BM Özel Temsilcisi Muhyiddin Şarku'l Avsat’a konuştu: İklim savunması kuşatılmış durumda

BM Özel Temsilcisi Muhyiddin: Kalkınma ve emisyonları azaltma arasında bir çelişki görüyor

Mısır İklim öncüsü ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Finansmanı için 2030 Gündemiyle ilgilenen BM Özel Temsilcisi Dr. Mahmud Muhyiddin, Konferans oturumlarından birinde iken (Şarku'l Avsat)
Mısır İklim öncüsü ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Finansmanı için 2030 Gündemiyle ilgilenen BM Özel Temsilcisi Dr. Mahmud Muhyiddin, Konferans oturumlarından birinde iken (Şarku'l Avsat)
TT

BM Özel Temsilcisi Muhyiddin Şarku'l Avsat’a konuştu: İklim savunması kuşatılmış durumda

Mısır İklim öncüsü ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Finansmanı için 2030 Gündemiyle ilgilenen BM Özel Temsilcisi Dr. Mahmud Muhyiddin, Konferans oturumlarından birinde iken (Şarku'l Avsat)
Mısır İklim öncüsü ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Finansmanı için 2030 Gündemiyle ilgilenen BM Özel Temsilcisi Dr. Mahmud Muhyiddin, Konferans oturumlarından birinde iken (Şarku'l Avsat)

Mısır İklim Öncüsü ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Finansmanı için 2030 Gündemiyle ilgilenen BM Özel Temsilcisi Dr. Mahmud Muhyiddin, günlerini Birleşmiş Milletler (BM) İklim Sözleşmesi COP27 Taraflar Konferansı’nın Mısır başkanlığının iklim değişikliği ile mücadele konusundaki vizyonunu aktarma çabası içinde, gün boyunca yaklaşık 10 farklı oturumda, konuşma yaptı. İklim değişikliği konusunda ortak bir paydada buluşmak üzere Konferansı'nın faaliyetlerinin resmi ve müzakere bölümü için belirlenen Mavi Bölge'nin koridorları, salonları ve meydanları arasında her gün yüzlerce metre gidip gelerek geçiriyor.
Şarku'l Avsat, mavi bölgenin faaliyetleriyle sınırlı kalmayıp, yeşil bölgenin de sivil toplum ve üniversitelerin faaliyetlerine tahsis edildiği caddenin diğer tarafına uzanan konferanslar arası mekik turlarının ortasında Mısır İklim Öncüsü ile bir araya geldi. Dr. Muhyiddin, ‘iklim savunmasının üç hattının (azaltma, uyum, kayıp ve zararlar) çöküş, yetersiz finansman ve anlaşmazlıklar arasında sıkışıp kaldığını’ vurguladı.
İklim konferansı ‘jeopolitik krizlerle dolu’ bir dönemde yapılmış olsa da bu yıl Mısır'ın Şarm eş-Şeyh şehrinde, Muhyiddin'in savunduğu bir slogan olan ‘Uygulama Konferansı’ başlığı altında düzenleniyor. Dr. Mahmud Muhyiddin, “Konferans, enflasyonist bir durgunluk durumuna yol açan ve herkesin göz ardı ettiği enerji, yakıt ve gıda, hatta bazı ülkelerdeki borç krizleri gibi krizlerle bağlantılı bir güven eksikliği döneminde gerçekleşiyor” şeklinde konuştu.
Muhyiddin’e göre ancak jeopolitik durum ne olursa olsun Mısır Cumhurbaşkanlığının, özellikle doğru zaman geldiğinden, uygulama için baskı yapması gerekliydi. 2015 Paris Anlaşması ışığında yeni bir yasal çerçeveye gerek olmadığına işaret eden Muhyiddin, Sivil toplum düzeyindeki büyük coşkuya rağmen, özellikle gelişmiş ülkelerin taahhütlerini yerine getirme sicili mütevazı olduğu için, daha fazla taahhüde gerek olmadığına vurgu yaptı. Ancak bu coşkunun, karar vericilerin gerekli finansmanı sonunda sağlama konusundaki duyarlılığını etkilemediğini söyledi.

İlk savunma hattı: Azaltma
Mısır Yatırım Bakanlığı da dahil olmak üzere çeşitli ekonomik pozisyonlarda bulunan Muhyiddin, iklim değişikliği ile başa çıkma yaklaşımını değiştirmenin gerekliliğine inanıyor. “Şimdi, mevcut sorunların çözümüne katkıda bulunacak olan iklim faaliyetlerine hükümet ve özel yatırım fırsatları hakkında konuşmak için doğru zaman. Dünya iklim değişikliğine karşı savaş halinde ve azaltma ile ilgili ilk savunma hattı çökmek üzere" diyor. Geçtiğimiz günlerde BM tarafından yayınlanan bilimsel raporda “karbon salınımını yüzde 45 oranında azaltma ihtiyacından söz edildiğini ancak emisyonların yüzde 14 arttığının tespit edildiğini’ söyleyen Mısırlı yetkili, bunun da yüzde 60 olarak tahmin edilen hedeften sapma anlamına geldiğini açıkladı. Mısırlı İklim Öncüsü’ne göre bu sapma, ‘özel sektörden yeni ve yenilenebilir enerji yatırımları ve altyapı alanında ülkelerden destek’ gerektiriyor.
Dr. Muhyiddin, jeopolitik sorunları ve bunların iklim sorunu üzerindeki etkilerini ve bir de Avrupa'nın gaz krizini çözmek için geçici olarak geri çekilmesine’ neden olan Ukrayna savaşına işaret ederek “Bu düşüş, Ukrayna savaşı devam etse bile mevcut ve geçici bir durumla ilgilidir çünkü Avrupalılar, yenilenebilir enerjiye güvenerek enerji kaynaklarını coğrafi olarak ve yatırım yoluyla çeşitlendirme eğiliminde olacaklardır. Mısır gibi bir ülkeye kısa vadede fayda sağlayan; kömürden daha verimli ve daha az zararlı bir kaynak olan doğal gazın ihraç edilmesidir” dedi.

Adaptasyon
Mısırlı yetkiliye göre desteğe ihtiyaç duyan bir savunma hattı olarak ‘en tehlikeli’ olan adaptasyon ortaya çıkıyor. Uyum dosyasında, büyük yatırımlar gerektiren arazilerin çölleşmeden korunması yanında, özellikle kıyı kesimlerde tarım sektörünü, su yönetimini ve altyapı geliştirmeyi kurtarmaya yönelik yatırımlar gerektiren sorunların yer aldığına işaret ediyor.
Mısırlı İklim Öncüsü, ‘yüksek riskli’ projelere atıfta bulunarak ‘özel sektörü bu yüksek riskli dosyaya yatırım yapmaya zorlamak için Mangrov ormanları gibi ‘yüksek değerli’ projeleri örnek olarak göstererek, projeleri maksimize etme veya birleştirme olarak adlandırılanlara ek olarak daha fazla destek ve teşvik önlemi uygulanmalıdır.

Kayıplar ve zararlar
İklim müzakereleri gündemindeki üçüncü ve son dosya ise ‘kayıplar ve zararlar’ dosyasıdır. Pakistan felaketinin ‘bölgedeki afetler ışığında hafifletme veya adaptasyondan bahsetmenin mümkün olmadığını’ kanıtladığına dikkat çeken Muhyiddin’e göre bu, ülkeler arasında ‘tartışmalı’ bir dosya. Mısırlı yetkili, “Kayıp ve zararları dosyasını adaptasyon dosyasına dahil etmek, müzakereleri yıllarca durduran büyük bir hataydı. Geçmişte birleştirmeye çalışanlar, yıllarca iklim kayıplarını kanıtlayabilecek ülkelerden tazminat taleplerinin uzatılması halinde doğacak sonuçlardan korktu” dedi.
Mısırlı İklim Öncüsü, zararı önlemek için kurallar koyarak, ilk ve ikinci savunma hatlarını destekleyerek iklim dosyasıyla ilgilenirken ‘nesnelliği’ hedefliyor. Devletlerin siyasi iradesinin bu zorluklarla yüzleşmede bir katalizör ve güveni destekleyici rolüne işaret ediyor.
Dr. Mahmud Muhyiddin ABD de dahil bazı ülkelerin ‘kayıplar ve zararlar’ dosyasında ‘tazminat’ ibaresinin kullanılmasına itirazına ilişkin olarak “COP 27’deki mevcut müzakereler, adı ne olursa olsun bu dosyada nereye ulaştığımızı belirleyecek" şeklinde konuştu. Ayrıca yarısı iklim değişikliğinin sonuçlarından olmak üzere 30 milyar dolar kaybeden ve ihtiyaçlarının yüzde 1'inden azını alan Pakistan’ı örnek verdi.
Mısırlı İklim Öncüsü, "İnsani yardım mekanizmaları genellikle mütevazı yapıya sahiptir ve geç gelir. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Uluslararası Yardım Örgütü için çalıştığı sırada, önleme yatırımının tedaviden daha iyi olduğunu ifade ettiği konuşmasına göre hareket etmeliyiz” dedi.

Bilgi ve para
Dr. Muhyiddin, Şair Ahmed Şevki’nin “İnsanlar, krallıklarını bilgi ve parayla kurarlar” sözlerine atıfta bulunarak, iklim değişikliğinin etkilerine karşı koymak için kbunların şart olduğunu söyledi. "Teknolojinin temsil ettiği bilim ve bu teknolojiyi uygulamak için gereken para bütünleşmeden iklim ikileminin çözümü gerçekleşmeyecek" şeklinde konuştu.
Büyük sanayi ülkelerinin, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için yıllık 100 milyar dolarlık bir fondan tahsis etmekten söz eden ve 2009 yılına kadar uzanan eski taahhütlerini yerine getirmedeki ‘başarısızlığı’ ışığında; finansman, iklim değişikliği dosyasındaki zorluklardan biri olarak görülüyor. Muhyiddin, “Bu taahhüt, onaylandıktan birkaç yıl sonra, finansman açığının çok büyük olması, Çin ve gelişmiş ülkeler hariç dünyanın çok büyük olması nedeniyle değerini kaybetti. Enerji geçişi ve diğer alanlara yatırım yapmak için yılda bir trilyon dolara ihtiyacı var” şeklinde konuştu. Tüm gelişmiş ülkeleri aynı kefeye koymanın bir adaletsizlik olduğuna işaret eden Muhyiddin, 2020'de 23 ülkeden 7'sinin taahhütlerini yerine getirdiğini söyledi. “Bunlar İsveç, Fransa, Norveç, Japonya, Hollanda, Almanya ve Danimarka olmakla birlikte bugüne kadar 6 ülkenin katkısı yüzde 23'ün altında kaldı” dedi.
Muhyiddin, finansman açığını gidermek için ‘Dünya Bankası'nın Uluslararası Kalkınma Derneği'nin (IDA) uzmanlığından yararlanan yeni mekanizmalara dayanıp, Yeşil İklim Fonu ve IMF'nin Sürdürülebilirlik Güven Fonu'nun 20 yıla varan geri ödemeli, 10 yıl ödemesiz ve yüzde 1 faiz oranıyla finansman sağlama deneyimini benimseme çözümleri öneriyor. Mısırlı yetkili, gelişmekte olan ülkelerin sebep olmadıkları kayıpları telafi etmek için borçlanmaları ve yüzde 14'e varan faiz ödemeleri haksızlık olduğunu ifade etti.
Mısırlı İklim Öncüsü, Belize, Seyşeller ve Barbados deneyimlerine atıfta bulunarak ‘borç takası’ için bir mekanizma benimsemeyi ve bunu iklim eylemi yatırımlarına dönüştürmeyi umduğunu ifade etti. Ayrıca, "Bu sistemin uygulanması, alacaklı ve borçlu tarafların mutabakatını ve ayrıca anlaşmanın gidişatını takip eden uluslararası kuruluşların varlığını gerektirmektedir. Mısır bu kapsamda 3 Avrupa ülkesiyle çaba sarf etmektedir” dedi.

Emisyon azaltma
Mısırlı yetkili, ‘iklim sorununu emisyonları azaltmaya indirgemenin sorunu kaybettiğine’ düşünüyor. İklim eyleminin liderliği, sürdürülebilir kalkınma konusunda sorun yaşamayan ülkelerin elinde olduğuna işaret eden Muhyiddin “Bu nedenle sorunu, hayati önem taşıyan emisyonları azaltmaya ve karbonu fiyatlandırmaya indirger, ancak tüm sorunu ele almaz. Buradan hareketle, Mısır liderliği konferans konusunda enerji, su, gençlik, tarım, finans ve gıda dahil olmak üzere çeşitli oturumlarda yer alan maddelere yansıyan bütünsel bir yaklaşım benimsedi” şeklinde konuştu.
Muhyiddin, ‘kalkınma ve emisyonları azaltma arasında hiçbir çelişki olmadığını’ vurgulayarak bunun, ‘konferansın Mısır başkanlığı tarafından yakın zamanda yayınlanan ve kalkınma ile iklim değişikliği arasındaki çelişkiden söz etmenin tamamen uydurma olduğunu ve bunu kanıtlayacak hiçbir bilimsel kanıt olmadığını söyleyen bilimsel raporlarla kanıtlandığını’ söyledi.
Mevcut müzakerelerin önünde duran ‘anlaşmazlıkların’ varlığından söz edilmesine rağmen, Muhyiddin iyimserliğini korumaya devam etti. “Bali'deki G20 zirvesinin oturum aralarında ve Şarm eş-Şeyh'teki müzakereci taraflar düzeyinde Çin ile ABD arasında bir yakınlaşmaya tanık olunan son saatlerde, bunun sonucunu konferansın sonuç bildirgesinde görmeyi umuyoruz. Müzakere gündemi farklıdır, ancak siyasi irade, finansman ve teknoloji konferanstan sonra ölçüm için kritik faktörler olacaktır” şeklinde konuşan Mısırlı yetkili konuşmasını iyimser bir tavırla sonlandırarak “Gelecek yıl, Dubai'de yapılacak COP28 Konferansı’na kadar önümüzdeki dönem, önemli miktarda iklim eylemine tanık olacak” dedi.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”