İran’da ‘İsrail ile iş birliği yapmakla' suçlanan 4 kişi idam edildi

İranlı bir güvenlik yetkilisi, “Mossad, Malezya’daki ajanlarını ifşa eden tarafın kim olduğunu biliyor” dedi

Tesnim Haber Ajansı tarafından, İranlı güvenlik yetkilisinin Mossad hakkındaki açıklamalarıyla birlikte yayınlanan bir fotoğraf
Tesnim Haber Ajansı tarafından, İranlı güvenlik yetkilisinin Mossad hakkındaki açıklamalarıyla birlikte yayınlanan bir fotoğraf
TT

İran’da ‘İsrail ile iş birliği yapmakla' suçlanan 4 kişi idam edildi

Tesnim Haber Ajansı tarafından, İranlı güvenlik yetkilisinin Mossad hakkındaki açıklamalarıyla birlikte yayınlanan bir fotoğraf
Tesnim Haber Ajansı tarafından, İranlı güvenlik yetkilisinin Mossad hakkındaki açıklamalarıyla birlikte yayınlanan bir fotoğraf

İran yargısı İsrail ile ‘işbirliği’ yapmaktan hüküm giymiş dört kişinin dün idam edildiğini duyurdu. Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre İran Yargı Erki’ne bağlı Mizan Haber Ajansı “Bu sabah, Siyonist rejimin istihbarat servisleriyle bağlantılı sapkın bir grubun dört kilit üyesi hakkında verilen kararlar infaz edildi” bilgisini verdi.
İran yargısı, söz konusu kişilere İsrail istihbaratıyla işbirliği yapma, adam kaçırma ve ‘yalan itiraflara zorlama’ suçlamasıyla çarşamba günü idam cezası vererek, geçen yaz Kudüs Gücü subaylarından birinin Türkiye'de İsraillilere suikast düzenleme planıyla ilgili itiraflarını içeren İsrail medyası tarafından yayınlanan bir videoya işaret etti.
İran uzun süredir baş düşmanı İsrail'i topraklarında gizli operasyonlar yürütmekle suçluyor. Tahran ayrıca son zamanlarda İsrail ve Batı istihbaratını, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana en büyük hükümet karşıtı protestolardan biriyle sarsılan ülkede iç savaş planlamakla suçluyor.
Devlete bağlı Mehr Haber Ajansı, İstihbarat Bakanlığı ve bakanlığın Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) içindeki paralel birimi tarafından tutuklanan dört zanlının isimlerini paylaştı. Mehr, söz konusu zanlıların Siyonist rejimin istihbarat servisleriyle işbirliği yapma ve adam kaçırma suçundan idam cezasına çarptırıldıklarını aktardı. Mehr haberinde şu bilgilere yer verdi: "Siyonist istihbaratın yönlendirmesiyle bu suç şebekesi soygunculuk yapıyor, özel ve kamu mallarını tahrip ediyor, insanları kaçırıyor ve sahte itiraflar alıyor.”
Mizan Haber Ajansı olaya ilişkin haberinde şu ifadeleri kullandı:
“Yargıtay'ın nihai kararına göre sanıklar Hüseyin Urduhanzade, Şahin İmani Muhammedabad, Milad Eşrefi Atbatan ve Menuçehr Şehbendi Bocendi, Siyonist rejimle (İsrail) işbirliği yapma (...) ve adam kaçırma suçlamasıyla idam cezasına çarptırılmıştır.”
Ajans, ayrıntı vermeden diğer üç sanık hakkında ulusal güvenliğe zarar vermeye teşebbüs etme, adam kaçırma olaylarına yardım etme ve yasadışı silah bulundurma gibi suçları işledikleri iddiasıyla 5 ila 10 yıl arasında hapis cezaları verildiğini belirtti.
Bu açıklama yapılırken, yetkililer geçen eylül ayından bu yana ülkeyi sarsan protestoları bastırmak için operasyonlarına hala devam ediyor. Birleşmiş Milletler (BM) Özel Raportörü Javaid Rehman, yetkililerin protestoculara karşı yürüttüğü idam politikasına karşı uyarıda bulundu.
Geçen nisan ayında İsrail, İran topraklarının içinde İsrail dış istihbarat servisi Mossad ve iç istihbarat servisi Şin-Bet’in (Şabak) adamlarından oluşan bir birliğin yürüttüğü operasyonlar hakkında bilgi vermişti. DMO’nun dış kolu olan Kudüs Gücü’nün ‘Birim 840’ oluşumunda subay olduğu söylenen bir adamın video kaydında bir İsrailli diplomat, bir ABD’li general ve Türkiye'deki bir Fransız gazeteciye suikast düzenleme planları yaptığını itiraf ettiğini belirtmişti. Bunun üzerine DMO medyası, bahsi geçen Mansur Resuli isimli subayın ‘bir yıl önce kaçırıldığını’ ve ‘sınır bölgesinde yaşayan bir çiftçi’ olduğunu söylediği bir video yayınlamıştı.
11 Mayıs'ta DMO yaptığı açıklamada, güçlerinin İran'daki Kürt bölgelerinde beş kişiden oluşan bir ‘terör hücresini’ çökerttiğini söylemişti. Operasyonun ‘İran topraklarında güvenliği bozacak sabotaj operasyonları gerçekleştirmek üzere hücreler gönderen (...) terörist grupların son kıvılcımlarının ardından’ yapıldığı bilgisi de verilmişti.
O dönem DMO’ya bağlı Tesnim Haber Ajansı güvenilir bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İsrail medyasının silah kaçırma ve suikast yapma da dahil olmak üzere dış operasyonların yürütülmesinden sorumlu Birim 840’ın bir subayı olarak gösterildiği video kaydını yayınlamasının üzerinden bir hafta geçtikten sonra güvenlik birimlerinin Mansur Resuli’yi kaçıranları yakaladığını bildirmişti.
22 Mayıs'ta DMO resmi bir açıklama yaparak, ‘İsrail istihbaratının idaresi altında faaliyet gösteren bir ağın’ üyelerini yakaladığını duyurmuş ancak çalıştıkları yer ya da yakalandıkları yer hakkında bir bilgi vermemişti.
Söz konusu açıklama İsrail medyası tarafından Kudüs Gücü'nün Birim 840’ın komutanı olarak tanıttığı Albay Sayad Hüdayi’nin Tahran'ın göbeğinde kendisine açılan ateş sonucu hayatını kaybetmesinden saatler sonra gelmişti. İran Hüdayi’nin ölümünden İsrail'i sorumlu tutmuştu. İsrail medyası, Hüdayi’nin dünyanın dört bir yanındaki İsraillilere ve Yahudilere yönelik saldırılar planlayan Kudüs Gücü'nün Birim 840’ına liderlik ettiğini belirterek suikastının İran'a bir mesaj olduğunu söylemişti.
Basında çıkan haberlerde Hüdayi’nin ‘Asya, Avrupa ve Afrika'da İsraillilere yönelik bir dizi saldırıyla bağlantılı olduğu’ iddia edilmişti. Ayrıca Şubat 2012'de Yeni Delhi'de bir İsrail büyükelçiliği arabasını hedef alan ve İsrail büyükelçisinin eşi de dahil olmak üzere dört kişiyi yaralayan bombalı saldırının da arkasında olduğu iddia edilmişti.
Hüdayi’nin öldürülmesinden iki hafta sonra DMO, Kudüs Gücü liderlerinden Albay Ali İsmailzade'nin öldürüldüğünü duyurmuştu. İran medyası tarafından ölüm nedenleri hakkında çelişkili haberler verilmiş, ancak sonunda evinin çatısından düştüğü konusunda tek bir söylem benimsenmişti. İç medyanın anlatılarının aksine Londra merkezli Farsça yayın yapan ‘Iran International’ kanalı kaynaklarına dayandırdığı bir haberinde, İsmailzade’nin casusluk ve Hüdayi suikastına karışmış olma şüphesiyle tasfiye edildiğini iddia etmişti.
Geçen haziran ayında Türk medyası, beşi İranlı olmak üzere sekiz kişinin İsraillilere saldırı hazırlığında oldukları şüphesiyle İstanbul'da gözaltına alındıklarını bildirmişti.
Geçen eylül ayında İran'da Yargı Erki Sözcüsü Mesut Setayeşi, Hüdayi suikastı davasında çok sayıda kişinin tutuklandığını duyurarak “Haklarında gerekli yasal işlem başlatıldı ve soruşturma sürüyor” ifadelerini kullanmıştı.

Mossad biliyor
Öte yandan İranlı bir güvenlik yetkilisi Tesnim’e verdiği röportajda “Mossad, Malezya'daki ajanlarını ifşa eden tarafın kim olduğunu biliyor” dedi. Mossad'ın İran'la ilgili son açıklamalarına yanıt olarak “Siyonistlerin, hükümet üyelerini hükümetlerinin bilgilerini Tahran'a vermelerini engelleyemediklerinde veya Tel Aviv'deki ve işgal altındaki Kudüs'teki patlamaların videoları internette dolaştığında öfkelenmeleri normal” dedi.
Mossad'ın lideri, ABD ve Avrupa Birliği'nin (AB) nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma girişimleriyle çelişen açıklamalarda bulunarak İran'a Tahran ve Kirmanşah'ta yanıt vereceğini söylemişti.
Söz konusu güvenlik yetkilisi, Mossad Başkanı’nın kamuoyuna yaptığı açıklamalar için “Bu terör örgütünün İran istihbarat servisleri tarafından art arda yenilgiye uğratılmasının bir göstergesi” yorumunda bulundu. Yetkili sözlerine şöyle devam etti:
“Siyonistler, İran istihbarat servislerinin denetimini engellemek için altı subayını öldürdü ve son zamanlarda bazılarını tasfiye etti. Ancak bir kez daha İran'ın denetimini engellemeyi başaramadılar ve İran'ı tamamen bölmek için kurdukları komploların kim tarafından ve hangi derecede Tahran'a sızdırıldığını anlayamadılar. Bu konu kafalarının karışmasına sebep oldu. Hangi tarafın Malezya'daki ajanlarını ifşa edip bu ülkenin istihbaratına bildirdiğini biliyorlar. Ajanlarının dünyada nasıl ve neden kovulduğunu biliyorlar. Onların oyunları açığa çıkıp bizimki daha yeni başladığı için Mossad Başkanı’nın tutumunu anlıyoruz.”



DMUK, Suriye'nin katılımını memnuniyetle karşılarken Suriye ile yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit etti

Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)
Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)
TT

DMUK, Suriye'nin katılımını memnuniyetle karşılarken Suriye ile yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit etti

Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)
Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)

DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) dün, Suriye hükümetini koalisyonun 90’ıncı üyesi olarak kabul etti. DMUK, pazartesi günü Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad'da Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Velid el-Hureyci ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın başkanlığında düzenlenen siyasi direktörler toplantısında yayınlanan ortak bildiride, hükümetle yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit etti.

Katılımcılar, toplantıya ev sahipliği yapan Suudi Arabistan'a ve terörle mücadele ve istikrarın sağlanması için bölgesel ve uluslararası çabaları destekleme konusunda sürdürdüğü rolüne teşekkürlerini ifade ederek, üye devletleri Suriye ve Irak'ın çabalarına doğrudan destek sağlamaya teşvik ettiler.

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında, kalıcı ateşkes ve Suriye'nin kuzeydoğusunda sivil ve askeri entegrasyon için düzenlemeler de dahil olmak üzere kapsamlı bir anlaşma yapılmasını memnuniyetle karşıladılar.

dfrgth
Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi, Riyad'da düzenlenen toplantıya başkanlık etti (SPA)

Suriye hükümetinin DAEŞ ile mücadelede ülke çapında liderliği alma niyetini kaydettiler ve DAEŞ ile mücadelede SDG’nin yaptığı fedakarlıklara ve DAEŞ'i yenme operasyonunda Irak hükümetinin sürdürdüğü liderliğe olan takdirlerini ifade ettiler.

Katılımcılar, tutuklu DAEŞ’lıların hızlı ve güvenli bir şekilde nakli, üçüncü ülke vatandaşlarının ülkelerine geri gönderilmesi, el-Hol ve Roj mülteci kamplarındaki ailelerinin geldikleri ülkelere onurlu bir şekilde yeniden entegrasyonu ve bu ülkelerde örgütü yenilgiye uğratma operasyonunun geleceği konusunda Suriye ve Irak ile koordinasyonun sürdürülmesi gibi önceliklerini yeniden teyit ettiler.

DMUK savunma yetkilileri, diplomatik ve askeri kanallar arasındaki yakın koordinasyonu vurguladılar. Katılımcılar ise devam eden tutuklu nakilleri de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenilgiye uğratma operasyonundaki son durum hakkında brifing aldılar.

vfbghyj6u
DMUK üyeleri, ülkeleri Suriye ve Irak'ın çabalarına doğrudan destek sağlamaya teşvik etti (SPA)

DEAŞ üyelerini güvenli bir şekilde gözaltına alma konusunda Irak'ın çabalarını öven yetkililer, Suriye'nin DEAŞ’lıları ve ailelerini barındıran gözaltı tesisleri ve mülteci kamplarının sorumluluğunu üstlenmesini memnuniyetle karşıladılar. Ayrıca, ülkelerin Irak ve Suriye'den vatandaşlarını geri göndermekle yükümlü olduklarını yinelediler.

Irak'ın liderliğine teşekkürlerini ifade ettiler ve tutukluların Irak hükümetinin gözetimine devredilmesinin bölgesel güvenlik için hayati önem taşıdığını kabul eden katılımcılar, Irak ve Suriye’de DEAŞ’ı yenilgiye uğratma konusundaki ortak taahhütlerini yinelediler ve hükümetlerini örgütün tutuklularını güvence altına alma konusunda desteklemeye devam edeceklerine söz verdiler.


SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.