2023'te Suriye'nin geleceğini şekillendirecek olan 10 mesele

30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
TT

2023'te Suriye'nin geleceğini şekillendirecek olan 10 mesele

30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)
30 Aralık 2022'de Şam ile Ankara arasındaki normalleşmeye karşı İdlib'deki Suriyeli muhaliflerin düzenlediği protesto gösterisinden bir kare (EPA)

2023 yılında Suriye'de ve yurtdışında takip edilmesi gereken, farklı düzeylerde büyük etkileri olacak, sonuçları ve yansımaları yıllar, hatta on yıllar sonra netleşecek 10 mesele, dış bölgesel ve uluslararası anlayışlar sayesinde üç yıldır devam eden istikrarlı sürecin ardından Suriye'deki üç mini devlet arasındaki temas hatlarının kaderini de belirleyecek.
1- Türkiye normalleşmesi: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad’ın son haftalarda askeri ve güvenlik alanlarında gerçekleştirilen görüşmelerin sonuçlarını tamamlamak ve Suriye’nin kuzeyinde Fırat'ın doğusundaki ‘ABD bölgesinden’ başlayarak Rusya himayesinde ortak düzenlemelere varmak amacıyla bu ayın ortalarında bir araya gelmeleri bekleniyor.
Haziran ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri öncesi, Moskova'nın Şam ve Ankara için hazırladığı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'i bir araya getirecek yol haritasındaki adımları takip etmek gerekiyor. Bu adımların uygulanacağı sınırlara, derinliğe ve hıza bağlı olarak Suriye ve çevresinde büyük siyasi ve ekonomik sonuçları olacağına şüphe yok. Peki siyasetteki ve ekonomideki kazanımlar karşılığında coğrafyada bir takım tavizler mi veriliyor?
2- Kürt kaygısı: Şam, Ankara, Moskova (ve Tahran) arasındaki ana kesişme noktalarından biri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kürt varlığının ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin zayıflamasıdır. Kürt oluşumları Suriye’nin ve Türkiye’nin bekasına yönelik bir tehdit olarak görülüyor. Suriye ve Türkiye arasında olası ortak askeri operasyon planları var ve Rusya, tüm Kürt oluşumlarının Türkiye sınırından Suriye’nin 30 kilometre derinliğine çekilmesi yönünde baskı yapıyor.
Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ve Suriye Demokratik Konseyi’nin (SDK) konumunu ve bu gelişmelere nasıl tepki verdikleri takip edilmeli. SDG, 2019 yılı sonlarında Rusya ve Türkiye arasında imzalanan Soçi Anlaşması’na göre ağır silahlarını ve Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) 30 kilometre derinliğe çektiğini söylese de iç güvenlik güçlerini (Asayiş) ve yerel meclisleri geri çekmeyi reddediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimleri kaybetmesine, ABD’nin kendisini desteklemesine ve askeri varlığına güvenerek direniyor. Ankara ise SDG’ye bağlı tüm yapıların 30 kilometre derinliğe çekilmesinde ısrar ederken Suriye rejimine bağlı kurumların, Suriye bayrağının ve sınır muhafızlarının söz konusu bölgelerdeki varlığına itiraz etmiyor.
ABD eski Başkanı Donald Trump yönetiminin 2019 yılında aniden ABD askerlerini Suriye’den geri çekme kararı alması ve Türkiye’nin askeri harekatına kapıyı aralaması, mevcut ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin ABD kuvvetlerinin Suriye’de kalmaya devam etmesi kararı almasını sağladı. Ancak Ukrayna meselesine müdahil olan ABD’nin Türkiye’nin ve NATO’nun Ukrayna savaşında oynadıkları role ihtiyacı olduğuna ve Kürtler yüzünden Ankara ile bir çekişmeye girmeyeceğine dair bir takım göstergeler var.
Suriye-Türkiye normalleşmesinin başlamasından sonra, ABD’nin tutumundaki gelişmeleri ve Suriye'nin kuzeydoğusunda Ankara ile Washington arasındaki askeri anlaşmaların sınırlarını takip etmek gerekiyor.

Suriye’nin Arap ülkeleri arasına dönüşü
4- Arap ülkeleriyle normalleşme: Arap ülkelerinin başkentleri ve Arap Birliği (AL) ile Şam arasındaki normalleşmeye yönelik ortak adımlar 2022 yılında sessizce atılmaya başlandı. Suriye, Cezayir’in ev sahipliği yaptığı AL Zirvesi’ne önde gelen Arap ülkelerinin itirazları nedeniyle katılamadı. Ayrıca Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Şam ile normalleşmeye başlayan ülkeler de geçtiğimiz yıl Şam'ın sınırları kontrol etme ve uyuşturucu kaçakçılığını durdurma konusunda yetersiz kalmasından ötürü yaşadıkları acı deneyimin yanı sıra ABD Kongresi’nin Şam'a karşı ekonomik desteği ve harap olmuş haldeki ülkenin yeniden inşasını sınırlayan yeni kararlar çıkarması, ABD ve Batı ülkelerinin normalleşmeyi durdurmaya yönelik baskısı gibi çeşitli nedenlerle diğer ülkeler gibi normalleşme konusundan uzaklaştılar.
Suriye’nin 2023 yılında Arap ülkeleri arasına dönmesinin sonucunu ve önümüzdeki baharda yapılması planlanan AL Zirvesi’nde sergilenecek tutumu, bir yanda Arap ülkeleri, ABD, Çin ve Rusya ilişkilerinde yaşanan değişimler, diğer yanda Ankara ve Şam arasındaki normalleşme adımları, Şam'ın bölgesel dosyalardaki tutumu ve öte yanda İran ile ilişkileri çerçevesinde takip etmek oldukça önemli.
5- Ukrayna’daki savaş: Rusya’nın Ukranya’ya savaş açmasının Suriye üzerindeki etkisi hem çeşitli yönlerde hem de büyük oldu. Savaş, Ankara ile Moskova ve Putin ile Erdoğan arasındaki iş birliğini güçlendirdi. Putin’in Erdoğan’a ihtiyacı var. Çünkü Türkiye, Rusya için ekonomik ve siyasi bir kapı haline geldi. Putin'in Erdoğan’a ve Esed'e görüşmeleri için baskı yapması, geçmişi unutmaları ve Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlamak için çabalaması Putin’in Erdoğan’a ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Ayrıca bu savaşın ekonomik ve siyasi yansımaları da oldu. Suriye uluslararası koridorlarda unutulan bir konu haline geldi ve bağış parası Suriye yerine Ukrayna'ya gidiyor. Bu, Suriye'deki ekonomik krizin derinleşmesinde açıkça ortaya çıktı.
6- İsrail’in düzenlediği hava saldırıları: İsrail’de göreve gelen Binyamin Netanyahu'nun aşırı sağcı hükümeti, yeni yıla Şam Uluslararası Havalimanı'ndaki ‘İran’a ait hedefleri’ bombalayarak ve havalimanının saatlerce hizmet dışı kalmasına yol açarak başladı.  İsrail, geçtiğimiz yıllarda İran’ın Suriye'deki mevzilerine yüzlerce bombardıman düzenledi. Son bir yılda gerçekleştirdiği hava saldırılarının kapsamı, Suriye'nin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine doğru genişledi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre İsrail’in 2022 yılında düzenlediği 32 bombardıman sonucunda binalar, silah depoları, karargahlar, merkezler ve araçlar dahil olmak üzere yaklaşık 91 hedef imha edildi, 88 unsur öldü, 121 unsur yaralandı.
2023'te Netanyahu'nun sağcı bir hükümetle iktidara geri dönüşünün Suriye'deki yansımalarını takip edilmeliyiz. Netanyahu hükümeti, İran'ın nükleer dosyasını nasıl ele alacak? Putin ile daha önce varılan anlaşmaların ve Rusya’nın Suriye’deki birliklerinin kullandığı Hmeymim Hava Üssü ile Tel Aviv arasındaki askeri koordinasyonu nasıl bir gelecek bekliyor? Yeni hükümetin politikaları, Suriye'ye, Tel Aviv'in Ukrayna savaşına ilişkin tutumuna ve Moskova ile Tahran’ın Suriye’deki askeri iş birliğine nasıl yansıyacak?

Suriye ile İran ‘evliliğinin sona ermesi’
7- İran ittifakı: İran’ın 2012 yılı sonunda Suriye’ye müdahalesinden bu yana ‘rejimin kurtarılmasına’ katkıda bulunduğuna ve çok sayıda askeri, ekonomik, güvenlik ve mali destek sağladığına inanan Tahran, tüm bunların karşılığını istiyor. Rejimi ekonomik krizlerden bedavaya kurtarma niyetinde olmadığından bunu erteliyor. Kalıcı askeri üslerin kurulması, petrol, doğalgaz ve fosfatla ilgili ekonomik anlaşmalar ve suç işlemeleri halinde Suriye’deki mahkemelere çıkarılmaları dışında İranlılara Suriyeli gibi muamele edilmesi gibi anlaşmaları içeren bir takım tavizlerle yaptıklarının bedelinin ödenmesini istiyor.
Tahran, Suriye'de büyük tavizler elde etmek için ülkede kötüleşen ekonomik krizden, Moskova'nın Ukrayna'yla meşgul olmasından, Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme rüzgârlarından ve İsrail’in düzenlediği hava saldırılarından faydalanıyor.
Bu sürecin detaylarını, Şam’ın konumunu ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin geçtiğimiz hafta gerçekleşmesi planlanan ziyaretin ertelendiği tarihin takip edilmesi ve Suriye-İran ‘evliliğinin sona ermesi’ ya da aralarındaki ilişkinin yeniden tanımlanması gerekiyor.
8- Ekonomik kriz: Yaklaşık 12 yıl süren savaş sırasında Suriye adeta yok edildi. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre Suriyelilerin yarısı (12 milyon) evlerini terk ettiler. Üçte biri (7 milyon) yurtdışında mülteci oldu. Yaklaşık yüzde 90'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yüzde 80'i gıda güvensizliği ile karşı karşıya. Yaklaşık 14,6 milyon kişi yardıma muhtaç halde. Gıda ürünlerinin maliyeti geçtiğimiz yıl yüzde 85 artarken Suriye lirası değerinin yüzde 80'inden fazlasını kaybetti.
Suriye büyük bir trajediye dönüştü. Suriye'ye sınır ötesi insani yardımlar için BM Güvenlik Konseyi'nin(BMKG)  ilgili kararının süresi 10 Ocak'ta bitiyor. Özellikle karar, ülkenin kuzeyindeki yaklaşık 4 milyon Suriyelinin can damarı olduğu ve Şam’ın harcamalarının yükünü hafiflettiği için kararın süresinin uzatılması meselesi ve Rusya'nın bu konudaki tutumu takip edilmeli.
9- Suriye'nin çöküşü: Rejimin kontrolündeki bölgelerde yaşayan Suriyeliler, 2022'nin (savaşın başladığı) 2011'den bu yana geçen en kötü bir yıl olduğunu söylüyorlar. Şam yönetiminin, ekonomik maliyeti azaltmak için tatilleri uzattığı, devlet kurumlarındaki ve hastanelerdeki çalışmaları durdurduğu kaydedildi.
Ekonominin felce uğradığından söz ediliyor ve ülkenin tamamen iflas etmesinden korkuluyor. Mevcut ekonomik krizin sonuçlarını ve hükümetin, ordunun ve güvenlik kurumlarının çalışmalarını ve egemenliğini nasıl etkileyeceğini izlemek gerekiyor. Ayrıca, Suriye-Türkiye normalleşmesinin ekonomik kriz üzerindeki yansımaları da takip edilmeli. Kriz, Şam'ı siyasi alanda tavizler vermeye ve BMGK’nın 2254 sayılı kararını uygulamaya mı itecek yoksa İran'la ilişkilerini gevşeterek jeopolitik alanda tavizler vermeye mi itecek?
10- Adıma adım yaklaşımı: BM'nin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, geçtiğimiz yıllarda 2254 sayılı BMGK kararının uygulanması için bir giriş noktası olarak Suriye Anayasa Komitesi toplantıları yapmaya önem veriyordu. Suriye Anasa Komitesi, Astana Süreci çerçevesinde Rusya, Türkiye ve İran uzlaşı sonucunda kurulmuştu. Rusya, Ukrayna savaşının ardından geçtiğimiz aylarda çalışmalarını donduran Suriye Anayasa Komitesi'nin Cenevre’deki toplantılarının başka bir yerde yapılmasını talep etti.
Pedersen, Batılı ülkelerin teşvikler ve istisnalar sunması karşılığında Şam'ı önlem almaya çağıran ‘adıma adım yaklaşımı’ adlı eski bir öneriyi yeniden hayata geçirdi. Öneri eski olsa da Şam'ın adıma adım yaklaşımıyla ilgilenmeye başlaması yeniydi. Yapılan teklifleri ve bu teklifleri sunan ülkeleri öğrenmek isteyen Suriye Dışişleri Bakanı Mikdad ve Pedersen'in Şam'daki son görüşmeleri Suriye rejiminin bu yaklaşımla ilgilendiğinin göstergesiydi.
Küçük ve basit şeylere gelince Batılı ülkeler elektrik sorununu çözmek için adım atarken bir yandan Şam'ın tutuklular, af ve mülkiyet prosedürlerine ilişkin adımları karşılığında Suriyeli diplomatlara vize sağlıyor.
Mikdad ve Pedersen arasında kısa bir süre sonra yapılması planlanan görüşmenin Ankara-Şam arasındaki normalleşmeden ne ölçüde etkilendiğini ve Şam'ın BM Suriye Özel Temsilcisinin girişimleri çerçevesinde adımlarını atmakta ne kadar kararlı olduğunu bu bağlamda takip etmek gerekiyor.
 



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.