Tahran'daki isyanın öteki yüzü: Yoksullaşan kadınlar

İranlı kadınlar arasında yerinden edilme, evsizlik, satma, intihar, bağımlılık gibi sahte işler ve kadınlara yönelik toplumsal zararlar her geçen gün artıyor

İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)
İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)
TT

Tahran'daki isyanın öteki yüzü: Yoksullaşan kadınlar

İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)
İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)

İran'ın başkenti Tahran'da 16 Eylül'de polis tarafından "kıyafet kurallarına" uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra öldürülen 22 yaşındaki Mahsa Amini'nin ardından protestolar büyüyerek sürüyor.
O günden bu yana, İranlı kadın ve erkeklerin ülkenin farklı yerlerinde sokaklara, meydanlara, üniversitelerin ve okulların koridorlarına çıkmadığı bir gün geçmedi.
Amini'nin ölümü üzerine yaşanan öfke ve keder ile başlayan protestolar, İran rejimine karşı gösterilere dönüştü.
Gösterilerde atılan 'Kadın, Yaşam, Özgürlük', 'İslam Cumhuriyeti Devrilsin' ve 'Diktatöre Ölüm' gibi sloganlar, İranlıların, özellikle de gençlerin kalplerinde neler olup bittiğinin belki de en iyi kanıtı oldu.
Protestolar yalnızca İran'la sınırlı kalmadı. Dikkat çekici bir şekilde, dünyanın dört bir yanına yayılan dayanışma kampanyaları başlatıldı.
Independent Türkçe'de yer alan habere göre Mahsa Amini'nin geçtiğimiz eylül ayından öldürülmesinden sonra Twitter'da açılan مهسا_أميني# etiketi altında atılan tweetlerin sayısı 80 milyonu aştı. Bu hashtag, birçok politikacı, sanatçı ve diğer etkili isimler tarafından kullanıldı.
Gösteriler ikinci ayına girerken, Şiraz, Belucistan, Senendec ve  turizm adası Kiş gibi İran'ın en önemli şehir ve illerine yayıldı.
Dini Lider Ali Hamaney'in yakılan resimleri hemen hemen her gösterinin olmazsa olmazı haline geldi.

'İfade özgürlüğü' ve İranlı kadınlar
İranlı kadınlar, rejimin gösterileri engellemeye yönelik artan çabalarına rağmen, protestoların merkezinde yer aldı ve meydanları terk etmedi.
Bu protestoları 'kadın ayaklanması' olarak adlandırmak, dünyanın İran'daki kadın hakları hareketine ilgiyle baktığının bir göstergesidir.
Bu, aynı zamanda uluslararası büyük araştırma merkezlerini ve uluslararası örgütleri protestoları desteklemeye itti. 
Geçen temmuz ayından bu yana İran'daki kadınlar başörtülerini çıkararak rejime meydan okudular. Sosyal medya platformlarında 'başörtüsüne hayır' kampanyası başlatıldı.
Bu durum ise rejimi provoke etti. İranlı yetkililer, halkı bir yargı kampanyasıyla karşı karşıya kalmakla tehdit etti.
Sosyal medyada "ahlak polisi"nin İranlı kadınlara yönelik baskısını gösteren videolar yayımlandı. İran İçişleri Bakanı da buna yanıt vererek, "Polis, sosyal normları ihlal edenlerle ilgilenecek ve toplumdaki atmosferi sabote ederek kirletmek için düşmanların faaliyet göstermesine izin vermeyecek" açıklamasında bulundu.
Ayrıca, İran ordusunun 'İdeolojik ve Siyasi Rehberlik Teşkilatı' Başkanı Abbas Muhammed Hüsni, kadınların zorunlu başörtü karşıtı protestolarına yanıt olarak "Düşmanın yumuşak savaşına karşı ilk perde olan başörtü ve iffet kaybolursa, diğer perdelerimizi de kaybederiz" dedi. 
 
Mahsa Amini'nin 16 Eylül'de "ahlak polisi" tarafından öldürülmesinin ardından İran'daki protestolar devam ediyor (AFP)
İranlı kadınların protestolarda yer alması bu son gösterilerle sınırlı değil. Molla rejimine karşı herhangi bir protesto hareketinin ilk saflarında daima İranlı kadınların yer aldığını belirtmekte fayda var.
İranlı sürgün gazeteci Masih Alinejad, 2014 yılında sosyal paylaşım sitesinde başlatılan 'My Stealthy Freedom (Gizli Özgürlüğüm)' hareketinin hareketini kurdu.
Amacı, İran'da kadınları başörtülerini çıkarmaya ve fotoğraf çekmeye teşvik ederek özgürlüğü savunmaktı.
Bu, birçok İranlı kadını başörtüsüz videolarını ve sokaklarda taciz edildikleri başka videoları yayımlamaya itti.
O zamandan beri, başörtünün kaldırılması İran'da iktidardaki rejime muhalefetin bir simgesi haline geldi.

Yoksulluk: Protestoların diğer yüzü
Birleşik Krallık'ta yayın yapan 'Financial Times' gazetesinin 'İran'daki gençlerin protestoları yaşlanmaktan muzdarip olan rejimi sarsıyor' başlıklı 11 Ekim 2022 tarihli haberinde, protestoların arkasında, ülkede yaşanan yoksulluk nedeniyle yaşanan "öfke" olduğuna dikkat çekildi.
Haberde, şu ifadelere yer verildi:
"İran'da genç bir kadının polis nezaretinde öldürülmesinin ardından İranlı gençler, erkekler, kadınlar ve üniversite öğrencileri güvenlik güçlerine karşı olağanüstü protesto dalgasıyla ayaklandı. Dünya, bu meydan okumalarının ülke çapında bir destek dalgası ve farklı grupların birleşmesine yol açtığı bir zamanda cesur kadınların başörtülerini çıkarmasını ve olası sonuçları çok iyi bilerek halkın önünde yakmasına tanık oldu. İslam Cumhuriyeti'ndeki hayattan başka bir şey bilmeyen ve İnternet çağında büyüyen genç nesil, dini yönetimin temel özelliklerini reddetme konusunda sert bir kararlılık gösterdi. Erkekler ve hatta bazı dini gruplar, İran'a yayılan ve Batı yaptırımları ve kronik kötü hükümet yönetimi nedeniyle insanların yüzde 30'unun yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ülkede vatandaşların hayal kırıklığını öfkeye dönüştüren protestolara desteklerini ifade ettiler. "

Tahran'da gıda tedarik etmek için sıraya giren dar gelirli İranlılar (AFP)
İran, 2018'de nükleer anlaşmadan çekildiğinde ABD'nin yeniden uyguladığı yaptırımlar nedeniyle boğucu bir ekonomik kriz yaşıyor.
Sanayi dünyasında uzmanlaşmış İran menşeili 'Jahane Sanat' gazetesi, geçen ağustos ayında '50 yılın Hatası' başlıklı bir haber yayımladı.
Jahane Sanat'ın haberine göre, İran'da yoksulluk oranı 1979'dan bu yana üç katına çıktı.
1979'da İranlıların yaklaşık yüzde 20'sinin yoksulluk sınırının altındayken, 1988'de bu oran yüzde 40'lara vardı. 2021'de ise yoksulluk sınırının altında yaşayan nüfusun oranı yaklaşık yüzde 52'ye ulaştı.
Ülkede toplum üyelerinin yaklaşık yüzde 60'ı bu yıl yoksulluk sınırının altına düştü ve çoğu aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.
İran'daki huzursuzluk dönemi olan 2017'nin sonlarında ve 2018'in başlarında, Tahran'da tanınmış siyaset bilimi profesörü Sadık Zibakalam, verdiği bir röportajda şu ifadeleri kullanmıştı:
"İran bugün İslam Cumhuriyeti için referandum yapsa, yüzde 70'ten fazlası buna karşı çıkar. Bu yüzde, zenginleri, akademisyenleri, din adamlarını ve kırsal bölge ve şehir sakinlerini içerir."

İran Cumhuriyeti 'sefalete batmış durumda'
İran Şura Meclisi'nde Konseyler ve İçişleri Komitesi Üyesi Muhammed Hasan Asferi, devlet haber ajansının 6 Mayıs 2022'de bildirdiğine göre, yoksulluk sınırının altında yaşayan 9 milyon İranlı aile olduğunu söyleyedi.
İbrahim Reisi hükümetinde İşbirliği, Çalışma ve Refah Bakanlığı'nın Ağustos 2021'de yayımlanan ilk raporuna göre, İran'da yoksulluk sınırının altında yaşayan kişi sayısı 2020'de 36 milyona ulaştı.
Ayrıca, Milletvekili Şihab Nadiri, 2017'de İran toplumunun yüzde 80'i yoksulluk sınırının altında yaşadığına dikkat çekti. 
Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Enstitüsü'nde Uluslararası İlişkiler ve Kalkınma Çalışmaları Uzmanı Ali Fethullah Nejad, 2019 yılının temmuz ayında '40 yıl sonra İran devrimi vaatlerini yerine getirdi mi?' başlıklı bir yazı yayımladı.
Nejad, yazısında şu ifadeleri kullanmıştı:
"Devrim, monarşinin eşit olmayan kalkınma modelinin terk ettiği mazlumlar adına İslami Marksist düşünce çerçevesinde başlatıldı. Takip eden 40 yıl içinde İslam Cumhuriyeti'nin sosyo-ekonomik performansı hakkında keskin bir tartışma ortaya çıktı. Bazıları İslamcı rejim yönetimi altında önemli ilerleme kaydedildiğini iddia ederken, diğerleri ülkeyi sefalete batmış olarak nitelendirdi. Dolayısıyla daha fazla ayrıntıya ve bağlama ihtiyaç var. İran'ın son kırk yılda ilerleme kaydettiğine şüphe yok. Ancak bu başarıların devrim sonrası politikalara mı, toplumsal baskılara mı yoksa Şah tarafından atılan temellere mi bağlı olduğu tartışmaları hâlâ sürüyor. Devrimden önceki dönemin aksine, bugün İranlıların çoğu, nüfusun neredeyse iki katına çıktığı ve ülkenin çoğunun kentleştiği bir zamanda temel hizmetlerden ve altyapıdan yararlanıyor."

Tahranlı kadınların gösterileri dünyanın dört bir yanında geniş destek buldu (AFP)

İran'da 25 ila 30 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor
Benzer şekilde, diğer sosyal gelişme ölçütleri de iyileşme gösterdi. Okuryazar sayısı özellikle kadınlar arasında iki katından fazla arttı. Artık neredeyse tüm nüfusu kapsıyor.
Öte yandan kolejdeki kız öğrencilerin sayısı, erkek akranlarını on yıldan fazla bir süredir geride bıraktı. Ancak istatistikler, mutlak yoksulluğun büyük ölçüde azaldığını da gösteriyor. Bununla birlikte İranlıların çoğu hala sosyo-ekonomik kırılganlıktan muzdarip.
Resmi kaynaklar, 12 milyon insanın mutlak yoksulluk sınırının altında, 25 ila 30 milyon insanın ise yoksulluk sınırının altında yaşadığını bildiriyor.
Ancak tahminler, İranlıların üçte birinin ve çalışanların yüzde 50 ila 70'inin yoksulluk sınırının altına düşme riski altında olduğunu gösteriyor.
 
İran İstatistik Merkezi, İranlıların yüzde 14'ünün çadırlarda yaşadığını ve kent sakinlerinin üçte birinin gecekondularda yaşadığını bildiriyor (AFP)

Antropolog Şahram Hürevi'nin 'İran'ın diğer yarısı' olarak nitelediği işçi sınıfı yoksullarının yaşadığı yerin yaşam koşulları çok çarpıcı.
Gecekondularda yaşayan İranlıların sayısı 17 kat arttı ve işgücünün yüzde 50'si sadece düzensiz işlerde çalışıyor.
Yaklaşık 10 ila 13 milyon İranlı, 'sağlık, iş veya işsizlik sigortası programlarından tamamen dışlanmış' durumda. 
İran'ın kırsal altyapı, eğitim ve okuryazarlık alanlarındaki göreceli başarıları ve iş yaratmadaki başarısızlığı, siyasi olarak patlayıcı bir sosyo-ekonomik çelişkiye yol açtı.
İran'daki iş piyasası yüz binlerce üniversite mezununu istihdam edemiyor. Bu çelişki 'orta sınıf yoksullarını' ortaya çıkardı.
Sosyolog Asaf Bayat; orta sınıf yoksullarını, orta sınıfın niteliklerine ve isteklerine sahip, ancak sosyal ve ekonomik kırılganlıktan muzdarip olarak tanımlıyor. Bu grup, 2017-2018 devriminin sosyal temeli olarak kabul ediliyor.
Öfke ve hayal kırıklığını ifade etmeye devam etmesi bekleniyor.

İran'da yoksulluğun feminizasyonu
Muhalif İran Ulusal Direniş Konseyi'nin internet sitesine göre ise, 'yoksulluğun temel sebebi, İranlı kadınların artan bir şekilde aylak aylak gezmesi.'
Diktatörlük rejiminin halka ve kadına düşmanca politikaları nedeniyle bu durumun daha da kötüleştiği ifade ediliyor. 
Dolayısıyla İran'da yoksulluğun feminizasyonu olgusuyla karşı karşıyayız.
Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu'na (ESCWA) göre, yoksulluğun feminizasyonu giderek kötüleşen ve daha tehlikeli bir hal alan bir olgu.
Aynı zamanda, yoksulluğun kendine özgü doğasıyla, yani kadınları yoksulluk döngüsüne hapsolmuş durumda tutan yerleşik kurumsal engellerle de ilgili.
Bu, büyük ölçüde kadınların aile reisi olduğu hane sayısındaki artıştan kaynaklanıyor. İran toplumundaki bu talihsiz olgunun sonuçlarından biri de çeşitli sosyal, ekonomik, kültürel ve sağlık krizleriyle karşı karşıya kalması oldu. 
Psikolog ve Ahvaz'ın Eski Belediye Başkanı'nın Kadın İşlerinden Sorumlu Danışmanı Pune Belram, "Yoksulluğun kadınlar üzerinde bağımlılık, fuhuş, evsizlik ve işsizliğe benzer sonuçlarını yoksulluğun feminizasyonu olarak adlandırıyoruz" dedi. 
İranlı kadınlar arasında yerinden edilme ve evsizlik, sokaklarda dolaşma, kendini satma, intihar ve bağımlılık gibi sahte işler ve kadınlara yönelik toplumsal zararlar her geçen gün artmakta.
Bunlar yoksulluğun feminizasyonu olgusunun her geçen gün arttığının göstergeleri.
 
Fotoğraf: EPA/EFE

Tahran Ticaret Odası Ekonomik Vekilinin 2018 yılı raporuna göre, ülkedeki 40 milyon 200 bin kadından 28 milyonu pasif durumda.
Bu istatistik, artan boşanma istatistikleri ve en fazla kendi kendine yeten kadınlarla bir araya getirildiğinde, boşanma sonrası ekonomik faaliyeti ve gelir kaynağı olmayan ev hanımlarının sonsuz yoksulluk döngüsüne hapsolduğu ortaya çıkacaktır.
Koronavirüs (Kovid-19) salgınından artan sınıfsal boşluklarından ve temel kaynaklara kısıtlı erişimden sonra sayıları artmış olabileceği tahmin ediliyor. Sadece Ahvaz'da konteynerlerde yaşayan 2 bin 700 evsiz kadın var.

İran bir 'sermaye cenneti'
Son yıllarda İran'daki sosyal sınıflar arasındaki ekonomik farklılıkların arttığı ve İran'ın süper zengin sınıfı Batı Asya bölgesindeki en büyük sınıf haline geldiği görülüyor.
İran'daki birçok yoksul, fiyatı 100 bin tümeni (yaklaşık 2,37 dolar) aştığı için, ülkenin en popüler gıda maddesi olan pirinci artık satın alamıyor.
Bu, İran'da yaklaşık 3,5 milyon tümen olan asgari ücretin sadece 35 kilo İran pirincini karşıladığı anlamına geliyor.
 
Sadece Ahvaz'da konteynerlerde yaşayan 2 bin700 evsiz kadın var (Fars News)

İran'ın en önemli ekonomik izleme merkezlerinden biri olan 'Ticaret Akademisi'ne bağlı 'Tejarat News' internet sitesinde yayımlanan bir habere göre rakamlar, İran'daki zengin sınıfın diğer ülkelerdeki zenginlerden çok daha düşük vergi ödediğini gösteriyor.
Bu durum İran'ı vergi ödemeden harika gelirler elde edebilecek zenginler için bir cennet haline getiriyor.
Muhafazakar resmi Jomhouri-e Eslami gazetesi de İran'da zengin ve fakir arasındaki ekonomik uçurumu eleştirerek 1979'daki devrimin ardından ortaya çıkan İslami rejimin sosyal sınıflar arasındaki uçurumun genişlemesine tanık olmaması gerektiğini vurguladı.
Bu durum bazılarının en lüks saraylarda yaşadığı, bazılarının ise İran ekonomik sisteminde asgari ücretle çalışan 4 bin 300 işçinin maaşına eşdeğer 15 milyar tümen fiyatına bir tablo satın almasına yol açtı. 
Dünyanın zenginlerinin durumunu takip etme konusunda uzmanlaşmış Forbes dergisi tarafından yayımlanan bir raporda, yaklaşık 250 bin İranlının bir milyon dolarlık serveti olduğu bildirildi. Bu, İran para birimine göre, Ocak 2022'ye göre 30 milyar tümene eşitti.
Böylece İran, bir milyon dolardan fazla servete sahip insan sayısı bakımından dünya ülkeleri listesinde 14. sırada yer alırken, Batı Asya bölgesi ülkeleri arasında ilk sırada yer alıyor.
Fransız Capgemini şirketinin son küresel servet raporuna göre, İran, 2020 yılında yüksek net servete sahip kişi sayısı bakımından dünyadaki en büyük artışı kaydetti.
En az 250 bin milyonere sahip olan İran, üç sıra sıçrayarak dünya çapında 14. sıraya yükseldi. Böylece milyoner sayısı İspanya, Rusya ve Brezilya'da bulunan sayıyı aştı.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.