Jeopolitik çatışmalar 2023'te dünya için nasıl bir tehdit oluşturacak?

İran bölgesel ve küresel bir tehdit oluştururken ABD ile Çin arasında yakında gelecekte askeri bir çatışma olasılığı yok

2022, Ukrayna Savaşı yılı oldu (AFP)
2022, Ukrayna Savaşı yılı oldu (AFP)
TT

Jeopolitik çatışmalar 2023'te dünya için nasıl bir tehdit oluşturacak?

2022, Ukrayna Savaşı yılı oldu (AFP)
2022, Ukrayna Savaşı yılı oldu (AFP)

Dünya, barıştan, küreselleşmeden ve küresel köyden gerilim ve savaşlarla dolu bir yere dönüştü.
2022, Ukrayna savaşının patlak verdiği, Tayvan çevresindeki askeri gerilimlerin arttığı ve İran'ın bölgesel ve küresel bir tehdit olmaya devam ettiği bir yıl oldu.
Tüm bunlar jeopolitik risk endeksini yüksek seviyelere taşıdı.
Peki birbirinden farklı güçlerin birbirini baltalamaya çalışmasıyla birlikte 2023'te dünyayı neler bekliyor?
Dünya barışa mı yoksa siyasi, ekonomik ve askeri savaşlara doğru mu gidiyor?

Artan uyarılar
Her yılın sonunda herkes, barışın hakim olduğu ve kalkınmanın yaşandığı daha iyi bir dünya olması dileklerinde 2023 yılına ilişkin tablo daha iyimser görünmüyor.
Soğuk Savaş'ın yeni biçimleri dünyadaki tüm büyük güçler arasında bölünmeye yol açarken ve nüfuz peşinde koşan bazı bölgesel güçlerin emelleri artarken, birkaç ülke güçlü gelişmeler göstermeye ve barışa ve istikrara doğru ilerlemeye devam ediyor.
Independent Türkçe'de yer alan Tarık eş-Şami imzalı habere göre I. ve II. Dünya Savaşı, büyük güçler arasındaki gerilimin ciddiyetini ve dünyanın çeşitli ülkelerine verilebilecek zararı gözler önüne serse de ortaklıktan çatışan taraflara geçiş nedeniyle halen bir dünya savaşının patlak vermesi riski söz konusu.
Her ne kadar günümüz dünyasında araştırma ve çalışma merkezlerinin çoğunluğu, büyük güçlerin düşmanı savaşmadan bastırmayı tercih ettiğini ve politik ve ekonomik çatışmalara girmeden sadece siyasi ve askeri nüfuzla sınırlı bir askeri güç kullanmaya odaklandığını öne sürüyor.
Ukrayna savaşı sonucunda yeni bir jeopolitik dünya düzeninin ortaya çıkması, ABD ile Çin arasındaki gerilimin tırmanması, rakip jeopolitik blokların ortaya çıkması, Kovid-19 salgınının devam eden olumsuz etkileri, tedarik zinciri krizi, diğer bölgesel çatışmalar, siber saldırılar ve terör tehdidi, jeopolitik risk endeksinin yüksek ve orta seviyelere ulaşmasıyla krizlerden, çatışmalardan ve gerilimlerden nasıl bir gelecek doğabilir?

Ukrayna savaşı devam ediyor
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'ne (CSIS) göre Rusya ile Ukrayna arasındaki gerginliğin önümüzdeki yıl da devam edeceği kesin.  
Çünkü Ukrayna, Batılı ülkelerden yeterli destek aldıktan sonra savaş, Rusya'nın yedek güçlerini seferber etmesi, daha fazla savunma harcaması yapması ve ordusunu modernize etmesiyle Batı'ya meydan okumak zorunda kaldığı bir noktaya ve stratejik bir düzeye ulaştı.
Savaş, Ukrayna'nın doğusundaki ve güneyindeki toprakları kontrol etme mücadelesinden, Ukrayna ekonomisini ve altyapısını yok etmek için tasarlanmış bir Rus stratejisine dönüştü.
Aynı zamanda Kiev'i çeşitli şekillerde savaşı sona erdirmeye ve bazı bölgelerinin kontrolünü Rusya'ya bırakmaya zorladı.
Siyasi ve ekonomik istikrarsız nedeniyle Ukrayna ekonomisi, yıllarca ağır aksak ilerledi.
Ancak Rusya'nın saldırıları durmazsa ya da Ukrayna daha fazla hava savunma sistemi edinirse kış ilerledikçe sorunlar daha da kötüleşecek ve Ukrayna'da yoksulluk artacak, bu da halkın savaşa desteğini azaltacaktır.
En azından, Rusya'nın yeni taktikleri ve füze saldırıları savaşı uzatacak, yoğunlaştıracak ve askeri maliyeti artıracaktır.
Bu durum, Ukrayna'yı taviz vermeye zorlayabilir ve Batılı ülkelerin daha fazla destek vermesiyle Avrupalı komşularına Rusya'nın Avrupa için ciddi bir tehdit olmaya devam ettiğini göstermek amacıyla sonu gelmez bir savaşa itebilir.

Rusya-Batı mücadelesi
Mevcut durum, muhtemelen Rusya'yı taktik nükleer silah tehdidiyle birlikte altyapı imha taktiklerini sürdürmeye daha yatkın hale getirecek. Bu da savaşla ilgili daha fazla hedefin olacağı anlamına geliyor.
Savaşın sona ermesi için herhangi bir çözüme ulaşılsa bile, çözümün istikrarlı bir barış sağlayacağı ve bunun Rusya ile Batı arasındaki gerilimleri sona erdireceğine dair genel şüpheler söz konusu.
Rusya ile Batı arasındaki bu çekişme, siyasi ve ekonomik savaşlara dönüştü. Bunu büyük olasılıkla caydırıcılık sağlamak için orduları gelişmiş ve nükleer teçhizat da dahil olmak üzere her yönüyle modernize etme ve yeniden yapılandırma yarışı izleyecek.
Böyle bir yarış, savaşmadan stratejik hedeflere ulaşmak için askeri güçlerin rekabetçi kullanımından yararlandığı bir savaş türüdür.
Ancak ne Batı ne de Rusya diğer tarafa karşı siyasi ya da ekonomik savaşı kazanmış görünüyor.
Rusya'da savaşa karşı halktan sınırlı bir direniş gösterilirken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yaptırımlara rağmen savaşı sürdürüyor.
Batı ülkeleri, Rusya'nın savaşı sürdürme kararlılığı konusunda yanlış hesap yaparken, Batılı uzmanlar, Rusya'nın enerji kaynakları, gıda ihracatı, küresel siyasi bölünmeler ve askeri davranışları üzerinde etkili bir karşılık vermesini beklemiyordu.

Silahlanma yarışı
Ukrayna'daki savaş ABD, NATO ülkeleri ve Rusya'yı siyasi nüfuz, askeri caydırıcılık ve silahların barış ve istikrarı sağlayan bir siyasi avantaj için kullanılması amacıyla silah kontrolü ve silahsızlanmayı bir kenara bırakıp silahlanma yarışına girmeye itti.
İş öyle bir yere vardı ki yıllarca askeri bütçelerini kısıtlayan Doğu Avrupa ülkeleri ile Almanya ve İngiltere ordu personellerinin sayısını ve silahlanma sistemlerini yeniden gözden geçirmeye başladılar.
Rusya ise Ukrayna savaşındaki zayıflıklarını düzeltmeye ilişkin planları olduğunu açıklamasa da askerlerini nüfuz sağlayabilecek ve caydırıcı olabilecek şekilde yeniden yapılandırmak ve gerekirse NATO ve Batı ittifakıyla savaşabilmek için rekabetçi bir duruma hazırlaması bu tür planlar üzerinde çalıştığının bir işaretiydi.
Rusya Devlet Başkanı Putin, yaptığı konuşmalarda Rusya'nın Batı'nın teknolojik ve askeri ilerlemesine ayak uydurabilmesi için ordusunu yeniden inşa ve modernize etmek için büyük çaba sarf edeceğini duyurdu.
Ancak Rusya bir finansman sorunuyla karşı karşıya. NATO ülkelerinin toplam 45 trilyon dolarlık gayri safi yurtiçi hasılasına (GSYİH) karşılık Rusya'nın GSYİH'si 1,77 trilyon dolar.
Bu da Batı'nın kapasitesinin Rusya'nınkinden 26 kat daha fazla olduğu anlamına geliyor.
Ayrıca, Rusya'nın yaklaşık 62,2 milyar dolarlık askeri harcamasına kıyasla NATO'nun geçen yılki yıllık askeri harcaması 1,9 trilyon dolara oldu. Bu da Rusya'nın nükleer gücü dışında bir süper olmadığını gösteriyor.
Buradan yola çıkıldığında ABD ve Batı'nın Ukrayna'ya yaptığı yardımın, Rusya üzerinde daha büyük bir yük oluşturduğu, Rusya'yı ikinci düzey bir askeri güç gibi göstermek için bir baskı kartı olduğu ve olmaya devam ettiği anlaşılıyor.
Çin de bunu 2022 Ulusal Güvenlik Raporu'nda Rusya'yı değil, Çin'i kendisine karşı başlıca tehdit olarak gören ABD'nin gücü olarak anlamalı.

Çin ile mücadele
Çin ile ABD ve stratejik ortakları arasındaki gerilimin, siyasi ve ekonomik savaşla sınırlı olmayıp, askeri çatışma düzeyine kadar uzandığı ortada.
Washington Çin'in Doğu Asya'nın ana bölgeleri üzerindeki hegemonyasını durdurmak isterken ve ABD ulusal savunma stratejisi, Çin'i ABD'nin hayati öneme sahip güvenlik çıkarlarını tehdit eden hedeflerine ulaşmak için bir araç olarak silahlı güç kullanma düşüncesinden caydırmaya odaklanırken ABD ve Çin'in savaş ve strateji planlamalarında en çok ne dikkati çekiyor?
Çin ile çatışma ne kaçınılmaz ne de istenen bir şey olsa da ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) öncelikleri, Washington yönetiminin, Çin ile ABD'nin çıkarlarını sağlayacak şekilde etkileşimde olabileceği şartları olgunlaştırma çabalarını desteklemek ve ortak zorluklara dayalı olarak iki ülke arasındaki iş birliğinin yeniden başlamasını sağlarken stratejik rekabeti yönetmek.
Ancak Washington için en büyük zorluk, Çin'in uluslararası sistemin yanı sıra kendi çıkarlarına ve tercihlerine uygun bir şekilde Pasifik ve Hint Okyanusu bölgelerini kararlılıkla yeniden çizme arayışı içinde olması.
Bu yüzden Pekin, ABD'nin Çin'i uluslararası sistemi yeniden şekillendirme arzusu olan ve önde gelen küresel güç olmak için teknolojik, askeri, diplomatik ve ekonomik kapasiteye sahip dünyadaki tek rakibi olarak gördüğü bir dönemde Washington'un Doğu Asya'daki güvenlik alanındaki ittifaklarını ve ortaklıklarını baltalamaya çalışıyor. 
Rusya ile Çin arasında, bölgesel bir çatışma durumunda avantaj elde etmek için askeri bir güç oluşturmaya katkıda bulunabilecek enerji, ekonomi ve teknoloji gibi stratejik alanlardaki ortaklık da Washington'un endişelerini artırıyor.
Hızlı ekonomik büyüme, ticaret gücü ve yabancı yatırımlar, Çin'i 'Bir Kuşak Bir Yol' girişimiyle birlikte ABD'ye Rusya'dan daha ciddi bir rakip haline getirdi.

Askeri çatışma olası değil
Buna karşı yakın gelecekte Çin ile ABD arasında herhangi bir çatışma olasılığı görünmüyor.
Başkan Joe Biden, Çin'in Tayvan üzerindeki baskısını artırmasını beklese de ABD'li yetkililer en azından önümüzdeki iki yıl için yaptıkları açıklamalarda bunu belirtiyorlar.
ABD, Pekin'in Tayvan adasındaki amfibi saldırı yeteneklerini genişletmesinden ötürü Tayvan üzerinden Güney Çin Denizi'ne ve Batı Pasifik Okyanusu'na kadar uzanabilecek ani bir savaşa hazırlanıyor.
Operasyonel açıdan iki taraf, ortaya çıkan tehdide karşı koymak için rakibi daha fazla para ve askeri çaba harcamaya zorlayan bir askeri kriz yaratarak taraflardan her birinin diğerine baskı yapma yeteneği olduğunu vurgulamaya çalışabilir.
ABD merkezli düşünce kuruluşu RAND Corporation'dan bazı araştırmacılara göre Çin'in kırmızı çizgilerinin doğrudan Tayvan'ın savunmasına büyük fayda sağlayacak imkanlar ve tutumlar barındırdığından Çin'in Tayvan'a ilişkin hassasiyetlerinin ABD'nin adanın savunmasını iyileştirme çabalarını zorlaştırmaya devam edecek gibi görünüyor.
Bunun yanında Çin, onaylamadığı konularda geçmişte olduğundan daha fazla sinyal vermek ya da baskı uygulamak için düşük düzeyde askeri yanıtlar kullanabilir.
Pekin'in kısa bir süre önce daha itidalli askeri seçenekler geliştirmesi, ABD'nin rahatsız edici askeri faaliyetlerine yanıt olarak düşük seviyeli askeri faaliyet benimsemesi olasılığını artırıyor.
ABD stratejisi için Çin'in Güneydoğu Asya, Hint Okyanusu, Basra Körfezi, Orta Doğu ve Afrika'daki nüfuzunun genişlemesinin büyük bir tehdit oluşturduğu açık.
Ticaret, ekonomi politikaları ve sanayi casusluğu ile ilgili gerilimler, ekonomik savaş olarak tanımlanabilecek tehlikeli bir rekabet düzeyine ulaştı.

İran büyük tehlike
CSIS stratejisti Anthony H. Cordesman, Ortadoğu'da aktif çatışmalar ve çatışma olasılıkları olduğunu belirterek "Bunların çoğu Ukrayna savaşından önceydi ve gelecek yıl da devam edecek. Bazıları sonraki yıllarda da devam edebilir. Bazıları daha da kötüleşebilir. Bunların biriken etkisi ABD üzerinde daha fazla baskıya yol açabilir. Ortadoğu'da istikrarsızlık ve iç gerilimin yaşandığı merkezler arasında İran, Suriye, Libya ve Cezayir yer alırken, Irak'ın istikrarı ve birliği ise belirsiz görünüyor" değerlendirmesinde bulundu.
Sudan, Etiyopya, Eritre, Tigray Bölgesi, Somali ve Yemen muhtemelen gelecekte de çatışma bölgeleri olmaya devam edecek olsa da İran özel askeri açıdan, bölgede askeri ve siyasi avantaj elde etmek için giriştiği silahlanma yarışı nedeniyle şu an en büyük bölgesel tehdit olmaya devam ediyor.
Potansiyel bir nükleer güç olmaya çalışırken, nükleer silah üretmeye yaklaşmış olabilir.
Rusya ve Çin ile de ekonomi ve güvenlik alanlarında ciddi ilişkiler kuran İran'ın Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan'da Hizbullah ile ittifak kurması daha ciddi bir tehlike oluşturuyor.
Cibuti'de askeri üssü olan Çin, Basra Körfezi dışındaki liman tesisleri de dahil olmak üzere İran'la daha ciddi ilişkiler kurmaya çalışabilir.
Rusya ise Ukrayna'ya karşı kullanmak ve Avrupa'daki istikrarı tehdit etmek için İran'dan füzeler ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) satın alabilir.
Ayrıca, ABD'nin Körfez ülkeleri ve Mısır ile ilişkileri gerilerken Avrupa'nın nüfuzu ve Süveyş Kanalı'nın doğusuna kara ve hava kuvvetleri konuşlandırma imkanları azalıyor.
Ortadoğu'daki etnik, mezhepçi ve aşiret çatışmalarından çıkar sağlamaları nedeniyle terörist ve radikal gruplar da tehdit olmaya devam ediyor.

Büyük siber saldırılar
Siber saldırılar, kritik fiziksel ve dijital altyapıya kalıcı zararlar verebilir. Gözlemciler, Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmanın devam etmesiyle siber saldırı olasılıklarının artmasını bekliyor.
Bu tür saldırılar devlet ağlarını ve önemli özel sektör ağlarını hedef alırken altyapı bilgisayar korsanlığına ve casusluğa uğrar. 
ABD, saldırıların kapsamı,  boyutu ve karmaşıklığı artarken devam eden saldırılar mali piyasalara ve ekonomiye kadar uzanabilecek büyük hasara ve kesintilere neden olan bir fidye yazılımı salgınıyla karşı karşıya. Washington, daha fazla siber koruma sağlanması için baskı yapıyor. 

Siyasi krizler 
Ukrayna krizinin etkileri, dünyanın birçok ülkesinde Kovid-19 salgınından yeni çıkmış olan siyasi sistemler ve kurumlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu.
Bu etkiler, gıda ve enerji maliyetlerinin artmasına, enflasyon oranlarının yükselmesine ve milyonlarca insanın geçim kaynaklarının tehlikeye girmesine yol açtı.
Bu etkilere ABD'de artan faiz oranları, ABD dolarının güçlenmesi ve Çin'in büyümesinin yavaşlaması eşlik etti.
Endonezya ve Brezilya gibi bazı gelişmekte olan ekonomiler, faiz oranlarındaki erken artışlar ve sıkılaşan maliye politikası nedeniyle bu şokları karşılayabilecek olsa da uzmanlar, temerrüde düşme ve toplumsal protestolar başlaması risklerinin artacağını tahmin ediyorlar. 
Küresel piyasaları da salgın kaynaklı ilk sokağa çıkma kısıtlamalarının uygulandığı sırada başlayan tedarik zinciri şoku etkiledi.

Kuzey Kore gerilimi
Kuzey Kore, bir yandan nükleer yeteneklerini geliştirmeye devam ederken diğer yandan füze fırlatmak gibi provokatif adımlar atıyor.
Öyle ki Pyongyang, nükleer programını sürdürürken, ABD ile görüşmeleri reddediyor, söylemlerinde giderek artan tehditlerde bulunurken nükleer doktrinini güncelleyerek ve 2022'de bazıları giderek Güney Kore topraklarına yaklaşan kısa menzilli ve kıtalararası balistik füze testleri yaparak provokatif adımlar atmaya hız kesmeden devam ediyor.
Buna karşın gözlemciler, yakın gelecekte bölgede bir çatışmaya ihtimal vermiyor. Ancak gerginlik, 2023'te daha da kötüleşecek gibi görünüyor.
Ayrıca Kuzey Kore, 2023'te uzun menzilli füze testleri ve yedinci bir nükleer füze testi gerçekleştirebilir.



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.