İngiltere Dışişleri Bakanı Cleverly, Şarku’l Avsat’a konuştu: İran'ın bölgenin istikrarını bozan faaliyetlerine karşı önlem alacağız

Cleverly: Putin, Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı nedeniyle uluslararası sahneden kendisini tecrit etti

İngiliz Dışişleri Bakanı Cleverly, 18. Manama Diyalog Forumu’na katıldı (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü)
İngiliz Dışişleri Bakanı Cleverly, 18. Manama Diyalog Forumu’na katıldı (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü)
TT

İngiltere Dışişleri Bakanı Cleverly, Şarku’l Avsat’a konuştu: İran'ın bölgenin istikrarını bozan faaliyetlerine karşı önlem alacağız

İngiliz Dışişleri Bakanı Cleverly, 18. Manama Diyalog Forumu’na katıldı (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü)
İngiliz Dışişleri Bakanı Cleverly, 18. Manama Diyalog Forumu’na katıldı (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü)

İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Londra’nın İran’ın bölgenin istikrarını bozan eylemlerini önleyecek tedbirleri almak üzere müttefikleriyle çalışmaya devam edeceğini söyledi. Celeverly, “İran’ın eylemlerinden, Rusya'ya insansız hava araçları (İHA) tedarik etmesinden ve Rusya’nın da bunları sivilleri ve sivil bölgeleri hedef almak için kullanmasından ötürü İranlı bazı isimlere yaptırımlar uygulandı” ifadelerini kullandı.
İngiliz Bakan, kendisine yöneltilen ve Londra merkezli Iran International TV'yi İran'ın tehditlerinden korumak için gerekli güvenlik önlemlerinin alınıp alınmadığına ilişkin bir soruya, “Birleşik Krallık'taki insanların güvenliğini son derecede ciddiye alıyoruz. Özgür, dürüst ve açık gazeteciliğin önemini inanılmaz derecede ciddiye alıyoruz.  Birleşik Krallık’ya yönelik açıkça tehditler olduğuna inandığımızda buna karşılık veriyoruz” yanıtını verdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in ‘Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı nedeniyle uluslararası sahneden tecrit edildiğini’ söyleyen Cleverly, İngiltere Başbakanı Rishi Sunak'ın birkaç gün önce Kiev'e yaptığı ziyaretin, ülkesinin Ukrayna'ya verdiği desteğin devam ettiğinin yeni bir teyidi olduğunu ve dünyaya, müzakere masasına oturulduğunda, barış anlaşmasının hangi şartlar altında kabul edeceğine karar verecek tarafın Ukrayna olduğunu hatırlatmayı hedeflediğini söyledi.
Batılı liderlerin Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yaptığı görüşmelere ilişkin değerlendirmede bulunan Cleverly, “Ortak çıkarlarımız olduğuna inandığımız konularda iş birliği yapacağız. Bunun yanında anlaşamadığımız noktalarda bunlara karşı olduğumuzu da açıkça ifade edeceğiz” şeklinde konuştu.
İşte Bahreyn'de düzenlenen 18. Manama Diyalog Forumu çerçevesinde başkent Manama’da İngiltere Dışişleri Bakanı Cleverly ile ikamet ettiği konutta gerçekleşen röportajın tam metni:

-Iran International TV’nin Londra'daki genel merkezinin önünde olağanüstü güvenlik önlemleri alındığı görüldü. Gerçekten İran’dan tehditler geliyor mu? Bu tür eylemler hangi mesajı taşıyor?
İngiltere'de insanların güvenliğini korumayı ve özgür, şeffaf ve dürüst gazeteciliği sürdürmenin önemini son derece ciddiye alıyoruz.
Birleşik Krallık topraklarına karşı tehdit olduğunu düşündüğümüzde, insanlara Birleşik Krallık’ta kendilerini güvende olduklarını ve korunduklarını hissetmeleri gerektiği mesajını göndererek bu tehditlere net bir şekilde yanıt veriyoruz. Ayrıca İran Maslahatgüzarı'nı Dışişleri Bakanlığı’na çağırdığımızda gazetecilere yönelik tehditlerin kabul edilemez olduğuna dair nota verdik ve bunu reddetmeye devam edeceğiz.
Bu önlemleri, İngiltere’deki insanları İran’dan gelen tehditlerden korumak için aldık. Çünkü insanların İran'da olup bitenler hakkında açık ve net bir şekilde konuşabileceklerini hissetmeleri çok önemli.

-Manama Diyalog Forumu’nda İran’ın ve Rusya'nın Arap bölgesinin güvenliği için tehdit oluşturduğunu söylediniz. Sizce Londra’da bu tür önlemlerin alınması, yaptırımların uygulanması ve İran maslahatgüzarlarının Dışişleri Bakanlığı’na çağrılması İran’ı tehditlerinden caydırmak için yeterli mi?
(İran'daki) bazı kişilere eylemlerinden dolayı bir takım yaptırımlar uyguladık. İran’ın Rusya'ya İHA sattığını ve bu İHA'ların Ukrayna'da sivilleri ve sivil noktaları hedef almak için kullanıldığını öğrendiğimizde İran’da Rusya'ya İHA ihraç etmekten sorumlu kişilere ve şirketlere, İran rejimi tarafından İranlı kadınlara yönelik kötü muameleyi gördüğümüzde de Ahlak Polisi’ne (İrşad Devriyeleri) karşı özel yaptırımlar aldık.
İranlı yetkililerin İran halkını dinlemesini istiyoruz. İranlı yetkililer kabul edilemez şeyler yaptığında, onları caydırmak için ciddi önlemler alarak ve yaptırımlar uygulayarak onları açıkça hedef alacağız.

-Peki, İran’ın bölgede oynadığı rol hakkında ne söyleyeceksiniz?
İran'ın komşu ülkelerin istikrarını bozan eylemlerde bulunmaya çalıştığını öğrendiğimizde harekete geçiyoruz. Birleşik Krallık Donanması’na ait bir gemi, İran’dan yapılan füze sistemlerine ait ekipman sevkiyatını durdurdu. İran’ın bölgede istikrarsızlaştırıcı eylemlerini engellemeye yönelik tedbirler almaya ve eylemlerinden dolayı insanlara yaptırım uygulamaya devam edeceğiz.

-İran ile nükleer dosya üzerindeki müzakereler sona erdi mi?
Geçtiğimiz Mart ayında masaya İran için gerçekçi bir anlaşma koyduk. Ancak Tahran henüz bir yanıt vermedi. Anlaşmanın sunulmasından sonra İran'ın haklarını savunan İranlı kadınlara karşı acımasız uygulamalarda bulunduğuna tanık olduk. Rusya'ya Ukrayna'da sivillere ve sivil hedeflere karşı kullanılan İHA’lar ihraç ettiğini gördük.
İran’ın nükleer silah edinmesini engellemeye devam edeceğiz. Şimdi teklifimize anlamlı bir yanıt vermek İran'a düşüyor. Top İran'ın sahasında. İran'ın bu teklife yanıt vermesi gerekiyor.

-Bu, nükleer anlaşma müzakere masasına dönüldüğü anlamına mı geliyor?
Söylediğim gibi İran'a ciddi ve adil bir teklifte bulunduk. İran buna uygun davranmadı. İran yönetimine mesajım, sürece olumlu bir şekilde dahil olmaları yönünde. Biz bir anlaşma sunduk. Teklif iyi ve İran buna olumlu yanıt vermeli.

-Ukrayna demişken, Rusya Devlet Başkanı Putin, G20 Zirvesi’nde Londra ve müttefiklerinin istediği kadar yalnız mıydı?
Putin'in G20 zirvesine katılamayacağını hissetmesi açık bir mesaj. G20 Zirvesi’nin sonuç bildirgesini imzalayan ülkelerin çoğunun Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığını nasıl kınadığına tanık olduk. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul’da Rusya'nın Ukrayna'nın doğu ve güney bölgelerini ilhak etme kararını 153 ülkenin nasıl kınadığını ve reddettiğini gördük.
Putin’in uluslararası sahneden tecrit edilmesine neden olan onun eylemleridir. G20 Zirvesi'ne katılmak için Endonezya'ya gidemeyeceğini hissettiği açık. Ayrıca, Rusya ile uzun süreli ilişkileri olanlar da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanından ülkeler, Putin'e Ukrayna'ya yönelik saldırganlığın çok büyük bir hata olduğunu söylüyor ve buna son vermesi çağrısında bulunuyorlar.
Daha öncede ifade ettiğim gibi BM üyesi birçok ülke, Rusya’ya karşı oy kullandı ve eylemlerini kınadı. Putin’i uluslararası sahneden tecrit eden bizzat kendisidir.

-İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, geçtiğimiz günlerde Kiev'i ziyaret etti. Ukrayna'daki ‘oyunun sonunu’ nasıl görüyorsunuz? Sizce Rusya hangi sınırlara çekilmeli; 2014 sınırlarına mı, 24 Şubat 2022 öncesi sınırlara mı yoksa fiili sınırlarına mı?
İngiltere Başbakanı Sunak, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy başta olmak üzere Ukraynalı yetkililer ve Ukrayna halkı ile dayanışma içinde olduğumuzu teyit etmek için Kiev'i ziyaret etti. Başbakan Sunak, ülkesinin Ukraynalıların kendilerini Rusya’nın saldırılarına karşı savunmaları için desteklemeye devam ettiğini vurguladı.
Ayrıca Sunak’ın ziyareti, müzakere masasına ne zaman oturulacağına ve barış anlaşmasının hangi şartlar altında kabul edeceğine karar verecek olan tarafın Ukrayna olduğunu tüm dünyaya hatırlatmayı hedefliyordu.
Ukraynalılara bir barış anlaşmasının nasıl görünebileceğini söylemek diğer ülkelere düşmez. Bu ancak Ukrayna yönetiminin kararıdır. Ayağa kalkıp galip gelene kadar Ukrayna’yı desteklemeye kararlıyız.

-G20 Zirvesi’nde Putin’i tecrit etmeye çalıştınız, fakat Çin Devlet Başkanı Şi'ye elinizi uzattınız. Batı, yeni bir dünya düzeni oluşturmak için Çin ile çalışmaya hazır mı?
Dünyanın ihtiyaçlarına yönelik ortak çıkarlarımızın olduğu konularda Çin ile çalışmaya devam edeceğiz. Örneğin yeşil enerjiye geçişte Çin'in büyük bir rolü var.
Ama tıpkı Çinli meslektaşım Wang Yi ile New York'taki BM Genel Kurul görüşmelerinin oturum aralarında yaptığım gibi Çinli yetkililerle konuştuğumuzda, Uygur Müslümanlarına yönelik muameleleri, Kovid-19 pandemisini ele alma şekilleri, Hong Kong konulu anlaşmalara uymamaları ve İngiliz milletvekillerine uyguladıkları yaptırımlar gibi anlaşmazlık yaşadığımız konuları tartışıyoruz.
Dolayısıyla ortak çıkarlarımız söz konusu olduğunda onlarla iş birliği yaparken anlaşmazlık yaşadığımız noktalarda bunlara karşı olduğumuzu da açıkça ifade edeceğiz.

-Suriye ile ilgili bir soru sormak istiyorum. Suriye unutuldu mu? Topraklarında 5 yabancı ordunun (ABD, Rusya, Türkiye, İran ve İsrail) olduğu ve büyük insani acıların yaşandığı bir ülke unutulabilir mi?
Suriye aklımızda. Komşu ülkelerde milyonlarca mülteci görüyoruz. Bu ülkelere Suriyeli mülteciler için gösterdikleri çaba ve destekten dolayı teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde yerinden edilmiş çok sayıda Suriyeli halen Suriye'deki kamplarda yaşıyor.
Suriyelilerin anavatanlarına dönmesi ve Suriye'nin eski canlı, refah içinde, aktif ve öncü ülke haline gelmesi için çatışmaya çözüm bulmak amacıyla çalışmayı sürdüreceğiz.
Ancak, dünyada birçok insan Rusya ve Ukrayna hakkında konuşsa da sizi ve bu röportajı okuyacak Suriyelileri halen Suriye’yi çokça düşündüğümüze temin ederim. Bölgedeki komşu ülkelerle Suriyeli mültecileri nasıl koruyacağımızı tartışıyoruz. Suriye’de barışa ulaşmak için çalışmaya devam edeceğiz.



Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
TT

Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)

Oy verme sonuçlarına ilişkin tahminler, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin dün Almanya’nın kuzeydoğusundaki eyalet seçimlerinde birinci sırada yer aldığını gösterdi. Sonuç, Başbakan Friedrich Merz’in liderliğindeki ana muhafazakâr parti açısından 1949’dan bu yana kaydedilen en kötü sonuç oldu.

Merz, sandık çıkış anketlerinin açıklanmasının ardından sonucu “felaket” olarak nitelendirdi. Ancak başbakan olarak mücadelesini sürdüreceğini ve reform programını uygulamaya devam edeceğini söyledi. Açıklama, kötü sonucun Merz’i istifaya zorlayabileceği yönündeki spekülasyonların ardından geldi.

Alman kamu yayıncısı ARD’nin tahminlerine göre AfD’nin Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde oyların yüzde 38,3’ünü alması bekleniyor. Parti, yüzde 35,4 oy alması beklenen merkez sol çizgideki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) önünde bulunuyor. Merz’in muhafazakârları ise son sayımlarda yüzde 4,9’a geriledi. Bu oran, eyalet parlamentosuna girmek için gereken yüzde 5’lik barajın altında kaldığından, partinin parlamentonun tamamen dışında kalabileceğine işaret ediyor.

Bugünkü sonuç, AfD’nin bir ay içinde ikinci kez bir eyalet seçiminde birinci sırada yer almasını sağlayacak gibi görünüyor. Parti ulusal kamuoyu yoklamalarında da ilk sırada bulunuyor. Ancak diğer büyük partiler AfD ile iş birliğini reddederek partinin iktidara gelmesini engelliyor.

Dün başkent Berlin’de yapılan diğer seçimde ise Sol Parti yüzde 25,3 oy aldı. Merz liderliğindeki ve halen Sosyal Demokrat Parti ile koalisyon halinde eyaleti yöneten muhafazakârların oy oranı yüzde 19’a geriledi. AfD de liberal olarak bilinen kentte oylarını artırarak yüzde 16,3’e ulaştı. Sol Parti ilk kez eyalet kamuoyu yoklamalarında birinci sıraya yükselirken, parti gayrimenkul şirketlerine ait konutların kamulaştırılmasını ve kira fiyatlarına tavan getirilmesini savunuyor.

Merz reformları sürdürme sözü verdi

Bugünkü sonuçlar Merz için doğrudan bir siyasi yenilgi anlamına gelmeyebilir. Ancak düşük destek oranları, kamuoyunda tepki gören reformlar ve AfD’nin daha önce Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde elde ettiği başarı, Merz’in siyasi geleceğine ilişkin tartışmaları artırdı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Berlin merkezli DIW Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Marcel Fratzscher yaptığı açıklamada, federal hükümetin kapsamlı bir reform programı için kamuoyu ve siyasi destek oluşturmasının artık daha zor hale geleceğini belirtti.

Fratzscher, iktidar koalisyonundaki partilerin kırmızı çizgilerinde ısrar etmesi halinde “siyasi tıkanıklığın yerleşeceğini, ekonomik zayıflığın süreceğini ve AfD’nin 2029 seçimlerini kazanma ihtimalinin daha da artacağı” değerlendirmesinde bulundu.

Mecklenburg-Vorpommern Başbakanı ve SPD’li Manuela Schwesig’in kamuoyu desteği, dünkü seçimler öncesinde arttı. Schwesig, hem aşırı sağcı AfD’yi hem de Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki federal hükümetin uyguladığı reformları açıkça eleştirdi.

Schwesig ayrıca AfD’nin Almanya’nın Ukrayna’ya verdiği desteği eleştirerek oy kazandığını söyledi. Daha önce, kendi eyaletinden Rus gazını Almanya’ya taşıyan Kuzey Akım boru hatlarını desteklemiş, ancak 2022’deki patlamaların ardından tutumunu değiştirmişti.

Schwesig, “Öncelikle eyaletimde birçok kişi Ukrayna’ya hem mali hem de askeri desteğe karşı. İkinci olarak da birçok kişi Kuzey Akım üzerinden enerji akışının yeniden başlamasını istiyor” dedi.

Almanya Başbakan Yardımcısı ve SPD yöneticisi Lars Klingbeil ise emeklilik reformları konusunda seçmenlerin yaşadığı kaygılara işaret ederek, politika değişikliği istediğini belirtti.

Merz ise bunun yerine, Avrupa’nın en büyük ekonomisindeki yavaş büyümeyi canlandıracağını savunduğu reform programına bağlı kaldı.

Merz, “Şimdi yapılması gerekenler cesaret, kararlılık ve sabır gerektiriyor” ifadelerini kullandı. Reformların, toplumda giderek daha fazla etkisini gösterdiğini söylediği otoriter eğilimlere karşı çözüm olduğunu savundu.

Mecklenburg-Vorpommern’daki seçimler, büyük ölçüde kırsal ve eski Doğu Almanya topraklarında bulunan bu eyalette ve başkent Berlin’de gerçekleşirken, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yapılan seçimin ardından geldi. Saksonya-Anhalt’ta aşırı sağcı AfD, nadir görülen bir başarıyla mutlak çoğunluğa yaklaşmıştı.

Yaklaşık on yıldan biraz fazla süre içinde AfD; Almanya’da kalma hakkı bulunmayan yabancıların sınır dışı edilmesine yönelik daha sert önlemler alınmasını, Rusya ile enerji ilişkilerinin yeniden kurulmasını ve avrodan vazgeçilmesini savunan, AB şüphecisi marjinal bir hareketten ülkenin en popüler partisi konumuna yükseldi.

AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki başarısı, 2029’da yapılması planlanan federal seçimlerde iktidara gelme yolunda ilk adım olarak görülürken, Avrupa genelinde de yankı uyandırdı.

Dün alınan sonuçlar, AfD’nin son yıllarda kaydettiği ilerlemeyi ortaya koyarken, diğer büyük partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddettiği “güvenlik duvarı” stratejisine ilişkin yeni soruları da gündeme getirdi.

Merz zorluklarla karşı karşıya

Merz, geçen yıl Almanya ekonomisini durgunluktan çıkararak yeniden büyüme yoluna sokacak iddialı reformlar vaadiyle başbakan seçildi. Ancak iletişim alanındaki  hatalar, emeklilik, vergi ve sağlık alanlarında kamuoyunda tepki gören reformlara yönelik hoşnutsuzluğu artırırken, Merz’in seçmenlerin güvenini kazanmasını zorlaştırdı.

Bununla birlikte hükümetine yönelik hayal kırıklığı, iki eyaletteki seçim kampanyalarına da damgasını vurdu. Seçmenler özellikle enerji ve konut maliyetlerindeki sert artış gibi konulara odaklandı. Merz, cuma günü tüketicilerin üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla gaz ve motorin vergilerinde indirim de içeren bir tedbir paketi açıkladı.

Mecklenburg-Vorpommern’da oy kullanan birçok kişi, yaşam maliyetlerinin temel endişe kaynağı olduğunu belirtti.

Eyalet başkenti Schwerin’de oy kullanan Carlotta Haik, “Burada, bu ücretlerle artık neredeyse hiçbir şeyi karşılayamıyorsunuz” dedi.

Yaşlı bir seçmen ise dış yardımların finansmanını eleştirdi. Adının açıklanmasını istemeyen seçmen, “Paraya burada, ülkemizde, çocuklar ve emekliler için ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.


Fransa ve Kanada’dan Trump’la yaşanan gerilim ortamında iş birliğini güçlendirme kararı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
TT

Fransa ve Kanada’dan Trump’la yaşanan gerilim ortamında iş birliğini güçlendirme kararı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)

Fransa ve Kanada liderleri, dün iki ülke arasındaki ilişkileri daha da güçlendirme kararı verdi. İki lider, Kanada’nın Atlantik kıyısı açıklarında bulunan Fransa’ya bağlı Saint-Pierre ve Miquelon takımadalarında gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından, artan jeopolitik gerilim, iklim değişikliği ve demokratik değerlerdeki aşınmayla mücadelede iş birliğinin önemine vurgu yaptı.

İki liderin takımadaya ziyareti, 2014’ten sonra bir Fransa cumhurbaşkanının, bir Kanada başbakanının ise ilk ziyareti oldu. Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump’ın birkaç hafta önce Saint-Pierre ve Miquelon’un yanı sıra Kanada’nın tamamını ve Kuzey Amerika’daki diğer ülkeleri ABD bayrağıyla kaplı gösteren bir fotoğraf paylaşmasının ardından gerçekleşti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Saint-Pierre ve Miquelon’da yaptığı konuşmanın ardından Kanada Başbakanı Mark Carney ile selfie çekerken. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Saint-Pierre ve Miquelon’da yaptığı konuşmanın ardından Kanada Başbakanı Mark Carney ile selfie çekerken. (AP)

Ottawa, ABD ile giderek sertleşen ticaret savaşı sürerken Avrupa Birliği ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney, “Toplumlarımız yeni fırtınaların yol açtığı sarsıntılarla karşı karşıya: iklim değişikliğinin neden olduğu çalkantılar, demokratik standartların aşınması ve egemenliğimize yönelik yeni tehditler. İlişkilerimizi güçlendirmenin zamanı geldi” ifadelerini kullandı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise iki müttefikin uzay, iklim ve enerji gibi çeşitli alanlarda ilişkileri güçlendirme konusunda mutabık kaldığını söyledi.

Macron, “Demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, uluslararası hukuka saygıya, özgür ve adil ticarete, kararlarımızın temelinde bilime dayanmaya ve savunduğumuz stratejik özerkliğe birlikte inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Diplomatlar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’a giderken gerçekleştirilen Macron’un ziyaretinin, Trump’ın sosyal medya paylaşımının ardından sembolik önem taşıdığını belirtti.

Trump’ın paylaştığı görselde ABD bayrağı; ABD, Kanada, Grönland, İzlanda, Meksika, Orta Amerika ve Karayipler’i kapsayan bir haritanın üzerine sarılmış şekilde gösterildi ve görselde “Amerika Birleşik Devletleri” ifadesi yer aldı. Görselde Saint-Pierre ve Miquelon ile Karayipler’deki Fransız toprakları da bulunuyordu.

Trump’ın paylaşımına ilişkin soruları yanıtlayan Macron, bu toprakların Fransız olmadığı yönündeki yaklaşımı reddetti. Macron, “İnsanların tuhaf fikirleri olması ya da tuhaf şeyler söylemesi” nedeniyle bu gerçeği her gün yeniden teyit etmek zorunda olmadığını söyledi.

Akaryakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle hükümeti üzerindeki baskının arttığı bir dönemde konuşan Macron, Kanada’nın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının büyük bölümünü Asya’ya yönlendirmek yerine Avrupa’ya yönelik ihracatını artırmasını istediğini belirtti.

İki lider ayrıca Kanada’nın Avrupa Birliği ile ilişkilerini görüştü. Birlik, Ottawa’nın ilk ortak üye olmasının önünü açarken Macron, Fransa’nın bu girişimi desteklediğini söyledi.

Ancak böyle bir adımın çeşitli engellerle karşılaşması bekleniyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Avrupa Birliği ile Kanada arasındaki Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması’nın (CETA) imzalanmasının üzerinden 10 yıldan, geçici olarak yürürlüğe girmesinin üzerinden ise dokuz yıldan fazla süre geçmesine rağmen, Fransa’nın da aralarında bulunduğu bazı Avrupa ülkeleri anlaşmayı hâlâ onaylamaktan kaçınıyor.


Macron, Hürmüz'de 6 aylık ateşkes formülü arıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
TT

Macron, Hürmüz'de 6 aylık ateşkes formülü arıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun eylül ayının son haftasında düzenlenen geleneksel “Liderler Haftası”na son kez katılmak üzere New York'a giderken gündeminde çok sayıda dosya taşıyor. Fransa ayrıca bu ay Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dönem başkanlığını yürütüyor.

Macron'un New York'ta çok sayıda mevkidaşıyla görüşmesi planlanıyor. Ancak bunlar arasında enerji krizi ve bunun yol açtığı sonuçlarla bağlantılı olması nedeniyle üç görüşme öne çıkıyor. Macron'un ABD Başkanı Donald Trump, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve New York'a gelecek bazı Körfez ülkeleri liderleriyle bir araya gelmesi bekleniyor.

Macron, Batılı liderler arasında Pezeşkiyan'la görüşecek belki de tek isim olacak. Fransa ile İran arasındaki ilişkilerde gerilim hakim olsa da iki taraf arasındaki telefon görüşmeleri ve temaslar kesilmiş değil.

Macron'un girişiminin içeriği

Macron, New York'a belirli bir öneriyle gidiyor. Ancak Hürmüz Boğazı'ndaki durum ve genel olarak bölgedeki savaş konusunda tarafların, yani ABD ve İran'ın tutumları dikkate alındığında bu girişimin başarıya ulaşacağına şimdiden dair herhangi bir öngörüde bulunmak mümkün değil.

FGRTHY
Umman Sultanlığı'ndaki Musandam Valiliği'nden Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Arşiv - Reuters)

Paris, Husilerin Babülmendep Boğazı, Yemen'in Kızıldeniz'e bakan kıyıları ve Kızıldeniz'deki bazı önemli adalar üzerindeki kontrolünü göz ardı etmiyor. Ancak Fransız kaynaklarına göre Paris, Hürmüz dosyasına odaklanmak ve bir anlamda bu konuyu İran dosyasındaki diğer anlaşmazlıklardan ayırmak istiyor.

Başka bir ifadeyle Paris, Hürmüz Boğazı'ndan geçişin güvenli şekilde sürdürülmesi meselesinin İran'ın nükleer programı, füze ve balistik kapasitesi ya da bölgesel müdahaleleri gibi diğer başlıklardan bağımsız olarak ele alınmasını istiyor.

Paris'e göre bugün acil mesele enerji dosyası ve petrol ile doğal gaz tedarikinin dünya piyasalarına ulaştırılması. Bu konu, ABD dahil tüm tarafları doğrudan ilgilendiriyor. Dolayısıyla enerji meselesinin diğer sorunlarla ilişkilendirilmesinin mevcut durumu daha da ağırlaştıracağı değerlendiriliyor.

Bu açıdan bakıldığında Macron'un BM Genel Kurulu çalışmaları kapsamında gerçekleştireceği belirtilen üç görüşmenin önemi daha iyi anlaşılıyor.

6 aylık geçiş dönemi

Paris, ilgili tarafları Hürmüz Boğazı'nda güvenli deniz ulaşımının 6 aylık “geçici bir geçiş dönemi” boyunca serbest bırakılmasını kabul etmeye ikna etmek istiyor.

Paris'e göre böyle bir hedefe ancak iki paralel koşulun yerine getirilmesiyle ulaşılabilir. Bunlardan ilki, ABD'nin İran limanlarına uyguladığı ve ablukayı aşmaya çalışan İran gemilerinin hedef alınmasını da içeren sıkı deniz ablukasını hafifletmesi. İkinci koşul ise İran'ın boğazdan geçen tankerlere herhangi bir askeri yöntemle saldırmayacağına dair açık bir taahhütte bulunması.

Başka bir ifadeyle Fransa, Washington ile Tahran arasında şu anda askeri ve ekonomik olmak üzere çok yönlü biçimde devam eden ve bedelini dünyanın çok sayıda ülkesinin ödediği savaşın “dondurulmasını” öneriyor.

Buna paralel olarak Paris, bu yıl Fransa'nın başkanlığını yürüttüğü G7'nin önümüzdeki haftalarda enerji dosyasına odaklanacak bir toplantı düzenlemesi için çalışıyor.

GTHYJU
Fransa'da elektrik üretiminde en büyük paya sahip nükleer santral (Reuters)

Macron geçen cuma günü düzenlediği basın toplantısında amaçlarının “işbirliğini güçlendirmek, grup ülkeleri ile başlıca ortaklarımız arasında gereksiz gerilimlerden kaçınmak ve birkaç ay önce yaptığımız gibi stratejik rezervlerin olası kullanımına ya da kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik seçenekleri ele almak” olduğunu söyledi.

Fransa'da enerji endişesi büyüyor

Enerji krizinin dünya ekonomilerinin büyük bölümünü olumsuz etkilemesinin yanı sıra krizin derinleşmesi Fransa'da da ciddi endişelere yol açıyor. Özellikle 2018 ve 2019 yıllarında enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle başlayan ve geniş çaplı protestolara dönüşen “Sarı Yelekliler” gösterileri sırasında yaşanan çatışma ve yangın görüntüleri yeniden hatırlanıyor.

Bugün enerji fiyatları rekor seviyelere ulaşırken benzinin litre fiyatının 3 avroya kadar çıkabileceğini öngörenler bulunuyor.

Fransız hükümeti de mali açıdan zor bir dönemden geçiyor. Devletin borcu 3,5 trilyon avroyu aşarken hükümet 2027 bütçesini hazırlamakta zorlanıyor ve harcamalarda 54 milyar avroluk tasarruf sağlamaya çalışıyor.

Bütün bunlar hükümetin fiyatların vatandaşlar üzerindeki yükünü hafifletmek için güçlü biçimde müdahale etme kapasitesini sınırlıyor. Bu nedenle Macron cumartesi günü siyasi parti liderleri ve yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarını olağanüstü bir toplantıya çağırdı. Macron toplantıda ülkenin içinde bulunduğu durumun gerçek boyutlarını anlatırken derinleşen krizi kontrol altına alma çabaları hakkında da bilgi verdi.

İran ve ABD'nin karşılıklı şartları

Paris, girişimin başarılı olup olmayacağı konusunda bir değerlendirme yapmıyor. Bu nedenle girişimin akıbetini görmek için New York'taki temasların gerçekleşmesini beklemek gerekiyor. Ancak iki tarafın mevcut tutumlarına bakıldığında iyimserlik için fazla alan bulunmuyor.

İran tarafı, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için gerekli şartları arabulucular aracılığıyla Washington'a ilettiğini belirtiyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai'ye göre bu şartlar arasında tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi, İran'ın yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması, İran'a uygulanan deniz ablukasının kaldırılması ve İran halkının meşru haklarının tanınması bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığı habere göre Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, Hürmüz Boğazı, Washington’un Tahran'ın tüm şartlarını yerine getirmeden yeniden açılamayacağını ifade etti.

Kalibaf, “Mesajlar iletildi ve şartlarımız arabulucular aracılığıyla karşı tarafa açıkça aktarıldı” dedi.

Başka bir ifadeyle Tahran, Washington'ın geçen haziranda Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında varılan ve daha sonra Trump'ın çekildiği mutabakata yeniden bağlı kalmasını ve bu mutabakatı uygulamasını istiyor.

İran'ın taleplerine karşılık Washington'ın bunları kabul etmeye hazır olduğuna dair bir işaret bulunmuyor. Başkan Trump'ın açıklamaları bir günden diğerine değişebilse de Trump son olarak İran'ı ortadan kaldırmakla tehdit etti.

Axios'a yaptığı açıklamada İran konusunda bir “karar” vermesi gerektiğini söyleyen Trump “Onları ortadan kaldırmalı mıyım, kaldırmamalı mıyım? Bu kritik bir karar ve benimle her şey mümkün” dedi.

SAXDFRGT
ABD Hazine Bakanı Scott Bisent, 24 Ağustos'ta İran'a yönelik yaptırımların sıkılaştırılmasını duyurduğu basın toplantısından bir kare (Reuters)

Trump son dönemde savaşın gelecek kasım ayında yapılması planlanan ara seçimlerin ardından sona ereceğini vurguluyor. Çok sayıda analist ise seçimlere kadar “yoğun” savaşa dönülmeyeceği görüşünde. Bu analistlere göre savaşın yeniden yoğunlaşması ABD'de enerji fiyatlarını daha da yükseltecek ve Cumhuriyetçi adayların seçimlerde başarı şansını azaltacak.

Bugün itibarıyla Tahran ile Washington arasındaki durumun “çıkmaz” olarak nitelendirilebileceği görülüyor. Ancak arabuluculuk girişimleri sürüyor. Bunlardan biri Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin İran'ın başkentine gerçekleştirdiği ziyaret oldu.

New York'ta da üst düzey diplomatik temasların yoğunlaşması bekleniyor. Bu temaslar, kapalı görünen diplomatik süreçte dar da olsa yeni bir fırsat penceresi açabilir.