2011 Tunus ayaklanmasına neden olan 'seyyar satıcılar' ne olacak?

Güvenlik güçlerinin tezgahlarına el koymasından korkarak yoldan geçenleri mallarını almaya ikna etmeye çalışıyorlar

Tunuslu bir sokak satıcısı / Fotoğraf: AP
Tunuslu bir sokak satıcısı / Fotoğraf: AP
TT

2011 Tunus ayaklanmasına neden olan 'seyyar satıcılar' ne olacak?

Tunuslu bir sokak satıcısı / Fotoğraf: AP
Tunuslu bir sokak satıcısı / Fotoğraf: AP

Sağir el-Hidri
Tunus, 23 yıl iktidarda kaldıktan sonra devrilen merhum Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin bin Ali'nin rejimini deviren 14 Ocak 2011 ayaklanmasının 11. yılını anmaya hazırlanırken, ayaklanmanın patlak vermesine neden olan seyyar satıcıların durumu hala belirsizliğini koruyor. 
Tunuslu bir seyyar satıcı olan Muhammed Buazizi, kendisini yakarak intihar girişiminde bulunmuştu.
Bu olayın tesiri ile Tunus halkının ayaklanması üzerine 23 yıldır ülkeyi yöneten Zeynel Abidin Bin Ali ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı.
Başkent Tunus'ta, İspanya Caddesi benzersiz bir koşuşturma yaratan sokak satıcıları tarafından daraltılıyor.
Güvenlik güçlerinin mallarına el koyacağı endişesiyle yoldan geçenleri mallarını almaya ikna etmeye çalışıyorlar. 
Seyyar satıcılık yöntemi, Tunus'un sefil halkı kadar, malları en ucuz fiyata almak isteyen zenginleri için de bir varış noktası olarak görülürken, satılmak istenenleri kaldırımlarda yaymak yasak olduğu için güvenlik güçleri satıcılara karşı birkaç kez yaptırımlar uygulamış.
Muhammed Buazizi, 17 Aralık 2010'da, yetkililerin zor kullanarak sebze ve meyve satmak için kullandığı arabaya el koyması ve ardından polis tarafından saldırıya uğradıktan sonra uğradığı muameleyi protesto için Sidi Bu Zeyd kentinde belediye binası önünde kendini yakmış ve kurtarılamamıştı.

"Ekonomik krizin ortasında kaldık ve başka seçeneğimiz yok"
İspanya Caddesi'nin girişinde, güvenlik güçleri tarafından takip edilme korkusuyla kimliğini tam olarak açıklamayı reddeden 24 yaşındaki sokak satıcısı Muhammed, zabıtanın geleceğini tahmin ederek bir gözünü mallarına, diğerini yoldan geçenlere ve arabalara dikiyor.
Muhammed, "Maddi olarak zor durumdayım ve burada satış yapmak son çarem. Burada yaklaşık 10 saat çalışıyorum, bu da aileme yiyecek sağlamak için hırsızlık yapmaktan, yankesicilikten veya boş boş oturmaktan daha iyidir" dedi.
Muhammed, sözlerine şunları ekledi:
"Güvenlik güçleri ve zabıta tarafından her gün tacize uğruyoruz. Durumumuzu anlamaları gerekiyor. Burada çalışmaktan mutlu muyuz? Marjinalleşmeye ve yoksulluğa karşı yapılan başkaldırının ardından ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizin ortasında kaldık ve bize hiçbir avantaj sağlanmadığı için başka seçeneğimiz yok."

"Emniyet güçlerinin yol açtığı tacizlere artık alıştık"
37 yaşında Halifa da İspanya Caddesi'nin girişinde saatlerce tezgahının başında kaldıktan sonra yola çıkma hazırlığı için eski ayakkabı ve eşyalarını toplarken, "Emniyet güçlerinin yol açtığı tacizlere artık alıştık. Seyyar satıcılıktan sadece birkaç dinar kazanıyoruz ki bu para temel ihtiyaçlarımızı bile tam olarak karşılamıyor. Mallarımıza el koyarak bizi günlük rızkımızdan mahrum eden zabıtalar artık işimizi engellemekten vazgeçsinler" diye konuştu.
Halifa, "Ayaklanma, Muhammed Buazizi'nin Sidi Bu Zeyd'de (Tunus'ta bir şehir) kendini yakmasından sonra ortaya çıktı, ancak bugün seyyar satıcıların durumu değişmedi" dedi.

Tartısına el konulan sokak satıcısı intihar etti
Tunus, aylar önce seyyar satıcıların akıbetiyle ilgili dikkate değer tartışmalara yol açan birçok olaya tanık oldu.
Bunlardan biri başkentin bitişiğindeki Ben Arus şehrinde sokak satıcısı olarak çalışan bir kişinin tartısına el konulduktan sonra intihar etmesi olayıydı.
Ayrıca başkentteki Cumhuriyet Meydanı'nda seyyar satıcı bir genç zabıta görevlileri tarafından öldürüldü.
Cumhurbaşkanı Kays Said'in ülkenin durumunu düzeltme taahhüdüne rağmen, bu olaylar, şiddetli bir ekonomik ve siyasi krizle karakterize edilen bir atmosferde seyyar satıcıları takip etmekle görevli güvenlik güçleri ile sokak arasında bir gerilim dalgasına neden olacağına dair kızgınlık ve korkuları ateşledi.

"Kaotik dolandırıcılığa karşı güvenlik kampanyaları her gün var ve devam edecek"
Daha önce başkentte mallarını sergilemek için yetkililerden izin almayı başaran seyyar satıcılar için bir pazarın kurulması gibi önemli bir proje başlatılmış olmasına rağmen, Tunuslu yetkililer bu "kaotik dolandırıcılık olgusuyla" başa çıkmada bir güvenlik yaklaşımına yöneliyor.
İçişleri Bakanlığı sözcüsü Fâkir Buziğaye, "Kaotik dolandırıcılığa karşı güvenlik kampanyaları her gün var ve devam edecek" diyerek yanıt verdi.
Ancak yetkililerin yıllardır seyyar satıcılar karşısında güvenlik yaklaşımı eğilimi, özellikle Tunus'ta sokakları sarsan olaylardan sonra eleştirilere neden oldu. 
Çeşitli mahallelerde protestolara yol açan bir olay, geçen eylül ayının sekizinde, kaçak olduğundan şüphelenilen sigara satan genç bir adamın gümrük görevlilerinin güvenlik takibi sırasında gerçek mermilerle öldürülmesi sonucu geldi.
Yetkililer soruşturma başlatma sözü verdi ve olayla ilgili sorumlu olduğundan şüphelenilen bir gümrük görevlisi tutuklandı.
Bu olaydan önce, seyyar satıcılar, özellikle ekonomistlerin "kaotik dolandırıcılığın" ülke ekonomisindeki krizin derinleşmesine yol açacağına dair uyarılarının artmasıyla, yetkililere faaliyetlerini düzenlemeleri veya kovuşturma yapmaktan kaçınmaları için baskı uygulamak üzere bir dizi hamle başlattı.
Tunuslu iktisatçı İzzeddin Saidan, daha önce Tunus'taki paralel ekonominin, özellikle de bazı tahminlerin bir bütün olarak ulusal ekonominin yüzde 50'sine veya daha fazlasına ulaştığını gösterdiği için korkunç ve tehlikeli bir biçim aldığı konusunda uyarıda bulunmuştu.
Saidan, bunun ekonomiye ve özellikle devletin ekonomideki rolüne yönelik bir tehdit oluşturduğuna inanıyor.
Ancak yetkililer bu konuda herhangi bir girişimde bulunmuyor ve sadece seyyar satıcılara karşı insan hakları çevrelerinin etkisiz bir yaklaşım olarak gördüğü devriye gezmekle yetiniyor.

Sokak ekonomisi
Olay, 2011'de ayaklanmanın patlak vermesinden bu yana kötüleşse de yetkililerin ayaklanmaya verdiği tanım ile insan hakları örgütlerinin ve seyyar satıcıların kendilerinin söyledikleri arasında hala büyük bir uçurum olması dikkat çekici.
Tunus Ekonomik ve Sosyal Haklar Forumu'nun resmi sözcüsü Ramazan bin Ömer, "Sokak ekonomisinin kayıt dışı ekonominin bir parçası olduğunu ve bu grubun sosyal grupları dışlayan ve onu bir direniş biçimine dönüştüren devlet politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıktığını" düşünüyor.
Ömer, yaptığı açıklamada, "Bugün devletin sorumluluğu, özellikle yetkililerin bu satıcılara iş vermek gibi bir alternatifi olmadığı için zor bir mesele olan bu olguya karşı savaşmak değildir. Bugün çözüm, bu sektörü organize etmekten ve uygun alanlar yaratmaktan geçiyor. Çünkü dikkate değer bir şey var ki, insanlar bu pazarlara daha düşük kaliteli ancak uygun fiyatlı mallar buldukları için gidiyorlar" ifadelerini kullandı.
"Gereken şey, bu olguyu sınır dışı etme mantığından uzak bir şekilde organize etmek ve bu tür malların dağıtımı için güvenli yollar sağlayan alanlar sağlanmasıdır" diyen Ömer, "ancak bunun bir plan çerçevesinde yapılmadığı takdirde ortadan kaldırılmasının zor olduğunun" altını çizdi.
Ramazan bin Ömer, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu grupları barındıran yeni bir ekonomik kalkınma sistemi, Tunus devletinin şu anda eksik olduğu bir vizyon."
Forumlardan birinin yakın zamanda İspanya Caddesi'ndeki seyyar satıcılar üzerine bu satıcıların yoğunlaşmasının en belirgin örneklerinden biri olan ve 300 seyyar satıcıyı içeren entegre bir çalışma yayınladığını ve çalışmanın bu satıcıların yüzde 82'sinin Tunus'taki bankacılık sistemine bağlı olmadığını ortaya koyduğunu belirtmekte fayda var.
Bu, seyyar satıcıların banka hesaplarının olmadığı ve ülkedeki bankalarla muhatap olmadıkları anlamına geliyor ki bu da insanların içinde yaşadıkları kırılgan durumu yansıtıyor.
Bu çalışma aynı zamanda, bu sektördeki işçiler için kadınlara karşı erkeklerin açık bir üstünlüğünü gösterdi ki bu, mal satan çok fazla kadının olmadığı İspanya Caddesi'nde görülebilir.
Tunus'u etkileyen siyasi ve ekonomik krizler ışığında, yetkililerin bu olguyu başka, daha pürüzsüz ve daha esnek yollarla ele almak için harekete geçip geçmeyecekleri belirsizliğini koruyor.

Independent Türkçe



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.