Belucistan’da protestolar yeniden hız kazandı

İran polisi göstericilere ateş açtı.

Zahidan’daki protestolarda kadınlar ‘Kadın, Özgürlük, Yaşam’ sloganı attılar. (Twitter)
Zahidan’daki protestolarda kadınlar ‘Kadın, Özgürlük, Yaşam’ sloganı attılar. (Twitter)
TT

Belucistan’da protestolar yeniden hız kazandı

Zahidan’daki protestolarda kadınlar ‘Kadın, Özgürlük, Yaşam’ sloganı attılar. (Twitter)
Zahidan’daki protestolarda kadınlar ‘Kadın, Özgürlük, Yaşam’ sloganı attılar. (Twitter)

İran’da protestolar 12’inci haftasına girerken ülkenin güneydoğusundaki Zahidan şehrinde güvelik güçlerinin Dini Lider Ali Hamaney aleyhinde sloganlar atan göstericilere ateş açtığı yürüyüşler hız kazandı. Din adamı Abdulhamid İsmail Zahi ise eylemcilere yönelik idam cezası içeren ‘savaş’ suçlamalarını eleştirdi.
Sosyal ağlarda, Belucistan vilayetinin yönetim merkezi olan Zahidan’daki Makki Camii yakınlarında kalabalık sokaklarda adeta ‘mermi yağmuruna’ tanık olunduğu, ve ayrıca göz yaşartıcı gaz dumanlarının yükseldiği videolar yayıldı.
Kadınlar üst üste iki haftadır Mahsa Amini’nin ölümüyle alevlenen büyük çaplı protestolara katılırken bu kez daha geniş tepki vardı.
İnternette dolaşan videolarda, Zahidan’da eylül ortasında başlayan protesto hareketinin en önemli sloganlarından ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ yazılı pankartlar taşıyan onlarca kadın görüldü.
Twitter’da dolaşan videolara göre yerel Beluc kıyafetleri giymiş kadınlar, “Başörtüsü olsun ya da olmasın haydi devrime gidelim” sloganları attı. Çabahar, İranşehr, Haş şehristanı ve Zehek şehirlerindeki eylemciler, Zahidan’ın Cuma İmamı ve önde gelen Sünni din adamlarından Abdülhamid İsmail Zahi’ye destek verirken ‘Hamaney’e ölüm’ sloganları attı.
İsmail Zahi, yetkilileri sert şekilde eleştirmeyi sürdürdü. Telegram üzerinden, eylemcilere yönelik ‘savaş’ suçlamasını eleştirirken “Kur’an’a göre savaş, eğer silah varsa savaştır. Taş, sopa, slogan atmak savaş değildir” dedi. Yargıçları da ‘Hesap Günü’nde ölüm cezası vermenin sonuçları konusunda uyardı.
İsmail Zahi sözlerini şöyle sürdürdü:
 “Protestocular, savaşçılardan ve yozlaşmış insanlardan farklıdır. İranlılar, protestolara sahip. Millet ve halk 44 yıldır sabretti. Şimdi protesto ediyorlar. Sabırlı olmalısınız.”
‘Beluci Aktivistler Kampanyası’, iki küçük erkek kardeşe yönelik savaş suçlamasına karşı uyarıda bulunmuştu. Belucistan eyaleti yönetimi bu yönde çıkan haberleri yalanlarken, “Yalnızca bu iki kişiye için değil, reşit olmayan hiç kimseye bu suçlamayı yöneltmeyeceğiz” açıklamasında bulundu.
İsmail Zahi’nin eleştirisi, ülkedeki yasaklı Bahai inancının takipçileri de dahil olmak üzere, herhangi bir ‘din ve ırktan’ tüm İranlıların haklarına saygı gösterilmesi çağrısında bulunarak ve iktidardaki düzenin en belirgin kırmızı çizgilerine meydan okuyarak daha da ileri gitti.
Protestolar sırasında tutuklananlar için ‘esir’ tanımını kullanan İsmail Zahi şunları söyledi:
“Tutuklu, bir esirdir. Dayak, taciz, hakaret ve saldırıya maruz kalması, İmam Ali’nin, Ehl-i Beyt’in, Peygamberimizin ve İslam’ın öğretilerine aykırıdır. Muhalif ve eleştirmenlere, İslam’ın öğretilerine göre muamele edilmelidir.”
Sünni din adamı, son protestolarda öldürülenlerin ailelerine yönelik ‘kışkırtma ve sindirme’ eylemlerini de reddettiğini yinelerken, Zahidan ve diğer şehirlerde öldürülenlerin ailelerinin ‘protestocuları öldürmekten sorumlu olanların cezalandırılmasını talep ettiğini’ vurguladı. İsmail Zahi, “İnsanları sebepsiz yere vurdular. Birçoğumuz öldü ve yaralandı. Ancak 2-3 saat sonra bölgenin güvenliğinin sağlanması gerektiğine dair bir bildiri yayınladık. Öldük ama kimseyi öldürmedik” dedi.
İran sokaklarında da Hamaney’i kınayan ve İsmail Zahi’yi destekleyen sloganlar atıldı. ‘Black Reward’ adlı bir hacker grubu, Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami için hazırlanan gizli bir haber özetinin ayrıntılarını yayınladı. Buna göre Hamaney, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ve İran polisinin Zahidan Cuma İmamı’nın tutuklanmasına ilişkin önerisine karşı çıktı. Öyle ki Hameney, Zahidan imamına karşı ‘esnek’ olma ve onu ‘yavaş yavaş zayıflaması’ talimatı verdi. İsmail Zahi de Hamaney’in tavsiyesi üzerine örtülü bir yorum yaparken, “İktidar ve kudret senin elindeyse, bu Allah’ın takdirindendir. Biz de insanların saygısını ve sevgisini görüyoruz ve bu Allah’ın bir lütfudur. Allah, verdiğini geri almaya da kadirdir” dedi.
İsmail Zahi’nin açıklamasından birkaç saat önce İran internet siteleri, İran Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri’nin üstü kapalı olarak Zahidan şehrinin cuma imamına değindiği ifadelerini yayınladı. Aktarılana göre Muntazeri, “Kadına hiç saygı duymayan adam, bugün kadının savunucusu olduğunu iddia ediyor” dedi.

Belucistan’da şiddet sürüyor
Sünni çoğunluklu Belucistan, İran’ın en fakir bölgesiyken, Beluci nüfusu da ayrımcılığa maruz kalıyor.
İran’daki İnsan Hakları Örgütü’ne göre İran yetkilileri tarafından başlatılan güvenlik baskısında, Belucistan’da en az 128 kişi öldürüldü. Bu, İran’ın 31 eyaletinin 26’sında kaydedilen en yüksek ölü sayısı.
Uluslararası Af Örgütü, geçen salı günü yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:
“İran Beluc azınlığı, eğitime, sağlık hizmetlerine, işlere, yeterli barınma ve siyasi konumlara erişimlerini kısıtlayan köklü bir ayrımcılıkla karşı karşıya kaldı. Beluc azınlığı, eylül ayından bu yana İran’ı kasıp kavuran ayaklanma sırasında güvenlik güçleri tarafından yürütülen acımasız güvenlik eylemlerinin yükünü taşıyor.”
Amini’nin doğum yeri olan Kürdistan, protestolarda ölenlerin sayısı (53 kişi) bakımından ikinci sırada yer alıyor. İran’ın batısında, Irak sınırında bulunuyor ve protestoların bir başka merkezi sayılıyor. Sünniler nüfusun çoğunluğunu oluşturuyor. Ancak geçen hafta Mahabad şehrinden Milletvekili Celal Mahmudzade’ye göre ülkenin batısındaki dört vilayete yayılmış Kürt şehirlerinde ölü sayısı en az 105 kişi olarak bildirildi.
İran ABD, İngiltere ve İsrail’i büyük ölçüde ‘isyan’ olarak tanımladığı olayları körüklemekle suçluyor. Kürdistan’daki protestolarla ilgili şiddet olaylarından ‘ayrılıkçıları’ sorumlu tutuyor.
Geçen 2 Aralık’ta Zahidan şehrinde kaldırılan bir pankartta, “Kürtler ve Beluciler ayrılıkçı olsalardı, İran için değil, İran’a karşı savaşırlardı” ifadelerine yer verildi.
İslami Şura Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan vekili Şehriyar Haydari, reformist ‘ILNA’ ajansına yaptığı açılamada “Sokağa çıkanların yüzde 90’ı mevcut duruma karşı protestocular, yüzde 10’u isyancılar, dış istihbarat servisleri ve teröristler” dedi.
İran medyası, Tahran’daki Devrim Muhafızları Komutanı Hasan Hasanzade’nin, kuvvetlerin ‘zaferlerini güçlendirmek için çalıştıklarını’ belirtirken, yetkililerin protestoculara yönelik baskılarına dikkat çekti. Hasanzade şu açıklamada bulundu:
“İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Birleşmiş Milletler’deki (BM) bir konuşmasıyla bağlantılı olarak, Tahran sokaklarında ve ülkenin 22 vilayetinde çatışmalara dahil olduk. İşler İran’da binlerce insanın öldüğünü ilan etmeye doğru gidiyordu. Kayıplar verdi. Ama düşmanın iradesinin yerine getirilmesine izin vermedik.”
“İsrail ile çatışmanın son noktasındayız” diyen Hasanzade sözlerinin devamında “İsrail ne karada ne denizde sükûnet tanımaz. Haberlere bakarsak bu ülkeye karşı topraklarında ve dışarıda 5 ile 10 arasında operasyon düzenlendiğini görürüz” dedi.
Devrim Muhafızları’nın füze birimi komutanı olan Tuğgeneral Amir Ali Hacızade, geçen hafta protestolarda 300’den fazla kişinin öldüğünü bildirdi. Hacızade, “Olaylarla ilgili olarak binlerce İranlı ve yaklaşık 40 yabancı tutuklanırken, adli makamlara göre iki binden fazla kişi suçlamalarla kaşı karşıya” açıklamasında bulundu:
İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı (HRANA), protestocular arasındaki ölü sayısının Aralık ayının ilk perşembe günü 64’ü çocuk olmak üzere 462’ye ulaştığını bildirdi. Ajans, genç Kürt kadın Mahsa Amini’nin 17 Eylül’de öldürülmesinden bu yana protestolara tanık olan 157 ilde ve 143 üniversitede 18 bin 206 kişinin tutuklandığını açıklarken, 61 güvenlik gücünün de öldüğünü aktardı.
Oslo merkezli İran İnsan Hakları Örgütü’ne göre ise güvenlik güçleri şimdiye kadar çoğu Belucistan’da olmak üzere en az 448 protestocuyu öldürdü.
Örgütün yöneticisi Mahmud Emiri Mukaddam, Zahidan’daki son kadın protestosu hakkında “Gerçekten de türünün ender bir örneği” ifadelerini kullandı. Öyle ki son iki aydır şehirde, cuma namazı sonrasında erkekler sokaklara akın ediyor.
AFP’ye göre Mukaddam şu ifadeleri kullandı:
“İran’daki mevcut protestolar, bir onur devriminin başlangıcından başka bir şey değil. Bu protestolar, kırk yıldır ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören kadınları ve azınlıkları, sokaklara çıkma ve temel haklarını talep etme konusunda güçlendirdi.”
Belucistan’daki protestolara paralel olarak yayınlanan videolar, Enzeli Limanı’nda ölen Mahran Sammak’ın (27) cenaze törenine geniş bir katılım olduğunu gözler önüne serdi. Sammak, İran milli takımının Dünya Kupası elemelerinde ABD karşısındaki yenilgisini kutlarken, güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmişti.
Videolarda, eylemcilerin İran Dini Liderini kınayan sloganlar attığı görüldü.
Erak şehrinde ölen Sina Malayeri’nin cenaze törenine de onlarca kişi katıldı.
Diğer yandan Kanada Dışişleri Bakanı Melanie Joly cuma günü yaptığı açıklamada Kanada’nın kadınları ve kız çocuklarının haklarından mahrum bırakmasının yanı sıra barışçıl protestoları bastırdığı için İran’a ek yaptırımlar uyguladığını duyurdu.
Son yaptırımlar, dört kişiyi ve beş kuruluşu hedef alıyor. Başkent Ottava, yaptırımların Tahran’ın ‘sistematik insan hakları ihlalleri’ ve ‘uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden eylemleri’ bağlantılı olduğunu bildirdi.
Reuters’ın aktardığına göre rejimin İran halkına yönelik insan hakları ihlallerinin kapsamı ve şiddeti artarken Kanada’nın buna seyirci kalmayacağı vurgulandı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.