Hamaney kadınların ‘devrim karşıtlığı’ ile suçlanmasına karşı çıktı

İran Dini Lideri Hamaney, kadınların karar alma ve oluşturma sürecinin çeşitli kademelerinde istihdam edilmesinin uzun zamandır aklında olduğunu vurguladı.

Hamaney dün Tahran'daki evinde bir grup kadınla toplantı gerçekleştirdi. (Hamaney’in internet sitesi)
Hamaney dün Tahran'daki evinde bir grup kadınla toplantı gerçekleştirdi. (Hamaney’in internet sitesi)
TT

Hamaney kadınların ‘devrim karşıtlığı’ ile suçlanmasına karşı çıktı

Hamaney dün Tahran'daki evinde bir grup kadınla toplantı gerçekleştirdi. (Hamaney’in internet sitesi)
Hamaney dün Tahran'daki evinde bir grup kadınla toplantı gerçekleştirdi. (Hamaney’in internet sitesi)

İran’da Mahsa Amini adlı genç bir kızın Ahlak Polisi tarafından başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınmasının ardından yaşamını kaybetmesi ile başlayan ‘Kadın, Yaşam ve Özgürlük’ protestolarının patlak vermesinin üzerinden dört ay geçti. İran Dini Lideri Ali Hamaney başörtüsü hakkında dönen tartışmalara karşı sessizliğini bozdu. Kadınlardan oluşan bir grubun önünde, kadınların karar alma merkezlerinde pozisyon almalarının yollarını tartışmak için çağrıda bulundu ve başörtüsü kuralına tam olarak riayet etmeyen kadınlara ‘devrim karşıtlığı ve dinsizlik’ suçlamalarının yöneltilmesine karşı çıktı.
Hamaney protestocuların ‘zorunlu başörtüsü’ kanunlarının lağvedilmesi yönündeki taleplerine değinmeden şunları söyledi:
“Başörtüsü kuralına tam olarak uymayanlar da bizim öz kızlarımızdır. Tesettürün farz olduğuna şüphe yoktur. Ancak bu, başörtüsü kuralına tam olarak uymayanların dinsizlik ve devrim karşıtlığıyla suçlanmasına sebep olmamalıdır. Başörtüsünden zafiyet vermek doğru değil ancak bu insanı din ve devrim çemberinin dışına da çıkarmaz.”
Üstü kapalı bir şekilde kadınların yüksek mevkilere gelmesine yönelik iç taleplere işaret eden Hamaney “Bilgi, tecrübe ve dirayet sahibi eğitimli kadınların karar alma ve oluşturma sürecinin çeşitli kademelerinde istihdam edilmesi önerisi uzun zamandır aklımda olan önemli bir konu. Allah'ın izniyle bunun hal çaresine bakacağız” dedi.
Kadınların yüksek mevkilere atanması, her cumhurbaşkanlığı seçiminden ve yeni hükümetin kurulmasından sonra İran hükümet çevrelerini meşgul eden ana konulardan biri. Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad hükümetindeki bir kadın bakan dışında, kadınlar bakanlık pozisyonlarında yer alamadılar.
Nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, tekrar tekrar verdiği sözlere rağmen kabinesine kadınları dahil etme sözlerini yerine getirmedi ve hukuk, kadın ve çevre işlerine kadın yardımcılar ve milletvekilleri atamakla yetindi. Ruhani gibi katı muhafazakar İbrahim Reisi de sadece aile işlerinden sorumlu yardımcısı olarak bir kadını atadı.
İran medyası, Hamaney'in konuşmasını ‘kültürel, sosyal ve bilimsel alanlarda yüzlerce kadın akademisyen ve aktivistin önünde’ yaptığını bildirdi.
Hamaney, Batı ülkelerinin kadın hakları alanındaki tutumlarını ‘ikiyüzlülük’ olarak nitelendirdi. Resmi internet sitesine göre, Batılı ülkeleri kadınlara ‘temel darbeler’ indirmek ve onları ‘arkadan vurmakla’ suçlayarak, ülkesinin ‘savunma değil, talep duruşunda’ olduğunu söyledi. Batı'yı kadınlara erkeklerden daha düşük maaş vermekle suçlayarak “Batı’nın küstahlığı burada ortaya çıkıyor. Kadınlık onuruna indirdikleri onca darbeye rağmen kendilerini kadın hakları bayrağının taşıyıcısı olarak görüyorlar. Bu tam bir küstahlık” ifadesini kullandı.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Hamaney sözlerini şöyle sürdürdü:
“Batı'daki kapitalist sistem ataerkil bir sistemdir. Erkeklerin otoritesi ve gücü daha fazladır. Ekonomi ve ticari yönetim gibi alanlar erkeklerin elindedir. Yani kapitalist sistemde erkeklerin kadınlara göre önceliği vardır. Zira sermayenin insana tercih edilmesi, erkekler söz konusu olduğunda daha doğrudur.”
Hamaney bu açıklamasıyla protestolar patlak verdiğinden beri ilk kez bizzat başörtüsü sorunu hakkında yorum yapmış oldu. Hamaney geçtiğimiz ekim ayı başlarında, ilk kez krizin fitilinin ateşlenmesi hakkında yorum yapmış ve o sırada güvenlik güçlerini destekleyerek Batılı tarafları protestoları kışkırtmakla suçlamıştı. Ayrıca Amini’nin ölümüyle ilgili olarak “Yüreğimi parçaladı” ifadelerini kullanmıştı.
22 yaşındaki Kürt asıllı Mahsa Amini’nin başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle Ahlak Polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından ölmesiyle 16 Eylül’de başlayan protestolar halen devam ediyor.
‘Hamaney’e ölüm’ ve ‘Diktatöre ölüm’ şeklinde ya da rejimin yıkılmasını isteyen sloganların atıldığı protestolarda göstericiler, kadınlara yönelik başörtüsü zorunluluğu yasalarına öfkelerini dile getirdiler. İranlı kadınlar, ülkeleri dışındaki uluslararası turnuvalara başörtüsü takmadan katıldılar.
Hamaney'in konuşması, İran kuruluşlarının rejim karşıtı gösterilere yanıt olarak başörtüsü yasalarının daha da katılaştırılması çağrısında bulunduğu bir zamanda geldi. Geçen hafta Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığı ile bilinen Fars Haber Ajansı, polisin, özel arabalarında başörtüsü yasalarına uymayan kadınlara uyarı mesajları gönderme planına devam ettiğini bildirdi. Yeni uyarı mesajında “Arabanızda başörtüsü takmadığınız tespit edilmiştir. Toplumsal kurallara saygı duymanız ve bunun bir daha yaşanmamasına özen göstermeniz gerekmektedir” ifadeleri yer alıyor.
İran İslam Cumhuriyeti Başsavcısı aralık ayı başlarında, Ahlak Polisi oluşumunun lağvedildiğini duyurmasına rağmen muhalifler zorunlu başörtüsü yasasının uygulanmaya devam edilmesinden dolayı bu açıklamanın doğruluğundan şüphe ediyorlar. Geçtiğimiz ayın sonunda İran Kültür Devrimi Yüksek Komitesi Genel Sekreteri Said Rıza Amili, polisin 'son olaylarda şiddet kullanmak istemediği için şiddete maruz kaldığını' söyledi. Amili, Ahlak Polisi'nin lağvedildiğine yönelik işaretleri üstü kapalı olarak yalanlayarak komitenin 'manevi rehberlik devriyesi hakkında bir kararı olmadığını' belirtti.
İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'na (HRANA) göre, protestolar İran'ın 31 ilindeki 161 şehre ve 144 üniversiteye yayıldı. Yetkililer protestoları bastırmak için gerçek mermi kullanarak şiddetli bir baskı operasyonu başlattı. Kadınlar başörtülerini ellerinde sallayıp yakarak protestocuların saflarına öncülük etti.
Üniversite öğrencileri eylemlere yoğun bir katılım gösterdi. Kız öğrenciler başörtülerini çıkarıp rejim karşıtı sloganlar attılar. Tahran’da avukatlar harekete katılarak göstericilerin ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ sloganını tekrar ettiler. Onları tüccarlar, işçiler ve öğretmenler izledi. Protestoların ilk haftasından itibaren yetkililer, interneti kısıtladılar ve İran'da en çok kullanılan Instagram ve WhatsApp gibi daha önce engellemedikleri birçok iletişim ağını engellediler.
Protestocuların saflarında 70’i çocuk 516 kişi yaşamını yitirdi. Protestocularla güvenlik güçleri arasında çıkan arbedelerde 68 güvenlik gücü de öldü.
Tutukluların Durumlarını Takip Komitesi dün Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, son araştırmasına dayanarak 16 kişinin gözaltı sırasında öldüğünü bildirdi.
Komite, insanların 'işkence nedeniyle yaşamlarını yitirdiğini ve ayrıca vurulduktan sonra düzgün bir tedavi görmediklerini' söyledi. Komite ölülerin resimlerini ve isimlerini yayınladı. Geçen pazartesi, Kürt haklarını savunan Hengaw İnsan Hakları Örgütü, protestolar esnasında Kürt şehirlerinde öldürülen 127 kişiden 10'unun işkence altında yaşamını yitirdiğini tespit ettiğini bildirdi.
Resmi istatistik makamları ölü ve gözaltı sayısını açıklamadı. Ancak DMO’daki bir komutan, ülke genelinde 300 kişinin öldürüldüğünü ve istatistiğin güvenlik personelini de içerdiğini söyledi. İnsan hakları ihlallerini yakından takip eden HRANA’nın paylaştığı tahmine göre şu ana kadar 19 bin 250 kişi tutuklandı.
ABD ve Avrupa'daki müttefiklerinin yanı sıra Kanada ve Avustralya, Ahlak Polisi’nin yanı sıra DMO liderleri, DMO'nun yan kuruluşları ve protestocuları yakalama sürecine aktif olarak katılan Besic milislerini hedef alan ekonomik yaptırımlar uyguladı.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi geçen kasım ayında,, protestolara yönelik kanlı baskıya ilişkin bağımsız bir soruşturma açılması yönünde oylama yaptı. İran, konseyi ‘siyasi bir oluşum’ olarak nitelendirerek kendisiyle işbirliği yapmayacağını söyledi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.