Türkiye ve Müslüman Kardeşler yol ayrımında mı?

Suçlama, Örgütün ‘kısıtlamalardan’ duyduğu endişenin ortasında, Ankara'daki bir yetkili tarafından yönetildi.

Mısır Baş Müftüsü geçtiğimiz Mayıs ayında ‘Avam ve Lordlar’ kamaralarına hitaben bir konuşma yaparken (Daru’l İfta)
Mısır Baş Müftüsü geçtiğimiz Mayıs ayında ‘Avam ve Lordlar’ kamaralarına hitaben bir konuşma yaparken (Daru’l İfta)
TT

Türkiye ve Müslüman Kardeşler yol ayrımında mı?

Mısır Baş Müftüsü geçtiğimiz Mayıs ayında ‘Avam ve Lordlar’ kamaralarına hitaben bir konuşma yaparken (Daru’l İfta)
Mısır Baş Müftüsü geçtiğimiz Mayıs ayında ‘Avam ve Lordlar’ kamaralarına hitaben bir konuşma yaparken (Daru’l İfta)

Bir Türk yetkilinin Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) örgütüne başta DEAŞ olmak üzere terörist grupların sızdığına dair açıklaması, Müslüman Kardeşler içinde Türkiye’nin örgüte kısıtlama uygulayacağına dair endişe uyandırdı. Radikal örgütler hakkında uzman kişiler, "Türk yetkilinin açıklaması, İstanbul'daki örgüte karşı yaklaşan tırmanışın bir başlangıcı ​​olabilir” dedi. Uzmanlar ayrıca, Türk tarafının DEAŞ ile iletişim kuran veya ona katılan Müslüman Kardeşler unsurlarını yakalamak için harekete geçebileceğini ifade etti.
Bir Türk yetkili, ‘ülkesinin Mısır ile ilişkileri normal seyrine döndürme çabalarını artırmasının’ nedenlerini gözden geçirirken, Müslüman Kardeşler'in durumu ve örgütün yaptığı hatalar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Serdar Çam resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada İhvan’a dair eleştirilerini dile getirdi. Çam, söz konusu paylaşımlarında “İhvan hareketi de maalesef DEAŞ ve bilumum terörist grupların sızmasıyla, parçalanmışlıklarıyla artık eski konumunda değil. Radikalize/terörize edilmiş bir imajı vardır. Patlatılan bombalar, öldürülen masum insanlarla halkın büyük bir kesimi nefret etmiş/ettirilmiş durumda” ifadelerini kullandı.
Mısır'daki radikal meseleler uzmanı Ahmed Ban, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, DEAŞ ve İhvan’ın birlikte olduğu suçlamalarının özellikle İhvan’ın radikalizme karşı bir ‘bariyer’ olmaktan bahsederek kendine güven kazandırdığından beri örgütün biçimini olumsuz yönde etkilediğini ve örgütü yaptırım kapsamına soktuğunu düşünüyor. DEAŞ ve İhvan arasında bağlantı olabileceğine dikkati çeken Ban, Türk hükümetinin bazı resmi açıklamalarla örgütle ilişkilerinin artık olmadığını gösterebileceğini söyledi.
Ban, “Müslüman Kardeşler’in artık eskisi gibi bahis yapmadığına dair bir Türk anlayışı var. İhvan, herhangi bir örgütsel başarıya ulaşamadı. Bazı Türk kurumlarının değerlendirmesine göre Müslüman Kardeşler konusunda herhangi bir güvence söz konusu değil. Örgüt için verilen tek güvence, yalnızca Türkiye Cumhurbaşkanı’nın duygusal güvencesidir. Türk hükümeti, Müslüman Kardeşler’e yönelik eleştirisinde, iki örgüt arasındaki ilişkiyi harekete geçirmek, terörizm ve aşırıcılık ile yüzleşme çabalarını göstermek için herhangi bir bağ arıyormuş gibi görünebilir” dedi.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Katar'ın ev sahipliğinde düzenlenen Dünya Kupası'nın açılış etkinliklerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilk kez el sıkıştı. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı söz konusu açıklamasında, “Filistin /İsrail ilişkisi, 100 milyonluk Mısır halkına tarihi yakınlığımız, iktisadi/ticari ilişkimizin halen bile devam ediyor olması (dünyanın en iyi pamuğu Mısır’da olduğu için tekstil firmaları en başta) vb. pek çok neden var iyi ilişkiler için. Duygusallıkla ülkelerle olan siyaset belirlenemiyor. Bu tokalaşmanın alt yapısında binlerce sayfalık görüşme ve göz nuru çabası var. Tek taraflı değil, çift taraflı gayretle” ifadelerini kullandı.
Ahmet Ban, Müslüman Kardeşler’in endişeleri ve önümüzdeki dönemde Türk tarafının uygulayabileceği kısıtlamalar hakkında, Türkiye'den İhvan'ın DEAŞ ile irtibatı olan veya ona katılan bazı unsurların tutuklanması yönünde hamleler olabileceğini söyledi. Ban, “Türkiye, haklarında gıyaben yargı kararları verilen İhvan'ın bazı üyelerini Mısır'a teslim etmişti. Bu, Kahire ile ilişkilerin normalleşmesi yönündeki çabaların devam ettiğini teyit eden bir mesajdı. Aynı zamanda terörizm ve radikalizmle mücadele bağlamında verilen başka bir mesajdı. Türk yetkilinin açıklaması, Ankara'dan örgüte doğru atılacak bir adımın başlangıcıdır ve seçimler yaklaşırken Müslüman Kardeşler’e karşı başka hamleler görebiliriz” dedi.
Mısırlı uzman, Müslüman Kardeşler’in şu an içinde bulunduğu durum hakkında ise “Türk yetkilinin son açıklamalarından sonra örgüt unsurları arasında endişeler söz konusu. Bu endişeler bir süredir vardı, ancak şimdi arttı. Türkiye'nin artık örgüt unsurları için güvenli sığınak olmadığı konusunda Müslüman Kardeşler saflarında bir anlaşmazlığın varlığına ek olarak, bazı İhvan unsurlarının Türkiye'den başka bir ülkeye yönelmesi konusunda hareketler var” şeklinde konuştu.
Ankara, geçtiğimiz aylarda Kahire'nin ‘olumlu’ olarak nitelendirdiği bazı adımlar attı. Bu adımlar, kendi topraklarındaki Müslüman Kardeşler örgütünün ‘provokatif’ medya ve siyasi faaliyetlerinin durdurulması ve örgüte bağlı medya çalışanlarının Mısır'ı eleştirmesini engellemesi ile ilgiliydi. Türk hükümeti, daha önce Müslüman Kardeşler’e mensup medya çalışanlarını Türkiye'nin talimatlarına uymaları konusunda uyardı.
Mısır’daki Daru’l İfta Kurumu tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, DEAŞ, El Kaide, en-Nusra, Boko Haram ve diğer terörist grupların fikirlerinin incelendiği ve araştırmalara göre tüm terörist grupların kökenlerinin Müslüman Kardeşler’e dayandığının tespit edildiği ifade edildi.
Mısır Müftüsü Şevki Allam da geçtiğimiz Mayıs ayında İngiliz parlamentosunda yaptığı konuşmada, Mısır hükümeti tarafından terörist olarak nitelenen Müslüman Kardeşler’in faaliyetlerinden bahsetti. Müftü Allam, İngiliz Parlamentosu üyelerine İngilizce yazılmış ve kanıtların yer aldığı bir belge dağıttı. Söz konusu belge, İhvan'ın kuruluşundan bu yana yaklaşımını ve ‘terör örgütleri’ ile olan ilişkisini ortaya koyuyor.
Daru’l İfta’nın raporunda, Müslüman Kardeşler örgütünün o dönemdeki Dini Lideri Mustafa Meşhûr'un tanınmasıyla kuruluşundan bu yana terör ve şiddet yaklaşımını benimsediği ifade edildi. Meşhûr, bazı konuşmalarında şiddet ve silahlı güç kullanma gerekliliğinden bahsediyordu. Raporda örgütün iki yüzlü çalıştığına işaret edilirken birincisinin, Müslüman Kardeşler’in kendilerini kitlelere reformcular ve bir muhalefet gücü olarak sunduğu yüzü, ikincisinin ise sorumluluğu terör operasyonları ve suikastları gerçekleştirmek olan gizli aygıtın kuruluşunda temsil edilen yüzü olduğu belirtildi.
Raporda, örgütün kurucusu Hasan el-Benna'nın örgütü bir reform hareketi olarak sunduğu, ardından şiddeti meşrulaştırdığı ve şeriat uygulama bahanesiyle örgüte dini bir karakter verdiği belirtildi. İhvan teorisyeni Seyyid Kutub'a gelince, şiddet kullanımını haklı çıkarmak için teoriler geliştirdi. Rapor ayrıca, ‘el-Benna tarafından kurulan ve 1938'de Mısır yasalarını ihlal ederek askeri olarak eğitilen yaklaşık 45 bin genci içeren İhvan’ın silahlı kolları hakkında da bilgi veriyor. Raporda ayrıca 1940 yılında kurulan Müslüman Kardeşler'in eski genel rehberi Muhammed Mehdi Akef'e göre görevi, örgütün seçkin bir grup üyesini özel görevleri yerine getirmeleri için eğitmek olan Cihadu’l Has’tan da bahsedildi.
Rapor, Müslüman Kardeşler'in, DEAŞ ve El Kaide ile ilişkisine dair pek çok kanıt sundu. Muhammed Mursi'nin 2013'te iktidardan indirilmesinin ardından bazı Müslüman Kardeşler üyelerinin DEAŞ saflarına katılmasından bahseden raporda ayrıca, ‘Devrim Tugayı’ ve ‘Hasm’ gibi silahlı hareketlerin Müslüman Kardeşler’in kolları olduğuna dikkat çekildi.



ABD'nin İran savaşında öncelik sırası değişti: Önce petrol, sonra nükleer program

ABD'nin İran savaşında öncelik sırası değişti: Önce petrol, sonra nükleer program
TT

ABD'nin İran savaşında öncelik sırası değişti: Önce petrol, sonra nükleer program

ABD'nin İran savaşında öncelik sırası değişti: Önce petrol, sonra nükleer program

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İran'la savaşta Washington'ın birinci önceliğinin nükleer program değil, petrol arzının yeniden güvence altına alınması ve akaryakıt fiyatlarının düşürülmesi olduğunu söyledi. Trump yönetimi, yaklaşık altı aydır süren çatışmada askeri saldırıları artırmak yerine İran üzerindeki ekonomik baskıyı yoğunlaştırmaya hazırlanıyor.

Bu kapsamda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Perşembe günü bir televizyon programında yaptığı açıklamada İran'ı yeni ekonomik yaptırımlarla tehdit etti. Washington'ın Tahran'a karşı 40 yılı aşkın süredir uyguladığı baskı politikasının daha da sertleştirileceğinin işaretini verdi.

Vance, Fox News kanalına yaptığı açıklamada, önceliğin petrol arzının Hürmüz Boğazı üzerinden yeniden akışının sağlanması olduğunu ve bunun nükleer meselenin önüne geçtiğini belirtti.

Vance, “Birinci hedef, ülkemizin her yerindeki Amerikalılar için petrol ve gaz fiyatlarının düşük kalmasını sağlamak. İkinci hedefin ise İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak olduğu açık” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Hazine Bakanı Bessent, İran'ı ekonomik izolasyonla karşı karşıya bırakma tehdidinde bulunarak gelecek hafta yeni yaptırımların açıklanabileceğinin sinyalini verdi. Bessent, alınacak önlemlerin dünyanın daha önce benzerini görmediği bir ekonomik izolasyonun bileşimi olacağını söyledi.

Bessent ayrıca Hürmüz Boğazı'ndaki devam eden ablukanın İran limanlarına herhangi bir şeyin girmesini veya limanlardan çıkmasını engelleyeceğini belirtti.

Diğer yandan uydu görüntüleri ve video kayıtları, İran karasularında iki petrol sızıntısı bulunduğunu ortaya koydu. Tahran ile Washington arasında petrol tankerleri ve diğer gemilere yönelik karşılıklı saldırıların sürdüğü bir dönemde, söz konusu gelişme Körfez'de meydana gelebilecek çevresel zararlara ilişkin endişeleri artırıyor.


İsrail’in ihlalleri, Gazze ateşkesini çökme noktasına getiriyor

Filistinli bir çiftçi, Gazze şehrinin Şeyh Aclin mahallesinde üzüm toplarken yanında boş bir mermi kovanı görülüyor, 13 Ağustos 2026. (AFP)
Filistinli bir çiftçi, Gazze şehrinin Şeyh Aclin mahallesinde üzüm toplarken yanında boş bir mermi kovanı görülüyor, 13 Ağustos 2026. (AFP)
TT

İsrail’in ihlalleri, Gazze ateşkesini çökme noktasına getiriyor

Filistinli bir çiftçi, Gazze şehrinin Şeyh Aclin mahallesinde üzüm toplarken yanında boş bir mermi kovanı görülüyor, 13 Ağustos 2026. (AFP)
Filistinli bir çiftçi, Gazze şehrinin Şeyh Aclin mahallesinde üzüm toplarken yanında boş bir mermi kovanı görülüyor, 13 Ağustos 2026. (AFP)

İsrail, Gazze Şeridi’ndeki güvenlik durumuna ilişkin, Filistinli kaynakların ‘uydurma’ olarak nitelendirdiği ve saldırıların tırmandırılmasını, ayrıca bölgede son günlerde yaşanan görece sakinliğin sona erdirilmesini amaçladığını belirttiği iddiaları yeniden gündeme getirdi. Söz konusu görece sakinliğin, Gazze Barış Kurulu’nun Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetini, Hamas’ın kontrolündeki bölgelerin derinliklerine yönelik hava saldırılarını durdurmaya zorlamasının ardından oluştuğu ifade ediliyor.

İsrail, bu iddiaların gölgesinde saldırılarını sürdürürken, dün düzenlenen saldırılarda en az iki kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerden birinin, Hamas hükümetine bağlı Gazze Emniyet Müdürü olduğu belirtildi.

Yisrael Beiteinu (İsrail Evimiz) Partisi lideri Avigdor Liberman, çarşamba günü tartışma yaratan bir açıklama yaptı. Liberman, Başbakan Netanyahu’nun, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları bünyesindeki Nuhbe birliklerinden, Gazze Şeridi çevresindeki bir İsrail yerleşimine saldırı düzenlemek ve burayı ele geçirmek üzere eğitim almış 50 militanın kimliklerinin tespit edilmesine ilişkin bilgileri gizlediğini öne sürdü.

Liberman, seçim kampanyası kapsamında Gazze Şeridi çevresindeki yerleşim ve kasabaları ziyaret ettiği sırada, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ın en doğusunda yer alan Kerem Şalom Sınır Kapısı’nda konuştu. İsrail ordusunun söz konusu militanları hedef almak üzere derhal harekete geçmek istediğini, ancak siyasi kademeden bu kişilere dokunulmaması yönünde talimat aldığını söyledi.

csdrgthy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların önünden geçen Filistinli bir genç, 11 Ağustos 2026 (AFP)

Netanyahu’nun liderliğindeki Likud Partisi, Liberman’ın iddialarını hızla yalanlarken İsrail ordusu ise söz konusu bilgilerin doğruluğuna işaret eden bir açıklama yaptı. Ordu, salı akşamı Gazze Şeridi’nde silahlı kişilerin eğitim gördüğüne ilişkin bilgi ulaştığını, durum değerlendirmesinin ardından istihbari hazırlıkların güçlendirilmesine karar verildiğini bildirdi. Ancak istihbarat araçlarıyla herhangi bir aşamada silahlı kişilere veya örgütsel bir faaliyete rastlanmadığı belirtildi. Ordu ayrıca, herhangi bir tehdidin ortadan kaldırılmasına yönelik ateş açma talimatlarının değişmeden yürürlükte olduğunu vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın İsrail Ordu Radyosu’ndan aktardığına göre, silahlı kişilerin bir araya geldiğine ilişkin istihbarat alınmasının ardından alarm durumuna geçildi ve konumlarının belirlenmesi amacıyla bölgeye bir insansız hava aracı (İHA) gönderildi. Ancak herhangi bir hareketlilik tespit edilmedi. Bunun üzerine alarm durumunun gece boyunca sürdürülmesine ve olası senaryolara karşı güvenlik önlemlerinin artırılmasına karar verildi. Daha sonra durum normale döndü.

Saldırılar ve yaralanmalar

Bu medya açıklamalarıyla eş zamanlı olarak İsrail ordusu, Hamas mensubu bir kişiyi, Gazze Şeridi’nin kuzeyinden saldırılar planlayan bir hücrenin komutanı olduğu iddiasıyla hedef aldı. Çarşamba akşamı kuzeydeki Beyt Lahiya beldesinin Batı Kavşağı bölgesinde bulunan Hamas mensubunun, İsrail’in Sarı Hat olarak adlandırdığı hattın yaklaşık 1 kilometre uzağında düzenlenen saldırıda ağır yaralandığı bildirildi.

Saha kaynakları ise hedef alınan kişiyle ilgili İsrail’in iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirtti. Kaynaklar, söz konusu iddiaların ateşkesin başlamasından bu yana İsrail tarafından öne sürülen ve silahlı grupların mensuplarını hedef almayı gerekçelendiren suçlamaların devamı niteliğinde olduğunu ifade etti. Bu sürecin aşamalı şekilde ilerlediği ve sonunda Gazze Şeridi’nin derinliklerindeki üst düzey saha komutanlarına yönelik suikastlara kadar uzandığı kaydedildi.

Kaynaklar, hedef alınan Hamas mensubunun Beyt Lahiya’nın kuzeybatısındaki bölgede yerinden edilmiş kişilere hizmet sunmak amacıyla bir su kuyusu açma çalışmalarını denetlediğini aktardı.

Dün düzenlenen bir diğer saldırıda ise Kassam Tugayları’na bağlı bir saha komutanının, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta elektrikli bisikletle seyir halindeyken İsrail’in düzenlediği hava saldırısında öldürüldüğü açıklandı. İsrail ayrıca Gazze kentinin güneyine bir hava saldırısı düzenledi. Saldırıda, Gazze Emniyet Müdürü Cemal Ebu Kemil hayatını kaybetti.

Hamas taahhüdünü yineledi

Hamas’tan siyasi bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kassam Tugayları’nın askeri kanadına herhangi bir askeri faaliyette bulunulmaması yönünde talimat verildiğini belirtti. Kaynak, bu husustaki teyitlerin arabuluculara ve Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’a iletildiğini ifade etti.

Kaynak, Hamas ve diğer Filistinli grupların Ekim 2025’te varılan anlaşmaya ve ardından yapılan yazılı ve sözlü mutabakatlara tam bağlılıklarını teyit ettiğini söyledi. Bu mutabakatlar arasında, bölgede sükûnetin korunmasına ilişkin son ‘yol haritasının’ da bulunduğu kaydedildi.

fyhjukı
Gazze Şeridi’nin güneyinde bulunan Han Yunus’taki çadırların arasında, su doldurmak için boş kap taşıyan yerinden edilmiş iki Filistinli, 11 Ağustos 2026 (AFP)

Kaynak, İsrail’i ‘Gazze Şeridi’ndeki ortamı yeniden germe, hedefleri vurma ve asılsız güvenlik gerekçeleriyle, acil tehditleri ortadan kaldırma iddiası altında suikastlar düzenleme’ amacıyla güvenlik gerekçeleri uydurmakla suçladı. Filistinli grupların ateşkes sürecinin başarıya ulaşması ve sivillere yardım ulaştırılmasıyla ilgilendiğini belirten kaynak, grupların şu aşamada Gazze halkının hayatını kurtarmak için yalnızca siyasi sürece odaklandığını ifade etti.

Filistinli gruplar, İsrail’in ateşkesi ihlal etmek ve daha önceki ateşkeslerde defalarca yaptığı gibi sürpriz suikastlar düzenlemek amacıyla istihbarat toplama faaliyetlerini yoğunlaştırdığı uyarısında bulunarak mensuplarını dikkatli olmaları konusunda uyarıyor.

İsrail ise Hamas’ın silah üretimi ve yeni militanların saflara katılması yoluyla yeniden yapılanmaya çalıştığını sürekli olarak öne sürüyor. Hamas ise bu iddiaları reddediyor.

İsrail’in suçlamaları, Netanyahu hükümetinin Hamas’ın ‘yol haritası’ anlaşmasında silahlarını sınırlandırma konusunda ortaya koyduğu niyetlere ilişkin şüphelerinin sürdüğü bir dönemde geldi. Bu durum, iki taraf arasında karşılıklı güvensizliğe yol açarken, sürecin karmaşıklığı, aşamalı bir anlaşmaya ulaşmaya çalışan Mladenov tarafından da dile getirildi. Taraflar, Mladenov’un girişiminin başarılı olup olmayacağını bekliyor.


Rapor: ABD Kongresi’ndeki bir komite, Çin’in Birleşik Krallık’taki İsrail karşıtı protestoları desteklediğini iddia ediyor

ABD Kongresi (Arşiv – EPA)
ABD Kongresi (Arşiv – EPA)
TT

Rapor: ABD Kongresi’ndeki bir komite, Çin’in Birleşik Krallık’taki İsrail karşıtı protestoları desteklediğini iddia ediyor

ABD Kongresi (Arşiv – EPA)
ABD Kongresi (Arşiv – EPA)

İngiliz Telegraph gazetesinin dün bildirdiğine göre, ABD Kongresi’ndeki bir komite, ABD’de kurulan sol görüşlü feminist protesto grubu Code Pink’e yönelik gizli Çin desteği iddialarını araştırıyor. Komite üyelerinin, dış müdahale soruşturması kapsamında örgütün Birleşik Krallık’taki faaliyetlerini de incelediği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın aktardığı haberde, Code Pink’in Birleşik Krallık’ta, ülkenin ‘Gazze Şeridi’ndeki soykırıma’ dahil olmasına karşı protestolar düzenlediği, aktivistlerini Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) üslerinin önünde gösteri yapmaya teşvik ettiği ve İngiliz liderlerin ‘Siyonizm tarafından satın alındığını’ öne süren açıklamalar yayınladığı kaydedildi.

Soruşturmanın; Pekin’in, Batı’daki tartışmalı konuları toplumsal gerilimleri tırmandırmak ve eleştirmenlerin ifadesiyle rakiplerine karşı bir ‘siyasi savaş’ yürütmek amacıyla kullanmaya çalıştığına dair endişelerin ortasında geldiği vurgulandı.

Şarku’l Avsat’ın Telegraph’tan aktardığına göre, ABD Temsilciler Meclisi Bütçe Komitesi, dünya genelinde Çin propagandasını finanse etmekle suçlanan teknoloji devi Neville Roy Singham ile bağlantılı şirketlerden, Code Pink’in Birleşik Krallık’taki uzantısıyla ilişkili bir firmaya ödeme yapıldığı iddialarını inceliyor.

dvfgthyj
Büyük Halk Salonu’nda asılı olan ABD ve Çin bayrakları (Arşiv – AP)

Komite ayrıca Singham’ı, ‘ilerici savunuculuk ile Çin Komünist Partisi (ÇKP) söylemini harmanlayan gruplara yüz milyonlarca dolar aktararak ÇKP propagandasını etkili bir şekilde beslemek ve yurt dışındaki ideolojik aşılama çabalarını finanse etmekle’ suçladı. ABD Adalet Bakanlığı da Çin ile bağlantıları nedeniyle Singham hakkında bir soruşturma başlattı.

Çin ile yakın ilişkileri bulunan Singham, Şanghay’da yabancılara ‘Çin’in küresel alanda imza attığı mucizeleri’ tanıtmayı amaçlayan devlet bağlantılı bir şirketle aynı ofisi paylaşıyor.

The New York Times tarafından yapılan bir araştırmaya göre Singham, 2023 yılında ÇKP’nin partinin uluslararası alanda tanıtımına ilişkin düzenlediği bir çalıştaya katıldı.

Singham’ın ağına yönelik incelemeler, Pekin’in yalnızca Çin hakkında olumlu bir imaj çizmekle kalmayıp, Batılı demokrasilerdeki siyasi bölünmelerden yararlanmaya çalıştığına dair geniş çaplı endişelerin ortasında yürütülüyor.

Çin, daha önce de Batı’daki mevcut gerilimleri tırmandırmak amacıyla gizli sosyal medya kampanyaları yürütmekle suçlanmıştı.

ABD Kongresi Bütçe Komitesi Başkanı Jason Smith, Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada, “Komitemizin yürüttüğü soruşturma, Singham’ın parasının ve nüfuzunun ABD sınırlarıyla sınırlı olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Komite, Singham’ın sağladığı finansmanın yalnızca ABD’de değil, Birleşik Krallık da dahil olmak üzere yurt dışında da Hamas ve komünizm yanlısı unsurları desteklediğinin farkındadır” ifadelerini kullandı.

Kongre’den bir kaynak ise gazeteye yaptığı değerlendirmede, müfettişlerin Birleşik Krallık’taki gruplara yönelik Çin finansmanı iddialarından haberdar olduğunu ve bu hususun soruşturmanın bir parçası olduğunu belirtti. Kaynak, “Çin’in Birleşik Krallık ve ABD’deki Hamas destekçilerini ve solcu grupları finanse ettiğinin farkındayız. Bu nedenle konuyu araştırıyoruz ve araştırmaya devam edeceğiz” dedi.

ABD’deki Code Pink örgütü, ağının Pekin’deki komünist rejim lehine Çin yanlısı propaganda ürettiği gerekçesiyle çok sayıda soruşturmayla karşı karşıya kalan Singham’dan milyonlarca dolar fon sağladı. Kongre Komitesi, Singham’ın eşi Jodie Evans tarafından kurulan Code Pink örgütünün “Singham ve Çin Komünist Hükümeti tarafından finanse edildiği ve yönlendirildiği” iddiasında bulundu.

Telegraph’ın aktardığına göre Code Pink ile bağlantılı İngiliz bir şirket, 2020 ve 2021 yıllarında Singham’ın ağına mensup olduğu öne sürülen kuruluşlardan 250 bin dolardan fazla ödeme aldı.

Söz konusu şirket, 2024 yılında ise Singham ağıyla ilişkili olduğundan şüphelenilen bir diğer kuruluş olan People’s Support Foundation’dan ‘danışmanlık hizmetleri’ karşılığında 94 bin 950 dolar ek finansman temin etti.

scdfvgthy
7 Ekim’in ardından binlerce Filistin destekçisi Londra sokaklarında gösteri düzenledi. (Arşiv – Reuters)

Code Pink örgütü, aktivistleri Filistin yanlısı kitlesel yürüyüşlere katılmaya teşvik ederken; Londra’da Savunma Bakanlığı ile bir savunma sanayii şirketinin ofisi önünde gösteriler düzenledi.

Örgüt, kendisini savaşları ve emperyalizmi sona erdirmek, barış ile insan haklarını desteklemek amacıyla faaliyet gösteren taban tabana yayılmış bir feminist kuruluş olarak tanımlıyor.

Birleşik Krallık’ın yurt dışındaki askeri üslerinin kapatılması çağrısında bulunan Code Pink, RAF’ın Gazze Şeridi üzerindeki keşif uçuşları için kullandığı Kıbrıs’taki Ağrotur Üssü’nde de protesto gösterisi düzenlemişti.

bghyjuk
Londra’daki Parlamento Meydanı’nda Big Ben saatinin yanında dalgalanan İngiliz bayrakları (Reuters)

Geçen yılın mayıs ayında kuruluş, İngiliz hükümetinin İsrail’e verdiği desteği kınamıştı. İsrailli bakanların, askeri operasyonlarını ‘dünyanın durduramayacağına’ ilişkin açıklamalarına yanıt veren Code Pink, “Siyonizm tarafından satın alınan liderlerimiz bunu kesinlikle yapmayacak, ancak halk yapacak” ifadesini kullanmıştı.

Gazeteye göre kuruluş, finansman kaynakları ve Pekin yanlısı tutumu nedeniyle Washington’da inceleme altına alındı. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili Telegraph’a yaptığı açıklamada, “Code Pink hem ABD’nin hem de müttefiklerinin çıkarlarına karşı kışkırtıcılık yapmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Söz konusu iddialar, İngiliz milletvekillerinin durumun doğruluğunun yetkili makamlarca soruşturulmasını talep etmesine yol açtı. İşçi Partisi Milletvekili Sarah Champion, “Birleşik Krallık, yapılan ödemeleri, bunların etki derecesini ve nihai sorumlularını araştırmak üzere ABD ile ortak hareket etmelidir. ABD ile tek bir cephe oluşturmalı ve sıfır tolerans göstermeliyiz” dedi.

Muhafazakâr Parti Milletvekili Alicia Kearns ise, “ÇKP’nin oluşturduğu tehdit teorik ya da soyut bir tehdit değildir. Demokrasimize müdahaleyi sistematik ve geniş çaplı bir operasyona dönüştüren, ÇKP’nin kışkırtıcı söylemlerini papağan gibi tekrarlayan grupları organize edip fonlayan bu aracılarda somutlaşmaktadır” ifadelerini kullandı.

Kearns ayrıca, “Sözleriyle ve eylemleriyle demokrasimizi, güvenliğimizi ve egemenliğimizi baltalıyorlar. Hükümet bu ağları acilen soruşturmalı ve ÇKP adına hareket eden kayıtsız kişileri yargılamak için Ulusal Güvenlik Yasası'nı tümüyle uygulamalıdır” çağrısında bulundu.