Sudan’da hükümetin ekonomik, kalkınmacı ve siyasi ‘marjinalleştirme’ uyguladığı iddiası çerçevesinde merkezi hükümete karşı savaş yürüten silahlı hareketlerle imzalanan ‘barış anlaşmasına’ rağmen Darfur’daki güvenlik durumu, geçtiğimiz aylarda önemli ölçüde kötüleşti. Güney Darfur’daki 30 binden fazla kişinin yerinden edilmesinin yanı sıra bu yıl içerisinde yaklaşık 900 kişi öldü, 300 bin kişi de yerinden edildi.
Vatandaşlar ve siyasi aktivistler, hükümetle barış anlaşması imzalayanların bölgeyi ve taleplerini terk ettiğini ve Hartum’da otoriter ve maddi kazanımlarla yetindiklerini belirtiyor. Bu çerçevede çatışma, hükümet güçleri ile silahlı hareketlerin güçleri arasındaki eski şeklinden, Darfur’un eski ‘isyancılarının’ eylemlerinin şiddetlenmesine katkıda bulunan toprak ve kaynaklar üzerinde yeni ittifaklar için bir mücadeleye dönüştü.
Darfur bölgesi, hükümet güçleri ile silahlı hareketler arasında 2003’ten 2020’ye kadar süren ve 300 binden fazla insanın öldüğü bir savaşa tanık oldu. Savaş, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayınlanan raporlara göre iki milyondan fazla vatandaşın ülke içinde ve dışında yerinden edilmesine yol açtı. Uluslararası toplum, ülkeye dünyadaki en büyük barışı koruma misyonlarından biri olan uluslararası bir barışı koruma misyonunu tahsis etti.
Bu çatışma, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ülkenin devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’i ve üç üst düzey yardımcısını savaş, insanlığa karşı ve soykırım suçlamaları yöneltmesine yol açtı. Ancak Hartum’daki yetkililer, Beşir ve yardımcılarını Lahey’deki mahkemeye teslim etmeyi halen reddediyor.
Beşir liderliğindeki İslamcı rejimi deviren Sudan devrimi, etnik veya bölgesel nitelikteki gerginlikleri ortadan kaldırmaya çalıştı. Devrimcilerin ünlü ‘Ey kibirli ırkçı, bütün ülkeler Darfur’dan yana’ sloganı, devrimcilerin Sudan’daki kronik çatışmaları çözmek için aradıkları bir eylem rehberi ve kurtuluş yoluydu.
Ancak Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki geçiş hükümetinin Cuba Barış Anlaşması’nı imzalama başarısına rağmen evdeki hesap çarşıya uymadı.
3 Ekim 2020’de imzalanan Barış Anlaşması, ‘milis üyelerinin hükümet güçlerine entegrasyonunu sağlamak için güvenlik güçlerinin ve ordunun yeniden düzenlenmesini ve oluşturulmasını, geçiş dönemi adaletinin uygulanmasını, tazminat ve göçebe sektörünün geliştirilmesi, servet ve gücün yeniden dağıtımı, yerinden edilmişler ve mülteciler sorununun çözümü, arazilerin yeniden dağıtımı’ olarak sekiz ‘protokol’ içeriyordu.
Ancak anlaşmanın imzalanmasının üzerinden iki yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen yalnızca eski savaşçılar ve hükümet arasında, ‘bu hareketlerin liderlerinin Egemenlik Konseyi ve Bakanlar Kurulu’nda büyük güç pozisyonları elde ettiği’ güç paylaşımı protokolü uygulandı. Bu liderler, darbe sonucu hükümetin dağılmasına ve Başbakan Abdullah Hamduk’un istifasına rağmen mevzilerini savunmaya devam ettiler.
Yerinden Edilmişler ve Mülteciler Koordinasyonu Sözcüsü Adem Rical, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Cuba Anlaşması’nın Darfur sorununu çözmek yerine durumu ağırlaştırdığını, çünkü ‘paydaşlara ve kurbanlara değil, güç ve para isteyenlerin çıkarlarına hitap ettiğini’ söyledi. Rical, “Öldürme, yerinden etme ve soykırım, onların asıl meselesi değildi” dedi.
Rical, silahlı hareketlerin liderlerinin iktidardaki pozisyonlarına bağlı kalmalarını ve bu pozisyonlarını kaybetmelerine neden olabilecek herhangi bir anlaşma değişikliğinin reddedilmesini kınarken, “Halkın özlemlerini değil, bireysel isteklerini yerine getirmek istiyor ve içlerinden birinin maliye bakanı veya başbakan olmasını arzuluyorlardı. Bu nedenle anlaşma pozisyon paylaşımına döndü” ifadelerini kullandı.
Adam Rical, Hartum’daki silahlı hareketlerin liderlerinin varlığını, ‘kamplardaki menfaat sahipleri’ ile yüzleşme korkusuna bağladığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Çıkar sahiplerinin temsilcileri olarak imza attılar. Ancak anlaşmaları eyleme dönüştürmediler. Adalet konusunu bile görmezden geldiler. Mağdurların haklarından, güvenlik sağlanmasından, silahsızlanmadan, yeni yerleşimcilerin yerinden edilmişlerin topraklarından sürülmesinden ve bölgelerine dönebilmeleri için bireysel ve toplu olarak tazminat ödenmesinden vazgeçtiler. Hareketlerin liderleri, elde ettikleri güç ve konumlarla yetinerek, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları işlemekle suçlananların Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmesi yönündeki Darfur halkının temel talebinden vazgeçtiler.”
Ancak Darfur meseleleri üzerine çalışmalar yürüten akademisyen ve araştırmacı Abdullah Adem Hater ise Cuba Anlaşması’nın başlangıçta memnuniyetle karşılandığını söyledi. Hater, barışın devrimden sonra ezici bir halk arzusu olduğunu vurguladığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu nedenle insanlar, bu barış duygusunu tamamlamaya büyük umutlar bağladılar. Ancak ne yazık ki başta güvenlik düzenlemeleri protokolündeki eksiklikler, hareketlere bağlı grupların yeniden eğitilmemesi ve finansman eksikliği olmak üzere anlaşmanın eksiklikleri, yeni bir tür sorun yarattı.”
Hater, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyşedi:
“Özellikle Cebel Moon, Krinding ve Kreinak bölgelerinde yaşananlar ve şu an Güney Darfur’daki ‘Baleel’ bölgesinde devam eden ve binlerce kişinin ölmesine ve yerinden edilmesine yol açan çatışma, anlaşmaya uyulmamasının yarattığı bu sorunların yansımalarıdır.”
Abdullah Adem Hater, Darfur’da ve Kordofan’ın bir kısmında toprak arayan ‘yeni gelenler’ yüzünden çatışmanın alevleneceği konusunda uyarırken, “Gerçek bir hükümet gelmediği sürece bu sorunlar, daha da kötüleşebilir” dedi.
Hater, hareketin federal hükümetle iş birliği yapmama gerekçesini eleştirerek şu değerlendirmede bulundu:
“Bu hareketler, vatandaşlarla iletişim çemberini genişletmedi. Kamuoyuna ve barışa katkı sağlamadı. Bu sebeple halk, hükümetin barışa yatırım yapmak yerine onları yüzüstü bıraktığını ve kendisini vatandaşlardan ve onların sorunlarından uzaklaştırmayı seçtiğini düşünüyor. Önerilen hükümet ve Cuba barış hareketleri, barışı desteklemek ve vatandaşların isteklerini yerine getirmek için işbirliğini yeniden sağlamalıdır.”
Diğer yandan siyasi aktivist Muntaser İbrahim, Cuba Barış Anlaşması’nı ‘Darfur için bir tehdit’ olarak nitelendirirken, ‘yeni galipler’ ekleyerek sosyal dengeyi bozan yeni bir hizalanma türü yarattığını söyledi. İbrahim şu ifadeleri kullandı:
“Darfur, ihtilafın parçası olmayan unsurlar arasındaki yeni ittifaklar mücadelesine yansıyacak olan yeni dengelerin yaratılmasına değil, kapsamlı bir uzlaşmaya ihtiyaç duyuyor.”
Muntaser İbrahim’e göre çatışma çemberi içinde olmayan yeni bölge ve gruplar, bu çemberin parçası haline geldi, geçmişte savaşan unsurlar arasında yeni ittifaklar ortaya çıktı. “Adalet ve Eşitlik Hareketi, en yaygın şekilde temsil edilen hareketti, ancak geri çekildi ve belirli bir sosyal bileşenle sınırlı kaldı” diyen İbrahim, “Hareketin ortaya çıktığı yeni biçim, halkın reddettiği ‘bölgenin bileşenleri arasındaki savaşın belirli bileşenlerin lehine bir savaş olduğu şeklindeki’ söylemi akla getiriyor” şeklinde konuştu.
Muntaser İbrahim ayrıca Adalet ve Eşitlik Hareketi’nin ve diğer hareketlerin toplumsal bileşenlerine çekilmesinin, onları yalnızca belirli bir gruba ait bir hareket olarak görmeye yol açacağı konusunda da uyardı.
Sudan’da Cuba Barış Anlaşması: ‘Kıyamet Günü’
Vatandaşlara göre ‘silahlı hareketlerin liderleri, güç ve zenginlikten memnundu ve Darfur’u unuttular.’
Cuba Barış Anlaşması, Ekim 2020’de Minni Arko Minavi (sağda) ve Cibril İbrahim’in katılımıyla imzalanmıştı. (Reuters)
Sudan’da Cuba Barış Anlaşması: ‘Kıyamet Günü’
Cuba Barış Anlaşması, Ekim 2020’de Minni Arko Minavi (sağda) ve Cibril İbrahim’in katılımıyla imzalanmıştı. (Reuters)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة
Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’nın 2022 yılındaki parlamento seçimlerinin ardından yaptığı konuşmadan (Arşiv – AFP)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Haziran 2025’te Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Arşiv – Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Beyrut’taki Başbakanlık Ofisi’nde Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Lübnan Kuvvetleri Partisi internet sitesi)
Protestocular, 26 Nisan 2026'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda Atıf Necib'in yargılandığı gün pankartlar açtı (Reuters).
26 Nisan 2026'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda Atıf Necib'in ilk duruşması sırasında mahkeme salonunda bulunan Suriyeliler (AP)
26 Nisan 2026'da Atıf Necib'in yargılamasında, Hamza el-Hatib'in ve 2011'de Dara'da ölen başka bir çocuğun fotoğrafı gösterildi (SANA)
Suriye'nin güneyindeki Dara vilayetinin eski siyasi güvenlik başkanı Atıf Necib, 26 Nisan'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda görülen davasının ilk oturumunda (AFP)