Tahran'daki isyanın öteki yüzü: Yoksullaşan kadınlar

İranlı kadınlar arasında yerinden edilme, evsizlik, satma, intihar, bağımlılık gibi sahte işler ve kadınlara yönelik toplumsal zararlar her geçen gün artıyor

İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)
İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)
TT

Tahran'daki isyanın öteki yüzü: Yoksullaşan kadınlar

İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)
İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)

İran'ın başkenti Tahran'da 16 Eylül'de polis tarafından "kıyafet kurallarına" uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra öldürülen 22 yaşındaki Mahsa Amini'nin ardından protestolar büyüyerek sürüyor.
O günden bu yana, İranlı kadın ve erkeklerin ülkenin farklı yerlerinde sokaklara, meydanlara, üniversitelerin ve okulların koridorlarına çıkmadığı bir gün geçmedi.
Amini'nin ölümü üzerine yaşanan öfke ve keder ile başlayan protestolar, İran rejimine karşı gösterilere dönüştü.
Gösterilerde atılan 'Kadın, Yaşam, Özgürlük', 'İslam Cumhuriyeti Devrilsin' ve 'Diktatöre Ölüm' gibi sloganlar, İranlıların, özellikle de gençlerin kalplerinde neler olup bittiğinin belki de en iyi kanıtı oldu.
Protestolar yalnızca İran'la sınırlı kalmadı. Dikkat çekici bir şekilde, dünyanın dört bir yanına yayılan dayanışma kampanyaları başlatıldı.
Independent Türkçe'de yer alan habere göre Mahsa Amini'nin geçtiğimiz eylül ayından öldürülmesinden sonra Twitter'da açılan مهسا_أميني# etiketi altında atılan tweetlerin sayısı 80 milyonu aştı. Bu hashtag, birçok politikacı, sanatçı ve diğer etkili isimler tarafından kullanıldı.
Gösteriler ikinci ayına girerken, Şiraz, Belucistan, Senendec ve  turizm adası Kiş gibi İran'ın en önemli şehir ve illerine yayıldı.
Dini Lider Ali Hamaney'in yakılan resimleri hemen hemen her gösterinin olmazsa olmazı haline geldi.

'İfade özgürlüğü' ve İranlı kadınlar
İranlı kadınlar, rejimin gösterileri engellemeye yönelik artan çabalarına rağmen, protestoların merkezinde yer aldı ve meydanları terk etmedi.
Bu protestoları 'kadın ayaklanması' olarak adlandırmak, dünyanın İran'daki kadın hakları hareketine ilgiyle baktığının bir göstergesidir.
Bu, aynı zamanda uluslararası büyük araştırma merkezlerini ve uluslararası örgütleri protestoları desteklemeye itti. 
Geçen temmuz ayından bu yana İran'daki kadınlar başörtülerini çıkararak rejime meydan okudular. Sosyal medya platformlarında 'başörtüsüne hayır' kampanyası başlatıldı.
Bu durum ise rejimi provoke etti. İranlı yetkililer, halkı bir yargı kampanyasıyla karşı karşıya kalmakla tehdit etti.
Sosyal medyada "ahlak polisi"nin İranlı kadınlara yönelik baskısını gösteren videolar yayımlandı. İran İçişleri Bakanı da buna yanıt vererek, "Polis, sosyal normları ihlal edenlerle ilgilenecek ve toplumdaki atmosferi sabote ederek kirletmek için düşmanların faaliyet göstermesine izin vermeyecek" açıklamasında bulundu.
Ayrıca, İran ordusunun 'İdeolojik ve Siyasi Rehberlik Teşkilatı' Başkanı Abbas Muhammed Hüsni, kadınların zorunlu başörtü karşıtı protestolarına yanıt olarak "Düşmanın yumuşak savaşına karşı ilk perde olan başörtü ve iffet kaybolursa, diğer perdelerimizi de kaybederiz" dedi. 
 
Mahsa Amini'nin 16 Eylül'de "ahlak polisi" tarafından öldürülmesinin ardından İran'daki protestolar devam ediyor (AFP)
İranlı kadınların protestolarda yer alması bu son gösterilerle sınırlı değil. Molla rejimine karşı herhangi bir protesto hareketinin ilk saflarında daima İranlı kadınların yer aldığını belirtmekte fayda var.
İranlı sürgün gazeteci Masih Alinejad, 2014 yılında sosyal paylaşım sitesinde başlatılan 'My Stealthy Freedom (Gizli Özgürlüğüm)' hareketinin hareketini kurdu.
Amacı, İran'da kadınları başörtülerini çıkarmaya ve fotoğraf çekmeye teşvik ederek özgürlüğü savunmaktı.
Bu, birçok İranlı kadını başörtüsüz videolarını ve sokaklarda taciz edildikleri başka videoları yayımlamaya itti.
O zamandan beri, başörtünün kaldırılması İran'da iktidardaki rejime muhalefetin bir simgesi haline geldi.

Yoksulluk: Protestoların diğer yüzü
Birleşik Krallık'ta yayın yapan 'Financial Times' gazetesinin 'İran'daki gençlerin protestoları yaşlanmaktan muzdarip olan rejimi sarsıyor' başlıklı 11 Ekim 2022 tarihli haberinde, protestoların arkasında, ülkede yaşanan yoksulluk nedeniyle yaşanan "öfke" olduğuna dikkat çekildi.
Haberde, şu ifadelere yer verildi:
"İran'da genç bir kadının polis nezaretinde öldürülmesinin ardından İranlı gençler, erkekler, kadınlar ve üniversite öğrencileri güvenlik güçlerine karşı olağanüstü protesto dalgasıyla ayaklandı. Dünya, bu meydan okumalarının ülke çapında bir destek dalgası ve farklı grupların birleşmesine yol açtığı bir zamanda cesur kadınların başörtülerini çıkarmasını ve olası sonuçları çok iyi bilerek halkın önünde yakmasına tanık oldu. İslam Cumhuriyeti'ndeki hayattan başka bir şey bilmeyen ve İnternet çağında büyüyen genç nesil, dini yönetimin temel özelliklerini reddetme konusunda sert bir kararlılık gösterdi. Erkekler ve hatta bazı dini gruplar, İran'a yayılan ve Batı yaptırımları ve kronik kötü hükümet yönetimi nedeniyle insanların yüzde 30'unun yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ülkede vatandaşların hayal kırıklığını öfkeye dönüştüren protestolara desteklerini ifade ettiler. "

Tahran'da gıda tedarik etmek için sıraya giren dar gelirli İranlılar (AFP)
İran, 2018'de nükleer anlaşmadan çekildiğinde ABD'nin yeniden uyguladığı yaptırımlar nedeniyle boğucu bir ekonomik kriz yaşıyor.
Sanayi dünyasında uzmanlaşmış İran menşeili 'Jahane Sanat' gazetesi, geçen ağustos ayında '50 yılın Hatası' başlıklı bir haber yayımladı.
Jahane Sanat'ın haberine göre, İran'da yoksulluk oranı 1979'dan bu yana üç katına çıktı.
1979'da İranlıların yaklaşık yüzde 20'sinin yoksulluk sınırının altındayken, 1988'de bu oran yüzde 40'lara vardı. 2021'de ise yoksulluk sınırının altında yaşayan nüfusun oranı yaklaşık yüzde 52'ye ulaştı.
Ülkede toplum üyelerinin yaklaşık yüzde 60'ı bu yıl yoksulluk sınırının altına düştü ve çoğu aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.
İran'daki huzursuzluk dönemi olan 2017'nin sonlarında ve 2018'in başlarında, Tahran'da tanınmış siyaset bilimi profesörü Sadık Zibakalam, verdiği bir röportajda şu ifadeleri kullanmıştı:
"İran bugün İslam Cumhuriyeti için referandum yapsa, yüzde 70'ten fazlası buna karşı çıkar. Bu yüzde, zenginleri, akademisyenleri, din adamlarını ve kırsal bölge ve şehir sakinlerini içerir."

İran Cumhuriyeti 'sefalete batmış durumda'
İran Şura Meclisi'nde Konseyler ve İçişleri Komitesi Üyesi Muhammed Hasan Asferi, devlet haber ajansının 6 Mayıs 2022'de bildirdiğine göre, yoksulluk sınırının altında yaşayan 9 milyon İranlı aile olduğunu söyleyedi.
İbrahim Reisi hükümetinde İşbirliği, Çalışma ve Refah Bakanlığı'nın Ağustos 2021'de yayımlanan ilk raporuna göre, İran'da yoksulluk sınırının altında yaşayan kişi sayısı 2020'de 36 milyona ulaştı.
Ayrıca, Milletvekili Şihab Nadiri, 2017'de İran toplumunun yüzde 80'i yoksulluk sınırının altında yaşadığına dikkat çekti. 
Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Enstitüsü'nde Uluslararası İlişkiler ve Kalkınma Çalışmaları Uzmanı Ali Fethullah Nejad, 2019 yılının temmuz ayında '40 yıl sonra İran devrimi vaatlerini yerine getirdi mi?' başlıklı bir yazı yayımladı.
Nejad, yazısında şu ifadeleri kullanmıştı:
"Devrim, monarşinin eşit olmayan kalkınma modelinin terk ettiği mazlumlar adına İslami Marksist düşünce çerçevesinde başlatıldı. Takip eden 40 yıl içinde İslam Cumhuriyeti'nin sosyo-ekonomik performansı hakkında keskin bir tartışma ortaya çıktı. Bazıları İslamcı rejim yönetimi altında önemli ilerleme kaydedildiğini iddia ederken, diğerleri ülkeyi sefalete batmış olarak nitelendirdi. Dolayısıyla daha fazla ayrıntıya ve bağlama ihtiyaç var. İran'ın son kırk yılda ilerleme kaydettiğine şüphe yok. Ancak bu başarıların devrim sonrası politikalara mı, toplumsal baskılara mı yoksa Şah tarafından atılan temellere mi bağlı olduğu tartışmaları hâlâ sürüyor. Devrimden önceki dönemin aksine, bugün İranlıların çoğu, nüfusun neredeyse iki katına çıktığı ve ülkenin çoğunun kentleştiği bir zamanda temel hizmetlerden ve altyapıdan yararlanıyor."

Tahranlı kadınların gösterileri dünyanın dört bir yanında geniş destek buldu (AFP)

İran'da 25 ila 30 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor
Benzer şekilde, diğer sosyal gelişme ölçütleri de iyileşme gösterdi. Okuryazar sayısı özellikle kadınlar arasında iki katından fazla arttı. Artık neredeyse tüm nüfusu kapsıyor.
Öte yandan kolejdeki kız öğrencilerin sayısı, erkek akranlarını on yıldan fazla bir süredir geride bıraktı. Ancak istatistikler, mutlak yoksulluğun büyük ölçüde azaldığını da gösteriyor. Bununla birlikte İranlıların çoğu hala sosyo-ekonomik kırılganlıktan muzdarip.
Resmi kaynaklar, 12 milyon insanın mutlak yoksulluk sınırının altında, 25 ila 30 milyon insanın ise yoksulluk sınırının altında yaşadığını bildiriyor.
Ancak tahminler, İranlıların üçte birinin ve çalışanların yüzde 50 ila 70'inin yoksulluk sınırının altına düşme riski altında olduğunu gösteriyor.
 
İran İstatistik Merkezi, İranlıların yüzde 14'ünün çadırlarda yaşadığını ve kent sakinlerinin üçte birinin gecekondularda yaşadığını bildiriyor (AFP)

Antropolog Şahram Hürevi'nin 'İran'ın diğer yarısı' olarak nitelediği işçi sınıfı yoksullarının yaşadığı yerin yaşam koşulları çok çarpıcı.
Gecekondularda yaşayan İranlıların sayısı 17 kat arttı ve işgücünün yüzde 50'si sadece düzensiz işlerde çalışıyor.
Yaklaşık 10 ila 13 milyon İranlı, 'sağlık, iş veya işsizlik sigortası programlarından tamamen dışlanmış' durumda. 
İran'ın kırsal altyapı, eğitim ve okuryazarlık alanlarındaki göreceli başarıları ve iş yaratmadaki başarısızlığı, siyasi olarak patlayıcı bir sosyo-ekonomik çelişkiye yol açtı.
İran'daki iş piyasası yüz binlerce üniversite mezununu istihdam edemiyor. Bu çelişki 'orta sınıf yoksullarını' ortaya çıkardı.
Sosyolog Asaf Bayat; orta sınıf yoksullarını, orta sınıfın niteliklerine ve isteklerine sahip, ancak sosyal ve ekonomik kırılganlıktan muzdarip olarak tanımlıyor. Bu grup, 2017-2018 devriminin sosyal temeli olarak kabul ediliyor.
Öfke ve hayal kırıklığını ifade etmeye devam etmesi bekleniyor.

İran'da yoksulluğun feminizasyonu
Muhalif İran Ulusal Direniş Konseyi'nin internet sitesine göre ise, 'yoksulluğun temel sebebi, İranlı kadınların artan bir şekilde aylak aylak gezmesi.'
Diktatörlük rejiminin halka ve kadına düşmanca politikaları nedeniyle bu durumun daha da kötüleştiği ifade ediliyor. 
Dolayısıyla İran'da yoksulluğun feminizasyonu olgusuyla karşı karşıyayız.
Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu'na (ESCWA) göre, yoksulluğun feminizasyonu giderek kötüleşen ve daha tehlikeli bir hal alan bir olgu.
Aynı zamanda, yoksulluğun kendine özgü doğasıyla, yani kadınları yoksulluk döngüsüne hapsolmuş durumda tutan yerleşik kurumsal engellerle de ilgili.
Bu, büyük ölçüde kadınların aile reisi olduğu hane sayısındaki artıştan kaynaklanıyor. İran toplumundaki bu talihsiz olgunun sonuçlarından biri de çeşitli sosyal, ekonomik, kültürel ve sağlık krizleriyle karşı karşıya kalması oldu. 
Psikolog ve Ahvaz'ın Eski Belediye Başkanı'nın Kadın İşlerinden Sorumlu Danışmanı Pune Belram, "Yoksulluğun kadınlar üzerinde bağımlılık, fuhuş, evsizlik ve işsizliğe benzer sonuçlarını yoksulluğun feminizasyonu olarak adlandırıyoruz" dedi. 
İranlı kadınlar arasında yerinden edilme ve evsizlik, sokaklarda dolaşma, kendini satma, intihar ve bağımlılık gibi sahte işler ve kadınlara yönelik toplumsal zararlar her geçen gün artmakta.
Bunlar yoksulluğun feminizasyonu olgusunun her geçen gün arttığının göstergeleri.
 
Fotoğraf: EPA/EFE

Tahran Ticaret Odası Ekonomik Vekilinin 2018 yılı raporuna göre, ülkedeki 40 milyon 200 bin kadından 28 milyonu pasif durumda.
Bu istatistik, artan boşanma istatistikleri ve en fazla kendi kendine yeten kadınlarla bir araya getirildiğinde, boşanma sonrası ekonomik faaliyeti ve gelir kaynağı olmayan ev hanımlarının sonsuz yoksulluk döngüsüne hapsolduğu ortaya çıkacaktır.
Koronavirüs (Kovid-19) salgınından artan sınıfsal boşluklarından ve temel kaynaklara kısıtlı erişimden sonra sayıları artmış olabileceği tahmin ediliyor. Sadece Ahvaz'da konteynerlerde yaşayan 2 bin 700 evsiz kadın var.

İran bir 'sermaye cenneti'
Son yıllarda İran'daki sosyal sınıflar arasındaki ekonomik farklılıkların arttığı ve İran'ın süper zengin sınıfı Batı Asya bölgesindeki en büyük sınıf haline geldiği görülüyor.
İran'daki birçok yoksul, fiyatı 100 bin tümeni (yaklaşık 2,37 dolar) aştığı için, ülkenin en popüler gıda maddesi olan pirinci artık satın alamıyor.
Bu, İran'da yaklaşık 3,5 milyon tümen olan asgari ücretin sadece 35 kilo İran pirincini karşıladığı anlamına geliyor.
 
Sadece Ahvaz'da konteynerlerde yaşayan 2 bin700 evsiz kadın var (Fars News)

İran'ın en önemli ekonomik izleme merkezlerinden biri olan 'Ticaret Akademisi'ne bağlı 'Tejarat News' internet sitesinde yayımlanan bir habere göre rakamlar, İran'daki zengin sınıfın diğer ülkelerdeki zenginlerden çok daha düşük vergi ödediğini gösteriyor.
Bu durum İran'ı vergi ödemeden harika gelirler elde edebilecek zenginler için bir cennet haline getiriyor.
Muhafazakar resmi Jomhouri-e Eslami gazetesi de İran'da zengin ve fakir arasındaki ekonomik uçurumu eleştirerek 1979'daki devrimin ardından ortaya çıkan İslami rejimin sosyal sınıflar arasındaki uçurumun genişlemesine tanık olmaması gerektiğini vurguladı.
Bu durum bazılarının en lüks saraylarda yaşadığı, bazılarının ise İran ekonomik sisteminde asgari ücretle çalışan 4 bin 300 işçinin maaşına eşdeğer 15 milyar tümen fiyatına bir tablo satın almasına yol açtı. 
Dünyanın zenginlerinin durumunu takip etme konusunda uzmanlaşmış Forbes dergisi tarafından yayımlanan bir raporda, yaklaşık 250 bin İranlının bir milyon dolarlık serveti olduğu bildirildi. Bu, İran para birimine göre, Ocak 2022'ye göre 30 milyar tümene eşitti.
Böylece İran, bir milyon dolardan fazla servete sahip insan sayısı bakımından dünya ülkeleri listesinde 14. sırada yer alırken, Batı Asya bölgesi ülkeleri arasında ilk sırada yer alıyor.
Fransız Capgemini şirketinin son küresel servet raporuna göre, İran, 2020 yılında yüksek net servete sahip kişi sayısı bakımından dünyadaki en büyük artışı kaydetti.
En az 250 bin milyonere sahip olan İran, üç sıra sıçrayarak dünya çapında 14. sıraya yükseldi. Böylece milyoner sayısı İspanya, Rusya ve Brezilya'da bulunan sayıyı aştı.



Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.