Dünyanın gündemini kim yazıyor?

Dünyanın gündemini kim yazıyor?

16 Ekim 2022'de New York'un Manhattan bölgesinin doğusunda yer alan BM genel merkezi / Fotoğraf: AFP
16 Ekim 2022'de New York'un Manhattan bölgesinin doğusunda yer alan BM genel merkezi / Fotoğraf: AFP
TT

Dünyanın gündemini kim yazıyor?

16 Ekim 2022'de New York'un Manhattan bölgesinin doğusunda yer alan BM genel merkezi / Fotoğraf: AFP
16 Ekim 2022'de New York'un Manhattan bölgesinin doğusunda yer alan BM genel merkezi / Fotoğraf: AFP

Amine Hayri
Dün, yüksek sesle 'savaş değil, sevgi endüstrisi' lehine yüksek sesle bir çağrı yapıldı. Aynı zamanda tüm şekil ve amaçlarıyla nükleer silahsızlandırılma çağrısında bulunan başka bir ses yükseldi.
Geçen perşembe günü küresel hareketlilik barış için feminist hareketler ve diğer anarşist hareketler tarafından tekelleştirildi.
Daha sonra gezegen, çevre, iklim ve dünya sorunları, doğanın kaynaklarını ve dengesini insanoğlunun kurcaladığı sorunların olduğu bir çağın yolunu açtı.
Bu çerçevede gezegenin meseleleriyle ilgili resmi gündem, bazıları ortaya çıkıp kaybolan konularla meşgul olmaya devam ediyor.
Çoğunluk ise bu sorunun neden ortaya çıktığını ve bu konuya uluslararası ilginin neden devam ettiğini, sorunun neden ortadan kaybolduğunu ve artık neden kimsenin onu duymadığını kesin olarak bilmiyor olabilir. 
Ancak yakın zamanda dünyanın belli başlı ülkeleri, bir grup küçük ve orta ölçekli ülke ile 'dünya halkları üzerinde resmi karar niteliği taşıyacak yeni bir uluslararası gündemi duyurmak için' bir araya gelecek. 

Haklar
Azınlık hakları, siyah beyaz eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, kadın özgürlüğü, ifade ve inanç özgürlüğü gibi dünyanın tükenmez öncelikler listesi, bir sonrakilerin ortaya çıkışının yolunu açmak için kendisini 'ortaya çıkma, sonra bir gerileme ve ardından bir yok olma' durumuyla karşı karşıya buldu. 
Başta ABD ve daha sonra Avrupa ülkeleri olmak üzere büyük güçlerin, son derece önemli konuları 'insanların dikkatini en çok hak eden ve zaman, çaba ve paraya ihtiyaç duyan' en değerli meseleler olarak ilan etmesi adet olmuştur. 
İnsan hakları, hayvan hakları, diğer ülkelerde inanç özgürlüğü, demokratik olmayan ülkelerde demokrasi, yönetim, AIDS, cinsiyetsizlik, eşcinsellik ve dünyanın bir yerinde yaygınlaşmak ve halka ulaşmak için benimsenen diğer sıcak konular, herkesin endişesi gibi görünüyor. 

Herkesin 'haktan' daha çok meşgul olacağı bir konu var mı?
The Independent Türkçe'de yer alan habere göre, Uluslararası Af Örgütü, hakların zor kazanıldığını ve kolayca kaybedildiğini söylüyor. Örgüte göre ama ne mutlu ki dünya, hem haklarını elde etmek hem de korumak için azimli, örgütlenebilen ve kolektif eylemde bulunabilen insanlarla dolu. 
Örgüt, şu dokuz hareketin modern çağda en önemli konular olduğuna inanıyor; Amerikalı George Floyd'un ABD polisi tarafından öldürülmesinin ardından doğan 'Siyahların Yaşamları Değerlidir' (Black Lives Matter), 'Gelecek için Cuma Günleri Eylemleri', iklim aktivisti Greta Thunberg'e atfedilen 'İklim İçin Okul Grevleri', 'Asıl Sakinlerin Toprak Hakları Hareketi', Taliban hareketinin saldırısına uğrayan Pakistanlı Malala Yusufzay'a atfedilen 'Kız çocuklarının eğitim hakkı', Güney Afrika'nın merhum lideri Nelson Mandela'ya atfedilen 'Apartheid Karşıtı Hareket', Twitter'da cinsel taciz karşıtı olarak yayılan 'Metoo Hareketi', LGBT topluluğuna destek ve aynı cinsiyetten ve eşcinsel olmayanlar arasında evlenme hakkı, Suudi kadınların araba kullanma hakkı ve Uluslararası Af Örgütü'nün kendisi.

Yüce değerler
Uluslararası Af Örgütü ve diğer uluslararası insan hakları örgütleri tarafından gündeme getirilen veya benimsenen insan hakları meseleleri, dünyanın çoğu ülkesinde genellikle medya organlarının ana ve alt manşetlerinde yer buluyor. Bu örgütler, fonlarının büyük kısmını 'yüce değerlere ve sorunlara inanan bireylerden' sağlıyor. 
Uluslararası Af Örgütü'nün kurucusu İngiliz Avukat Peter Benenson, örgüte İngiliz istihbarat servislerinin sızdığı açıklandıktan sonra 1960'larda örgütün direktörlüğünden istifa etti. Ancak yürütülen bağımsız bir soruşturma çerçevesinde bu sızma eylemi kanıtlanmadı. 
Birleşmiş Milletler'in (BM) ifadesiyle örgütün, BM'nin 'ulusal sınırları aşan ve hiçbir ülkenin kendi başına çözemeyeceği tüm sorunları tartıştığı forum' olduğu değişmez bir doğru. 
Örgütün 'barış, insan hakları, uluslararası adalet ve üye devletlerin ekonomik ve sosyal ilerlemesinin desteklenmesi' çerçevesindeki ilk hedefleri, kendi başlarına ve 77 yıl boyunca benimsenen konularla gelişti. Nitekim BM, ne zaman bir meseleyi veya sorunu benimsese, o mesele uluslararası bir meseleye dönüşür oldu. 

Uluslararası nitelik
BM konularının uluslararası niteliği, dünyanın doğusunda göz ardı edilemeyecek, batısında kulak tıkanamayacak canlı bir gerçektir.
Afrika, kahverengi kıtada yer alan ülkelerdeki silahlı çatışmalardan, çocukların askere alınması da dahil olmak üzere sınırları aşan çatışmalara, ayrıca gençlik, radikalizm, eğitim, işsizlik ve mevcut olmayan fırsatlardan spora, hizmetlere, siyasi ve ekonomik hayata katılımlara kadar yıllarca ilgi odağı oldu. 
Fırsat eşitliği, eğitim ve istihdamı bir tercih değil bir hak olarak gören uluslararası kuruluş, içme suyu, okyanusların durumu ve denizler hukukunun yanı sıra yüzlerce konuda dünyaya öncülük ediyor.
Bazı kesimler, 2000 yılındaki Milenyum Zirvesi'nin konu başlıklarına bile dahil olan AIDS konusunun, 1996'dan itibaren uzun yıllar boyunca uluslararası toplantılara, konferanslara ve etkinliklere büyük oranda hakim olmasının ve son yıllarda ilginin yoğun şekilde azalmasının nedenlerini merak ediyor. 
BM AIDS Kontrol Programı, 1 Aralık Dünya AIDS Günü münasebetiyle, HIV bulaşmış insan sayısının şu anda 33 milyonu aştığını ve bunların üçte ikisinin Sahra altı Afrika'da olduğunu duyurdu.
Bazıları tarafından 'AIDS fobisi' olarak nitelendirilen düzeyde erken teşhisi ve gerekli tedaviyi almayı engelleyen damgalama, tüm bu yıllar boyunca birçok toplum ve kültürde aynı kalmıştır. 

Homofobi
Hastalığın azalması dolayısıyla değil, ona duyulan ilginin azalmasıyla durum, AIDS'e ilişkin fobiden şu sıralar dünya gündemine açık, bariz ve yoğun bir şekilde hakim olan homofobi ve transfobiye evrildi.
BM'ye göre bu hakimiyet, onu çürütmek ve LGBT topluluğunun 'insan haklarının onlarca yıl süren aleni ihlallerinden' sonra haklarını elde etmesini sağlamaya çalışmaktan kaynaklanıyor.
BM'nin genel merkezi New York'ta ve yaklaşık 370 km uzakta ABD Kongresi'nin merkezi olan Washington şehri bulunuyor. Kongre, yalnızca ABD'nin yasama organı değildir.
Ama aynı zamanda, özellikle de kendilerini 'Din Özgürlüğü Komitesi' tarafından yayınlanan gezegenin sorunlarından biri olarak dayatmış dünya ülkeleri için de raporlar yayımlıyor.
Komite, dünyanın her yerinde din özgürlüğü, inanç ve düşünce durumu hakkında yıllık bir rapor yayınlıyor. İlan edilen amacı ise 'zulüm altındakileri korumak amacıyla dünyadaki zulüm ve dini hoşgörüsüzlük gibi konularda içgörü ve değerlendirme sağlamak'. 
Komite'nin yayınladığı rapor, dünya ülkeleri açısından ABD dış politikasının gidişatında önemli bir belirleyici olarak görülmediği için büyük önem kazanmıştır.
Ancak sonuçları, özellikle raporun yazarlarının eleştirdiği veya gerekli din özgürlüğü ortamını sağlayamadığını düşündükleri ülkeler açısından son dakika haberine dönüşüyor.
Bu başarısızlık ise genellikle yardım fonlarının reddedilmesine veya silah ve diğer şeylerin elde edilmesine ilişkin kısıtlamalara dönüşüyor. 

Komplo istasyonu
Dünyanın gündemini, konularını, hareketlerini düşünmek, önceliklerini sıralamak, içeriğini belirlemek, fark edilmeden de olsa komplo istasyonunda geçer. 
Dünyayı aileler yönetiyor, meselelerine gizli örgütler hükmediyor, yer altı odalarında veya galaksinin uzak gezegenlerinde entrikalar devreye giriyor.
Dünyanın doğusunda ve batısında halkların ve herkesin meseleleri ve öncelikleri başkalaşım geçiriyor.
Doğudakiler, Batıdakilerin dünya işlerini kendi keyfine göre yönetenler olduğuna inanırken, belirli bir dine veya örgüte mensup olduklarına inanan gruplar da para ve güç sayesinde herkesi satranç taşları gibi hareket ettirerek insanlığın kaderini kontrol ediyor. 
Komplo şemsiyesine göre dünyayı kimin yönettiğine ve gündemini belirlediğine dair sayısız senaryo var.

'Sosyal medya' büyük bir güçtür
Ancak hesaplanabilecek olan, sosyal medya platformlarının ister küresel düzeyde ister ulusal düzeyde her ülkede ayrı ayrı küresel gündem haline getirmek için dayattığı sorun listeleridir.
Sosyal medyadaki en popüler platformlar, dünya gündeminin içeriğini belirlemeye ve yasalaştırmaya katkıda bulunabilen nispeten yeni bir 'süper güç' olarak kabul edilebilir.
Dünya kamuoyunu, bazen de ülkelerin tutum ve tepkilerini yönlendirme yeteneğini kanıtlamış olan bu platformlar, her ülkenin ayrı ayrı siyasi söylemlerini ve gündemini de şekillendirebilmektedir.
Dünyanın gündemi, iki süper gücün onlarca yıllık egemenliğinden, ardından dost ve destekleyici güçlerin eşlik ettiği birleşik bir güçten sonra tartışmalı hale geldi. İnsanlığın refahı ve güvenliği ile ilgilenen uluslararası insan hakları örgütleri ve diğer uluslararası kuruluşların benimsemeye ve yayınlamaya karar verdiği, yüzlerce konuyu içeren ve üst üste gelen gündem, sosyal medya organlarını veya bu organların sorumlularını Gezegenin İşleri İdari Konseyi'nin aktif bir unsuru olmaya zorladı.

Önemli aktörler
Amerikalı düşünür ve yazar Noam Chomsky, 'Dünyayı kim yönetiyor?' kitabında çoğunluğun, 'küresel ilişkilerde önemli aktörlerin devletler, özellikle güçlü ve süper güçler olduğu' fikrini benimsediğini belirtirken, ancak bu durumu tek başına 'yetersiz' olarak nitelendiriyor. 
Ülkelerdeki siyasi liderliğin tercihlerinin, iç güçlerin dengelerinden ve bloklarından etkilendiğine dikkat çeken Chomsky'e göre en demokratik ülkeler de dahil olmak üzere, nüfusun çoğunluğu her zaman marjinalize edilmiştir.
İskoç filozof ve iktisatçı Adam Smith'in tabiriyle 'insanlığın efendileri' görmezden gelinirken, dünyayı kimin yönettiğine dair gerçekçi bir anlayışa ulaşılması mümkün değil.
Smith'in zamanında, insanlığın efendileri Britanya'nın tüccarları ve imalatçılarıydı. Ancak günümüzde çok uluslu holdingler, devasa finans kurumları ve diğerleridir. 
Öte yandan benzer bir bağlamda Chomsky, 'Dünya Nasıl Çalışır?' (2012) kitabında, "Genel nüfus bilmiyor ve bilmediklerini bile bilmiyorlar" ifadelerine yer veriyor. 



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.