir tutuklu ve El Kaide ile yakın bağları olan Hakkani ağının önde gelen liderlerinden Muhammed Nebi Ömeri 'yi İçişleri Bakanı Siracuddin Hakkani’nin Birinci Yardımcısı olarak atadı. Ömeri, beş yıl boyunca üssünden ve ailesinden uzakta Taliban Hareketi tarafından alı konulan bir Amerikan askeri olan Bowe Bergdahl’a karşılık serbest bırakılan ‘Guantanamo’daki beş Afgan tutukludan biriydi. Long War Journal tarafından yayınlanan bir rapora göre eski ‘Guantanamo’ tutuklusunun atanması, Hakkani'nin Afgan İçişleri Bakanlığı'nın yeteneklerini güçlendirme yaklaşımına ışık tuttu. Taliban sözcüsü Zebihullah Mücahid, eyalet valileri ve diğer önemli Taliban liderlik pozisyonları da dahil olmak üzere bir dizi başka değişikliğin yanı sıra Ömeri'nin atandığını duyurdu. Muhammed Nebi Ömeri daha önce Afganistan'ın doğusunda Hakkani Ağı tarafından kontrol edilen birkaç önemli vilayetten biri olan Host'ta Taliban valisi olarak görev yapmıştı.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Ömeri, yeni Taliban hükümetinde üst düzey görevlere atanacak olan Hakkani Ağı'nın kilit liderlerinden biri olarak görülüyor. Bununla birlikte Siracuddin Hakkani İçişleri Bakanı, Halil-ur-Rahman Hakkani Mülteciler Bakanı, Molla Tac Mir Cevad İstihbarat Müdürü Birinci Yardımcısı ve Hacı Mali Han Logar Eyaleti’ne vali olarak görevlendirildi.
Ömeri, 2002 yılında Afganistan'da ABD güçleri tarafından tutuklanmıştı. Bagram Hapishanesi’nde tutulan Ömeri ardından 2014 yılına kadar tutulduğu Guantanamo Hapishanesi’ne götürüldü. Serbest bırakıldıktan sonra Ömeri, Taliban ile birlikte çalıştığı Katar'a gitti. ABD ile müzakere gerçekleştiren Taliban ekibinin bir parçasıydı. Ömeri, ABD'nin El Kaide ve başka bir terörist grupla yakın bağları nedeniyle terör örgütü olarak listelediği Taliban'ı ve onun tehlikeli alt grubu Hakkani Ağı'nı destekleme konusunda uzun bir geçmişe sahip.
Guantanamo'daki Müşterek Görev Gücü'ne göre Ömeri, ABD tarafından tutuklanmadan önce, Taliban'da üst düzey bir yetkiliydi ve birçok liderlik pozisyonunda görev yaptı. Muhammed Nebi Ömeri'nin Host ilindeki El Kaide ve Taliban arasındaki ortak bir hücrenin üyesi olduğu, ABD ve Koalisyon Güçleri’ne karşı saldırılara karıştığı iddia ediliyor. Ömeri aynı zamanda Siracuddin Hakkani’nin 2018'de ölen babası Celaleddin Hakkani'nin de ‘yakın ortağıydı’ ve Hakkani Ağı ile çalıştı. El Kaide ve diğer terörist gruplarla bağları nedeniyle ABD tarafından özel olarak belirlenmiş küresel teröristler listesine dahil edilen Siracuddin, Taliban'ın lider yardımcılarından biri ve Afganistan Emirliği'nin İçişleri Bakanı olarak görev yapıyor. Siracuddin Hakkani'nin Birleşmiş Milletler Yaptırımlar ve İzleme Ekibi'nin ‘El Kaide'nin liderlerinden biri’ olarak tanımladığı, ‘Taliban’ içindeki en güçlü ve etkili lider olduğu belirtiliyor.
Ömeri’nin oğlu Abdulhak, geçtiğimiz temmuz ayında Host vilayetindeki çatışmalar sırasında öldürülmüştü. Babası gibi Abdulhak da Hakkani Ağı içinde savaştı. ‘Taliban’ Hareketi, internet sitesinde Grubun Emiri Molla Hibetullah Ahundzade de dahil olmak üzere liderlerinin, Afganistan'ın işgaline karşı yürütecekleri kampanyada oğullarını kaybetmeye hazır olduklarına dikkat çekerek ‘Cihad'ın Sesi’ adlı bir bildiriyle Abdulhak'ın öldürülmesini kutladı. Ahundzade’nin oğlu, Helmand Eyaletindeki Afgan güvenlik güçlerini hedef alan 2017 intihar saldırısında ölmüştü.
Hareket, otuzdan fazla bakan ve üst düzey yetkilinin yer aldığı kabinesine eski Guantanamo mahkumlarından beş kişiyi atadı. Bunların arasında 1968 yılında Host eyaletinde doğan ve İsmailkhel kabilesine mensup olan Muhammed Nebi Ömeri de bulunuyor. ABD kuvvetleri onu 28 Ekim 2002'de Taliban hareketiyle askeri yetkili ve Afgan-Pakistan sınırına yakın askeri tümen komutanı olarak çalıştığı gerekçesiyle Host'ta tutuklayarak Guantanamo Hapishanesi’ne göndermişti. Ömeri, eski Afgan Devlet Başkanı Burhaneddin Rabbani hükümetinde Host ilinde polis şefi olarak çalışmıştı. Ardından ‘Taliban’ hareketine katıldı ve onu Host vilayetindeki hareketin militanlarına liderlik etmesi için görevlendirdiler.
Haziran 2014’te, bir Amerikan askeri olan Bergdahl karşılığında bir esir değişimi anlaşmasıyla ‘Taliban Beşlisi’ olarak bilinen dört kişiyle birlikte Guantanamo Körfezi'nden Katar Devleti'ne gönderilmişti.
Yeni hükümetteki beş yetkilinin eski ‘Guantanamo’ tutukluları arasından seçilmesi, Afganistan içinde ve dışında geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Taliban geçiş hükümetinin başına BM kara listesinde bulunan Molla Muhammed Hasan Ahund’u atadı. Hareket, İçişleri Bakanlığı'nı ABD'nin terör örgütleri listesinde yer alan ve ABD tarafından bizzat aranan bir şebekenin lideri olan Siracuddin Hakkani'ye atadı. 2014 takas anlaşmasındaki beş Taliban mahkûm, hareketin ABD askeri Bergdahl'ı serbest bırakması karşılığında serbest bırakılmıştı. Peki, bu asker kim?
28 Mart 1985'te ABD’de doğan Bergdahl, Koalisyon Güçleriyle birlikte ‘11 Eylül 2001’den sonra askeri bir görevle Afganistan'a geldi. Ülkenin güneydoğusundaki Paktia eyaletinde görevlendirilmişti. Paktia eyaletindeki üssünü terk eden Amerikalı asker Bergdahl, dönüşünde 2009 yılında ‘Hakkani Ağı’ üyesi Molla Senkin'e bağlı silahlı kişiler tarafından tutuklandı. Bergdahl, Washington'un 20 yıl önce Afganistan'a savaş açmasından bu yana Afganistan'da yakalanan tek ABD askeri oldu. Guantanamo Körfezi'nde gözaltına alınan beş üst düzey liderinin serbest bırakılması karşılığında Afganistan'da beş yıl esir tutulduktan sonra serbest bırakılmıştı.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz perşembe günü yaptığı açıklamada, Afganistan'ın bölgedeki en acil güvenlik sorunlarından biri olmaya devam ettiğini söyledi. Rus ‘Sputnik’ haber ajansına göre, Astana'daki Bağımsız Devletler Topluluğu Zirvesi sırasında şu açıklamada bulundu:
“ABD ve NATO'nun 20 yılı aşkın bir süredir bu ülkede askeri varlığı ve politikalarının başarısızlığı, terör tehditleriyle ilgili sorunları bağımsız olarak çözemediğini göstermiştir. Afgan topraklarındaki durumu normalleştirmek için elbette ekonomik toparlanmayı ortaklaşa teşvik etmek gerekiyor. İşgal yıllarında Afganlara verilen zararın tazminini ve yasa dışı olarak dondurulan Afgan fonlarının serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”



Gazze'de termobarik mühimmat mı kullanıldı? İsrail ABD'den aldığı silahlarla 3 bin Filistiniliyi buharlaştırmış

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)
İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)
TT

Gazze'de termobarik mühimmat mı kullanıldı? İsrail ABD'den aldığı silahlarla 3 bin Filistiniliyi buharlaştırmış

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)
İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)

İsrail, ABD'nin sağladığı termal mühimmatla 3 bine yakın Filistinliyi küle çevirmiş.

Katar merkezli medya kuruluşu El Cezire'nin haberinde, İsrail ordusunun Gazze savaşında yüksek ısı üretebilen termal ve termobarik bomba kullandığı öne sürülüyor. 

Gazetenin "Hikâyenin Geri Kalanı" adlı araştırmasına göre, Gazze Sivil Savunma ekipleri savaşın başladığı Ekim 2023'ten bu yana 2 bin 842 Filistinliyi "buharlaşmış" diye belgeledi. 

Bu kişilerden geriye yalnızca duvarlara sıçramış kan izleri veya küçük doku parçaları kaldığı belirtiliyor.

Gazze Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, kayıtların sahadaki adli incelemelere dayandığını, olay yerinde "eleme yöntemine" başvurduklarını belirtiyor: 

Hedef alınan bir eve giriyoruz ve içeride olduğu bilinen kişi sayısını çıkarılan cesetlerle karşılaştırıyoruz. Aile içeride beş kişi olduğunu söylüyorsa ve biz yalnızca üç sağlam ceset bulabiliyorsak, kapsamlı aramalar sonucunda sadece biyolojik izler kaldığını gördüğümüzde, diğer iki kişiyi 'buharlaşmış' olarak kaydediyoruz.

Haberde, bu durumun termal ve termobarik silahların sistematik kullanımından kaynaklandığı iddia ediliyor. "Vakum bombası" diye de bilinen bu silahlar 3 bin 500 santigrat dereceye varan ısı üretebiliyor. 

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı Genel Direktörü Dr. Münir el-Burş, insan bedeninin yaklaşık yüzde 80'inin sudan oluştuğunu hatırlatarak şunları söylüyor: 

3 bin dereceyi aşan enerjiye, yoğun basınç ve oksidasyon eşlik ettiğinde vücut sıvıları anında kaynar. Dokular buharlaşır ve küle dönüşür. Bu kimyasal olarak kaçınılmazdır.

Rus silah uzmanı Vasily Fatigarov, bombanın yanma süresini uzatmak için karışıma alüminyum, magnezyum ve titanyum tozları eklendiğini, bunların ısıyı daha da artırdığını belirtiyor. 

ABD yapımı bazı bombalarda kullanılan tritonal maddesinin de çok yüksek ısı ürettiği vurgulanıyor.

Araştırmaya göre yaklaşık 900 kilogramlık MK-84 "Hammer" bombası, tritonal içeriyor ve 3 bin 500 santaigrat dereceye varan ısı üretebiliyor. 

Sığınak delici" BLU-109 bombalarınınsa içerdiği PBXN-109 patlayıcı karışımı sayesinde kapalı alanlarda büyük ateş topu oluşturarak içeridekileri yaktığı ifade ediliyor. 

İsrail ordusunun bu bombaları, Eylül 2024'te "güvenli bölge" ilan ettiği El-Mevasi'de kullanıldığı ve 22 kişinin kalıntı bırakmadan öldürüldüğü savunuluyor. 

AFX-757 patlayıcısının kullanıldığı GBU-39 hassas güdümlü bomba da Ağustos 2024'teki Tabiin Okulu saldırısında kullanılmış. Yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı okul binasına atılan bu bomba, basınç dalgası ve yüksek ısıyla öldürüyor. Rus uzman Fatigarov'a göre mühimmat, binayı nispeten sağlam bırakıp içindekileri yakarak yok etmek için tasarlanmış. 

Gazze'deki Sivil Savunma ekiplerinin, "buharlaşmış" cesetlerin olduğu alanlarda GBU-39'a ait kanat parçaları bulduğu aktarılıyor.

Georgetown Üniversitesi'nin Katar kampüsünden hukukçu Diana Buttu, bu tür silahların kullanımının yalnızca İsrail'i değil tedarikçileri de sorumlu kıldığını vurgulayarak şunları söylüyor: 

Bu sadece İsrail'in işlediği değil, küresel çapta yapılmış bir soykırımdır.

Buttu, "Bu silahların ABD ve Avrupa'dan sürekli olarak gönderildiğini görüyoruz. Bu silahların savaşçıyla çocuk arasında ayrım yapmadığını bilmelerine rağmen, göndermeye devam ediyorlar" diye ekleyerek, bunun savaş suçu sayılacağını belirtti. 

Birleşmiş Milletler'e bağlı İşgal Altındaki Filistin Toprakları Hakkında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu'nun geçen yıl eylülde yayımladığı raporda, İsrail'in Gazze Şeridi'nde Filistinlilere karşı soykırım yaptığı sonucuna varılmıştı. Tel Aviv yönetimiyse raporun bulgularını "yanlış ve çarpıtılmış" diye nitelemişti.

Independent Türkçe, El Cezire, The Cradle, New Arab


İsrail Cumhurbaşkanı: Avustralya'daki Yahudi karşıtlığı 'korkutucu ve endişe verici'

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı: Avustralya'daki Yahudi karşıtlığı 'korkutucu ve endişe verici'

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)

Avustralya'yı ziyaret eden İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ülkedeki antisemitizmi “korkutucu” ve “endişe verici” olarak nitelendirirken, “barış isteyen sessiz çoğunluk Avustralyalılar”a da dikkat çekti.

Herzog, Sidney'deki Bondi Plajı'nda meydana gelen ölümcül silahlı saldırının kurbanlarına taziyelerini sunmak ve Yahudi topluluğunu teselli etmek için pazartesi günü Avustralya'ya dört günlük bir ziyaret başlattı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre bugün Melbourne'a (güneydoğu) gitmeden önce Seven TV'ye verdiği demeçte, 14 Aralık'ta 15 kişinin öldüğü saldırının ardından antisemitik nefret “dalgasının” zirveye ulaştığını söyledi.

Bunun “korkutucu ve endişe verici” olduğunu vurgulayan Herzog, “barış isteyen, Yahudi topluluğuna saygı duyan ve elbette İsrail ile diyalog kurmak isteyen sessiz bir Avustralya çoğunluğu da var” diye belirtti.

Pazartesi günü, Herzog'un Sidney'e gelişini protesto eden Filistin yanlısı göstericiler ve polis arasında çatışmalar çıktı.

AFP muhabiri, polisin göstericileri dağıtmak için biber gazı kullandığını ve yürüyüş önceden belirlenmiş rotadan sapmaya çalıştığında Fransız basın muhabirleri de dahil olmak üzere, gazetecilere göz yaşartıcı gaz atıldığını bildirdi.

Görsel kaldırıldı.
Melbourne'deki Flinders Street İstasyonu önünde İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ziyaretine karşı düzenlenen gösteri için toplanan protestocular (EPA)

AFP muhabiri, yürüyüşçüler ile polis arasında çıkan çatışmalarda en az 15 protestocunun gözaltına alındığını bildirdi.

Yürüyüş, Herzog'u Gazze Şeridi'nde “soykırım” yapmakla suçlayan ve Canberra'nın uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak soruşturulmasını talep eden Palestine Action grubu tarafından düzenlendi.

Avustralya'daki Yahudileri temsil eden ana kuruluş olan Avustralya Yahudileri Yürütme Konseyi ziyareti memnuniyetle karşılarken, Avustralya Yahudi Konseyi ziyareti reddetti ve İsrail cumhurbaşkanını, Gazze Şeridi'nin “süregelen yıkımından” sorumlu tuttu.

Görsel kaldırıldı.
Pazartesi günü, Sydney'de Herzog'un gelişini protesto eden Filistin yanlısı göstericiler ile polis arasında çatışmalar çıktı (EPA)

Bu arada ABC, Melbourne Üniversitesi'ndeki bir binaya “Herzog'a ölüm” yazısının yazıldığını bildirdi.

2025 yılında, bağımsız bir BM soruşturma komisyonu, İsrail'in 7 Ekim 2023'te Hamas'ın Yahudi devletine saldırmasının ardından patlak veren savaşın başlangıcından bu yana Gazze'de “soykırım” işlediğine karar verdi.

Birleşmiş Milletler adına konuşmayan komisyona göre, Herzog ve diğer İsrailli liderler Filistin topraklarında “soykırımı kışkırttı”, ancak İsrail bunu ‘kesinlikle’ reddetti, “önyargılı ve yanlış bir rapor” olarak kınadı.


Rusya adına casusluk yapan Ukraynalıların sayısı neden artıyor?

Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
TT

Rusya adına casusluk yapan Ukraynalıların sayısı neden artıyor?

Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)

Ukrayna’da bir papazın kızı Rus istihbaratına casusluk yapmaktan 15 yıl hapse mahkûm edildi

19 Temmuz 2024 günü öğleden kısa bir süre sonra, bir papazın kızı 19 yaşındaki Hristina Garkavenko, Ukrayna’nın doğusundaki Pokrovsk kentinde bulunan bir kiliseye geldi. Dindar olmasına rağmen bu kez kiliseye ibadet için gitmemişti.

Babasının burada görev yapması nedeniyle binayı iyi tanıyan genç kadın, ikinci kata çıkarak odalardan birine girdi. Perdelerle kapatılmış pencerede cep telefonunu canlı yayın kamerası olarak yerleştirdi ve cihazı, doğudaki cephe hatlarına gidip gelen Ukrayna askeri birlikleri ve araçlarının kullandığı yola doğru çevirdi. CNN’in aktardığına göre, görüntüler doğrudan Rus istihbaratına iletildi.

Ukraynalı savcılara göre Garkavenko’nun Rus istihbaratı adına yürüttüğü tek faaliyet bu değildi. Genç kadın yıl boyunca bir Rus ajanıyla temas halinde kalarak, stratejik öneme sahip Pokrovsk’taki Ukrayna askerleri ve askeri teçhizatın konumlarına ilişkin bilgiler aktardı.

Binlerce kişiden biri

Vatana ihanet suçundan 15 yıl hapis cezasına çarptırılan Garkavenko’nun, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) ve diğer Rus istihbarat birimleri tarafından ülkesi aleyhine casusluk yapmak üzere devşirildiği düşünülen binlerce Ukraynalıdan biri olduğu ifade edilidyor.

Ukrayna Güvenlik Servisi’ne (SBU) göre Rusya’nın Şubat 2022’de başlattığı kapsamlı işgalden bu yana 3 bin 800’den fazla vatana ihanet soruşturması açıldı. Bu davalarda bin 200’den fazla kişi suçlu bulunarak hüküm giydi.

Hüküm giyenler ortalama 12 ila 13 yıl arasında ceza alırken, bazı sanıklar müebbet hapisle cezalandırılıyor.

CNN’in ulaştığı FSB ise konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.

Şarku'l Avsat'ın CNN’den aktardığına göre Ukraynalı avukat ve uluslararası insancıl hukuk uzmanı Andriy Yakovliv yaptığı açıklamada, Kiev yönetiminin “adil yargılama için gerekli koşulları sağladığını” ve ülke mahkemelerinin genel olarak usul kurallarına uyduğunu belirtti. Yakovliv, savcılığın yeterli delil olmadan dava açmadığını ve mahkûm etmek üzere herhangi bir bahaneye başvurmadığını belirtti.

En yaygın ihanet türü

SBU’ya göre savaş döneminde en yaygın vatana ihanet türü, bilgilerin Rus istihbaratına sızdırılması.

SBU’nun açıklamasına göre “Cephe hattına yakın bölgelerde en sık, Ukrayna ordusunun hareketleri ve konuşlandığı yerler hakkında bilgi toplayıp bunları sızdıran ajanları yakalanıyor. Ukrayna’nın batı ve orta kesimlerinde ise askeri tesisler ve kritik altyapı hakkında bilgi toplanıyor, bunları sızdırıyor ve enerji santralleri, polis binaları ile demiryolu hatları yakınında sabotaj girişimlerinde bulunuluyor.”

Ukraynalılar neden casusluğu kabul ediyor?

CNN’nin haberine göre Rusya’nın devşirdiği Ukraynalılar farklı kesimlerden geliyor. Ukraynalı istihbarat yetkililerine göre ideolojik nedenlerle hareket edenlerin sayısı azalıyor. Casusluğu kabul edenlerin çoğu için temel motivasyon para.

SBU, Rus istihbaratının öncelikli olarak işsizler ya da uyuşturucu, alkol veya kumar bağımlılarını veya paraya acil ihtiyacı olan kişileri hedef aldığını belirtiyor.

SBU’da görevli bir karşı istihbarat yetkilisi CNN’e yaptığı açıklamada, Telegram kanallarının devşirmede kullanılan en yaygın araçlarından biri olduğunu söyledi. Yetkiliye göre Ruslar, “hızlı ve kolay kazanç” vaat eden ilanlar yayımlıyor ve görevleri kademeli olarak veriyor.

Yetkili, ilk aşamada oldukça basit olan görevler verildiğini belirtiyor, “Örneğin kahve satın almak ve kafedeki fişi fotoğraflamak gibi. Bunun karşılığında para banka kartına yatırılıyor ve devşirme süreci adım adım ilerliyor. Daha sonra demiryolu hatları boyunca kamera yerleştirmek, askeri tesisleri görüntülemek gibi daha hassas görevler veriliyor” dedi.  

Yetkili ayrıca, kişinin bir aşamada iş birliğini reddetmesi durumunda Rus ajanların şantaja başvurduğunu ve önceki yazışmaları SBU’ya iletmekle tehdit ettiğini belirterek, “O noktadan sonra geri dönüş imkanı kalmıyor” değerlendirmesinde bulundu.