Twitter Belgeleri: Elon Musk'ın yayımladığı yazışmalardan neler öğrendik?

Biden ailesinden Fauci'ye, Twitter Belgeleri'yle hedef tahtasına oturtulan tüm isimler

Yayımlanan yazışmalara "Twitter Belgeleri" ismini bizzat Musk koydu (Reuters)
Yayımlanan yazışmalara "Twitter Belgeleri" ismini bizzat Musk koydu (Reuters)
TT

Twitter Belgeleri: Elon Musk'ın yayımladığı yazışmalardan neler öğrendik?

Yayımlanan yazışmalara "Twitter Belgeleri" ismini bizzat Musk koydu (Reuters)
Yayımlanan yazışmalara "Twitter Belgeleri" ismini bizzat Musk koydu (Reuters)

Elon Musk'ın ekimde Twitter'ın resmen sahibi olmasıyla kullanıcılar platforma gelecek yeni düzenlemelere odaklanmıştı. Öte yandan baş gösteren iç karışıklık iki aydır durulmadı.
Musk şimdiye dek yaklaşık 3 bin 700 çalışanı işten çıkarırken, şirketin Güven ve Güvenlik Kurulu Başkanı Yoel Roth'un da aralarında yer aldığı binden fazla kişi de istifa etti. Hatta Musk, "sabotaj" korkusuyla ofisleri kapattı.
Bu arada aralık ayının başından beri eski yönetimin iç yazışmalarını yayımlayarak, siyasetçileri, doktorları ve kamuoyunda tanınan çeşitli figürleri Twitter tartışmasının içine çekiyor.
Musk'ın gazetecilerle paylaştığı iç yazışmalar şimdiye dek 5 parça halinde yayımlandı.
Bu ifşalarla hedef tahtasına oturtulan kişiler çoğunlukla Demokrat Partililer ve Twitter'ın üst düzey yöneticileri oldu. Söz konusu kişiler arasında ABD Başkanı Joe Biden ve oğlu Hunter Biden, başkanın baş tıbbi danışmanı Anthony Fauci, eski FBI ve Twitter avukatı James Baker ve Yoel Roth dikkat çekiyor.
Belgeleri ve ortaya çıkanları takip etmek giderek zorlaşırken, Independent Türkçe muhabiri Çağla Üren şimdiye dek yayımlanan belgelerden öğrenilenleri özetledi ve ifşaların ardından gelen gelişmelerle tartışmaları aktardı.

Twitter Belgeleri 1: Hunter Biden'ın meşhur bilgisayarı
Kamuoyunda "Twitter Belgeleri" (Twitter Files) diye anılan ifşalar, 2020 ve 2021'de platform çalışanlarının iç yazışmalarını ve karar alma süreçlerini gösteren ekran görüntülerini içeriyor.
İlk ifşa, 3 Aralık'ta gazeteci Matt Taibbi'nin Twitter hesabından yayımlandı ve platformun eski yönetiminin, New York Post'un Ekim 2020'de yayımladığı haberleri nasıl sansürlediğini gösterdi.

Söz konusu haberler Hunter Biden'a ait olduğu iddia edilen bir bilgisayarın harddiskinden alınan yazışmalara dayanıyordu. Yazışmalar, Biden ailesinin Ukrayna'da uygunsuz ticari ilişkilere karıştığına işaret ediyordu.
İddiaya göre Hunter Biden, yönetim kurulunda olduğu Ukraynalı enerji firması Burisma'dan aylık 50 bin dolar maaş alıyordu. Dahası, Biden ailesi, şirket hakkında soruşturma açan başsavcı Viktor Şokin'i azletmesi için Ukrayna hükümetine baskı yapıyordu.
Tüm bunlar, Joe Biden'ın, Barack Obama'nın yardımcısı olduğu dönemde yaşanmıştı. Obama, 2014'teki renkli devrimin ardından Ukrayna'yla ilişkilerini geliştirmek için Joe Biden'ı görevlendirmişti. Bu sırada Hunter da Burisima'nın yönetim kuruluna girmişti.

Hunter Biden'ın uyuşturucu etkisi altındayken üç bilgisayarını çaldırdığı biliniyor (Midjourney)

New York Post'un yankı uyandıran ilk haberine göre Joe Biden, oğlunun iş ortaklarını Washington'daki ofisinde ağırlamıştı. Yayımlanan yazışmalarda da karşı taraf buna teşekkür ediyordu. 
Biden kanadı ise o dönemde takvimlerinde böyle bir görüşmenin yer almadığını söyleyerek iddiaları reddetmişti.

En sert sansürü Twitter uygulamıştı
2016'da iktidara gelen Donald Trump, başkanlığının son iki yılında Biden ailesinin Ukrayna'daki ilişkilerine odaklanmıştı. Joe Biden'ın 2014'ten itibaren görevini kötüye kullandığını ve ABD dış politikasını oğluyla kendisinin Ukrayna'daki menfaatleri için manipüle ettiğini savunmuştu.
Cumhuriyetçilere yakınlığıyla bilinen New York Post, harddiskteki belgeleri, Trump’ın kişisel avukatı Rudy Giuliani'den aldığını açıklamıştı. Giuliani ise diskin bir bilgisayar tamircisine Hunter Biden adıyla bırakıldığını, kimsenin diski almaya gelmediğini ve bunun üzerine tamircinin kendilerine ulaştığını öne sürmüştü.
Öte yandan Facebook ve Twitter, New York Post'un bu yazışmaları konu alan haberlerine çok katı bir sansür uyguladı. Haberin paylaşımına kısıtlama getirilirken, gazetenin Twitter hesabı da "kişisel bilgileri ihlal ettiği gerekçesiyle" 16 gün donduruldu.
Twitter, haberdeki görselleri ya da haberin bağlantısını paylaşan hesapları bile bloke etti. Şirketin sözcüsü Trenton Kennedy, bu uygulama için "bilgilerin siber saldırı yoluyla elde edilmiş olmasını" gerekçe gösteriyordu. New York Post ise siber saldırıyla ilişkileri olmadığını söylüyordu.

Belgelerin doğru olduğu ortaya çıktı, Elon Musk devreye girdi
New York Post'un bu haberleri yayımladığı sırada, Trump ve Biden'ın yarıştığı Kasım 2020 seçimlerine sadece üç hafta kalmıştı. Çoğu yorumcu, bu belgelerin seçimin seyrini değiştirebileceğine inanıyordu.
Seçimlerden üç ay sonra Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının hemen ardından, New York Times, bu yazışmaların doğru olduğuna yönelik bir haber yayımladı.
Bu durum, 6 Ocak Kongre Baskını'ndan sonra Trump'ın hesabını da kalıcı olarak kapatmış olan Twitter ve Facebook'un işleyişini daha da tartışmalı hale getirdi.
Musk da, 26 Nisan'da podcast yayıncısı Saagar Enjeti'ye yanıt olarak yazdığı bir tweetle konuya dahil oldu ve Twitter yönetimini alenen eleştirdi:
"Büyük bir gazetenin Twitter hesabını, gerçek bir haber yayımladığı için askıya almak son derecede uygunsuzdu."

 Musk bu açıklamayı yaptığı sırada Twitter'ı satın alma niyetini çoktan açıklamıştı.

"Çocuk pornografisiyle aynı sansür uygulanmış"
İlk Twitter Belgeleri, tam da bu süreçte şirketin içinde neler yaşandığını gösteriyor. Taibbi'nin yayımladığı iç yazışmalarda 2020 seçimleri öncesinde siyasilerden şirketlere kadar birçok aktörün bazı paylaşım kaldırması için Twitter'a talepte bulunduğu görülüyor.
O süreçte hem Demokrat hem de Cumhuriyetçilerin taleplerde bulunduğunu belirten Taibbi, olumlu karşılananların daha çok Demokrat olduğunu savunuyor.
Taibbi ayrıca, Twitter yöneticileri arasındaki yazışmalara dayanarak, şirketin Hunter haberlerini platformdan kaldırdığını ve konuyla ilgili paylaşımlara "güvenli değil" uyarısını eklediğini kaydediyor:
"Hatta o güne kadar çocuk pornografisi gibi unsurlar için kullanılan, içeriğin doğrudan mesaj yoluyla iletilmesini engelleyen eklentiyi bile bu habere uygulamışlar."
Ağustos ayında Joe Rogan’ın Spotify’daki podcast'ine konuk olan Meta CEO’su Mark Zuckerberg de New York Post'a sansür uyguladıklarını kabul etmişti.
Zuckerberg, FBI'ın seçim sonuçlarını etkileyecek dezenformasyona karşı dikkat uyarısı yaptığını ve bu nedenle haberi sansürlediklerini söylemiş ve şunları eklemişti:
"Bu kararın yanlış olduğunu bilmek beni çok rahatsız ediyor. Yapmamamız gereken bir şeyi yaptık, en kötüsü de bu."

Twitter'ın kovulan avukatı James Baker, önceden FBI'a çalışıyordu
Öte yandan Taibbi, incelediği Twitter yazışmalarında FBI'ın müdahalesine dair herhangi bir kanıt göremediğini söylüyor.
Ancak Musk, bu belgelerin yayımlanmasından kısa süre sonra Twitter'ın avukatı James Baker'ı işten kovarak, özellikle Cumhuriyetçiler arasında bir FBI tartışması başlattı.
Zira Baker, daha önce FBI'ın da avukatlığını yapmıştı.
Taibbi'nin yayımladığı belgelere göre, Baker, Twitter yöneticilerine, New York Post'un platformun gizlilik kurallarını çiğnediği varsayımıyla hareket etmelerini salık vermişti.
Musk, Baker'ın kovulduğunu bir paylaşımla duyurdu ve şöyle dedi:
"Baker, halkın diyaloğu için önemli olan bilgilerin gizlenmesindeki olası rolüyle ilgili endişeler nedeniyle bugün Twitter'dan uzaklaştırıldı."
Baker aynı zamanda 2016'da, Trump-Rusya ilişkisine yönelik suçlamalarda da yer almıştı. 2016'daki başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton, rakibi Trump'ın başkan olmak için Rusya'yla "gizli anlaşma" yaptığını öne sürmüştü. Baker, bu dönemde FBI'ın eski direktörü James Comey'in baş danışmanıydı.

Dorsey'den Musk'a çağrı: "Her şeyi filtresiz yayımla"
Baker'ın işten çıkarılmasının ardından Twitter'ın kurucu ortağı Jack Dorsey de tartışmalara dahil oldu ve Musk'ı her şeyi yayımlamaya çağırdı.
Twitter'ın yeni yönetiminin alacağı önlemlerin de açıklanmasını isteyen Dorsey, "Güven inşa etmek için amaçlanan şey şeffaflıksa neden her şeyi filtresiz yayımlayıp, insanların kendi adlarına karar vermesine izin vermiyorsunuz?" diye sordu:
"Şimdiki ve gelecekteki adımlarla ilgili tüm tartışmalar da dahil, her şeyi halka açın."

Musk ise buna şöyle yanıt verdi:
"En önemli veriler (senden de) gizlenmiş. Bazıları silinmiş de olabilir. Ancak bulduğumuz her şey açıklanacak."

Twitter Belgeleri 2: "Gizli kara listeler"
Twitter Belgeleri'nin ikinci bölümü 9 Aralık'ta Gazeteci Bari Weiss'ın hesabından yayımlandı. Weiss, yine bir dizi ekran görüntüsüne yer verilen tweet dizisine "GİZLİ KARA LİSTELER" ifadeleriyle başladı.

"Twitter çalışanlarından oluşan ekipler, kara listeler oluşturmuş. Beğenilmeyen tweet'lerin trend olmasını engellemiş ve tüm hesapların ve hatta trend olan konuların görünürlüğünü bilfiil sınırlandırmış" diyen gazeteci şöyle ekledi:
"Ve tüm bunlar kullanıcıdan habersiz, gizlilik içinde yapılmış."
Tweet dizisinde bu uygulamaya maruz kalan bazı kişilerin isimleri de ekran görüntüleriyle birlikte verildi. Bu kişiler arasında, pandemi dönemindeki sokağa çıkma yasaklarının çocukların sağlığına zararlı olduğunu öne süren Dr. Jay Bhattacharya vardı.
Gazeteciye göre, Dr. Bhattacharya "Trendler Kara Listesi" adlı bir listeye alınmış ve tweet'lerinin trend olması tamamen engellenmişti.
Paylaşımları etkilenen diğer isimler arasında ise sağcı talk show sunucusu Dan Bongino ve muhafazakar aktivist Charlie Kirk vardı.

"Shadowban" nedir, sansüre uğrayıp uğramadığımızı nasıl anlayacağız?
Gazeteci Weiss, bu uygulamaları "shadowban" (gölgede bırakma) diye niteledi. Bu da hesapların aramalarda görünmeyebileceği, yanıtlarının aslında hiç iletilmemiş olabileceği anlamına geliyor. Kısacası kullanıcı habersizce sansürleniyor.
Twitter'ın eski üst düzey çalışanları bu iddiayı reddediyor. Ancak Weiss'a göre ise eski yönetim, "Görünürlük Filtreleme" adı altında fiilen bunu yapıyordu.
Bu sırada Musk da kullanıcıların gölgede bırakıp bırakılmadıklarını öğrenmeleri için bir güncelleme üzerinde çalıştıklarını duyurdu:
"Böylece gizli hesap kısıtlama altında olup olmadığınızı, bunun nedenini ve nasıl itiraz edeceğinizi açıkça biliyor olacaksınız."
Bu özelliğin ne zaman kullanıma gireceği ise belli değil.

Hedefte Fauci de vardı: "Yargılayın"
Bu arada Musk, ikinci bölümün yayımlanmasının ardından Dr. Bhattacharya konusunun üzerine bizzat gitmeye karar verdi ve doktoru Twitter genel merkezine davet etti.
Bhattacharya da 11 Aralık Pazar günü yaptığı açıklamada, önceki gün genel merkeze gittiğini ve "kara listeyle" ilgili daha fazla bilgi aldığını açıkladı. Ayrıca Musk'a teşekkür etti.
Aynı gün Musk'ın hedefinde ABD baş tıbbi danışmanı Anthony Fauci vardı. Milyarder, "Benim cinsiyet zamirlerim Yargılayın/Fauci'yi" diye tweet attı.
Musk'ın paylaşımları arasında Fauci'nin, Joe Biden'ın kulağına fısıldarmış gibi göründüğü bir mim de vardı. Görselde Fauci, "Bir tecrit daha kralım" diyordu.

Aşı uzmanı Peter Hoteez ise Musk'a tweet'i silme çağrısında bulundu:
"Bu tür bilim karşıtı söylemler ve dezenformasyon nedeniyle 200 bin Amerikalı boş yere Kovid'den hayatını kaybetti."
Pandeminin başlarında "Koronavirüs paniği aptalca" diyen milyarder, kısa süre önce aşı olmayan kişilerin "ölmediğini" iddia eden bir tweet'i beğenmiş ve "İsveçliler iyi durumda" yanıtını vermişti.
İsveç pandemi süresince komşularına kıyasla daha serbest politikalar benimsemişti. Ancak ülkede aşılama oranının yüzde 74 olduğu biliniyor.

Yeni belgeler Fauci'yi konu alacak 

Fauci şu sıralar emekli olmaya hazırlanıyor (Midjourney)
Demokrat Parlamenter Ritchie Torres, "Elon Musk, kendisiyle aynı fikirde olmadığı için Anthony Fauci'yi kriminalize etmek istiyor. Elon, ifade özgürlüğü savunucusu değil" diye konuştu.
Ancak Musk'ın destekçileri Fauci'nin hedef tahtasına konmasını başka türlü değerlendiriyor. Onlara göre, "Fauci yeminli görevi sırasında yalan söyledi, Çin'deki bir laboratuvarda yapılan deneylere katkıda bulundu, tüm gezegeni tehlikeye attı ve yüz binlerce insanın ölümünde rol oynadı".
Dahası Musk, Twitter'da bu iddiaları dile getiren bir hayranına "Doğru" yanıtını verdi. Ayrıca, daha sonra yayımlanacak Twitter belgelerinde Fauci'yle ilgili bilgilerin de yer alacağını dile getirdi.
Fauci, virüsün Çin'deki bir laboratuvardan sızdığı iddialarına karşı ABD Kongresi'nde ifade vermişti. Bilim insanı, ifadesinde ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri'nin Çin'deki bir araştırmayı gerçekten finanse ettiğini ama bu araştırmada virüsün insanlara bulaşıcılığını artıracak bir genetik tasarım yapılmadığını söylemişti.

Musk-Biden savaşı: Elektrikli otomobiller ve uluslararası bağlantılar
Musk'ın Twitter ifşalarının büyük bölümünde Demokratları hedef alması Biden'la arasındaki husumete dair soru işaretleri yaratıyor.
Milyarder son dönemde Cumhuriyetçileri açıktan destekliyor. Örneğin 2024'teki başkanlık seçimlerinde alacağı tavrı şöyle açıklıyor:
"Geçmişte Demokratlara oy verdim çünkü çoğunlukla iyilik peşindeydiler. Bugün ise bölücülük ve nefret partisi haline geldiler, bu yüzden artık onları destekleyemeyeceğim ve Cumhuriyetçilere oy vereceğim."
Biden ve Musk arasındaki gerginliği en çok yansıtan konu ise elektrikli araçlar. Zira ABD Başkanı elektrikli araçlara 2022'nin başından beri büyük yatırım yaparken, Tesla'yı neredeyse görmezden geldi.
Biden, 10 Aralık'ta yaptığı bir basın açıklamasında da Musk'ın diğer ülkelerle ilişkilerinin "incelenmeye değer olduğunu" söyledi.
Bu toplantıda gazeteciler, "Musk'ın ulusal güvenlik için tehdit olup olmadığı" ve "Twitter'ı Suudi Arabistan merkezli bir holdingin yardımıyla satın almasının soruşturulup soruşturulmayacağı" sorularını yöneltmişti.
Ortadoğu'nun en zengin yatırımcılarından Suudi Prens El-Velid bin Talal, Musk'ın sosyal medya platformunu devralmasının ardından Twitter'ın en büyük ikinci yatırımcısı haline gelmişti.
Soruları yanıtlayan Biden, "Elon Musk'ın diğer ülkelerle işbirliği ve/veya teknik ilişkilerinin incelenmeye değer olduğunu düşünüyorum" dedi:
"Uygunsuz bir şey yapıyor olsun veya olmasın… Dediğim şey bu değil. Ben, göz atmaya değer olduklarını söylüyorum."

Twitter Belgeleri 3/4: "Federaller Trump'a karşı"
İlk belgeleri yayımlayan gazeteci Taibbi, ifşaların üçüncü perdesinde de Trump'ın Twitter'dan atılmasıyla ilgili ayrıntıları açıkladı. 
6 Ocak 2021'de Trump taraftarları seçim sonucunu kabul etmeyerek ABD Kongresi'ni basmış, iki gün sonra da Trump'ın sosyal medya hesapları kalıcı olarak kapatılmıştı. Buna, Trump'ın sosyal medyada yazdıklarıyla şiddet olaylarını kışkırttığı gerekçe gösterilmişti.
Taibbi, o sırada Twitter yöneticilerinin konuyla ilgili neler konuştuğunu gösteren ekran görüntülerini paylaşırken, "üst düzey yöneticilerin kendi politikalarını ihlal ettiğini" savundu.

Bu ifşaların en ilginç yanı ise FBI gibi federal kurumların sıklıkla Twitter yönetimiyle görüşmeye başlamış olmasıydı. Hatta Taibbi'ye yazışmaları, "Twitter yöneticilerinin federal kurumlarla yoğun ilişkilerinden keyif aldığını gösteriyor".
Paylaşılan bir ekran görüntüsünde şirketin Güven ve Güvenlik Kurulu Başkanı Yoel Roth'un adı görünmeyen bir başka çalışanla şakalaşmaları yer aldı. Roth, gazetecinin deyimiyle "giderek daha sık hale gelen" bu görüşmeleri şirkete açıklamakta zorlandığını yazıyordu:
"Görüşme takviminin şeffaf olması gerektiğine büyük inanç duyuyorum. Ancak toplantılarım insanlar için çok ilginç hale geldi ve artık hepsini kapsayacak kadar genel bir toplantı adı bulamıyorum."
Roth'un konuştuğu kişi ise söz konusu toplantılar için şu isim önerisinde bulunuyordu: "Kesinlikle Trump'la İlgili Olmayan Çok Sıkıcı Bir İş Toplantısı".
Roth'un cevabı ise şöyleydi:
"YEMİN EDERİM Kİ FBI ile YAPILMAYAN görüşmeler."

"Twitter bir suç mahalli"
Belgelerin 4. bölümü de 10 Aralık'ta politika yazarı Michael Shellenberger tarafından yayımlandı. Shellenberger 6 ve 8 Ocak arasında şirketin çalışanlarının Trump'ın hesabının kaldırılmasına nasıl tepkiler verdiğini tartıştı. 
Buna göre Twitter'ın o dönemki CEO'su Jack Dorsey kısa bir tatile çıkmış ve sorumluluğu Roth'a bırakmıştı.
Shellenberger bu noktada Roth'un Demokratlara ciddi ölçüde yakın olduğunu vurguladı ve 2017'de Roth'un dile getirdiği, "Gerçek Naziler Beyaz Saray'da" sözlerini hatırlattı.
Shellenberger ve Taibbi, Twitter çalışanlarının siyasi bağışlarının, 2018, 2020 ve 2022'de sırasıyla yüzde 96, 98, 99'luk bölümünün Demokratlara gittiğini de vurguladı.
Bu paylaşımların ardından Musk da, son derece iddialı bir açıklamada bulundu ve, "Twitter hem bir sosyal medya hem de suç mahalli" diye yazdı.

Michelle Obama'dan Dorsey'ye baskı
Yayımlanan yazışmalara göre, Dorsey 7 Ocak'ta tüm çalışanlara mail göndermiş ve geçici olarak askıya alınan hesapların yeniden Twitter'a dönme hakkı da dahil olmak üzere, platformun politikalarına "uymaları" gerektiğini söylemişti.
Ancak Roth daha sonra çalışanlara yeniden mesaj yollamış ve, "5 ihtar alan hesapların kalıcı olarak kapatılacağı yeni bir sisteme geçiyoruz" diyerek, Dorsey'nin de bunu onayladığını söylemişti.

Shellenberger bu süreçte, Dorsey’e yönelik iç ve dış baskıların da arttığını dile getirdi. Yazar, aralarında eski First Lady Michelle Obama, Gazeteci Kara Swisher ve Chris Sacca gibi tanınan isimlerin de yer aldığı kişilerin, Trump’ın hesabının kapatılması talebinde bulunduğu ekran görüntülerini paylaştı.

Twitter Belgeleri 5: Trump kuralları gerçekten çiğnedi mi?
İfşaların son aşaması olan Bölüm 5, 12 Aralık'ta gazeteci Weiss'in aracılığıyla Twitter'da yayımladı. Yine bir dizi iç yazışmanın yer aldığı tweet dizisi, Trump'ın hesabının kapatılması sürecinde platform çalışanlarının adeta birbirine düştüğünü ortaya koydu
Buna göre bazı çalışanlar, kamuoyunun sansür iddialarından rahatsız olmuş ve Trump'ı platformdan atmanın kamuoyundaki olumsuz yansımalarından endişelenmişti.
Trump'ın tweet'lerini değerlendirmekle görevlendirilen çalışanlar, eski başkanın aslında Twitter politikalarını çiğnemediğini ve dolayısıyla şiddet olaylarını kışkırttığını söylemenin zor olacağını ifade etmişti.

 O dönemde henüz fiilen başkanlık koltuğunda oturan Trump, hesabının kapatıldığı 8 Ocak 2021 sabahı iki tweet atmıştı.
İlk tweette seçimlerin meşru galibi olduğunu ileri sürerek ona "oy veren büyük Amerikan yurtseverlerine" selam yollamıştı. Bir saat sonra paylaştığı gönderide ise Biden'ın 20 Ocak'taki yemin törenine gitmeyeceğini yazmıştı.
Weiss'ın yayımladığı belgelere göre, Twitter'ın güvenlik ekibi, hesap kapatılmadan hemen önce bu tweetleri incelemiş ve ihlal olmadığına karar vermişti.
Bir çalışan özellikle ikinci tweetle ilgili şöyle yazmıştı:
"Bence bu açık bir şiddet değil. Sadece törene katılmayacağını söylüyor."
İhlal olmadığı yönündeki karardan 90 dakika sonra ise şirketin o zamanki Hukuk, Politika ve Güvenlik Birimi Başkanı Vijaya Gadde, gönderilerinin "şiddeti teşvik eden şifreler" içerip içermediğini sorgulamıştı.
Bunun ardından çalışanlar, Trump'ın "Amerikan yurtseverleri" ifadesini, 6 Ocak baskıncılarına ithafen söylendiği şeklinde yorumlamaya karar vermiş ve bu durumda Twitter'ın Şiddeti Yüceltme politikasını ihlal edebileceği sonucuna varmıştı.

Dorsey'ye iç baskı: 300 kişi mektup imzaladı
Bu arada şirketin CEO'su Dorsey de Twitter yöneticileriyle 30 dakikalık bir toplantı yaparak olaya dahil olmuştu.
Gazeteci Weiss'a göre Demokratlara yakınlığıyla bilinen yüzlerce çalışan, Dorsey üzerinde iç baskı oluşturuyordu. 300'den fazla kişi, CEO'dan Trump'ın hesabını kapatmasını istedikleri bir açık mektup yazmıştı. Mektupta şu ifadeler yer alıyordu:
"Seçilmiş Başkan Biden'ın haklı olarak 'isyan' diye nitelendirdiği bu olayda Twitter'ın olası suç ortaklığını incelemeliyiz."

Sonraki yazışmada ise Dorsey, Roth'tan Trump'ın hesabının kapatılmasına ilişkin açıklamanın dilini basitleştirmesini istiyordu. Bu da aslında yasak kararının verildiği anlamına geliyordu.
Musk ise 300 kişinin imzaladığı bu mektubu değerlendirdiği bir tweetinde, imzacı çalışanları "aktivist" diye nitelendirdi:
"Yüzlerce aktivist çalışanın baskısı altında, o zaman henüz görevdeki ABD Başkanı Trump'ı, kuralları ihlal etmediğini kabul etmelerine rağmen platformdan atmışlar."

Dorsey işin neresinde: "Saklayacak bir şey yok, beni suçlayın"
Twitter'ın kurucu ortağı Dorsey, aralık ayında şirketin CEO'luk görevinden istifa etmişti. İlk başta Dorsey'nin online ödeme şirketi Square ve merkeziyetsiz sosyal medya projesi BlueSky'a odaklanmak için görevini bıraktığı söylenmişti.

46 yaşındaki Dorsey, Twitter'ı 2006'da kurdu (Midjourney)

Ancak Dorsey'nin zaman içindeki açıklamaları, istifanın ardında başka sebepler de olduğuna işaret ediyordu.
Dorsey ilk olarak nisanda Twitter'da yaptığı paylaşımda, "internetin bu duruma gelmesinde" rol oynadığı için pişmanlığını dile getirdi:
"İnternetin keşfi ve kimliklerin depolanması şirketlerde merkezileştirilince, internet gerçekten zarar gördü. Bundan kısmen suçlu olduğumun farkındayım ve pişmanım."
Diğer yandan, Dorsey'nin Twitter'ı satın alma sürecinde Musk'ın en büyük destekçisi olduğu da biliniyor.
Son olarak, Dorsey, 13 Aralık'ta blogunda yayımladığı bir yazıda "günah çıkarırken" şirket çalışanlarının hedef tahtasına oturtulmasını eleştirdi.
"Belgeler keşke Wikileaks tarzında, daha fazla göz ve yorumla birlikte yayımlansaydı. Ayrıca şimdiki ve gelecekteki politikalara dair şeffaflık taahhüt edilseydi" diyen Dorsey, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Tüm bunların gerçekleşeceğini umuyorum. Saklanacak hiçbir şey yok. Sadece öğrenilecek çok şey var. Eski meslektaşlarıma yönelik bu saldırılar tehlikeli olabilir ve hiçbir şeyi çözmez. Suçlamak istiyorsanız, beni, eylemlerimi veya eksikliklerimi suçlayın."
Dorsey, "O zamanlar halka açık bir şirket için doğru olanı, internet ve toplum içinse yanlış olanı yaptık" diye eklerken, BlueSky projesinin de tanıtımını yaptı.

Yoel Roth'la işler nasıl değişti: "Pedofil iması nedeniyle evini terk etti"
Kasım başındaki istifa dalgasına kadar Twitter'da kalan ekibin Musk'la diyalog arayışına girdiği düşünülüyor. Zira Musk, son ifşalara kadar Roth'tan "son derece dürüst" diye bahsediyordu ve bir tweet'inde Roth'la ilgili şöyle yazmıştı:
"Yoel'i desteklediğimi açıkça belirtmek isterim."
Ancak Twitter'ın ofislerinin kapanmasıyla sonuçlanan istifa dalgasının ardından Musk'ın Roth'la ilgili tavrı ciddi biçimde değişti. Milyarder, Yahudi bir eşcinsel olan Roth'un "pedofiliye sempatiyle yaklaştığı" imasında bulunacak kadar ileri gitti.
Twitter'ı çocuk istismarına göz yummakla suçlayan Eliza Bleu adlı bir aktivistle açıktan yazışan Musk, Roth'un 2016'da yazdığı doktora tezinden bir kesit paylaşarak şöyle dedi:
"Görünüşe göre Yoel, doktora tezinde çocukların yetişkinlere yönelik internet hizmetlerine erişebilmesini savunuyor."
Insider'ın haberine göre ise bu tez, LGBTİ+ uygulaması Grindr hakkında yazılmıştı ve Roth, bu gibi yerlerin 18 yaşın altındaki LGBTİ+ kişiler için güvenli alanlar haline gelmesi gerektiğini savunuyordu.

Musk'ın bu paylaşımının ardından Roth'un, tehditler almaya başladığı ve evinden ayrılmak zorunda kaldığı öğrenildi.
Sonunda Musk, 2016'da sosyal medya platformuna taciz gibi konularda tavsiye vermesi için kurulan ve insan hakları örgütleriyle akademisyenlerden oluşan Güven ve Güvenlik Kurulu'nu feshetti.
 



Suudi Arabistan Medya Forumu ödüllerinin kazananları açıklandı

Yazar Muhammed Rumeyhi ve editör Abdulhadi Habtur, kazandıkları ödüllerle (Şarku’l Avsat)
Yazar Muhammed Rumeyhi ve editör Abdulhadi Habtur, kazandıkları ödüllerle (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan Medya Forumu ödüllerinin kazananları açıklandı

Yazar Muhammed Rumeyhi ve editör Abdulhadi Habtur, kazandıkları ödüllerle (Şarku’l Avsat)
Yazar Muhammed Rumeyhi ve editör Abdulhadi Habtur, kazandıkları ödüllerle (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Medya Forumu dün akşam Riyad’da düzenlenen törenle ödül kazananları onurlandırdı. Törene çok sayıda medya mensubu katıldı.

Suudi televizyonunda haber spikeri olarak görev yapan Dr. Hüseyin en-Neccar, ‘Yılın Medya Kişiliği’ ödülüne layık görüldü. Şarku’l Avsat ise iki ödül kazandı. Gazetenin yazarlarından Dr. Muhammed Rumeyhi, gazetecilikteki uzun soluklu deneyimi dolayısıyla ‘köşe yazısı’ dalında ödül alırken, gazeteci Abdülhadi Habtur, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı röportajla ‘gazetecilik söyleşisi’ dalında ödüle layık görüldü. Ödüller, forumun kapanışı kapsamında dün akşam düzenlenen törende takdim edildi.

El-İktisadiyye gazetesi, gazeteci Halid el-Bedr imzasını taşıyan çalışmayla ‘gazetecilik dosyası’ dalında ödül kazanırken, araştırmacı Lema es-Sehli ise ‘medya alanlarında akademik araştırma’ dalında ödülün sahibi oldu.

dcf
Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı Selman ed-Dusari, Dr. Hüseyin en-Neccar'a ‘Yılın Medya Kişiliği’ ödülünü takdim etti. (Şarku’l Avsat)

İçerik ödülleri kapsamında, ABD’den Luma AI ‘yapay zekâ ile üretilen içerik’ dalında ödüle layık görüldü. Fas’tan Rashid Show programı toplumsal sohbet temalı televizyon programları dalında ödül kazanırken, Podcast 1949 ise söyleşi temalı podcast programları kategorisinde birincilik elde etti.

Suudi Arabistan Ulusal Günü’ne yönelik en iyi medya çalışması ödülü, Turizm Geliştirme Fonu’nun hazırladığı ‘Suudi Arabistan hakkında neler duydunuz?’ adlı çalışmaya verildi. Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘el-Avca’ filmi, Suudi Arabistan Kuruluş Günü için en iyi medya çalışması ödülüne layık görülürken, Vizyon 2030 sosyal medya hesabına ait ‘Bayrağımız bizim adımıza konuşuyor’ çalışması ise Bayrak Günü çalışmalarına yönelik ödülün sahibi oldu.

Forumun özel ödülleri kapsamında, Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) Genel Müdürü Dr. Abdullah er-Rebia, ‘Küresel Öncü’ ödülüne layık görüldü.

dcfgthy
Abdulhadi Habtur ‘gazetecilik söyleşisi’ ödülünü aldı. (Şarku’l Avsat)

Karar alıcılar, düşünce liderleri ve dünyanın farklı ülkelerinden 300’ü aşkın yönetici ve uzmanın yoğun katılımıyla düzenlenen 5. Suudi Arabistan Medya Forumu’nda gerçekleştirilen paneller, medya sektörünün yaşadığı hızlı dönüşümleri anlamaya ve geleceği keşfetmeye yönelik kapsamlı bir çalışma platformu niteliği taşıdı.

Suudi Arabistan Medya Forumu 2026, benzeri görülmemiş bir ilgiye sahne oldu. Dünyadaki en büyük medya etkinliği olarak kayda geçen forumu 65 bin 603 kişi ziyaret ederken, bu rakamla Guinness Rekorlar Kitabı sertifikası da elde edildi.


SRMG, Suudi Medya Forumu’nun medya ortağı oldu

SRMG, Suudi Medya Forumu’nun medya ortağı oldu
TT

SRMG, Suudi Medya Forumu’nun medya ortağı oldu

SRMG, Suudi Medya Forumu’nun medya ortağı oldu

Suudi Medya Forumu, Suudi Araştırma ve Medya Grubu (SRMG) ile forumun medya ortağı olması kapsamında bir iş birliği anlaşması imzaladı. Anlaşma; Geleceğin Medyası Fuarı (FOMEX) kapsamındaki katılımı ve panel oturumlarının medya takibini içeriyor.

Anlaşma çerçevesinde SRMG, FOMEX’te “Thmanyah”, “Asharq” ve “SRMG Medya Çözümleri” platformları aracılığıyla ziyaretçilere özgün bir deneyim sunacak; bu sayede forum katılımcılarıyla etkileşimi güçlendirecek. Ayrıca, SRMG’nin panel ve oturumlara aktif katılımı da öngörülüyor.

Bölgenin en büyük entegre medya grubu konumundaki SRMG, bu ortaklıkla medya görünürlüğünü artırırken; televizyon, dijital platformlar, basılı yayıncılık, sesli içerik ve film yapımı dâhil olmak üzere çok sayıda mecradaki birikimini ve uzmanlığını foruma taşıyor.

SRMG, sahip olduğu çeşitli medya kanalları ve uluslararası ortaklık ağı sayesinde bölgede medya endüstrisinin gelişimine katkı sağlıyor; Suudi Arabistan ve bölge genelindeki izleyici ve takipçilerine güvenilir ve nitelikli içerik sunuyor.

Anlaşma ayrıca, SRMG platformlarının forum ve FOMEX kapsamındaki tüm etkinlikleri kapsayan bütüncül bir medya planı dâhilinde; editoryal içerikler, canlı yayınlar, dijital içerik üretimi ve kapanış raporlarıyla kapsamlı biçimde takip etmesini de içeriyor.

Suudi Medya Forumu, her yıl medya profesyonelleri ve karar vericileri bir araya getiren öncü bir platform olarak öne çıkıyor. Forum, yerel ve bölgesel ölçekte medya sektörünün gelişimine katkı sağlayacak zorluk ve fırsatları ele almayı amaçlıyor. “Değişen Bir Dünyada Medya” temasıyla düzenlenen forum, sektörün önde gelen isimlerini ve yöneticilerini ağırlayarak, hızla dönüşen küresel ortamda medyanın karşı karşıya olduğu temel meseleleri tartışıyor.

Suudi Medya Forumu’nun beşinci edisyonu, 2–4 Şubat 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Programda 300’ü aşkın konuşmacının katılımıyla 100’den fazla panel ve oturum yer alacak. Bu yönüyle forum, medya dönüşüm yılı kapsamında kilit bir etkinlik olarak öne çıkarken, Suudi Arabistan’ın dinamik kültürel ve kalkınma vizyonunu da yansıtıyor.


Muhammed eş-Şafii’nin vefatı: Şarku’l Avsat’ta haber peşinde geçen 40 yıl

Gazeteci Muhammed eş-Şafii, askeri bir uçakla Afganistan'a giderken (Şarku’l Avsat)
Gazeteci Muhammed eş-Şafii, askeri bir uçakla Afganistan'a giderken (Şarku’l Avsat)
TT

Muhammed eş-Şafii’nin vefatı: Şarku’l Avsat’ta haber peşinde geçen 40 yıl

Gazeteci Muhammed eş-Şafii, askeri bir uçakla Afganistan'a giderken (Şarku’l Avsat)
Gazeteci Muhammed eş-Şafii, askeri bir uçakla Afganistan'a giderken (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat dün, 74 yaşında hayatını kaybeden ve kırk yılı aşkın süredir gazetecilik alanında iz bırakan değerli yazarlarından Muhammed eş-Şafii’yi son yolculuğuna uğurladı. Eş-Şafii’nin meslek hayatı, haberi takip etmekle ve en karmaşık, en hassas dosyaların ayrıntılarını araştırmakla geçti.

Eş-Şafii, terörist ve aşırıcı gruplar konularında uzman bir gazeteciydi ve Arap basınında bu alanda erken dönemde katkıda bulunan isimlerden biri olarak kabul ediliyordu. Habercilikte titizlik, analitik yaklaşım ve kaynaklara yakınlık konusunda yüksek mesleki standartlar belirlemişti. 1982 yılında Şarku’l Avsat’a katılan eş-Şafii, gazetecilik kariyerinde uzun yıllar boyunca ciddiyet, doğruluk ve etik ilkelere sıkı bağlılıkla çalıştı.

Görsel kaldırıldı.
Merhum gazeteci Muhammed eş-Şafii’nin, Şarku’l Avsat’ın ofisinde, meslektaşı Adil es-Salimi tarafından çekilmiş fotoğrafı

Muhammed eş-Şafii, 1951 yılında dünyaya geldi. Hayatı boyunca dikkat çekici bir bilgi birikimi sergiledi. 1974 yılında Kahire Üniversitesi Arkeoloji Fakültesi’nden İslam Arkeolojisi lisans diplomasıyla mezun oldu. Ardından 1977’de Londra’ya giden eş-Şafii, burada çeviri alanına yöneldi ve Westminster Üniversitesi’nden yüksek lisans diploması aldı. 1980’lerin ortasında Londra Doğu Araştırmaları Üniversitesi’nde gazetecilik çevirisi üzerine uzmanlaşmış kursları tamamladı. Bu eğitimler, onun yabancı kaynaklar, karmaşık belgeler ve yüksek güvenlik ile siyasi hassasiyete sahip metinlerle çalışma konusundaki eşsiz yeteneğinin temelini oluşturdu.

Görsel kaldırıldı.
Merhum gazeteci Muhammed eş-Şafii, Birleşik Krallık'ın eski Afganistan Büyükelçisi Mark Sedwill ile birlikte (Şarku’l Avsat)

Muhammed eş-Şafii, gazetecilik kariyerine 1980’lerin başında Londra’da başladı. O dönemde yurt dışında yayımlanan bazı Arap gazetelerinde çalıştı; bunlar arasında Suudi ‘El-Muslimun’ gazetesi ile kısa bir süre görev yaptığı Londra merkezli uluslararası ‘El-Arab’ gazetesi vardı. Daha sonra, Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında kurulan ‘Ez-Zuhera’ gazetesinde çalıştı. Bu süreç, eş-Şafii’nin erken dönemde bölgesel çatışmaların doğasını ve karmaşıklığını kavramasında belirleyici oldu.

1991’de resmi olarak Şarku’l Avsat gazetesine ikinci kez katıldığında, gazeteye spor bölümünden giriş yaptı. Yaklaşık on beş yıl boyunca burada yüksek bir profesyonellik ve dikkat çekici bir takip ve analiz yeteneği sergiledi. Ardından kariyerinin en öne çıkan dönemine geçti ve terörizm dosyasını üstlendi. Bu alanda Arap basınında öncü isimlerden biri haline gelen eş-Şafii, karmaşık ve hassas siyasi, güvenlik ve düşünce odaklı konuları ele alırken titiz belgeleme, derin analiz ve sansasyonel yaklaşımlardan uzak durma prensibini benimsedi.

Görsel kaldırıldı.
Muhammed eş-Şafii, Kabil'de bulunan Amerikalı askerlerden biriyle birlikte (Şarku’l Avsat)

Muhammed eş-Şafii, bu alanda Arap gazeteciliğinde en önemli deneyimlerden birini gerçekleştirdi. El-Kaide’nin üst düzey liderleriyle, özellikle Molla Muhammed Ömer başta olmak üzere, Taliban hareketinin bazı liderleriyle doğrudan röportajlar yaptı. Afganistan’a giderek bu liderlerle son derece zor ve riskli koşullarda bir araya geldi. Bu röportajlar, nadir bilgiler ve tanıklıklar içermesi nedeniyle araştırmacılar, gazeteciler ve cihatçı örgütlerle ilgilenenler için temel bir kaynak oluşturdu. Söz konusu görüşmeler, bu grupların yapısı, fikirleri ve faaliyet yolları hakkında derinlemesine bir anlayış sağladı.

El-Kaide’ye karşı yürütülen savaş sırasında eş-Şafii, Afganistan’daki Amerikan üslerine birçok saha ziyareti gerçekleştirdi. Uluslararası güçlerle çatışma bölgelerinde bulundu, savaş alanından doğrudan gazetecilik araştırmaları yaptı ve karşılaşmaların gelişimini, operasyonların niteliğini ve güvenlik ortamının karmaşıklığını aktararak, o dönemde Arap basınında nadir görülen saha ağırlıklı bir haber çalışması ortaya koydu.

Ayrıca eş-Şafii, Usame bin Ladin’in çocuklarıyla birçok röportaj yaptı ve gazetecilik açısından önemli belgeler ortaya koydu. Bu röportajlar, basının nadiren ele aldığı insani ve örgütsel yönleri ortaya çıkardı ve eş-Şafii’nin kapalı kaynaklara ulaşabilme becerisini gösterdi.

Bu eşsiz belgeleme sürecinin bir parçası olarak eş-Şafii, Arap gazeteciler arasında Guantanamo Hapishanesi’nde de röportaj yapan az sayıdaki isimden biriydi. Burada El-Kaide üyelerinin bir kısmı tutuluyordu. Yapılan görüşmeler, örgütün iç deneyimlerinden doğrudan alınan tanıklıkları içerdiği için terör dosyasına önemli ve istisnai bir katkı sağladı. Bu röportajlar, örgütün ideolojik söylemini çözümlemeye, üye kazanma mekanizmalarını ve iç yapısını anlamaya yardımcı oldu ve Arap gazeteciliğinin bu olguyu ele alış biçimini önemli ölçüde zenginleştirdi.

Görsel kaldırıldı.
Merhum gazeteci Muhammed eş-Şafii, eski Afganistan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Abdulkerim Halili ile birlikte (Şarku’l Avsat)

Merhum gazeteci Muhammed eş-Şafii, ‘İran’daki El-Kaide Adamları… Güvenli Liman ve Şüpheli İttifak’ adlı kitabın hazırlanmasına da katkıda bulundu. Bu eser, uzun yıllara yayılan araştırma ve titiz takip çalışmalarının bir özeti olarak, alanında önemli başvuru kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor.

Kitabın önemi, İran ile El-Kaide arasındaki ilişkinin doğasını derinlemesine ve belgelerle desteklenmiş bir şekilde ele alan ilk Arap çalışmalardan biri olmasında yatıyor. Kitap, bu ilişkinin rastlantısal olmadığını, köklü bir geçmişe sahip olduğunu ve açık çelişkilerine rağmen karşılıklı uyum ve çıkar alışverişine dayandığını ortaya koyuyor.

Çalışmada özel araştırmalar ve nadir belgeler kullanıldı; bunların başında, örgüt liderliğinin, özellikle Usame bin Ladin’in, İran’ı operasyonlardan uzak tutma kararlılığını ve ülkeyi güvenli sığınak ve geçiş yolları ile dolaylı destek sağlama açısından istisna kılmasını gösteren ‘Abbotabad Belgeleri’ geliyor. Kitap ayrıca bu bulguları, 11 Eylül saldırılarıyla bağlantılı olarak Tahran’ı sorumlu tutan ABD yargı kararlarıyla ilişkilendiriyor. Bu yönüyle eser, terörizmin devlet politikalarıyla nasıl iç içe geçtiğini anlamak açısından dünya güvenliği bağlamında en karmaşık meselelerden birine ışık tutan önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

Muhammed eş-Şafii, 1970’lerin sonlarında Londra’ya ulaştıktan sonra Türk kökenli bir kadınla evlendi; bu evlilikten bir oğlu ve bir kızı oldu. Oğlu Mahmud eş-Şafii, babasının izinden giderek gazetecilik kariyerine çeviri alanından başladı ve yaklaşık üç yıl boyunca Şarku’l Avsat’ın çeviri bölümünde görev yaptı.

Hayatının son saatlerine kadar mesleğine bağlı kalan eş-Şafii, bu dönemde Şarku’l Avsat için birkaç yazı kaleme aldı, meslektaşlarıyla telefonla iletişim kurarak editoryal gelişmeleri takip etti ve alıştığı titiz çalışma disiplinini sürdürdü. Ardından ruhunu teslim etti.

Muhammed eş-Şafii’nin vefatıyla Arap basını, sessiz, özverili ve meslektaşları arasında disiplin ve tevazu ile tanınan bir gazetecisini kaybetti. O, haberin arkasında sessizce çalışmayı tercih eden, gösterişten uzak bir isimdi. Gazeteciliği bir görev ve sorumluluk olarak gören jenerasyonun simgesi olarak kaldı; doğruluk ve derin bilgiyle mesleğe değer kattı.

Allah Muhammed eş-Şafii’ye rahmet eylesin; ailesine, meslektaşlarına ve sevenlerine sabır ihsan etsin.