Rusya, ABD ile müzakerelerde İran’ı kart olarak kullanıyor

Washington’ın mesajlarını Tahran’a iletmek için Moskova kanalını seçmesi artık İran'a Ukrayna savaşı penceresinden baktığı anlamına geliyor

İran'ın yaptırımlar girdabına geri dönmesi, nükleer kriziyle mücadelede seçeneklerden biri haline gelmiş gibi görünüyor (AFP)
İran'ın yaptırımlar girdabına geri dönmesi, nükleer kriziyle mücadelede seçeneklerden biri haline gelmiş gibi görünüyor (AFP)
TT

Rusya, ABD ile müzakerelerde İran’ı kart olarak kullanıyor

İran'ın yaptırımlar girdabına geri dönmesi, nükleer kriziyle mücadelede seçeneklerden biri haline gelmiş gibi görünüyor (AFP)
İran'ın yaptırımlar girdabına geri dönmesi, nükleer kriziyle mücadelede seçeneklerden biri haline gelmiş gibi görünüyor (AFP)

Hasan Fahs
Rusya’nın Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narışkin’in ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı Başkanı (CIA) Direktörü William Burns ile bir araya geldiği başkent Ankara'dan İran’a geçtiğine dair, pek fazla üzerinde durulmayan haber gerçekleşmiş gibi görünüyor. Narışkin, Washington’ın Tahran yönetimine başta 2015 tarihli nükleer anlaşmanın canlandırılması ile ilgili Viyana’daki nükleer anlaşma konulu müzakereler olmak üzere iki taraf arasındaki çözülmemiş meselelerle ilgili mesajlarını taşımış olabilir. Narışkin’in ziyareti, Rusya Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı’nın Tahran ziyaretiyle aynı günlere ve ABD’deki ara seçimlerin sona erip Demokrat Parti ve ABD yönetiminin, Cumhuriyetçi Parti’nin oluşturduğu tehlike çemberinden çıktığı döneme denk geldi.  Narışkin-Burns görüşmesi, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik savaşı, savaşın yayılması endişeleri ve nükleer tehditlerle ilgili konularla sınırlı değildi.
Medyanın, Narışkin'in İran'a yaptığı sürpriz ziyaretle ilgili sessizliğinden Ukrayna'daki savaşın güvenlik, askeri, ticari ve siyasi yansımaları konusunda İran-Rusya iş birliği açısından bir sonuç çıkarılabilir. İran'ın tutumlarından çıkarılanlar, özellikle de Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın nükleer müzakereler ve ABD tarafıyla iletişim ile ilgili açıklamaları, ABD tarafının Burns üzerinden olumlu bir mesajı İran yönetimine Rusya’nın istihbarat ve güvenlik yetkilileri aracılığıyla ilettiğini düşündürüyor. Abdullahiyan'ın Tahran ile Washington arasında iletişimin kanallarının açık olduğunu vurgulaması ABD yönetiminden Tahran'a, İran'ın müzakere masasına dönme niyetinin ciddiyetini sorgulayan ve nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma çabaları ile ilgili bir mesaj gönderildiği düşüncesini destekliyor. 
Abdullahiyan’ın ABD ile olan iletişim kanalları ve mesajları hakkında söylediklerinin geçerli olduğunu varsayarsak, bu durum Beyaz Saray Özel Temsilcisi Robert Malley'in İran dosyasıyla ilgili son açıklamalarıyla çelişiyor. Ancak Burns’ün, Abdullahiyan’ın bahsettiği mesajları iletmek için Rusya kanalını seçmesi, ABD yönetiminin şimdi İran'la diyalogda herhangi bir ilerlemeye Ukrayna savaşı penceresinden ve Moskova'nın İran'ın konumu ve İran rejimi üzerindeki nüfuzunun boyutundan baktığı ve İran'ın uluslararası toplumla olan ilişkilerinde zor durumda olan Rusya’nın kucağına daha fazla itildiği anlamına geliyor. Bu da Tahran ve rejim üzerinde daha fazla baskı kurulmasına yardımcı olacak ve diyalog ve müzakere kapısının kapanabileceği ve ek yaptırımlar uygulanabileceği tehdidinde bulunulacağını gösteriyor.  Sonuç olarak tüm bunlar, İran’ı ekonomik krizin yansımalarıyla ve halkın hayat şartlarıyla ilgili şikayetleriyle karşı karşıya bırakacak ve rejimin temelini hedef alan siyasi bir boyuta geçecek.
Rejim muhalifi Halkın Mücahitleri Örgütü’ne (HMÖ) yönelik uygulamalar ve HMÖ lideri Meryem Racavi'nin Fransa tarafından 17 Haziran 2003 tarihinde dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi hükümetiyle iş birliğinin bir göstergesi olarak tutuklanmasının halen zihinlerde canlılığını koruyor. Bu yüzden Batılı güçlerin İran rejiminin son iki aydır protestoculara karşı uyguladığı baskıyla ilgili tutumlarına güvenilemez.
Batı ülkeleri bir yandan İran halkının başlattığı protestolardaki insan hakları ihlallerini silah olarak kullanarak İran rejimine baskı yaparken ve İran’a karşı tansiyonu yükseltme fırsatı bulurken, bir yandan Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşında oynadığı olumsuz rolü değerlendiriyor.
Bunlar, Avrupa ülkeleri ve ABD, gerilimi tırmandırma eğiliminin yanı sıra Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu'nun nükleer dosyasını bu kez Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) taşımadan yayınlayacağı İran'ı kınayan bir kararı ve İran'ın 2015 tarihli nükleer anlaşmada açıklamayıp gizlediği bazı nükleer tesisler hakkında gerekli cevapları vermekten kaçınma konusundaki ısrarını kullanmaya çalışmasının ardındaki boyutlar.
İran, aşağısı yaptırımlarla dolu bir uçurumun kenarında yürüyor. Siyasi tutumunu birçok uluslararası dosyaya dahil edecek şekilde genişleten nükleer kriziyle mücadelede uluslararası masadaki seçeneklerden biri haline gelmiş görünüyor. Bu da dosyanın daha sonra BMGK’ya taşınması ve ‘tetik mekanizmasına’ başvurma olasılığının önünü açarken müttefikleri Rusya ve Çin’in ‘veto’ oyu kullanma hakları olmaksızın ekonomik ve siyasi tüm yaptırımların yeniden uygulanması anlamına geliyor.
İran’daki durumun hassasiyetinin belki de en çok farkında olan kişilerin başında, makamını ve iktidarını kurtarması ve geleceğe dair hırslarını koruması, yaptırım krizini çözmeye ve petrol gelirini ve uluslararası bankalarda dondurulan fonları almaya bağladığı umutlara dayanan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi geliyor. Onun ardında İran'ın yeniden yaptırımlar ablukasına alınmasının sonuçlarının çok iyi bilen Dışişleri Bakanı Abdullahiyan var.
Bu da gerek eski mevkidaşlarına (Kemal Harrazi, Manuçehr Muttaki, Ali Ekber Salihi ve Muhammed Cevad Zarif) açılıp onlarla İran’ı bu tünelden çıkarmaya yardımcı olacak diplomatik ve müzakere mekanizmalarını tartışarak, gerekse ABD’nin yarattığı olumsuz atmosferin aksine müzakerelere bağlı kalıp devam etme konusundaki ısrarı ve sürekli Tahran ile Washington arasında devam eden mesaj trafiğinden bahsetmesi gibi attığı siyasi adımları açıklıyor.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından desteklenen Abdullahiyan’ın siyasi adımları, iktidar mücadeleleri nedeniyle ABD ile yapılan dolaylı müzakerelerin başarıya ulaşmasını ve nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasını istemeyen başta İran Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Said Celili ve İran'ın nükleer baş müzakerecisi Ali Bagheri Kani liderliğindeki Sabitun Grubu olmak üzere içerideki bazı tarafların önünü kapatmayı amaçlıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Sabitun Grubu, Batı ülkeleriyle yaşanan çekişmeyi İran’ın çıkarları doğrultusunda çözdükten sonra durumun kontrol altına alınabileceğine ve ekonomik krizden çıkılabileceğine inanıyor.



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.