ABD, Afrika ile zirve düzenlerken, liderlerine sırtını dönüyor

Washington'un Biden ile Afrikalı liderler arasında ikili görüşmeler yapmayacağını açıklaması tartışma yarattı

ABD Başkanı Biden, Afrikalı liderlerle ikili görüşmeler yapması için baskı görüyor / Fotoğraf: AFP
ABD Başkanı Biden, Afrikalı liderlerle ikili görüşmeler yapması için baskı görüyor / Fotoğraf: AFP
TT

ABD, Afrika ile zirve düzenlerken, liderlerine sırtını dönüyor

ABD Başkanı Biden, Afrikalı liderlerle ikili görüşmeler yapması için baskı görüyor / Fotoğraf: AFP
ABD Başkanı Biden, Afrikalı liderlerle ikili görüşmeler yapması için baskı görüyor / Fotoğraf: AFP

ABD Başkanı Joe Biden'ın davetiyle yaklaşık 50 Afrikalı liderin katıldığı başkent Washington’da düzenlenen üç günlük ABD-Afrika Liderler Zirvesi'nin ikincisi dün başladı.
Zirve, özellikle ABD'li yetkililerin, Başkan Joe Biden'ın katılımcı ülkelerin başkanları ile ikili görüşmeler yapma niyetinde olmadığını vurgulamalarından sonra çeşitli beklentiler ile basında kazandığı büyük ivme arasında düzenlendi.
Gözlemciler, zirvenin somut bir etki yaratacak girişimler olmadan sembolik bir şekilde gerçekleşebileceğine ilişkin endişelerini dile getirdi. 

Açık bir plan yok
Washington'un ev sahipliğindeki zirve, ABD'nin Afrika ülkelerinin çıkarlarını desteklemesine ve yıllardır artan Çin'e bağımlılıklarını azaltma becerisine ilişkin belirsizliğin ortasında gerçekleşti.
Özellikle Biden yönetiminin benzer büyüklükte zirveler düzenlerken izlediği yöntem dışında, bu zirve için net bir plan hazırlamaması çerçevesinde ABD Başkanı Barack Obama tarafından 2014 yılında başlatılan bir geleneğin uzantısı olarak görülüyor.
Gözlemciler, Biden ile Afrikalı mevkidaşları arasında ikili görüşmelerin yapılmayacak olmasının ABD ile Afrika arasındaki uçurumu ikiye katladığına dikkati çekiyor.
Afrikalı liderleri, binlerce mil yol kat ettikten sonra Washington'da, ABD'nin kendilerini Çin kadar umursamadığı ve onları ortak çıkarları ve endişeleri olmayan ülkeler olarak gördüğü sonucuna varmalarından endişe ediyorlar. 
Tüm bu endişelere rağmen Biden yönetimi, zirveye katılan ülkelerden gelen ikili görüşme taleplerini karşılamama kararlılığını sürdürecek gibi görünüyor.
Biden yönetiminden bir yetkilinin geçen perşembe (8 Aralık) günü yaptığı basın toplantısında söylediğine göre, ikili görüşmeler için liderler üç gün sürecek olan zirvenin oturum aralarında spontane gelişen fırsatları değerlendirmekle yetinmek zorundalar.
Biden'ın ikili görüşmelerden kaçınmasıyla ilgili gazetecilerin yönelttiği sorular, pazartesi günü düzenlenen basın toplantısında zirvenin taşıdığı sembolik önemi azaltmaya çalışan Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan da dahil olmak üzere Beyaz Saray yetkililerini utandırırken; soruyu soran ve Sullivan ile aynı fikirde değilmiş gibi görünen gazeteci, Afrika heyetlerinin zirveye katılmak için katlandığı zorluklara ve Afrikalı liderlerin ABD Başkanı ile görüşemeden karşılamak zorunda kaldıkları yüksek uçuş ve barınma maliyetlerine işaret etti.

Biden yönetiminin gerekçesi
Politico dergisi, ABD yönetiminin planlarını yakından takip eden bir kaynağın, Beyaz Saray'ın yaklaşık 50 ülkeden liderlerin katılacağı zirvede tüm istekleri yerine getirmenin mümkün olmadığını göz önüne alarak, Biden ile Afrikalı liderler arasında ikili görüşmelere hazırlanmanın bölünme yaratmasından endişe ettiğini söylediğini aktardı.
Burundi'nin Washington Büyükelçisi Jean de Dieu Ndikumana, daha önce yaptığı bir açıklamada, Beyaz Saray'ın ikili görüşme taleplerine kısa süreli de olsa yanıt vermesini umduğunu ifade etmişti.
Afrikalı liderlerin Washington'a gelmek için 'okyanusu geçtiklerinin' altını çizen Büyükelçi Ndikumana, "Ancak Başkan Biden'ın gündeminde henüz Afrikalı liderlerle ikili görüşmeler yer almıyor ve özel bir ziyafetin de olduğu üzere zirve etkinlikleri ile sınırlı. Afrikalı liderler, etkinliler sırasında Biden ile sohbet etme fırsatı bulmayı umuyorlar" şeklinde konuştu.

Geçmiş umut vermiyor
Ancak zirvenin daha başlamadan başarısızlıkla sonuçlanabileceğine dair bazı korkular söz konusu.
Bu korkular, Afrika heyetlerinin Biden ile ikili görüşmeler yapma taleplerinin göz ardı edilmesiyle sınırlı değil.
Zirvenin yapıldığı tarih de katılımcı ülkeler için bir endişe kaynağı.
İlk kez eski Başkan Barack Obama tarafından 8 yıl önce ilki düzenlenen zirveden somut taahhütler çıkmazken, ABD'li yazar William Kane'a göre Afrikalı liderler ilk görüşmelerinden sonra Obama'nın ülkelerine yönelik dış yardımı kesmesinin ardından kendilerini kandırılmış hissettiler.
Ayrıca Çin, Afrika'daki nüfuzunu genişletmeye devam etti. Çeşitli ürünler ihraç ederek ve Afrika'dan tarım ürünleri, bakır ve petrol gibi ürünlerden büyük miktarlarda satın alarak Sahra altı Afrika ülkelerinin ilk ticaret ortağı haline geldi.
Pekin, son yirmi yılda Afrika'da yollar ve limanlar inşa etmeye başladı. Afrika'ya yönelik dış yardımları düzenli olarak artırdı.
Çin dışişleri bakanları 1991 yılından bu yana göreve başlamalarının ardından yurt dışındaki ilk ziyaretlerini Afrika'ya gerçekleştirdi. 
Çin'in Afrika'da ABD'den daha fazla ortağı var. Çünkü Çin, diplomatik ilişkiler kurmak için ülkelerin demokratik olup olmamasını umursamıyor.
Ancak ABD ile Afrika arasında büyüyen uçurumun tek nedeni Çin değil.
ABD'nin eski Addis Ababa Büyükelçisi David Shinn, ABD dış politikasının yıllardır Afrika'yı görmezden geldiğini söyledi.
Afrika'nın ABD dış politikasının öncelikleri listesinin her zaman en sonunda yer aldığını belirten Shinn, aynı durumun Biden yönetimi için de geçerli olduğunu vurguladı.
Washington modeli ile Pekin modelini karşılaştıran Shinn, ABD'nin masaya vuracağını ve "Daha iyisini yapmalısın!" diyerek özgür ve adil seçimler yapılması için çağrıda bulunacağını, Çin'in ise bir yandan yakalarından tutarken diğer yandan mevcut hükümetlerle çalışıyorlar.

Süper güçlerin sahası
Uzmanlara göre Biden, Afrikalı liderleri ABD'yi seçmeye ve Çin'in yerine koymaya ikna etmekte zorlanacak.
Pekin ile Afrika arasındaki bağların büyüdüğü bir dönemde Çin'in Washington Büyükelçisi Qin Gang'ın, geçen pazartesi günü ABD-Afrika Zirvesi'ne hazırlık amacıyla Semafor'un ev sahipliğinde düzenlenen bir dizi tartışmanın bir parçası olan gayri resmi sohbet toplantısında Çin ile Afrika arasındaki ilişkilerin "Çin'in dış politikasının mihenk taşı" olduğu şeklindeki açıklaması da bu durumu somutlaştırdı.
Washington, Çin'in uluslararası ve çok taraflı örgütlerde artan etkisine karşı koymak için Afrika'yı kendi tarafına çekmeyi amaçlıyor.
Afrika ülkeleri, geçen eylül ayında Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde Çin'in insanlığa karşı suç işlediği iddialarını "yanlış bilgilendirme" diyerek reddeden Çin'i destekleyen 28 ülkenin yaklaşık yarısını oluşturdu. 
Afrikalı liderler ise ülkelerinin küresel güçlerin sahası haline gelmesinden korkuyor. Bu yüzden zirvenin organizatörleri, olayın Çin ile hiçbir ilgisi olmadığının altını çiziyorlar.
ABD yönetiminden bir yetkili, geçen perşembe günü düzenlediği basın toplantısında zirvenin, "diğer ülkeler ve onların Afrika ile ilişkileri" ile ilgili olmadığının altını çizdi. Yetkili, ABD'nin Afrika ülkeleriyle olan köklü ilişkilerine dikkati çekti. 
Ancak ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nin Afrika İşleri Komisyonu üyesi Senatör Chris Van Hollen bu yaklaşıma katılmıyor.
Senatör Hollen, ABD'nin zirveyle ortaklarına "Pekin'in onlara davrandığından daha adil davranan daha iyi ve daha sürdürülebilir bir ekonomik model" sunacağı mesajını vereceğini söyledi.
Bu modelin gücünün, kendisinin ve ortaklarının, Afrika ülkeleri için bir tuzak olarak gördüğü Çin'in 'borç diplomasisi' tersi olmasından geldiğine işaret etti.
Çin'in Afrika ülkelerini 'borç tuzağına' düşürdüğü suçlaması, geçen ağustos ayında Çin'i 17 ülkeyi aldıkları kredilerin borçlarından muaf tutmaya itmişti.
ABD ve Çin arasında yaşanan Afrika'nın dostluğunu kazanma yarışı, onların dünyanın diğer bölgelerindeki ittifakları güçlendirme ve ekonomik kaynaklara erişimi kolaylaştırma konusunda verdikleri mücadeleyi ortaya koyuyor.
Ancak Politico gazetesine göre ABD, Asya ve Ortadoğu'nun aksine Afrika'da geride kalarak Çin'in Afrika'daki çabalarına ayak uydurmak için fazla çaba göstermedi. 
Biden ile Afrikalı liderler arasındaki mütevazı kalan diplomatik ilişkileri, ABD Başkanı'nın yardımcılarının kıtadaki hayal kırıklığı yaratan ilk versiyonundan farklı olacağına söz verdiği zirvenin önünde bir engel oluşturabilir.
ABD Dışişleri Bakanlığının Afrika işlerinden sorumlu Müsteşar Yardımcısı Tibor Nagy, "Eğer zirve yalnızca sembolik olursa, bu bir felaket demektir. Çünkü kimse Çinlileri zekasıyla alt edemez" yorumunda bulundu.

ABD'nin Afrika'daki çıkarları
Afrika, Amerikan ürünleri için büyüyen bir pazar ve ABD'nin hızla genişleyen elektrikli otomobil endüstrisi için gerekli olan kobalt ve lityum gibi maddeler için bir kaynak olmasından ötürü ABD için büyük önem taşıyor.
Washington, Afrika ülkeleriyle iş birliğine ulusal güvenliği ve bölgede faaliyet gösteren Boko Haram ile Eş-Şebab gibi terörist gruplarla mücadelesi için ihtiyaç duyuyor. 
Biden yönetimi tarafından düzenlenen 2. ABD-Afrika Liderler Zirvesi'nin gündeminde kıtada barış ve güvenliğin güçlendirilmesi, gıda güvenliğinin iyileştirilmesi ve Afrika ülkelerinin iklim kriziyle başa çıkmasına yardımcı olacak girişimlerin başlatılması yer alıyor.
Afrikalı liderler, Biden'ın G7 altyapı yatırım programından Afrika'daki projelere para aktarma sözünü yerine getirmesini ve eski ABD Başkanı Obama yönetiminin Afrika'dan yapılan bazı ithalatlara uyguladığı tarife muafiyetini uzatmasını umuyor. 
Beyaz Saray, zirve öncesinde Başkan Biden'ın Afrika Birliği (AfB) için G20 daimi üyeliğini destekleyeceğini duyurdu.
ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby, bunun, Biden yönetiminin, küresel sorunlarla ilgili olarak 'uluslararası toplantılarda Afrika'dan daha fazla sese' ihtiyaç duyulduğunu kabul etmesinin bir göstergesi olduğunu söyledi.

Independent Türkçe



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.